İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/320 E. 2024/926 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/320
Karar No
2024/926
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/320 KARAR NO : 2024/926 DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 05/02/2024 KARAR TARİHİ : 27/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili verdiği dava dilekçesinde özetle; Müvekkilim Davacı ...', ----- Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden tasfiyesi sonlandırılarak sicilden terkin edilen "Tasfiye Halinde -----Şirketi" ile ilişkisi kronolojik olarak şu şekildedir; Müvekkilim Davacı ... (Bundan sonra "Müvekkilim" olarak anılacaktır.) 1996 yılında tamamladığı akademik çalışmaları neticesinde mikrobiyoloji alanında Doktor unvanına sahip uzman bir kişidir. Müvekkilim, ---- Ticaret Sicil Müdürlüğünden Tasfiyesi Sonlandırılarak Sicilden Terkin Edilen "Tasfiye Halinde----Şirketi"nde (Bundan sonra "----- Şirketi" olarak anılacaktır.) 18/3/2016 tarihinde doktor olarak çalışmaya başlamıştır. Aynı iş yerinde bir süre sonra mesul müdür olarak görevlendirilmiştir. Müvekkilimin mesul müdürlük görevi, sadece tıbbi zorunluluklarla sınırlı olup, mali işler ya da yönetimsel bir yükümlülüğü, yetkisi de bulunmamaktadır. Sağlık alanı ile sınırlı olacak şekilde mesul müdür olarak atansa dahi, ilgili sağlık hukuku mevzuatı gereğince, ---- Şirketi'nde ortak sıfatına sahip olması zorunluluğu nedeniyle 26/4/2016 tarihli ----Gazetesi'nde ilan olunduğu üzere ---- 50,00 TL'lik hisse alımı gerçekleştirerek şirket ortağı olmuştur. Bu ilandan kısa bir süre sonra ----Şirketi'nde 13/6/2016 tarihinde mesul müdür olarak görevlendirilmiştir. (EK 1: Özel Sağlık Kuruluşları Bilgi Sistemi Görüntüsü) Müvekkil ile ---- şirketi arasında akdedilen Mesul Müdürlük Sözleşmesi'nde (EK 2: ---- Noterliği'nin düzenlediği 9/6/2016 tarihli Mesul Müdürlük Sözleşmesi), iş yerinde Sağlık Bakanlığı ve ilgili kurumların yayınlamış olduğu ve yayınlayacağı yönetmelik, genelge ve bu yöndeki tüm kanunlar gereği işlemlerden sorumlu olduğu belirtilmektedir. Müvekkilimin mesul müdürlük görevi, 18/9/2017 tarihinden sona ermiştir. (EK 1: Özel Sağlık Kuruluşları Bilgi Sistemi Görüntüsü) Görüldüğü üzere, Müvekkilim 13/6/2016 - 18/9/2017 tarihleri arasında Özel ----- Şirketi'nin şirket müdürü değil; Sağlık Bakanlığı ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlar nezdinde sorumluluğu bulunan mesul müdürdür. Mesul müdürlük görevi, TTK 623. ve devamı maddelerinde düzenlenen müdürlükten farklıdır. Müvekkilim, 23/7/2018 tarihinde Özel ----- Şirketi ile tekrar Mesul Müdürlük Sözleşmesi akdetmiştir. (Ek 3: ---- Noterliği'nin 23/7/2018 tarih ve ---- Yevmiye No.lu Mesul Müdür Sözleşmesi) 6/9/2018 tarihinde Özel ----- Şirketi'nde doktor ve mesul müdür olarak tekrar çalışmaya başlamıştır. (EK 1: Özel Sağlık Kuruluşları Bilgi Sistemi Görüntüsü) Müvekkilim, bu görevlerinin tamamından 16/10/2018 tarihinde ayrılmıştır. tekrar vurgulamak isteriz ki, bu tarihler arasında yürüttüğü mesul müdürlük görevi, özel ----- şirketi'nin ttk 623. ve devamı maddelerinde düzenlenen müdürlükten farklıdır. bu tarihler arasındaki mesul müdürlük görevi, sağlık bakanlığı ve ilgili kurumların yayınlamış olduğu ve yayınlayacağı yönetmelik, genelge ve bu yöndeki tüm kanunlar gereği işlemlerden sorumluluğu kapsamaktadır. müvekkilim, 10/2/2019 tarihinde özel ----- şirketi'ndeki hissesinin tamamını davalı ...'e devretmiştir. (ek 4: ----. noterliği'nin 10/1/2019 tarih ve ----- yevmiye no.lu limited şirket pay devri sözleşmesi). müvekkilimizin bu şirket ile arasında en ufak bir bağ ya da iş ilişkisi 16.10.2018 itibariyle kalmadığı halde ve hisse devir sözleşmesinde müvekkilin devri ile istifasının ticaret sicile kaydedilmesi görev ve sorumluluğu o tarihte şirketin gerçek sahibi ve müdürü, günümüzde ise tasfiye müdürü ...'e verilmesine rağmen, bu kişi kötüniyetli şekilde müvekkilin sona eren ilişiğini ilgili kurumlara bildirmemiştir. (ek 5: 7 şubat 2011 tarihli ve ----- sayılı ---- gazetesi'nin 406. sayfası, not: tasfiye halinde özel ----- şirketi, ticaret unvanı değişikliğinden önce o tarihte -----şirketi olarak faaliyet göstermektedir.) davalı ...'in tasfiye halinde özel -----şirketi'nin 30 yıl süreyle müdürü olduğunu gösterir bir diğer işlem ise ---- noterliği'nin ---- yevmiye no.lu imza sirküleridir. (ek 6: -----. noterliği'nin ----- yevmiye no.lu imza sirküleri) bu nedenlerle sayın mahkemeniz huzurunda bu davanın açılması ihtiyacı hasıl olmuştur. şöyle ki; müvekkilim, hiçbir zaman özel estetikmed şirketi'nin ttk 623. ve devamı maddelerinde düzenlenen müdürlük görevini üstlenmemiş, bu görevi üstlenmesi için gerçekleştirilen hiçbir şirket genel kuruluna katılmamıştır. ancak, vergi denetim kurulu başkanlığı tarafından müvekkilime tebliğ olunan 3/1/2024 tarih ve ----- sayılı defter belge isteme yazısı üzerine vergi müfettişi ---- ile iletişime geçen müvekkilim, 