İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/934 E. 2024/758 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/934
Karar No
2024/758
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2023/934 Esas KARAR NO: 2024/758 DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 06/12/2023 KARAR TARİHİ: 03/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 17/07/2021 tarihinde davacıya ait ---------- plakalı araç ile davalıların sahibi, sürücüsü ve sigortalısı olduğu ------- plakalı araç arasında gerçekleşen kaza neticesinde müvekkiline ait araçta hasar meydana geldiğini, kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu, ekspertiz raporuna göre 6.220,06 TL hasar, 67.500,00 TL tutarında değer kaybı meydana geldiğini, davalı ZMM sigorta şirketince yapılan 5.514,00 TL değer kaybı ödemesinin mahsubu neticesinde müvekkiline şimdilik 20.000,00 TL değer kaybı tazminatı ödemesine karar verilmesinin gerektiğini, işbu sebeple açıklanan nedenlerden dolayı, kısmi alacak davanın kabulü, 100,00 TL değer kaybı bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen, 100,00 TL araç mahrumiyeti bedelinin davalı ---------- tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davalı ----------- Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, müvekkili şirketi yönünden arabuluculuk başvurusunda bulunulmadığını, eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını ve davasını ispatlaması gerektiğini, müvekkili şirket aracını kullanan sürücü kusursuz olup, tüm kusur davacı tarafın sigortalısında olduğunu, açıklanan nedenlerden dolayı davanın reddine karar verilerek yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davalı ---------- Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Uyuşmazlık konusu araç sahibi ----------- olup davacı ----------- müvekkili şirketten hak ve alacağının bulunmadığını, zarara uğrayan kişinin, uğradığı maddi ve manevi zararları doğrudan doğruya kendisinin talep etmesinin gerektiğini, iş bu sebeple husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, taleplerinin zamanaşamına uğradığını, müvekkili şirkete başvuru şartını yerine getirmediğini, açıklanan nedenlerden dolayı davanın reddine karar verilerek yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davalı ---------- vekili cevap dilekçesinde özetle; Arabuluculuk şartının sağlanmadığını, davacı, araçta meydana gelen değer kaybının tamamı yönünden talepte bulunmuşsa da araç tescil kayıtlarından davacı araç üzerinde 12/112 oranında hak sahibi olduğunu, diğer hak sahipleri ile davacı arasında miras nedeni ile birlikte mülkiyet hükümleri gereğince zorunlu dava arkadaşlığının mevcut olduğunu, kaza tarihi ile dava tarihi dikkate alındığından 2 yıllık zamanaşımının dolmuş olduğunun görüldüğünü, yetkili mahkemenin ---------- mahkemeleri olduğunu, yetki itirazında bulunduklarını, usule ilişkin itiraz ve defilerin yanında müvekkilinin kusuru yönünden ve zararın miktarı ve nevi yönünden iddiaları kabul etmediklerini, açıklanan nedenlerden dolayı davanın reddine karar verilerek yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibariyle tazminat davasıdır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık ise; Trafik kazası nedeni ile hasarlanan --------- plakalı araç için davalı sigortanın yapmış olduğu değer kaybı ödemesi sonrası davacının bakiye değer kaybı talep edip edemeyeceği, KTK 111 md göre değer kaybı ile ödeme arasında fahiş fark olup olmadığı, davacının kendi adına tazminat talep etmekte aktif husumetinin olup olmadığı, kazada sürücülerin kusur oranı konusunda uyuşmazlık olduğu tespit edilmiştir. Taraflarca bildirilen tüm deliller toplanmış, Poliçe ve hasar dosyasının, ---------- kayıtlarının, araç trafik kayıtlarının dosya içerisine alındığı, mahkememiz 16/05/2024 tarihli 1 nolu ara kararı ile davacı vekiline Dava konusu ----------- plakalı aracın kaza tarihinde davacının murisi ---------- adına kayıtlı olduğu anlaşıldığından davacı vekiline miras nedeniyle elbirliği mülkiyetine bağlı tüm mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı olma ihtimali konusunda eğer elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüşmüş ise değer kaybının yalnızca kendi payı için talep edip etmediği konusunda beyanda bulunması için süre verildiği, davacının bu hususta 17/06/2024 tarihinde beyanda bulunarak dava konusu aracın kaza tarihinden itibaren günümüze kadar olan tüm tescil bilgelerinin celbi için Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne müzekkere yazılması yönünden talepte bulunduğu, mahkememizce kaza tarihli trafik kayıtlarının UYAP sistemi üzerinden dosya içerisine alındığı ve bir suretinin davacı vekiline tebliğ edildiği, ancak davacı vekilinin bu hususta beyanda bulunmadığı görülmüştür.4721 sayılı Kanun'un 599 uncu maddesi hükmü uyarınca miras; murisin ölümüyle ve terekenin açılmasıyla mirasçılarına geçer ve mirasçılar terekedeki mallar ve haklar üzerinde bu tarih itibariyle hak sahibi olurlar. Aynı Kanun'un 640 ıncı maddesi gereğince birden çok mirasçının bulunması durumunda mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Tereke (miras ortaklığı) 4721 sayılı Kanun'un 701 ve devamı maddeleri uyarınca elbirliği (iştirak) mülkiyetine tâbidir. Elbirliği mülkiyeti, yasa veya yasada gösterilen sözleşmeler uyarınca, aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olmaları durumudur. 