İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/573 E. 2024/823 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2020/573
Karar No
2024/823
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2020/573 Esas KARAR NO:2024/823 DAVA:Adi Ortaklık İlişkisinin Tespiti ve Tasfiyesi, Tazminat DAVA TARİHİ:01/07/2019 KARAR TARİHİ:21/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan Adi Ortaklık İlişkisinin Tespiti ve Tasfiyesi, Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ile davalı arasında bulunan Adi ortaklık ve bu ortaklık kapsamında olan şirket hisselerinin tespiti ile müvekkilleri adına söz konusu hisselerin kayıt ve tescili talebine ilişkin bir dava olduğunu, ileride telafisi imkansız zararların önüne geçilmesi açısından davalı ... adına kayıtlı gözüken ... Turuzm ve İnş. A.ş'nin sermayesinin yaklaşık %25'ine tekabül eden 190.792 adet beheri 52,00-TL nominla değerli ve ... Turz. Yat. A.ş'nin sermayesinin %50'sine tekabül eden 160.000 adet beheri 25,00-TL nominal değerli şirket hissesinin 3. Kişilere satışının önlenmesi ve rehin, intifa hakkı ve sair tasarrufi işleminin önlenmesi yönünde dava sonuna kadar HMK 397/2 vd.uyarınca teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müvekkilleri ile davalı arasındaki adi ortaklık ilişkisinin tespiti ile halen davalı adına kayıtlı bulunan ... Turz. Ve inşaat a.ş'nin sermayesinin % yaklaşık 25'ine tekabül eden beheri 52-TL nominal değerli toplam 190.792 adet hissesinden 127.196 adet hissesinin davalı adına kaydının iptal edilerek, bu hisselerin 63.598 adedinin müvekkili ... ve diğer 63.598 adedinin müvekkili ... adına ayrı ayrı tescil edilmesi ve ... Turz. Ve İnşa. A.ş'nin pay defterine bu tescillerin kaydedilmesine, halen davalı adına kayıtlı bulunan ... Turz. Yatırım A.ş'nin sermayesinden %50'sine tekabül eden beheri 25-TL nominal değerli toplam 160.000 adet şirket hissesinin tamamının davavalı adına kaydının iptal edilerek, bu hisselerin 80.000 adedinin müvekkili ... ve diğer 80.000 adedinin müvekkili ... adına ayrı ayrı tescil edilmesi ve ... Turz. Yat. A.ş'nin pay defterine bu tescillerin kaydedilmesine, 3. Ve 4. Numaralı hisse tesciline ilişkin taleplerinin davlının dava tarihi öncesi talep konusu şirketlerin hisselerini elden çıkarması gibi bir nedenle fiilen veya hukuken mümkün olmaması durumunda bu husustaki müvekkillerinin uğradıkları zararın tespitine, davalının haksız ve hukuka aykırı olan kötü niyetli olarak ... A.ş'ne yapmış oludğu hisse devri nedeni ile müvekkilleri adına tescili talep edilmeyen 53.333 adet ... Turz. Yat. A.ş'nin hissesi nedeni ile müvekkillerinin uğradıkları zararın tespiti ile müvekkillerinin fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak davalının ... A.ş'ne devretmiş olduğu müvekkillerine ait söz konusu 53.333 adet ... Turz. Yat. A.ş hissesi kaynaklı müvekkillerinin zararı karşılığı şimdilik müvekkilli ... için 5.000-TL ve diğer müvekkili ... için 5.000-TL tutarındaki tazminatın davalı ... 'dan dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte alınarak müvekkiline verilmesine, bu uğurda sarf olunacak harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava ettiklerini bildirmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; açılan işbu davanın hiçbir somut dayanağı olmadığını, geçerli bir delile dayanmadığını, yalnızca sözde mahkemeyi yanıltmaya yönelik gayriciddi iddiaların olduğunu, gerek usul gerekse esas yönden hiçbir şekilde kabulünün mümkün olmadığını, dava şartlarının oluşmadığını, davacılar, dava konusu taleplerinin hangi kanunun hangi maddesine hangi sözleşmenin hangi maddesine dayandığını kısaca davasını anlaşılır bir delile dayandırması gerektiğini, söz konusu pay devirlerinin gerçekleşmesinin üzerinden 15 yılı aşkın bir süre geçtiğini, hiç kimse bedelini tahsil etmediğini iddia ettiği paylarını devirden sonra 15 yıl gibi bir süre alacağın tahsili için dava açmayı beklemeyeceğini, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, işbu nedenle zamanaşımı itirazında bulunduklarını, ortada geçerli bir adi ortaklık sözleşmesi olmadığı gibi uygulamasının da olmadığını ve hiçbir zaman olmadığını, açıklanan işbu sebeplerle gerek usul yönünden gerekse işbu davanın esas yönünden reddini talep ettikleri görüldü. DELİLLER Davacı vekili delil ve belgelerini ibraz etmiş, davada; 14.11.1995 tarih ve 3914 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi, 22.02.2007 tarih ve 6751 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi ve Hisse Devir Protokolü, 28.11.2005 Tarihti Hisse Satış Sözleşmesi, Davalı ... ... Cari Hesap Ekstresi, Müvekkillerinin Banka Hesap Ekstreleri, ... Hisse Devri'ne İlişkin Belgeler, Davalı ... 2009 Tarihli Adi Ortaklıktan Ayrılma Teklifi, ...'