2017 yılının mart ayından şirketin tasfiyeye giriş tarihine kadar özel ----- şirketi'nin müdürü olarak gözüktüğünü öğrenmiştir. müvekkilimin şirket müdürü olarak atandığı genel kurul kararı yoklukla malul bulunmaktadır. ---- karar no.lu ve 30/1/2017 tarihli özel ----- şirket genel kurul kararında katılanlar arasında sayılan ve imzası bulunan müvekkilim ve diğer kişiler bu genel kurula katılmadığı gibi bu genel kuruldan haberdar dahi olmamıştır. bu kararda müvekkilimin yerine sahte imza atılmak suretiyle karar alınmıştır. bu genel kurul kararında yer alan tüm imzalar taklit edilmek suretiyle sahte imza atılarak düzenlenmiştir. daha sonra vergi müfettişliği soruşturması ile haberdar olunan evraklardan, müvekkilimizin gerçekte yüklenmediği sorumluluklarla ilgili gıyabında ve imzası taklit edilerek genel kurul yapıldığı anlaşılmıştır. yargıtay ---- hukuk dairesi, pay sahibinin genel kurula davet edilmediği ve katılmadığı halde yerine kararlara sahte imzalar atılmak suretiyle katılmış gibi gösterilmesi halinde de, eski ttk. 536/f-4 yollaması ile ttk. 381 ve bk. 19, 20 maddeleri uyarınca tüm kararların yoklukla malul bulunduğunu kabul etmiştir. (yargıtay ----. hd.---- karar no.lu ve 30/1/2017 tarihli özel ----- şirket genel kurulu için hiçbir zaman müvekkilim ve genel kurul kararında imzası bulunan diğer kişiler bir araya gelmemiş ve böyle bir genel kurul tutanağına imza atmamıştır. müvekkilim yerine genel kurul kararına sahte imza atılması nedeniyle suç duyurusunda bulunulacak olup, şikayet hakkımız saklıdır. genel kurulların kanuna ve hukuka uygun olarak toplanması ve karar alınması kamu düzenine ilişkin kanuni bir zorunluluk olup, özel ----- şirketi'nin dava konusu 30/1/2017 tarihli genel kurulunun bu sebeple kamu düzenine ilişkin zorunluluğa aykırı olduğu açıktır. bu itibarla,---- karar no.lu ve 30/1/2017 tarihli özel ----- şirket genel kurul kararına hukuken itibar edilmemesi gerekmektedir. (bu yönde karar için bkz. ----. asliye ticaret mahkemesi, ----- özel ----- şirketi'nin 30/1/2017 tarihli genel kurulu için kanuna ve hukuka uygun usullerde çağrı ve toplantı gerçekleştirilmediği açık olup, kamu düzenine ilişkin bu konu nedeniyle bu genel kurul'da alındığı iddia olunan ---- karar no.lu ve 30/1/2017 tarihli ----- şirket genel kurul kararı yoklukla malul olduğu kabulü gerekmektedir. zira yargıtay ----. hukuk dairesi'nin de belirttiği üzere "kanun koyucu çağrısız bir genel kurulun var sayılmasını, bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunmaları ve pay sahiplerinin bu toplantı şekline itiraz etmemiş bulunmaları şartlarının gerçekleşmesi durumunda kabul etmektedir." (yargıtay ----- hd., -----) müvekkilim, davaya konu genel kurula katılmamış olup böyle bir genel kuruldan ve bu genel kurulda alınan kararlardan haberdar dahi edilmemiştir. müvekkilim, 10/1/2019 tarihinde özel ---- şirketi'ndeki hissesinin tamamını davalı ...'e devretmiştir. müvekkilimin anılan tarihlerde artık şirket ile en ufak bir bağı ya da ilişiği kalmadığı halde, ... tarafından bu durum ticaret sicil müdürlüğü'ne bildirilmemiştir. davalı ... bu hisse devrini de ...ne bildirmemiştir. müvekkilim, hisse devrinin bildirilerek ticaret siciline tescili ve ilanının sağlanmadığını 3/1/2024 tarih ve ----- sayılı defter belge isteme yazısı üzerine gittiği vergi müfettişi ---- öğrenmiştir. ------ noterliği'nin 10/1/2019 tarih ve ---- yevmiye no.lu limited şirket pay devri sözleşmesi gereğince hisse devrinin ---- ticaret sicil müdürlüğüne müvekkilim tarafından bildirilmesi suretiyle tescil ve ilan olunması ihtiyacı bulunmaktadır. ancak şirket hukuka aykırı olarak tasfiye işlemlerini yürütüp, tamamladığından müvekkilim ticaret sicilden kaydını sildirememiştir. müvekkilimin, ----. noterliği'nin 10/1/2019 tarih ve ----- yevmiye no.lu limited şirket pay devri sözleşmesi neticesinde özel ---- şirketi ile olan ortaklık ilişkisi sona ermiştir. ttk madde 623'e göre en azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekmektedir. müvekkilimin 10/1/2019 tarihinden itibaren ortak dışı müdür olarak görev almayı kabul ettiğini gösterir hiçbir belge bulunmamaktadır. bunun yanı sıra, şirket ortaklığı sona eren müvekkilimin yerine diğer şirket ortaklarının herhangi birinin müdür olarak atanmamış olması halinde 10/1/2019 tarihinden itibaren ortakların tamamının müdür olarak atanması gerekmektedir. müvekkilimin müdürlük görevinin ve şirketle hiçbir bağının o tarih itibariyle kalmadığını belirtmek isteriz. hatta sağlık bakanlığı ve özel sağlık kuruluşları bilgi sisteminde müvekkilimizin müdürlük görevinin sona erdiği tarihler açıkça görülmektedir. yukarıda sayılan sebeplerle ---- noterliği'nin 10/1/2019 tarih ve ---- yevmiye no.lu limited şirket pay devri sözleşmesinin ...ne bildiriminin yapılması ve bu hisse devri sonrasındaki tüm ortakların tamamının müdür olarak ticaret siciline tescil ve ilanın gerçekleştirilmesi için ----- ticaret