İlk Derece Mahkemesi · İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/267 E. 2024/905 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/267
Karar No
2024/905
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/267 Esas KARAR NO : 2024/905 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/03/2024 KARAR TARİHİ : 06/11/2024 Davacı tarafından davalı aleyhine açılan İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda, tüm dosya incelendi. İDDİA VE TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;"Müvekkili ile davalı arasında 08.08.2019 tarihli... Yapısı Ve Geri Devir Pompa İst. Platform, Izgara, Şase, Korkuluk Ve Merdiven Yapım Sözleşmesi imzalandığı, müvekkilinin, bu sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiği ve hak edişleri için de 20.11.2019 tarihli 446.172,69 TL bedelli, 25.12.2019 tarihli 453.551,31 TL bedelli olmak üzere toplam 2 adet faturaların düzenlendiği, bu faturaların davalı tarafından da kabul edildiği, davalı tarafından fatura bedellerinin zamanında ödenmediği, gecikmeli olarak ödendiği, davalı tarafından ödemelerin, zamanında yapılmaması nedeniyle müvekkilinin işbu faturalar kapsamında bakiye alacağının kalmış olduğu, bu nedenle de İzmir... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı ancak davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak takibe itiraz edildiğini belirterek İzmir. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapılan haksız ve hukuka aykırı itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP VE SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;İdare ile davacı ... Mühendislik arasında ...hale kayıt numaralı ve 08/08/2019 tarihli 02 Dağıtım Yapısı ve Geri Devir Pompa İstasyonu, Izgara, Şase, Korkuluk ve Merdiven Yapım İşi Sözleşmesinin imzalandığı, davacı tarafından idare adına düzenlenen faturaların ödemelerin yapılmış olduğu, nitekim bu durumun da davacının da kabulünde olduğu, davacının İdareden herhangi bir alacağının bulunmadığı, davacı hem faiz alacağını bakiye alacak adı altında takibe konu etmiş, hem de faize faiz işletmiş olduğu, davacının faiz alacağının talep etmesinin yasal dayanağı bulunmadığı gibi, davacı tarafından ayrıca Borçlar Kanununa aykırı bir şekilde faize faiz talep edilmiş olduğu, davaya konu fatura bedellerinin mevzuat gereği İdarece muhasebeleştirilirken sıraya alındığından ve bir kısım fatura ödemelerinin sırası COVİD-19 dönemine rastlamış ve bir takım gecikmelerin yaşanmış olduğu, Covid 19 pandemisinin, tüm dünyayı tahminlerin ötesinde etkilemiş olduğu ve milyonlarca can kaybına yol açmış devletlerin ekonomik durumunda bile olumsuzluğa yol açmış olağan üstü bir dönem olduğu, bu açıkça, tam anlamıyla bir mücbir sebep hali olduğu, bu nedenle bazı hak ve yükümlülüklerde yaşanabilecek aksaklıkların hukuki yaptırımı bulunmamakta, mücbir sebep unsuru bazı halleri de meşru kılmakta olduğu, mevzuat gereğince sırası geldiğinde, davacının alacağı da İdarece ödenmiş olduğunu belirterek davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. DAVA: Dava eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. DELİLLER: -İzmir ... İcra Müdürlüğünün...esas sayılı dosya sureti, -İzmir Esnaf ve Sanatlarlar odasının 04/04/2024 tarihli yazısı ve eki, -İzmir Vergi Dairesinin 16/04/2024 tarihli yazısı ve eki, -İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünün 17/04/2024 tarihli yazısı ve eki, -İzmir Büyükşehir Belediyesi Merkez Atıksu Şube Müdürlüğünün 28/06/2024 tarihli yazısı ve eki, -Bilirkişi...ın 08/09/2024 tarihli raporu. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Faiz genel anlamıyla, alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeniyle nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği miktar, kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlanmaktadır. Faizin varlığı için ilk şart bir para borcunun mevcudiyetidir. Faiz asıl borca bağlı olarak doğar, asıl borcun herhangi bir nedenle sona ermesi halinde de asıl alacak ile birlikte sona erer. Doğmuş faizin asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması ya da halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması gereklidir. Faiz asıl alacak veya tazminatın eklentisi niteliğinde olup, kural olarak dava açılırken ya da icra takibi yapılırken faiz de istenir. Ancak faiz alacağının tahsili için ayrıca takip yapılmasına veya dava açılmasına da engel bulunmamaktadır. Temerrüt faizi, temerrüde düşen borçlunun para borcunu ödemede gecikmesi halinde