ın 26.05.2010 tarihli Teklif Mektubu, Davalı ...'ın 26.05.2010 Tarihli Karşı Teklif Mektubu, Davalı tarafından Müvekkillerine iletilen 23.06.2010 tarihli Adi Ortaklık Tasfiye Teklifi, Davalı Tarafından hazırlanan Paylaşım Önerisi, 27.09.2012 Tarihli Ön Anlaşma, Davalı ... tarafından gönderilen 03.01.2017 Tarihli E-posta, .... Asliye Hukuk Mahkemesi.... 2016/14 K. Sayılı Dava Dosyası'nın Gerekçeli Kararı ve Davalı ...'ın Yazılı Beyanı, ...'in 20.09.2017 Tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısı Hazirun Cetveli, ...'nın 01.11.2017 Tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı Hazirun Cetveli, .... Asliye Hukuk Mahkemesi ... E Sayılı Dava Dosyası, tarafların hesap hareketleri ve cari hesap ekstreleri, ... Turizm Yatırım A.Ş.'ne ait 160.000 adet hisseye ilişkin hisse deyir sözleşmesinin ve Davalı'ya hisse devri için yaptığı ödemenin dekontu, ... Turizm Yatırım A.Ş.'ne ait taşınmaz bilgileri, ticaret sicil kayıtları, ... Turizm ve İnşaat A.Ş.'nin 2005, 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ilişkin Ticari Defter ve Kayıtları, ... Turizm Yatırım A.Ş.'nin 2005, 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ilişkin Ticari Defter ve Kayıtları ile 2018 yılı Mali Müşavir Tasdikli Kar ve Zarar Hesapları, tanık, bilirkişi, keşif, yemin ve sair her türlü delile dayanmışlardır. .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... sayılı ilamı ile görevsizlik kararı verilerek dosya mahkememize tevzi edilmiş ve işbu esasa kaydı yapılmıştır. Mahkememizce dinlenen TANIK ... duruşmadaki beyanında; "...taraflar arkadaşımdır, aileyi çok eskiden beri tanırım, birlikte petrol ofisi ve otel işletmekteydiler, bana okumuş olduğunuz şirketlerdeki %75 e tekabül eden hissenin kazak menşeili şirkete satıldığını, kalan %25 in ise aile adına davalı tarafından işletildiğini biliyorum, bunu aile çevresinde duydum, 2010 yılına kadar adı geçen otelde çok zaman misafir oldum, davalı Orhanın odasında kaldım, davalı ... ile aram halen iyidir, arkadaşlığımız devam etmektedir, ancak kardeşler 2010 yılından sonra kendi aralarında araları kötü olmuştur. şirketlerin isimlerini bilmiyorum, ancak oteli işleten şirket olduğunu biliyorum, diğer şirketler hakkında bilgi sahibi değilim..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkememizce dinlenen TANIK ... duruşmadaki beyanında; "...Ben tarafları tanırım, uzaktan akrabamdırlar, bana zikretmiş olduğunuz şirketleri duydum ancak, dava konusu uyuşmazlık konusu hakkında herhangi bir bilgiye sahip değilim..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkememizce toplanan delillere, iddia ve savunmaya göre; bilirkişiler Dr. ...'ün 25.01.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; ".. a) Davacıların hisse devrinden kaynaklanan alacak ve zarar iddiları ile hisselerin iadesine ilişkin alacak taleplerinin ispata muhtaç olduğu, b) Bir an için davacıların hisselerini davalıya devretmiş oldukları kabul edilse dahi, davacıların ortaklıkla ilişkileri 26.12.2006 tarihi itibariyle sona erdiği anlaşıldığından, on yıllık zamanaşımı süresinin de geçmiş olduğu..." bildirilmiş; Mahkememizin 28/02/2023 tarihli ara kararı ile; Dinlenen tanık beyanları ile taraf vekillerinin itirazları kapsamında dosyanın ek rapor düzenlenmek üzere yeniden bilirkişi heyetine tevdine karar verilmiş; Bilirkişi heyetinin 25/05/2023 tarihli ek raporları ile; "... a)Taraflar arasında davacıların iddia ettiği şekilde bir adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu, b)Davacıların ... Turizm ve İnşaat A.Ş.’nin sermayesinin % yaklaşık 25’ine tekabül eden beheri 52.- TL nominal değerli toplam 190.792 adet hissesinden 127.196 adet hissenin Davalı adına kaydının iptal edilerek, bu hisselerin 63.598 adedinin ... ve diğer 63.598 adedinin ... adına ayrı ayrı tescil edilmesi; yine, ... Turizm Yatırım A.Ş.’nin sermayesinin %50'sine tekabü eden beheri 25.- TL nominal değerli toplam 160.000 adet şirket hisselerinin tamamının Davalı adına kaydının iptal edilerek, bu hisselerin 80.000 adedinin ... ve diğer 80.000 adedinin ... adına ayrı ayrı tescil edilmesi yönündeki taleplerinin yerinde olduğu..." tespit ve rapor edilmiştir. Mahkememizin 17/10/2023 tarihli ara kararı ile; Bilirkişi kök ve ek raporunun çelişkili olduğu ve hükme elverişli bulunmadığı anlaşılmakla, davalı yanın itirazlarının kabulü ile; dosyanın Mali Müşavir bilirkişi ... ve nitelikli hesaplamalar uzmanı (TTK ve TBK) bilirkişi ...’a tevdiine karar verilmiş; Bilirkişiler ... ve ...'un 11/01/2024 tarihli raporu ile; "... 