sicil müdürlüğünden tasfiyesi sonlandırılarak sicilden terkin edilen "tasfiye halinde özel ---- şirketi"nin ihyası gerekmektedir. yukarıda açıklanan tüm hususlara ek olarak, müvekkilimizin 2023 yılı sonunda kendisine vergi müfettişliğince yapılan tebligat sonrasında haberdar olduğu üzere, tasfiye halinde özel -----şirketi, gerçekte tasfiye sürecine girdiği dönemde ve öncesinde büyük oranda vergi borcuna sahip bir şirket olup, tasfiye için gereken borçların ve alacakların bulunmadığı yönünde bir beyanda bulunuldu ise bu da gerçeğe ve hukuka aykırıdır. bu yönüyle de hem şirket sahibi hem de tasfiye memuru ...'in müvekkilimizin zarara uğramasına neden olan tasarrufları hakkında cezai, idari ve hukuki başvuru hakları saklı bulunduğu gibi, anılan şirketin kamu borçları bulunduğu sırada tasfiye işlemi yapılarak tüzel kişiliğinin son bulması ve terkin edilmesi hukuka aykırıdır ve ihya edilmesini gerekli kılmaktadır. yukarıda açıklanan sebeplerle sayın mahkemeniz tarafından re'sen takdir olunacak sebepler neticesinde; ---- ticaret sicil müdürlüğünden tasfiyesi sonlandırılarak sicilden terkin edilen "tasfiye halinde özel -----şirketi"nin bu dava kapsamında talep olunan "genel kurul kararının yokluğunun tespiti"ne ilişkin dava ile sınırlı olmak kaydı ile ttk'nun 547. ve devamı maddeleri uyarınca ihyasına, ----- ticaret sicil müdürlüğünde tescil ve ilan olunan ---- karar no.lu ve 30/01/2017 tarihli "---- şirketi"nin genel kurul kararının yokluğuna, ----- ticaret sicil müdürlüğünden tasfiyesi sonlandırılarak sicilden terkin edilen "tasfiye halinde ---- limited şirketi"nin ----- noterliği'nin 10/01/2019 tarihli ve ----- yevmiye no.lu limited şirket pay devri sözleşmesi'nin ---- ticaret sicil müdürlüğüne müvekkilim tarafından bildirilmesi suretiyle tescil ve ilan olunmasının ve devrin tescil ve ilanı sonrasındaki tüm ortakların müdür olarak atanması kararının uygulanması ile sınırlı olmak kaydı ile ttk'nun 547. ve devamı maddeleri uyarınca ihyasına, ----- ticaret sicil müdürlüğünden tasfiyesi sonlandırılarak sicilden terkin edilen "tasfiye halinde ----şirketi"nin---- noterliği'nin 10/01/2019 tarihli ve ----- yevmiye no.lu limited şirket pay devri sözleşmesi'nin ---- müdürlüğüne müvekkilim tarafından bildirilmesi neticesinde bu şirkette 10/01/2019 tarihi itibariyle şirket ortağı olan müdür bulunmayacağından bahisle bu devir tarihinden itibaren tüm ortakların müdür olarak atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili verdiği cevap dilekçesinde özetle; Tescil edilmiş hususların terkini ancak kesinleşmiş mahkeme kararı ile mümkün olduğundan bu itibarla da, sayın mahkemenizde görülen davada, netice-i talep tescil edilmiş ortaklar kurulu kararının ticaret sicilden terkini talebine ilişkin olup, tescil edilmiş olguların terkini de ancak kesinleşmiş mahkeme kararı ile mümkün olduğu gibi, bu davalarda da husumetin ilgili şirkete ve davacı yanca iddia edilen usulsüz işlemi/işlemleri yapan kişilere karşı yöneltilmesi gerekmektedir. bu bakımdan da huzurdaki davada, müvekkil müdürlüğe husumet yöneltilmesi mümkün değildir. nitekim, yargıtay ---- hukuk dairesinin 21.09.2010 tarihli,---- sayılı ilâmında da vurgulandığı gibi, davacıyla dava dışı şirket ve dava konusu işlemi/işlemleri yaptığı iddia edilen kişiler arasında görülen/görülmesi gereken yargılama neticesinde sayın mahkemece karar verilmesi ve işbu kararın kesinleşmesi hâlinde tescil işlemi yapılabilecek olup; müvekkil müdürlüğe husumet yöneltilmesi mümkün değildir. kaldı ki; tescil edilmiş hususlarla ilgili müvekkil müdürlük değerlendirme yaparak tescil edilmiş olguları re'sen değiştiremez. dava konusu şirketin sicil dosyasında yapılan inceleme neticesinde; ilgili şirketin 02.06.2022 tarihli ortaklar kurulu kararıyla tasfiyesinin sonuçlandırıldığı ve bu sebeple de 08.06.2022 tarihinde ticaret sicilinden terkin edildiği anlaşılmış olup, yargılamanın devam ettirilebilmesi için öncelikle dava konusu şirketin ihyasına (ek tasfiyesine) karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususunun sayın mahkemenizce değerlendirilmesi gerekmektedir. aksi hâlde, ticaret sicilinden terkin edilmekle tüzel kişiliği olmayan şirketler hakkında karar verilmesi ve/veya verilecek kararın hüküm ifade etmesi, karara dayalı olarak herhangi bir işlem tesis edilebilmesi mümkün olmayacaktır. zira ticaret sicilinden terkin edilmiş bir şirketin sicil dosyasında, herhangi bir değişiklik yapılması mümkün değildir; sicil kaydı kapalı bir şirketin kayıtlarında bir değişiklik yapılabilmesi için öncelikle yapılacak değişikliği mümkün kılacak şekilde ihya kararı verilmesi gerekir. buna göre, ihya davası ile genel kurul kararının iptali davalarının birlikte görülemeyeceği, davacı vekilinin talebinin genel kurul kararının iptali ile dava konusu şirketin ttk 547. maddesi çerçevesinde ek tasfiyesinden ibarettir. sayın mahkemeniz nezdinde görülen davada, genel kurul kararının iptaline