4721 sayılı Kanun'un 701-703 üncü maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Hak, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya hakkı olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Elbirliği (iştirak) hâlinde mülkiyet türünde malikler paydaş değil ortaktırlar. Bu itibarla elbirliği (iştirak) hâlinde mülkiyette, ortaklar arasında 6100 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi anlamında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Zira maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır (6100 sayılı Kanun md. 59). Bu sebeple kanunda veya elbirliği (iştirak) hâlinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunludur.Elbirliğiyle mülkiyete dair hükümlerin düzenlendiği 4721 sayılı Kanun'un 702/2 nci maddesi, “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir” hükmünü taşımaktadır. Ne var ki bu kural, uygulamada yumuşatılarak,-------- sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla, bir ortağın tek başına dava açabileceği; ancak, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir.4721 sayılı Kanun'un 702/4 üncü maddesinde “Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır.” hükmü öngörülmüştür. Benzer şekilde 4721 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinde de vurgulanan korumadan anlaşılması gerekenin ne olduğu da önem arz etmektedir. 4721 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce elbirliği ile (iştirak hâlinde) mülkiyet 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 581 inci maddesinde düzenlenmişti. Ancak uygulamada karşılaşılan bazı güçlüklerin giderilmesi için yeni düzenlemede 4721 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesine “Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır” hükmünü içeren dördüncü fıkra eklenmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, mirasta terekenin tâbi olduğu elbirliği mülkiyetine yöneltilen en güçlü eleştiri, birlikte hareket etme zorunda olmaları nedeniyle mirasçıların bireysel olarak terekedeki hakların korunması amacıyla hareket edememeleriydi. Maddeye eklenen dördüncü fıkra, bu eksikliği giderme amacına yönelik olarak getirilmiştir.Terekeye ait haklar üzerinde tasarruf söz konusu ise, ortakların oybirliği ile karar vermeleri gerektiğinden, tasarruf işlemi niteliğindeki alacak davasının tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması veya terekeye temsilci atanması ve bu yolla davanın yürütülmesi gerekir. Bir mirasçı tüm mirasçılar adına tek başına dava açabilirse de, böyle bir davayı yalnız başına yürütemez. Bu durumda davanın hemen reddedilmeyip, diğer mirasçıların davaya katılımlarının veya muvafakatlerinin sağlanması ya da terekeye temsilci atanması için davacıya uygun süre verilmesi gerekmektedir.Ancak dava halefiyet esasına göre tereke adına değil de kendi miras payı için açılmış ise tüm mirasçıların onayının alınmasına gerek bulunmamaktadır. Bir ya da bir kısım mirasçı terekeye ait bir mal veya alacaktan yalnız kendi payına düşen kısım için yalnız kendi adına dava açarsa, böyle bir dava reddedilir. Zira bir veya bir kısım mirasçının iştirak hâlindeki pay/hak üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi yoktur. Böyle bir dava diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına da açılmadığından, davaya diğer mirasçıların katılmasına (icazet vermesine) olanak yoktur. Diğer bir anlatımla, öteki mirasçıların davaya katılmalarının sağlanması veya yöntemine uygun biçimde muvafakatlerinin alınması ya da miras ortaklığına bir mümessil tayin edilerek onun huzuru ile davaya devam edilmesi mümkün değildir ve davanın reddi gerekir. Aynı nedenle tereke temsilcisi de bir mirasçının yalnız kendi payı için açmış olduğu davaya icazet verip davayı devam ettiremez. Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretinin görüşü bu yöndedir .Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu ---------- plakalı aracın kaza tarihinde davacının murisi --------- adına kayıtlı olduğu anlaşıldığından davacı vekiline davayı elbirliği mülkiyeti kapsamında miras ortaklığı adına açıp açmadığı hususunda beyanda bulunması için süre verilmiş ise de, bu süre içerisinde davacı vekili tarafından davanın miras ortaklığı adına açıldığına ilişkin herhangi bir beyan sunulmamıştır. Dava dilekçesinin incelenmesinde davacının miras ortaklığı adına değil sadece kendi adına dava açmış olduğu anlaşıldığından yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak terekeye temsilci atanmasına da gerek olmadığı, zira elbirliği mülkiyeti kapsamında tüm mirasçılar adına dava açılabileceği, davacının tek başına bu davayı açmakta aktif husumetinin olmadığı, dava konusu aracın daha sonra davacı adına tescil edilmesinin de aktif husumeti sağlamayacağı, zira zararın kaza tarihinde meydana geldiği, zarardan dolayı tazminat hak sahipliğinin kaza tarihindeki mülkiyet durumuna göre belirlenmesi gerektiği, kaza tarihinde de muris ---------- malik olduğu anlaşıldığından davanın usulden reddine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın aktif husumet yokluğu sebebi ile HMK'nın 114/1-d ve 115/2 maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE; 2-Alınması gereken 427,60 TL harcın peşin alınan 269,85 TL harçtan mahsubu ile bakiye 157,75 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalılar tarafından masraf yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Tarafların artan gider avansı bulunması ve talep etmeleri halinde kendilerine iadesine, 7-6325 Sayılı Kanun'un 18-A/13. bendi uyarınca ---------- tarafından karşılanan 3.120,00 TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir olarak kaydedilmesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin Yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.03/10/2024

Atıf: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/934, K. 2024/758, T. 03.10.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-3-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-934-e-2024-758-k-e67ae55cb1fc