3.1 Dava dilekçesinde ve davacılar vekilinin kök rapora karşı sunmuş olduğu itiraz dilekçesinde, davacılar, dava konusunu, “Müvekkiller ile Davalı arasında bulunan Adi Ortaklık ve bu ortaklık kapsamında olan şirket hisselerinin tespiti ile Müvekkiller adına söz konusu hisselerin kayıt ve tescili ve fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı tutularak Davalı tarafından Müvekkillerin payına düşen hisselerden haksız olarak elden çıkarılanlar için tazminat talepli davadır” şeklinde tanımlamıştır. Bu niteleme başta olmak üzere; dosya içeriği, tarafların iddia ve savunmaları ile kök ve ek bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, yanlar arasındaki uyuşmazlığın, davacıların var olduğunu iddia ettikleri adi ortaklık ilişkisi ile davalı vekilinin taraflar arasında adi ortaklık olmadığı iddiasının ispatı üzerinden tartışılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bunun sebebi şudur ki; Davacılar, öncesinde yapılan devirlere rağmen, devir sonrasında, ... ve ... hisseleri üzerinden adi ortaklık kurulduğu; bu ortaklığın temelinin davalının ödemediği hisse devir bedeli olduğu; kendileri tarafından yapılan devrin muvazaalı olmadığı; davalı ise, bu iddiaların gerçek dışı olduğu ve davacılar tarafından inançlı temlik iddiasının ileri sürüldüğü ancak bu iddianın ispat edilemediği iddiasındadır. 3.2 Davacılar vekili, adi ortaklık bağlamındaki ortaklıklardan birisinin 08.11.1995 tarihinde başladıkları Bodrum Turizm Projesi olduğunu; keza, ... Turizm ve İnşaat A.Ş. ile dava dışı ... Turizm Yatırım A.Ş. ünvanlı şirketler üzerinden ortaklık kurulduğunu; dava dışı şirketlerde gerek davacıların gerekse davalının eşit paylar ile adi ortak olduklarını; davalı tarafından yürütülen görüşmeler sonunda her iki şirketin %75’inin ... isimli bir şirkete satıldığını; bu devrin 28.11.2005 tarihinde yapıldığını; söz konusu satış sözleşmesinin değerlendirilmediğini; oysa, davacıların, bu sözleşmede, her ki şirketteki %33,34’lük hisselerinin %25’ini ...’ye; %8,34’lük hissesini ise davalıya sattığını; bu bedelin davalı tarafından ödenmemesi üzerine bizzat davalı tarafından bu hisselerin üç kardeşe ait olması teklifinin yapıldığını; hisselere yönelik talepler ortada iken meselenin bir alacak davası olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu; adi ortaklık sona ermediği için zamanaşımı iddiasının da dinlenemeyeceğini; davacılar ile davalının, ...’in %25’ine ve ...’nın %100’üne ortak olmak hususunda anlaştığını; adi ortaklık ilişkisinin vücut bulması bakımından bir şekil şartı öngörülmediğini iddia etmektedir. Davalı ise bu iddiaları reddetmekte; davanın, inançlı işlem temeline dayalı hisselerin iadesi davası olduğunu beyan etmekte; eğer devir edilen hisseler var ise de bu hisselerin bedelinin iade edilmesine yönelik olduğunu iddia etmektedir. Keza, davalı vekili, davacıların dayandığı delillerin bir kısmının aslının dosyada mevcut olmadığından bahisle davacılar tarafından dosyaya sunulan fotokopi evrakları kabul etmemekte ve bunlara hukuken itibar edilemeyeceğini dile getirmektedir. 3.3 Davacıların, dava dilekçesinde yer verdiği ayrıntılı açıklamalar ile cevap dilekçesindeki savunmalar, bilirkişi ek ve kök raporları ve bu raporlara yapılan itirazlar ile birlikte değerlendirildiğinde, tespitleri şu şekilde sıralamak mümkündür ; 3.3.1 Meselenin, usul hukukuna yönelik sorunları bünyesinde barındırdığı kadar maddi hukuka ilişkin sorunları da barındırdığı görülmektedir. Usul hukukuna yönelik tartışmalar özellikle ispat noktasında düğümlenmektedir. Maddi hukuk kısmı ise, taraflar ve taraflar ile üçüncü kişiler arasındaki hukuki işlemlerin ve ilişkilerin bir bütün olarak değerlendirilmesi suretiyle nitelenmesi ve bu nitelemeye bağlı olarak muhtemel sonuçların tespit edilmesidir. 3.3.2 Davacıların, maddi hukuk bakımından iddiası, taraflar arasında 2009 yılı sonrasında ... ve ... hisseleri üzerinde bir adi ortaklığın vücut bulduğu; bu ortaklıkta tarafların eşit oranda hissedar olduklarıdır. Keza, yine davacılara göre, dilekçelerinin ekindeki yazışma ve delillerden bir adi ortaklığın kurulduğu sonucu çıkmaktadır. 3.3.3 Bu iddialar karşısında, adi ortaklık kavramının ve unsurlarının kısaca açıklanmasında fayda görülmektedir. TBK’nun 620/I hükmüne göre, “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir”. Buna göre, adi ortaklığın unsurları, kişi unsuru, sözleşme unsuru, katılım payı unsuru, ortak amaç unsuru ve ortak amaç uğruna birlikte çaba gösterme unsurudur. 