ilişkin olarak müvekkil müdürlüğe husumet yöneltilmeyeceği açıktır. nitekim, davacı vekilinin taleplerinin birbirinden bağımsız olduğu, sayın mahkemeniz nezdinde görülen davada ttk madde 547 ek tasfiye talebinin dosyanın tefrik edilerek görülmesi gerekmektedir. davacı vekilinin netice-i talebi ile de anlaşılacağı üzere, genel kurul kararının iptali istemli huzurdaki davada, müvekkil müdürlüğe yöneltilmiş bir talep ve hukuki yarar bulunmayacağı için sayın mahkemenizce davacının ttk madde 547 kapsamında ek tasfiye talebinin tefrik edilerek görülmesi gerekmektedir. (ek tasfiyeye ilişkin açıklamalarımız 5 numaralı başlıkta yer almaktadır.) hâl böyle olmakla birlikte; bir an için sayın mahkemenin anılan şirketin ihyasına karar verilmesine kanaat getirmediği takdirde, huzurdaki davada yargılamaya devam etmesi hâlinde de yukarıda belirtildiği üzere, müvekkil ticaret sicili müdürlüğüne husumet yöneltilemez. huzurdaki davada, müvekkil müdürlükçe verilmiş bir red kararı bulunmadığından 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu'nun 114/2 maddesi gereğince 6102 sayılı türk ticaret kanunu m. 34 göre, hmk m. 115/2 gereğince davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. nitekim yargıtay -----. hukuk dairesinin -----sayılı ilâmı da bu yöndedir. 6102 sayılı türk ticaret kanunu'nun "itiraz" başlıklı 34. maddesine göre, "ilgililer, tescil, değişiklik veya silinme istemleri ile ilgili olarak, sicil müdürlüğünce verilecek kararlara karşı, tebliğlerinden itibaren sekiz gün içinde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile itiraz edebilirler." buna göre, dava konusu işlem ve taleple ile ilgili olarak müvekkil müdürlüğe yapılmış bir başvuru ve müvekkil müdürlükçe verilmiş bir red kararı bulunmamaktadır. gerçekten de; bir red kararından bahsedilebilmesi için, bir tescil başvurusunun bulunması gerektiği açık olup; tescil başvurusunun da, gerekli evrakların, ...nün birimlerine ibraz edilerek harçlar kanunu ve ticaret kanunu ve buna ilişkin ikincil mevzuat doğrultusunda harçlandırılması esastır. nitekim, türk ticaret kanunu m.27’de, “harca tabi işlerde, tescil anının saptanmasında harç makbuzunun tarihi belirleyicidir.” denilmiştir. sonuç olarak; mevzuata uygun bir “red kararı” bulunmadığı açık olduğundan, huzurdaki davanın usûlden reddi gerekir. nitekim, hmk m.114/f.2 gereğince, iş bu dava bakımından, “red kararı” yazılmış olması, bir dava şartı niteliğindedir ve yerleşik yargıtay uygulaması da bu yöndedir (yargıtay ----- hukuk dairesinin 24.10.2017 tarihli----- sayılı ilâmı ve ---- bölge adliye mahkemesi ---- hukuk dairesinin 25.05.2023 tarihli, ----- sayılı ilâmı). bir an için, aksi kabul edilmemekle birlikte, huzurdaki davada müvekkil müdürlüğe husumet yöneltilmesi söz konusu olsa bile dava konusu edilen işlemlerle ilgili müvekkil müdürlük bakımından davanın usûlden reddedilmediği düşünüldüğü takdirde de, dava dilekçesi kapsamında esasa ilişkin açıklamalarımıza, aşağıda yer verilmiştir. ticaret sicili müdürlüğü, ttk m. 32 ve ticaret sicili yönetmeliği m. 34 hükmü çerçevesinde işlem yapmıştır. müvekkil ..., ticaret siciline tescil konusundaki talepleri, ilgili yasanın kendisine verdiği yetki ve görev alanı içinde değerlendirir ve sonuca bağlar; yargı merci gibi hareket edemez. “..sicil müdürü tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve söz konusu sözleşmenin kanunun bulunmasını zorunluluk olarak öngördüğü hükümleri içerip içermediği incelenir.tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmaları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımamaları ve kamu düzenine aykırı olmamaları şarttır.” (ttk.m. 32). yasal şartlar oluşmuşsa yapılan işlemle ilgili tescil kararı verir. aksi halde, tescil talebini gerekçe göstererek reddeder. ticaret sicili müdürlüğü’nün yapılan tescillerde bir ihmali bulunmayıp, davada müvekkil müdürlüğe husumet teveccüh etmez. müvekkil müdürlük, ilgili mevzuattan kaynaklanan görevlerini eksiksiz olarak yerine getirerek ilgili evrakı incelemiş; noter huzurunda yapılan, noter imzası ve mührü de bulunan hisse devri sözleşmesine dayanan hisse devrine onay veren ortaklar kurulu kararına dayalı işlemleri tescil etmiştir. çünkü, müvekkilin imza uzmanı (grafolog) gibi, imzaları inceleme yetki ve görevi bulunmamakta ve işlem güvenliği açısından bu inceleme, noterlik kanunu gereği olarak; ilgili noterlerce yapılmaktadır. davacının iddialarının doğru olması ve zararın varlığının tespiti halinde de; sorumluluk, hiç kuşkusuz sahte evrakı düzenleyen şahıslara ait olacaktır. ticaret sicili müdürlüğü'ne husumet yöneltilemez. davanın açılmasında herhangi bir kusuru bulunmayan müvekkil yargılama giderlerinden de sorumlu tutulamaz. "şirketin adına sahte işlemler gerçekleştirerek şirketin tek ortağı gibi görünen kimseye karşı (...) dava açılması gerekmektedir. bu durumda da şirketin davacı olması gerekmektedir. (şirketin organ eksikliği yahut temsil yönünden sakıntı varsa şirkete kayyım tayin edilebilir) davacının bahsettiği tescil işlemlerindeki noterliklere yazı yazılmış belirtilen işlemlerin olmadığı belirtilmiştir. bu durumda ticaret sicil müdürlüğünde yapılan işlemlerin sahte olduğu kabul edilebilirse de tescil anında ticaret sicil müdürlüğünün bunu bilme imkanının bulunmadığı kabul edilmelidir. davada belirtilen maddi olgular doğru olsa bile dava doğru bir dava değildir. şirketin gerçek ortak ve yöneticisi olduğu öne sürülen şahıslar (şirket adına) sahte olduğu öne sürülen şahsa karşı dava açarak işlemleri iptal ettirerek tescili de aynı şekilde iptal ettirmek durumundadır. 