alacaklıya ödemek zorunda olduğu asgari miktardır. Temerrüt faizi, muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Temerrüt faizi başlangıç tarihi yönünden; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş (kesin vade bulunması) veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; borçlu temerrüde düşmüş olur (BK 101. ve TBK 117. madde). Kesin vade olmadığı gibi temerrüde düşüren ihtarname de çekilmeden icra takibi yapılmış ise takip tarihinde temerrüt gerçekleşir (11.12.1957 tarih 17/29 sayılı İBK). Temerrüde esas icra takibi de bulunmuyorsa dava tarihinde temerrüt gerçekleşir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 121/2. maddesinde faize faiz yürütülemeyeceği düzenlendiği gibi, 3095 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği, bu konuya ilişkin Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nun ticari işlerde oran serbestisini ve bileşik faizi düzenleyen “Ticari İşlerde Faiz” başlıklı 8. maddesinin 2. bendinde, üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin ana paraya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerli olduğu, bu fıkranın sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmayacağı, düzenlenmiştir. Bu madde kapsamında değerlendirilebilecek olan kapitale dönüşen faiz alacağı, ancak paranın faiz geliri elde etmek amacıyla ödünç verilmesi veya herhangi bir şekilde bir süre borçluda kalması üzerine faiz ödenmesinin öngörüldüğü hallerde söz konusu olabilir. (HGK. 31.03.2004 tarih ve 2004/12- 163 Esas, 2004/184 Karar) Faize ilişkin olarak açılacak davalarda zamanaşımı sürelerinin hesabına gelince, alacak veya tazminatın eki ve ödemede gecikmenin bedeli niteliğindeki faizin zamanaşımı ile faiz davasının zamanaşımı aynı süreye yani asıl alacak ve tazminatın zamanaşımı sürelerine bağlıdır. Zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlar. Borcun muaccel olması ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan söz edilemez. Asıl alacak zamanaşımına uğradığında ona bağlı faiz ve diğer haklar da zamanaşımına uğrar. Bağımsız faiz davalarında bu sürelerin hesabı, asıl alacak ve tazminatın zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasından farklıdır. Çünkü, asıl alacak ve tazminatın zamanaşımı süreleri ileriye doğru işlerken, bağımsız faiz davalarında zamanaşımı süresi, davanın açıldığı tarihten geri doğru hesaplanmak gerekir. Öte yandan, asıl alacak ve tazminatın zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile, eğer açılan dava sürmekte ise veya dava sonuçlanmış olup da para henüz tahsil edilmemişse, borçlunun temerrüdü para tahsil edilinceye kadar devam edeceğinden, faize ilişkin davanın açıldığı tarihten geriye doğru asıl alacağın zamanaşımı süresi kadar faiz istenebilir. 6098 sayılı TBK 131. maddesine göre(818 sayılı BK 113. maddesi) “Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir.” İtirazın iptali davası da; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-1663 E., 2021/1070 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalar göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamında toplanan deliller bir arada değerlendirildiğinde;davacının, davalı aleyhinde İzmir... İcra Dairesinin ...Esas sayılı dosyasında eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağına istinaden toplam 12.389,29 TL fatura alacağı, 7.523,78 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 19.913,07 TL alacak üzerinden icra takibi başlattığı, ödeme emrinin davalı borçluya 05/02/2024 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun 06/02/2024 tarihinde yasal süresi içerisinde, borca ve ferilerine itiraz ettiği, takibin durduğu, davalı borçlunun takibe itirazı üzerine davacının iş bu itirazın iptali davasını bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde ikame ettiği, davalı ile aralarında eser sözleşmesi bulunduğu, bu sözleşme kapsamında davalı adına 2 adet fatura düzenlendiği, davalı tarafından ödemenin 4 taksitte yapıldığı, ancak ödemelerin zamanında olmadığı, bundan kaynaklı olarak bakiye alacağının bulunduğu, takibe yapılan itirazın haksız olduğunu iddia ettiği ve davalı tarafından takibe yapılan itirazın iptalini talep ettiği, davalının ise taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu, bu sözleşme kapsamında düzenlenen davacı faturalarının ödendiği, davacının herhangi bir alacağının bulunmadığı, davacının talebinin asıl alacağın geç ödenmesinden kaynaklı faiz talebi olduğu, davacının faiz alacağının bulunmadığı, ayrıca