3.3.4 Hukuken dikkate alınabilir/mesmu olup olmadıklarından bağımsız olarak, bir an için hukuken muteber/dikkate alınabilir oldukları kabul edilse dahi, dosyadaki delillerden yukarıda sıraladığımız unsurların var olduğu sonucu çıkarılabiliyorsa davacıların iddialarında maddi hukuk bakımından haklı olduğu söylenebilecektir. Bundan dolayı, dosyadaki delillerin, bu çerçevede değerlendirilmesi icap eder. O halde, şekli olarak ispat yeteneğine sahip olup olmadıklarına bakılmaksızın, davacıların, varlığını iddia ettikleri adi ortaklık ilişkisinin, dosyaya mübrez deliller ışığında vücut bulup bulmadığı araştırılmalıdır. Tarafların gerçek kişi olmaları hasebiyle adi ortaklık sözleşmesinin tarafı olabilecekleri hususunda bir tartışma bulunmamaktadır. Kişi unsuru bakımından bir sorun gözükmemektedir. Sözleşme unsuru bakımından ise şu açıklamaların yapılması gerekir: Adi ortaklığın varlığından bahsedebilmek için ortaklar arasında bir anlaşmanın, yani müşterek bir ortaklık kurma iradesinin varlığı şarttır. Ortaklığın, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklaması ile kurulabileceği hususunda bir tartışma yoktur. Adi ortaklık sözleşmesinin hem borç doğurucu bir işlem olduğu ve organizasyon sözleşmelerinin özelliklerini taşıdığı kabul edilmektedir. Diğer yandan, adi ortaklığın belirgin bir niteliği ise, sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olmasıdır. Ayrıca, eğer tarafların katılım payı olarak getirdiği sermaye değerinin “devri şekle bağlı bir malvarlığı değeri ise”, ortaklık sözleşmesinin en azından o maddesinin şekle bağlı olarak kaleme alınması gerektiği de söylenmelidir. Tarafların, ortak bir kazanç elde etme amacı ya da başkaca bir manevi amaç üzerinde mutabık kalmaları da zorunludur. Son olarak, bu amaca yönelik faaliyette bulunmayı (...) üstlenmeleri de ayrı bir unsur olarak belirtilmektedir. 3.4. Davacıların iddiası, davalının kendisine ait olan ... ve ... şirket hisselerini adi ortaklığa sermaye katılım payı olarak taahhüt ettiğidir. Bundan dolayı, çıplak pay da olsa payı temsil eden senetler basılmış da olsa, bu taahhüdün yazılı şekil ile yapılması gerekir (tarafların katılım payı olarak getirdiği sermaye değerinin “devri şekle bağlı bir malvarlığı değeri ise”, ortaklık sözleşmesinin en azından o maddesinin şekle bağh olarak kaleme alınması gerekmektedir). Somut uyuşmazlık bakımından yazılı şekil şartının yerine getirilip getirilmediği hemen aşağıda davacıların dayandıkları delillerin hükme esas alınacak nitelikte olup olmadığı tartışılırken açıklanacaktır. Bizim düşüncemiz, somut uyuşmazlıkta, gerek tanık beyanlarından gerekse davacıların dayandığı evrakın içeriğinden ortak kazanç elde etme amacı ve ortak amaç uğruna birlikte faaliyette bulunma unsurunun çıkartılamayacağıdır. Keza, dosyadaki deliller dikkate alındığında adi ortaklık ilişkisinin ispat edilebildiği söylenemeyecektir. Ortaklığın kurulduğu iddia olunan tarih sonrasında, var olduğu iddia edilen ortaklığın faaliyetlerini sekteye uğratacak nitelikte davacılar tarafından yapılan şikayetler de bu düşüncemizi desteklemektedir. 3.5 Davacı tanığı olarak dinlenen ...’ın beyanından adi ortaklığa ilişkin bir emare çıkmadığı gibi diğer tanık ...’in beyanı ise esasında davacıların iddiaları ile çelişmektedir. Çünkü, tanık, ... ve ...’daki hisselerin Kazak Menşeili şirkete satıldığı andan itibaren taraflar arasında bir ortaklık olduğu anlamına gelecek yönde beyanda bulunmuş olmasına rağmen davacılar ise bu ortaklık ilişkisinin davalı tarafından kendisine devredilen hisselerin bedelini ödeyememesi üzerine sonradan, en azından 2009-2010 yıllarında kurulduğu iddiasındadır. Bu haliyle, davacı iddiaları ile çelişkili bir beyandan taraflar arasında bir ortaklık kurulduğu sonucu kanaatimizce çıkartılamaz. Keza, bu tanık beyanı, davacıların dayanak yaptığı evrak içeriği ile de uyumlu değildir. Nihayetinde, bu çelişki bir yana bırakılacak olsa bile, tanık beyanı, bir adi ortaklığın ve içeriğinin ispatı noktasında yeterli de değildir. 3.6 Hemen aşağıda, Ek 7, 8, 9, 10, 11, 12 ve 13 başlıklı ve davacılar tarafından dosyaya sunulan delillerin, fotokopi olmaları hasebiyle hukuken sonuca etki edip edemeyeceği ayrıca açıklanmıştır. Bu çekincemiz saklı kalmak kaydıyla, Davalının kendi el yazısı ile yazıldığı iddia olunan 20.10.2009 tarihli “Ben kendi rızam ile sizlerdeki ortaklıklarımdan ayrılmak istiyorum. Bunun sonucu gerçekleşecek(?) paylaşımdan hisseme kalanı hiç itiraz etmeden kabul ediyorum. Sizler lütfen paylaşımı yapın ben hepsine razıyım. Bu lafımdan geri dönersem namussuz ve şerefsiz bir insanım” şeklindeki ifadeden de, davacılar ve davalı arasında, ... ve ... hisseleri üzerinde bir adi ortaklık kurulduğu anlamı çıkmadığı gibi bu evrak içeriği itibariyle TMK’nun 23. maddesi anlamında kişilik haklarına ve ahlaka aykırı bir taahhüt içermesi sebebiyle geçerliliği sorgulanmaya muhtaçtır. Davalının kaleme aldığı iddia olunan, 20.10.2009 tarihli evraktaki yazının, ek bilirkişi raporunda, mevcut hali ile değil de davacıların 07.02.2023 tarihli dilekçelerinin 4. sayfasında yer verildiği şekliyle gerçekte olduğundan farklı biçimde kaleme alınmasına anlam verilememiştir. Zira bu hatanın, anlamda ciddi