6102 sayılı ttk'nın 32.madde hükmüne göre: (1) sicil müdürü tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve söz konusu sözleşmenin kanunun bulunmasını zorunluluk olarak öngördüğü hükümleri içerip içermediği incelenir. tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmaları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımamaları ve kamu düzenine aykırı olmamaları şarttır. davalının kendisine yapılan başvuruyu şekli yönden kontrol ederek tescil etmesinde hukuk normuna aykırı bir durum olmadığı gibi, davacının iddia ettiği düzeltmeyi de mahkeme kararı olmadan yapması mümkün değildir." ----- bölge adliye mahkemesi ----- hukuk dairesinin 05.07.2018 tarihli, ---- sayılı ilâmı. 3. bu bakımdan, davacının iddia ettiği şekilde, sahte imza/evrak bulunması gibi iddiaların varlığının, müvekkil müdürlük tarafından tespiti mümkün olmadığı gibi, yine, davacının bu konudaki iddialarının doğruluğu hâlinde de, bunun muhatabı, kuşkusuz yanıltıcı veyahut da dolandırıcı eylem içinde bulunanlar olmalıdır. nitekim yargıtay ---- hukuk dairesinin aşağıda yer alan 2019 tarihli bir kararında, sahte imza ve sahte karar alındığı yönündeki iddialarla açılan davada da müvekkil müdürlüğe husumet yöneltilemeyeceği yönünde karar verilmiştir. "mahkemece; tüm dosya kapsamına göre, davacı ...'un davalı şirket nezdindeki hisselerini davalı ...'a devrettiği, davacının, davalı şirket nezdinde hissesinin kalmadığı, devir sözleşmesindeki imzanın ve davacının tüm hisselerinin davalıya devredildiğinin tespit edildiği, bu nedenle davacının davalı şirketin 18.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptalini talep etmekte hukuki yararının bulunmadığı, dolayısıyla davalılar-----aleyhine açılan davanın sübut bulmadığı, davalı ... sicil müdürlüğü’nün ise pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davalı ... sicil müdürlüğü aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalılar ---- aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiştir. ---- bölge adliye mahkemesince, tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde ilk derece mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun hmk'nın 353/b-1 maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından bölge adliye mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. sonuç: yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile bölge adliye mahkemesince verilen kararın hmk'nın 370/1. maddesi uyarınca onanmasına..." karar verilmiştir. yargıtay -----. hukuk dairesinin 16.12.2019 tarihli, -----sayılı ilâmı. bu bağlamda; mevzuata uygun işlem yapan müvekkil müdürlük davanın açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmadığı gibi, aslında huzurdaki davanın tarafı dahi değildir; huzurdaki davada davaya konu şirketlerin tescil işlemlerini mevzuata uygun yapan müvekkile husumet dahi yöneltilemez. bir başka husus olarak da, davacı taraf ve dava dışı şirket arasında görülecek yargılama neticesinde tescil ve ilana ilişkin mahkeme kararının ibraz edilmesi ile tescil ve ilan işlemi yapılabilmesinin mümkün olması karşısında müvekkil müdürlüğe husumet yönetilmesi bu itibarla da mümkün değildir. "ancak devir hususunun tescil ve ilan edilmesinin gerekmesi nedeniyle ticaret sicil memurluğunun da davada hasım gösterilmesi ve bu yapılmadan açılan davanın reddinin gerektiği yönündeki mahkeme gerekçesi doğru değildir. zira davacı tarafından işbu dava sonucunda alınacak kesinleşmiş ilamın ibrazı ile ticaret sicil memurluğu nezdinde infazı sağlanabilir. bunun için ticaret sicil memurluğunun davada taraf olması gerekmez. kaldı ki davacının ticaret sicil kayıtlarının düzeltilmesi yönünde bir talebi bulunmayıp, işin bu kısmına yönelik olarak infaz aşamasında çıkabilecek bir uyuşmazlığın ayrıca dava konusu yapılabileceği de tabiidir. bu durum karşısında mahkemece, davanın yukarıda açıklanan gerekçelerle kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulmasını gerektirmiştir." yargıtay ----. hukuk dairesinin 21.09.2010 tarihli,-----sayılı ilâmı. ticaret sicili müdürlüğü, ttk.m.32 ve ticaret sicili yönetmeliği m.34 hükmü çerçevesinde işlem yapmıştır. ticaret sicili müdürlüğü, ticaret sicili’ne tescil konusundaki talepleri, ilgili yasanın kendisine verdiği yetki ve görev alanı içinde değerlendirir ve sonuca bağlar; yargı