faiz alacağına faiz işletilmesinin yasaya aykırı olduğunu savunduğu, taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu ihtilafsız olup, uyuşmazlığın davacının bu sözleşmeden kaynaklı olarak bakiye alacağının olup olmadığı, varsa miktarının ne olduğu, ve takibe yapılan itirazın iptali koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda olduğu anlaşılmıştır. İzmir Vergi Dairesi, İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü ve İzmir Esnaf ve Sanatkarlar odasının cevabı yazılarına göre davacının bilanço usulüne göre defter tuttuğu ve tacir olarak ticaret siciline kayıtlı olduğu, her iki tarafı tacir olan ve tarafların ticari işletmesini ilgilendiren nispi ticari dava niteliğindeki eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkta mahkememizin görevli olduğu belirlenmiştir. Takip talebi ile dava dilekçesi arasında uyumsuzluk bulunduğunun tespit edilmesi üzerine mahkememizce 03/07/2024 tarihli celsenin 2 nolu ara kararı ile davacı vekiline takibe konu alacağını açıklamak ve somutlaştırmak üzere süre verildiği, davacı vekilinin 16/07/2024 tarihli dilekçesi ile D2 Dağıtım Yapısı Ve Geri Devir Pompa İst. Platform, Izgara, Şase, Korkuluk Ve Merdiven Yapım Sözleşmesi kapsamında 20.11.2019 tarihli 446.172,69 TL ve 25.12.2019 tarihli 453.551,31 TL bedelli 2 adet faturanın düzenlendiği, takibe konu alacağın bu faturalardan kaynaklandığı, 20.11.2019 tarihli 446.172,69 TL (damga vergisi çıkarıldıktan sonra ödenecek miktarın 434.285,32 TL olduğu) bedelli faturanın son ödeme tarihinin sözleşme kapsamında 14.12.2019 olduğu, ancak davalı tarafından ödemelerin 27.12.2019 tarihinde 217.142,66 TL ve 03.01.2020 tarihinde 217.142,66 TL olacak şekilde gecikmeli olarak yapıldığı, bu nedenle davacının bu fatura için 3.770,17 TL alacağının kaldığı, davalı tarafından 28.02.2020 tarihinde yapılan 220.709,34 TL'lik ödemeden ilk önce kalan 3.770,17 TL'lik alacağın tahsil edildiği, 25.12.2019 tarihli 453.551,31 TL (damga vergisi çıkarıldıktan sonra ödenecek miktarın 441.418,68 TL olduğu) bedelli faturanın son ödeme tarihinin sözleşme kapsamında 15.01.2020 olduğu, ancak davalı tarafından ödemelerin 28.02.2020 tarihinde 216.939,17 TL (ödemenin 220.709,34 TL olduğu ancak önceki faturadan kalan 3.770,17 TL düşüldüğü) ve 13.03.2020 tarihinde 220.709,34 TL olacak şekilde eksik ve gecikmeli olarak yapıldığı, neticeten davalının geç ve eksik ödeme yapması nedeniyle davacının 12.389,29 TL bakiye alacağı ve 7.523,78 TL faiz alacağı kaldığı yönünde beyanda bulunduğu görülmüştür. Mahkememizce taraflar arasında ticari ilişki olup olmadığı, ilişki var ise bu ilişkinin ticari defterlere ne şekilde yansıdığı ve takibe konu alacağın varlığı ve miktarına ilişkin olarak davacı defterleri üzerinde bilirkişi tarafından incelenmesine karar verildiği, bu kapsamda davacıya da 03/07/2024 tarihli celse ara kararı ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak 2019-2020-2021-2022- 2023-2024 yıllarına ait ticari defter ve kayıtlarını sunmak veya bulunduğu yeri bildirmek üzere 2 haftalık kesin süre verildiği, kesin sürenin sonuçlarının ihtar edildiği, davacı vekilinin yasal süresi içerisinde ticari defter ve kayıtlarının bulunduğu yeri bildirdiği, mahkememizce davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde mahalinde inceleme yapılması için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişinin 08/09/2024 tarihli raporunda, davacının davaya konu uyuşmazlık dönemine ilişkin defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, kendisi lehine delil vasfına sahip olduğu, davacı tarafından 1 nolu hakediş için kdv dahil 446.172.69 TL, 2 nolu hakediş için kdv dahil 453.501,31 TL olmak üzere toplam 899.674,00 TL bedelli 2 adet fatura düzenlendiği, bu faturaların davacı defterinde kayıtlı olduğu, davalı tarafından davacıya 27/12/2019, 03/01/2020, 28/02/2020 ve 13/03/2020 tarihlerinde olmak üzere toplam 875.704,00 TL ödeme yapıldığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 30.maddesi uyarınca ayrıca yapılan hakediş ödemesinin %3 oranında yani 23.970,00 TL kesinti yapıldığı, yapılan kesinti ve ödemeler toplamının fatura bedeli olan 899.674,00 TL'ye eşit olduğu, davacının kendi defterine göre davalıdan alacağının bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 11/2 maddesi uyarınca yapılan ödeme tarihleri dikkate alınarak 13.311,92 TL gecikme faizinin hesaplandığı yönünde görüş ve kanaat bildirildiği görülmüştür. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından her ne kadar davalı tarafından yapılan ödemelerin TBK'nun 100.maddesi uyarınca öncelikle faiz alacağından mahsup edildiği, bakiye fatura alacağının oluştuğu ileri sürülmüş ise de, takip ve davaya konu talebin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanan faiz isteğine ilişkin olduğu, taraflar arasındaki pompa istasyonu platform, ızgara, şase, korkuluk ve merdiven yapım işine ait sözleşmenin 11. maddesinin ödeme yeri ve şartlarını düzenlediği, sözleşmenin 11.2 maddesi hükmüne göre hak ediş raporlarının sözleşmenin eki olan Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nde düzenlenen esaslar çerçevesinde kanuni kesintilerde yapılarak her ayın ilk beş günü içerisinde düzenleneceği, idarece onaylandıktan sonra 30 gün içinde tahakkuka bağlanacağı, 15 gün içerisinde de hak edişlerin ödeneceğinin hükme bağlandığı, sözleşmenin 11.2. maddesinde yer alan hükmün Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamasına göre muaccelliyet şartı olduğu, bu maddeye göre hakedişlerin miktarı, düzenleneceği tarih ve onay tarihleri açıkça gösterilmediğinden kesin vade bulunduğunun kabul edilemeyeceği(Benzer yöndeki kararlar için bkz. Yargıtay 15 HD'nin 25.04.2008 gün 2007/1286 Esas 2008/2753 Karar, 18.09.2007 gün 4307 Esas-5443 Karar, 2014/4445 Esas 2014/6204 Karar, 12.06.2008 gün 2007/3866 Esas 2008/3896 Karar, 12.10.2011 gün 2011/3774 Esas 2011/5877 Karar sayılı ilâmları), taraflar arasında imzalanan davaya konu sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 117. Maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinden kaynaklanan alacaklara temerrüt faizi yürütülebilmesi için alacağın muaccel olmasının yeterli olmayıp, borçlunun ihtarla temerrüde düşürülmesi gerektiği ya da aynı maddenin II. bendi uyarınca taraflarca ödeme tarihinin kesin olarak belirlenmesi gerektiği, taraflar arasındaki anılan sözleşme hükümlerinin yukarıda da ifade edildiği gibi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamasına göre muaccelliyet şartı olup, temerrüde esas alınmasının mümkün olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede kesin vade bulunmadığı, davaya konu işe ilişkin olarak davalı tarafından davacıya muhtelif tarihlerde ödeme yapıldığı, yapılan en son ödemenin 13/03/2020 tarihinde olduğu, davalının borcun sona ermesinden önce temerrüde düşürülmediği, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer'isi niteliğindeki (TBK. Md.113/2 ve 131) faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması ya da halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılmasının yasal bir gereklilik olduğu, davacının davaya konu işle ilgili yapılan ödemeler ve borcun sona ermesinden önce davalıyı temerrüde düşürmediği, ayrıca davacının ifa anına kadar temerrüt faizine ilişkin haklarını saklı tuttuğuna dair herhangi ihtirazı kaydının bulunmadığı, 6098 sayılı TBK'nın 131/2. Maddesi uyarınca davacının davaya konu işe ilişkin olarak faiz talebinde bulunamayacağı, takibe yapılan itirazın yerinde olduğu, davanın reddi gerektiği, ayrıca davaya konu uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği, davalı tarafından kötüniyet tazminatı talep edilmiş ise de kötüniyet tazminatının yasal şartlarının oluşmadığı anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalının kötüniyet tazminat talebinin yasal şartları oluşmadığından REDDİNE, 3-Alınması gerekli harç peşin olarak alındığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 4-Mahkememizce bu yargılama nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 5-Davalı kendisini dava ve duruşmalarda vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1-4. maddesi uyarınca takdir edilen 19.913,07 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ÖDENMESİNE, 6-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansından bakiye miktarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara İADESİNE, 7-İzmir Arabuluculuk Bürosu'nun... sayılı arabuluculuk dosyasında suçüstünden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A. maddesi uyarınca davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAD KAYDINA, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 341 vd. Maddeleri uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/11/2024 Katip ... Hakim... E-İMZA E-İMZA

Atıf: İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/267, K. 2024/905, T. 06.11.2024, www.arakarar.com/karar/izmir-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-267-e-2024-905-k-eb4c8fea6f7c