biçimde farklılık yarattığı söylenmelidir. Kanaatimizce, davacıların ve aynı şekilde bilirkişilerin de yer verdiği hatalı haliyle dahi bu metinden taraflar arasında ... ve ... açısından ya da başkaca bir şirket açısından bir adi ortaklık kurulduğu anlamı çıkmamaktadır. Metnin lafzında geçen “sizlerdeki” kelimesinin davalının davacılar ile ortak olduğu diğer iş ve şirketlerdeki ortaklıkları kastetmek amacıyla kullanıldığını kabul etmek daha makul bir yaklaşım olacaktır. Bu noktada kanaatimiz; 26.05.2010 tarihli (Ek-8) ve dosyadaki diğer evrakın (Ek 9, 10, 11, 12, 13) içeriğinden de davacıların iddia ettiği şekliyle bir adi ortaklık kurulduğu sonucu çıkmadığıdır. Zira, anılan metinlerin içerikleri incelendiğinde, adi ortaklığın unsurlarını bünyesinde barındırmadığı görülmektedir. Birden çok kimsenin münferiden veya müştereken hissedar oldukları şirketlerdeki hisselerini tasfiyeye tabi tutmak ve müşterek hissedar oldukları bir şirketteki payların devri sonucunu doğuracak bir değişim planı öngörmek; bu sırada, tarafların münferiden sahip oldukları malvarlıklarının da değerleri itibariyle bu tasfiye de yer alması, ortak bir amaca işaret etmemekte; bir sözleşme ilişkisinin kurulabildiği var sayılsa bile tarafların yüklendikleri edimler bir süreklilik arz etmemektedir. Ne var ki, paylaşımın nasıl yapılacağı hususunda taraflar arasındaki yazışmalardan net bir sonuç çıkmadığı ve irade uyuşmasının içeriği ve hangi hususlar üzerinde bir irade uyuşması olduğunun tespit edilemediği; zira, davacıların delil listesindeki Ek-13 isimli evraktan da başkaca bir sonucun çıkartılmayacağı; üzerinde mutabık kalman hususların açık bir şekilde tespit edilmedikçe bir anlaşmanın da esasen vücut bulduğundan bahsedilemeyeceği; Ek-13 isimli evrakın içeriğinin Ek-8,9 ve 10 ile uyumlu olmadığı; yine, Ek 11 isimli delilin içeriğinin de Ek 8,9,10 ve 13 ile uyumlu olmadığı; eğer delil olarak kabul edilebilse bile, bu yazışmalardan ... ve ... üzerinde bir adi ortaklık kurulduğu sonucunun çıkarılamayacağıdır. 3.8 Usul hukuku bakımından ise; Davacıların iddiasının yazılı delille ispat edilmesi gerektiği düşünülmektedir. İadesi istenen hisse bedellerinin değeri nazara alındığında, davacıların iddialarını yazılı olarak ispatlamaları gerektiği; zira, esasa ilişkin düşüncemiz yukarı alınmış olmakla birlikte, davacıların var olduğunu iddia ettikleri adi ortaklık iddiasını da yine yazılı şekilde ispat etmeleri gerekeceği; dahası, her üç halde de, • Gerek davacıların adi ortaklık iddiası, • Gerek mevcut ilişkilerin tasfiye protokolü çerçevesinde tasfiyesi, • Gerek inançlı temlik iddiası bakımından, önceki hukuki ilişkilerin (devir protokolleri) yazılı bir delile dayanması sebebiyle, aksi yöndeki iradenin de “senede karşı senetle ispat” bağlamında senede bağlanması gerekeceği; senede karşı senetle ispat babında tarafların kardeş olmasının herhangi bir fark yaratmayacağı söylenmelidir. Örneğin, YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/15722 Karar : 2016/8856 Tarih 02.06.2016 tarihli bir kararında, “Yakın hısımlar arasındaki bir hukuki işlem senede bağlanmış ise, bu senede karşı ileri sürülecek savunmalar tanıkla ispat edilemez ancak senet ile ispat edilebilir” denmek suretiyle bu gerçeğe işaret etmektedir. Kardeş olmanın senede karşı senetle ispat zorunluluğu değil de senetle ispat zorunluluğu bakımından takdiri delillerin değerlendirilmesine imkan tanıyacağı; Ek 7, 8, 9,10,11 ve 12 ile 13 isimli evrakın delil başlangıcı kabul edilse dahi, ki fotokopi olması hasebiyle davalıdan sadır olduğunun ispatının imkan dahilinde olmaması sebebiyle mümkün olmadığı düşünülmektedir Örneğin, YARGITAY ıı. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2014/9542 Karar Numarası: 2015/6397 Karar Tarihi: 05.05.2015 tarihli bir kararda “Mahkemece yapılan yargılama sonunda ise fotokopi belgenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu olgusundan hareketle davanın kabulü cihetine gidilmiştir. HMK’nun 202/2. maddesinde, delil başlangıcı, “iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge” olarak tanımlanmış, HUMK’nun 202/1. maddesinde ise; yazılı delil niteliğinde bir belgenin bulunması halinde senetle ispatı gereken bir hukuki işlemin tanıkla ispat edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Buna karşın dosya içerisinde örnekleri bulunan ve taraflar arasında yapıldığı iddia olunan, limitet şirket devir bedeline ilişkin fotokopi belgenin, davalılar tarafından düzenlendiği ya da gönderildiği kanıtlanamadığı gibi davacı tarafça bu yönde ileri sürülmüş bir iddia da bulunmamaktadır. Bu hali ile davaya konu fotokopi belgenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olmadığı anlaşılmakla, davanın reddi yönünde hüküm kurulmak