merci gibi hareket edemez. “..sicil müdürü tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve söz konusu sözleşmenin kanunun bulunmasını zorunluluk olarak öngördüğü hükümleri içerip içermediği incelenir. tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmaları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımamaları ve kamu düzenine aykırı olmamaları şarttır.” (ttk.m.32). yasal şartlar oluşmuşsa yapılan işlemle ilgili tescil kararı verir. aksi halde, tescil talebini gerekçe göstererek reddeder. tasfiye sürecinde yetki ve sorumluluk şirket “tasfiye memuru”ndadır. tasfiye memurları tarafından tasfiye prosedürünün eksik bırakılmış olması memurların sorumluluğunu gerektirir. tasfiye memurları alacaklıların haklarını korumakla görevlidir. (6762 sayılı ttk m.224 ve 6102 sayılı ttk m.285) henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçların notere depo edilmesi ya da kafi bir teminat ile karşılanması gerekmektedir. (6762 sayılı ttk m.445 ve 6102 sayılı ttk.m.541) bu yapılmadan şirketlerin tasfiye süreci sonuçlandırılıp, bakiyeler mevcut pay sahiplerine dağıtılmış ve şirket kayıtları sicilden terkin edilmiş ise, terkin işlemlerinin iptali ile şirket tüzel kişiliği ihya olunarak tasfiye sürecine yeniden geçilebilir. tasfiye memurlarının iddia edilen eksik işlemlerini, müvekkil sicil müdürlüğü’nün tespit etmesi mümkün değildir. sayın mahkeme’nin davanın esası ile ilgili vereceği karara müvekkil sicili müdürlüğü uyacaktır. ttk m. 545/1’de düzenlendiği üzere, müvekkil ticaret sicili müdürlüğü tasfiye memurlarının bildirimi ve başvurusu üzere işlem yapmış olup, bu kapsamda herhangi bir sorumluluğunun bulunduğunun kabul edilmesi kanuna aykırı olacaktır. nitekim tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, şirkete ve şirketin alacaklılarına karşı sorumlu olduğu düzenlenmiştir (ttk m. 553). olağan tasfiye sürecinden kaynaklanan, şirketin kurucusu ve tasfiye memuru olan; tasfiye sürecinde açılan davaya rağmen şirketin ticaret sicilinden silinmesini talep eden tasfiye memurunun kusurundan dolayı ticaret sicili müdürlüğünün sorumluluğu bulunmamaktadır. 5.3. sayın mahkemece dava konusu şirketin ek tasfiyesine karar verilmesi durumunda ttk m. 547/2 gereğince tasfiye memuru atanması zorunludur. ttk m. 547/2'ye göre, mahkemece istemin yerinde olduğuna kanaat getirilmesi durumunda şirketin ek tasfiye amacıyla ticaret siciline yeniden tescili ile birlikte bu işlemlerin yapılması için son tasfiye memurlarının veya yeni bir veya birkaç kişinin tasfiye memuru olarak atanması gerekir. zira kanun'un gerekçesinde de ifade edildiği üzere, önceki tasfiye memurlarının görevi terkin işlemiyle birlikte sona ermektedir. "...dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı ttk'nın 547/2. maddesi 'mahkeme istemin yerinde olduğuna kanaat getirirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verir ve bu işlemlerini yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirir.' hükmünü haiz olup, mahkemece, şirket ihyasına karar verilmesinin yanısıra 6102 sayılı ttk'nın 547/2. maddesi uyarınca tasfiye memuru atanması ile tescil ve ilanı gerektiğinin gözetilmemesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir." yargıtay ----. hukuk dairesinin 08.04.2014 tarihli, ----sayılı ilâmı. bir başka husus olarak da, ek tasfiye kapsamındaki işlemlerin gerçekleştirilmesi maksadıyla atanacak tasfiye memurunun/memurlarının ttk m. 536'da düzenlenen şartları haiz olması gerekmektedir. buna göre; sayın mahkemenizce atanacak temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin türkiye'de bulunması şarttır (ttk m. 536/4). 5.4. müvekkil davanın açılmasına sebep olmamıştır, bu nedenle “yargılama giderleri” ve “vekalet ücreti”nden sorumlu tutulamaz. müvekkil sicili müdürlüğü, dava açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmamıştır. tasfiye sürecinde, eksik olarak yapıldığı iddia edilen işlemlerin muhatabı tasfiye memurlarıdır. bu nedenle, “yasal hasım” konumunda bulunan müvekkil, “yargılama masrafları”ndan sorumlu tutulamaz. davanın açılmasına sebebiyet vermeyip de davanın niteliği gereği "yasal hasım" konumunda bulunan müvekkil aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilemez. "...ihya (ek tasfiye) davasında husumet, ilgili ticaret sicil müdürlüğüne yöneltilmiş ise de, yargılama giderlerinin yasal hasım niteliğindeki ticaret sicil müdürlüğüne yükletilmesi doğru değildir." yargıtay ---- hukuk dairesinin 07.04.2013 tarihli, -----sayılı ilâmı. "...her ne kadar husumet ticaret sicili müdürlüğüne yöneltilmeli ise de, ortaya çıkacak yargılama giderleri ticaret sicili müdürlüğüne yüklenemez. çünkü ticaret sicili müdürlüğü sadece yasal hasım konumundadır ve davanın açılmasına da sebep olmamıştır." oruç hami şener, anonim ortaklıkta ek tasfiye (ihya), ---- hukuk dairesi’nin 07.01.2020 tarih,----gibi çok sayıda ilamı ve yerleşik uygulama da bu yöndedir. ---- bölge adliye mahkemesi ---- hukuk dairesi,-----aynı yönde bkz. "davalı ... sicil memurluğunun yasal hasım olduğu, tasfiye işlemlerinde her hangi bir yetki ve sorumluluğunun bulunmadığı, davanın açılmasına ticaret sicil müdürlüğünün sebep olmadığı anlaşılmakla, mahkemece verilen karar yerinde olup davacı vekilinin her iki davalıya karşı davanın kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen, davalı ... sicil müdürlüğü aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hüküm edilmediğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. (yargıtay ---- hukuk dairesinin ---- esas ----- karar sayılı kararı da benzer mahiyettedir.)" ---- bölge adliye mahkemesi ---- hukuk dairesinin----- ilâmı. "6102 sayılı kanun'un geçici7 nci maddesi kapsamında ticaret sicil müdürlüğünce resen terkin edilen bir şirketin aynı maddenin onbeşinci fıkrası kapsamında ihyasına yönelik olarak açılan davada, öncelikle menfaatler dengesi gözetilerek davacının amacına 6102 sayılı kanun'un 547 nci maddesi kapsamında ek tasfiye ile ulaşabileceği tespit edilirse 6102 sayılı kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında yapılan terkin işleminin hukuka uygun olup olmadığı araştırılmadan şartları varsa dosya kapsamıyla sınırlı olarak şirketin ek tasfiyesine karar verilecek ve ek tasfiye işlemlerini yürütmesi için tasfiye memuru atanacaktır. yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili ...--- olan alacağın tahsili için ----. icra müdürlüğünü---- esas sayılı takip dosyası ile ilamlı takip yapıldığını, ancak anılan şirketin takip tarihinden önce 6102 sayılı kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında resen sicilden terkin edildiğinin anlaşıldığını ileri sürerek anılan şirketin taraf teşkili ve alacağının tahsili amacıyla ihyasını talep etmiştir. dosya kapsamından ihyası istenen şirketin 23.10.2014 tarihinde 6102 sayılı kanun'un geçici 7 nci maddesi gereğince resen ticaret sicil kaydının silindiği, silinme nedeni olarak ihyası istenen şirketin oda kaydından resen terkin edilmesinin gösterildiği anlaşılmaktadır. her ne kadar direnme kararında tasfiye işlemlerinin kamu düzeniyle ilgili olduğu belirtilmiş ise de 6102 sayılı kanun'un geçici 7 nci maddesi gereğince yapılan işlemlerin kamu düzeniyle bir ilgisi bulunmamaktadır. dolayısıyla ihyası istenen şirket 6102 sayılı kanun'un geçici 7 nci maddesi gereğince resen terkin edilmiş ve davacı tarafından anılan geçici madde kapsamında şirketin ihyası talep edilmiş ise de yukarıda da bahsedildiği üzere menfaatler dengesi bakımından davacı, taraf teşkili ve alacağının tahsili amacına 6102 sayılı kanun'un 547 nci maddesi gereğince ek tasfiye kararı ile de ulaşabilecektir. o hâlde bölge adliye mahkemesince dava konusu şirketin 6102 sayılı kanun'un 547 nci maddesi gereğince dosya kapsamı ile sınırlı olmak üzere ek tasfiyesine karar verilmesi ve tasfiye işlemlerinin yapılması için bir tasfiye memuru atanması gerekirken ihyası istenen şirketin 6102 sayılı kanun'un geçici 7 nci maddesi gereğince terkin işleminin hukuka uygun olup olmadığı araştırılarak terkin işleminin hukuka uygun olmadığından bahisle terkin işleminin iptali niteliğindeki şirketin ihyasına karar verilmesi doğru olmamıştır." yargıtay hukuk genel kurulu 13.12.2023 tarihli-----sayılı ilâmı. 6. müvekkil davanın açılmasına sebep olmamıştır, bu nedenle “yargılama giderleri” ve “vekalet ücreti”nden sorumlu tutulamaz. “mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, 28.03.2007 tarihli ortaklar kurulu kararı altındaki imzanın davacıya ait olmadığı, 6762 sayılı ttk'nın 520. maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının 06.07.2006 tarihinde şirketten ayrıldığının, ortak olmadığının tespitine, sahte imza ile düzenlenmiş olan ticaret sicil kaydının iptaline karar verilmiştir. kararı, davalılardan ----- ticaret sicil memurluğu vekili temyiz etmiştir. dava, davalı şirkete ortak olmadığının tespiti ve şirket ortaklar kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. işbu davada şirkete husumet yöneltilmesi yeterli olup, ayrıca ticaret sicil memurluğuna husumet yöneltilmesi mümkün değildir. husumet hususu mahkemece resen nazara alınır. bu itibarla, mahkemece davalı ... sicil memurluğu yönünden davanın husumetten reddine karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.” yargıtay ---- hukuk dairesinin 17.01.2014 tarihli, ----- sayılı ilâmı."somut olayda; kimliği tespit edilemeyen şüpheli/şüpheliler tarafından davacı adına nüfus cüzdanı talep belgesi düzenlenerek sahte nüfus cüzdanı çıkarıldığı, çıkarılan sahte kimlikle ----- ... noterliğinin 21.04.2008 tarihli hisse devri sözleşmeleri ile davalı şirkette ...'ye ait olan hisseden 20.000,00 ytl'lik hisse ile ...ye ait 25.000,00 ytl'lik hissenin ...'e devir ve temlikinin gerçekleştirildiği, 07.05.2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de davacının şirketi münferiden temsil etmek üzere şirket müdürü olarak atanmasına karar verildiği, davalı şirketin vergi borçları nedeniyle davalı ... dairesince davalıya vergi-ceza ihbarnamesi gönderildiği; şüpheliler hakkında başlatılan ve halen derdest olan ceza soruşturmasında alınan kriminal rapor ile yargılama dosyasında yaptırılan imza ve yazı incelemesi sonucunda hisse devir sözleşmelerinde davacıya atfen yazılan yazılar ile imzaların davacının eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir. dayanak hisse devir sözleşmeleri hmk'nın 204/2. maddesi uyarınca resmi senet niteliğinde olup, aynı yasanın 208/son maddesi uyarınca resmi bir senetteki imzanın sahteliği hakkındaki iddianın, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstermek suretiyle açılacak davada incelenip karara bağlanması gerekmektedir. bu itibarla, davada husumetin ilgili noterliğe de yöneltilmesi gerekirken, davanın eksik hasımla açıldığı anlaşılmaktadır. bu durumda hmk'nın 208/son maddesi gereğince davacıya ilgili noter hakkında dava açmak üzere süre verilmesi, dava açıldığı takdirde işbu dava ile birleştirilerek görülmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir." ---- bölge adliye mahkemesi ------ hukuk dairesinin 19.11.2020 tarihli, e. ----- sayılı ilâmı. yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; sayın mahkemenizin nezdinde görülen davada, davacının ek tasfiye talebi bakımından tefrik kararı verilmesini ve ek tasfiye talebi bakımından davanın reddine karar verilmesi,- sayın mahkemenizce tefrik kararı verilmemesi halinde ise genel kurul kararının iptali istemi bakımından müvekkil müdürlüğe husumet yöneltilemeyeceğinden bu itibarla husumetten davanın reddine ve ek tasfiye talebi bakımından da yukarıda açıklanan nedenle bu talebin de reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Davacı tarafça önce mahkememizin ---- Esas sayılı dosyasında davalılar ---- Tic.Sic.Mdürlüğü ve tasfiye memuru ... hakkında ----- Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden Tasfiyesi Sonlandırılarak Sicilden Terkin Edilen "Tasfiye Halinde Özel ----Şirketi"nin İhyası İle Aynı Şirketin ---- Karar No.lu Ve 30/01/2017 Tarihli Genel Kurul Kararının Yokluğunun Tespiti davası açılmış, şirket ihyası ile genel kurul kararı yokluğunun tespiti talepleri iki ayrı talep olup farklı hukuki sebeplerden kaynaklanması, toplanacak delillerin birbirinden faklı olması ve terkin olunmuş bir şirkete karşı bir talep olması nedenleriyle 30/01/2017 Tarihli Genel Kurul Kararının Yokluğunun Tespiti yönünden dava tefrik edilmiş ve mahkememizde bu esası alarak yargılama yapılmıştır.Açıklandığı üzere tefrikle beraber bu davanın konusu sicilden terkin edilmiş bir şirketin almış olduğu bir genel kurul kararın yokluğuna ilişkindir. Medeni usul hukukunda, dava şartlarının mevcut olup olmadığı hususu davanın açıldığı tarih esas alınmak suretiyle incelemeye konu edilmektedir. Zira her dava, davanın açıldığı tarihteki şartlara göre hükme bağlanmaktadır.Yani her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, uyuşmazlığın başlangıcından dava açılan güne kadar gerçekleşmiş olayları kapsar. Buna bağlı olarak her dava açıldığı tarihteki hukuki ve maddi olgulara göre sonuçlandırılacak ve dava şartları dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilecektir. Öte yandan davalı ... sicil müdürlüğü yönünden ise, bir şirketin genel kurul kararının iptali davsında sicil müdürlüğüne husumet yöneltilmesi mümkün değildir. Bu açılardan somut olaya bakıldığında dava tarihi itibarıyla, genel kurul kararı iptali istenen davalı şirketin ticaret sicilinden terkin olduğu, yani hukuk dünyasında varlığı olmayan bir şirket durumunda olup, olmayan bir şirketin tasfiye memuru olmasınında söz konusu olamayacağı, dava tarihinde bu nedenle davalıların pasif dava husumetleri de bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.HMK 114/1-d maddesi tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip bulunmasını dava şartı olarak düzenlemiş olup, dava tarihi itibarıyle davalıların pasif husumet ehliyetine sahip olmadıklarından davada tarihi itibariyle dava şartının bulunmaması ve bu eksikliğin sonradan da giderilmesinin mümkün olmaması nedeniyle davanın HMK 114/1-d maddesi gereğince dava şartı pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine dair aşağıdaki gibi karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Her iki davalı yönünden Pasif Husumet yokluğu nedeniyle davanın REDDİNE, 2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Dava reddolduğundan. AAÜT'ye göre takdir edilen her davalı için 30.000.-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendilerini vekille temsil ettiren her davalıya ayrı ayrı verilmesine, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Atıf: İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/320, K. 2024/926, T. 27.11.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-11-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-320-e-2024-926-k-8e6e15a5742e