gerekirken, kabul yönünde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir” denmiş; Yine, YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2016/241 Karar Numarası: 2016/13956 Karar Tarihi: 06.12.2016 tarihli bir başka kararında “Davacı, davaya konu protokolün aslını ibraz edememiş, fotokopi ile çoğaltılmış suretini dosyaya sunmuştur. Mahkemece, üzerinde imza incelemesi yaptırılan fotokopi belge, yazılı delil başlangıcı kabul edilmiş ve dinlenilen tanık beyanları esas alınarak dava kabul edilmiştir.Yargıtay HGK’nun 16.03.2005 günlü ve 2005/13-80 esas ve 2005/149 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, aslı ibraz edilmeyip fotokopisi sunulan ve diğer tarafça kabul edilmeyen fotokopi belge üzerinde imza ve yazı incelemesi yapılamayacağı gibi, yapılmış olsa bile bu rapora itibar edilemez. Yine Yargıtay HGK’nun 21.04.1993 gün, 15-17/1170 sayılı ilâmı uyarınca, altındaki imzası inkâr olunan fotokopi belge yazılı delil başlangıcı kabul edilerek, tanık dahi dinlenemez. Buna göre, mahkemece, fotokopi belge üzerinde imza incelemesi yaptırılması ve bu belgenin yazılı delil başlangıcı kabul edilmesi, doğru görülmemiştir” şeklinde içtihat etmiştir. Bu bilgiler doğrultusunda; Dinlenen tanık beyanlarından ve evrakın içeriğinden davacıların kurulduğunu iddia ettiği adi ortaklık ilişkisinin varlığının ispat edilemediği kanaati oluştuğu, davacıların iddiaları karşısında inançlı işlemin varlığından da bahsedilemeyeceğinin kanaati edinildiği, zira, davacıların, ... ve ...’daki devirlerin muvazaalı ya da emaneten yapıldığı iddiasında olmadığının gözlemlendiği, ödenmediğini iddia ettikleri bedelin karşılığı olarak adi ortaklığın kurulduğunu iddia ettikleri, oysa, adi ortaklık temelli ilişkinin kurulduğunu iddia ettikleri tarihten sonra da bu ilişkinin varlığını doğrulayacak ortak kazanç elde etme düşüncesini ispata yarayan delillerin mevcut olmadığının müşahede edildiği, hal böyleyken, tarafların kendi iş geleneklerinde de genel olarak adi ortaklık değil de bir şirkete hissedar olmak şeklinde birliktelikler kurduklarının gözlemlendiği, davacıların adi ortaklığın kurulduğunu iddia ettikleri 2009 ve 2010 yılı sonrasında ... ve ...’nın münferiden davalı tarafından yönetilmeye devam edildiği; ... ve ... ile ilgili süreçle paralel olarak başkaca şirketlerde ortaklıklarının devam ettiği; sunulan deliller çerçevesinde, davacıların hisse iadesinin devrine yönelik talebinin hukuki bir gerekçesinin mevcut olmadığı kanaati edinildiği, davalı tarafından davacılara iade edilmesi gereken bir hisse mevcut olmadığı için bunların üçüncü kişilere temlikinden de davacılar aleyhine bir zarar doğamayacağı..." rapor edilmiştir. Mahkememizin 20/03/2024 tarihli ara kararı ile; Bilirkişi raporları arasında çelişkili olması ve bu çelişkilerin ek rapor ile giderilemeyecek nitelikte bulunması nedeniyle taraf vekillerinin itirazlarının kabulü ile; A)Taraf vekillerinin beyan ve itirazlarının gerekçeli olarak karşılanması, B)Dosya kapsamı ile tarafların iddia ve savunmalarına göre, taraflar arasında ...m.620 ve devamında düzenlenen bir adi ortak sözleşmesi/ilişkisi mevcut olup olmadığı, C)Mevcut ise, taraflar arasındaki yazışmalar dikkate alındığında adi ortaklığın kapsamı, D)Yine adi ortaklık ilişkisinin varlığı halinde ...m.644 hükmü de gözetildiğinde tasfiyenin ne surette yapılabileceği hususlarında rapor tanzimi için dosyanın daha önceki heyetlerde görev yapmayan Mali Müşavir ve nitelikli hesaplamalar uzmanı (TTK ve TBK) bilirkişilerine bilirkişilerine tevdiine karar verildiği; Bilirkişiler ...ve SMMM bilirkişisi ...'in düzenlemiş olduğu 19/09/2024 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle; "...Davalı ile davacılar arasında, davalıya ait olan ... ve ... hisselerinin davalı tarafından adi ortaklığa, tarafların birlikte/ortaklaşa mülkiyetine sahip olacakları sermaye olarak konulacağının davalı tarafından taahhüt edildiği bir “adi ortaklığın” kurulduğunun davacılar tarafından ispat edilememiş olduğu; Bu sebeplerle; taraflar arasında var olduğu iddia edilen bu adi ortaklığın tasfiyesinin de gerekli olmadığı; Yine bu sebeplerle; davacıların, ... ve ... Şirketi’nde davalıya ait olan ve dava dilekçesinin SONUÇ VE İSTEM başlıklı kısmında belirtilen “hisselerin” davacılar adına tescil edilmesini de davalıdan talebe hak kazanamadıkları..." tespit ve rapor edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; adi ortaklığın tespiti ile ... Turizm ve İnş. A.ş. ve ... Turizm Yat. A.ş. şirketlerinin pay defterinin düzeltilmesi, bunun mümkün olmaması halindeyse terditli olarak davalı tarafından davacıların payına düşen hisselerden haksız olarak elden çıkarılanlar için kısmi alacak talebine ilişkindir. Davacı yan; tarafların kardeş olduğunu, başlangıçta davacılar ile davalnını ... ve ... şirketlerinde toplam %50 (ayrı ayrı %16,6) hisseleri bulunduğunu, Kazakistan uyraklu...unvanlı şirketin ... Şirketi ile ... Şirketi'nin %75 oranındaki hisselerine talip olması üzerine 28.11.2015 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile davacıların her iki şirketite bulunan tüm hisselerini ... unvanlı şirkete ve davalıya sattıklarını, bu işlem sonucu ... Şirketi ile ... Şirketilerinin ortaklık yapısının, %75 ...ve %25 ... şeklinde oluştuğunu, KazmunaiGaz'ın davraldığı şirket hisselerinin bedellerini ödediğini, fakat davalının davacılardan devraldığı toplamda (8,34 x 2 -) %16,68 hissenin bedelini davacılara ödemediğini, bunun üzerine davalının, davacılara ait ... ve ... hisselerinin %8,34 oranındaki kısmı kendisine devredilmiş olsa dahi, ... ve ...'daki %25 oranındaki hisselerinin 3 kardeşin ortak malı olduğunu, bu şirketler üzerinde birlikte ticari faaliyette bulunacaklarını söylemek suretiyle, satın aldığı hisselerin bedellerinin ödenmesi yerine uhdesinde bulunan ... ve ...'nın %25 oranındaki hissesine davalı ile davacıların ortak olmaları hususunda anlaştıklarını, bu suretle davalı ile davacılar arasında “adi ortaklık ilişkisi” kurulduğunu beyanla adı geçen şirketlerdeki hisselerinin adlarına tescili talep ve dava ettikleri anlaşılmaktadır. Davalı yan ise; taraflar arasında geçerli bir adi ortaklık sözleşmesi olmadığını ileri sürerek gerek usul yönünden gerekse esas yönünden davanın reddi gerektiğini savunduğu görülmektedir. Somut olayda çözümlenmesi gereken ihtilaf noktaları; taraflar arasında ...m.620 ve devamında düzenlenen bir adi ortak sözleşmesi/ilişkisi mevcut olup olmadığı, mevcut ise, taraflar arasındaki yazışmalar dikkate alındığında adi ortaklığın kapsamı ve adi ortaklık ilişkisinin varlığı halinde ...m.644 hükmü de gözetildiğinde tasfiyenin ne surette yapılması gerektiğine ilişkindir. Adi ortaklık sözleşmesi ile ilgili düzenlemeler 6032 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) bünyesinde yer almaktadır. Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.) Tanımdan anlaşıldığı gibi adi ortaklık sözleşmesinin kurulması için şekil şartı bulunmamaktadır. Adi ortaklık sözleşmesinden ve buna dayalı adi ortaklık ilişkisinin varlığından söz edilebilmesi için, sözleşme, kişi, sermaye, müşterek amaç doğrultusunda birlikte çalışma unsurlarının mevcut olması unsurlarının mevcut olması gerekmektedir (N. Yavuz, Borçlar Hukuku, sh.1667) Adi ortaklık ilişkisi ortaklar arasında mutlaka sözleşme temeline dayalı olarak kurulmalıdır. Bir adi ortaklık sözleşmesinin doğabilmesi için, en az iki ortağın varlığı gerekir. Adi ortaklıkta ortaklardan her biri ortaklığa sermaye (sermaye payı) getirmelidir. Ortaklığın getirmek zorunda oldukları sermaye payları birleşerek, ortakların “el birliğiyle mülkiyet” şeklinde sahip oldukları ortaklık sermayesini teşkil ederler (...md.638/f.1). ...md.621/f.1'de adi ortaklığa sermaye payı olarak getirilebilecek değerler para, alacak veya başka bir mal ya da emek şeklinde sayılmıştır. Yine adi ortaklık sözleşmesinde ortakların irade beyanı karşılıklı ve birbirine uygun olmalıdır. Buna göre, bir adi ortaklık sözleşmesinin akdedildiğinden (yapıldığından) söz edebilmek için, her bir ortağın irade beyanının tüm diğer ortaklara yöneltilmesi gerekir ve son ortağın kabul yönündeki irade beyanının ortaklara ulaşmasıyla sözleşme kurulmuş olur. Adi ortaklık sözleşmesinin en önemli özelliklerinden birisi, tıpkı hizmet, bayilik, kira sözleşmeleri gibi sürekli borç ilişkisi oluşturmasıdır. Yani adi ortaklık sözleşmesinde, ortakların edimlerinin (borçlarının) sürekli olarak yerine getirilmesi gerekir. Adi ortaklık sözleşmesi herhangi bir şekle tabi değildir. Dolayısıyla adi ortaklık sözleşmesinin sözlü olarak yapılması mümkündür. Ancak, devri kanunen özel şekillere tabi olan mal ve hakların sermaye olarak konulmasının kararlaştırıldığı adi ortaklık sözleşmelerinde, adi ortaklık sözleşmesindeki “sermaye maddesinin” (yoksa adi ortaklık sözleşmesinin tamamının değil), kanunen belirlenen şekilde yapılması gerekir. Adi ortaklık sözleşmesi bir şekle bağlı olmasa da ispat hukukuna tabidir. İspat kuralına ilişkin ...m.6 hükmüne göre: "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür". HMK.m.190/1 hükmüne göre: "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağianan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir". Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Dolayısıyla anılan hükümler uyarınca davacının öncelikte adi ortaklık sözleşmesinin varlığını geçerli delillerle ispat etmesi gerektiği açıktır. Davacı yan, adi ortaklık sözleşmesinin varlığına ilişkin iddialarını ispat yönelik olarak tanık deliline ve taraflar arasındaki yazışma ve mektuplara dayanmıştır. Davanın değeri ve sözleşmenin kapsamına göre tanık ile ispata elverişli değil ise de (HMK.m.200) gerek yazılı delil başlangıcı mahiyetinde belgelerin bulunması, gerekse HMK'nın 203/1-a maddesi gereğince tarafların kardeş olup, senet ile ispat zorunluluğunun istisnalarının bulunması nedeniyle davacı tanıklarının bilgi ve görgüsüne başvurulmuştur. Davacı tanığı ... ifadesinde; “Ben tarafları tanırım, uzaktan akrabamdırlar, bana zikretmiş olduğunuz şirketleri duydum, ancak dava konusu uyuşmazlık konusunda herhangi bir bilgiye sahip değilim” hususlarını beyan etmiştir. Davacı tanığı ... ifadesinde; “Taraflar arkadaşımdır, aileyi çok eskiden beri tanırım, birlikte petrol ofisi ve otel işletmekteydiler, bana okumuş olduğunuz şirketlerdeki 9675'e tekabül eden hissenin kazak menşeili şirkete satıldığını, kalan %25'in ise aile adına davalı tarafından işletildiğini biliyorum, bunu aile çevresinde duydum, 2020 yılına kadar adı geçen otelde çok zaman misafir oldum, davalı ...'ın odasında kaldım, davalı ... ile aram halen iyidir, arkadaşlığımız devam etmektedir, ancak kardeşler 2020 yılından sonra kendi aralarında kötü olmuştur” hususlarını beyan etmiş olup, tanığın bilgi sahibi olduğu hususların daha çok duyuma dayalı olduğu, taraflar arasında iddia edildiği gibi bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunu ispata elverişli olmadığı sonucuna varılmışır. Davacı yan, iddialarını ispat yönelik olarak dava dilekçelerinin ekinde, EK-7, EK-8, EK-9, EK-10, EK-11, EK-12, EK-12 nolu “yazışma örneklerini” sunmuşlardır. -Davalı ...’dan sadır olan FOTOKOPİ mahiyetteki ek 7 nolu (20.10.2009) belge içeriğine göre, “Ben kendi rızam ile sizlerdeki ortaklıklarımdan ayrılmak istiyorum. Bunun sonucu gerçekleşecek paylaşımdan hisseme kalanı hiç itiraz etmeden kabul ediyorum. Sizler lütfen paylaşımı yapın ben hepsine razıyım. Bu lafımdan geri dönersem namussuz ve şerefsiz bir insanım” ifadeleri yer almakta ve yazının altında, el yazısı ile yazılmış olan ... ismi altına atılmış imza bulunmakta olduğu görülmektedir. Bu yazıda yer alan ifadelerden (beyanlardan); davalıya ait ... ve ... Şirketi hisseleri üzerinde davacıların iddia ettikleri gibi bir “adi ortaklık” kurulduğu anlamı da çıkmamaktadır. Yazıda ... ve ... Şirketlerinin adları hiç zikredilmemiş olup, sadece “sizlerdeki ortaklıklarımdan” şeklinde bir ifadeye yer verildiği görülmüştür. Davacı/...'ın kendi el yazısı ile yazıldığı iddia olunan ek 8 nolu, “...” başlıklı, fotokopi olarak sunulmuş olan 26.05.2010 tarihli yazının içeriği incelendiğinde; içeriğinde tarafların ortak oldukları bir çok şirket ismi zikredilmekte olduğu, ... ve ...Şirketi'deki davalıya ait olan hisseler üzerinde davacıların iddia ettiği gibi “adi ortaklığın” kurulduğunu gösteren bir ifade (beyan) yer almadığı, yazıda herhangi bir “ortaklıktan” dahi söz edilmediği, “ortaklık” ifadesinin dahi yer almadığı görülmüştür. Bilgisayarda yazılmış olan, altında davalının adı ve el yazı ile imza bulunan, fotokopi olarak sunulmuş olan 14.06.2010 tarihli yazıda (EK-9); “..., 26.05.2010 tarihli mektubunuzu okuyup değerlendirdiğimde; bugünü kadar birlikte yürüttüğümüz ortak işlerimizin bugünden sonra birlikte yürütemeyeceğimiz gibi ilişkilerimizi ve itibarımızı da her geçen gün yitirmekte olduğumuzu düşünmekteyim ....Bana gönderdiğiniz değerleme raporunu ... %70 ve...A.Ş %50 hissesini alıyorum” ifadelerinin bulunduğu, yazının içeriğinde ise, ... ve ... Şirketlerindeki davalıya ait hisseler üzerinde kurulmuş bir adi ortaklıktan söz edilmediği gibi, daha de önemlisi ... ve ... Şirketlerinin adı dahi zikredilmediği görülmüştür. Bilgisayarda yazılmış olan altında davalının adı ve el yazı ile imza bulunan, fotokopi olarak sunulmuş olan 23.06.2010 tarihli yazıda (EK-10); “..., 5/6/2010 tarihli yazınızdaki görüşlerinize katılmıyorum ....ayrıca bu ayrılık tablosunun sadece beni değil hepimizi mutlu etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu gelinen durumda söylediğimiz eşit mal bölümüne denk gelen yeni seçimimi yapıyorum. .... 12.000.000 Euro ... 9670 .. 7.500.000 Euro Siar A.Ş 9650 .. 1.500.000 Euro Toplam 21.000.000 Euro" beyan edildiği, yazı içeriğinde ... ve ... Şirketlerindeki davalıya ait hisseler üzerinde kurulmuş bir adi ortaklıktan söz edilmediği gibi, daha de önemlisi ... ve ... Şirketlerinin adı dahi zikredilmediği görülmüştür. Davacının dava dilekçesi ekinde Ek-11 olarak sunulmuş olan, el yazısı ile hazırlanmış, tarihsiz, fotokopi mahiyetindeki belgeyi kimin el yazısı ile yazıldığının belli olmadığı, isim ve imza ihtiva etmediği, bir takım şirketlere ve taşınmazlara ilişkin ibarelerin ve rakamların yer aldığı, adi ortaklığa işaret eden bir yön olmadığı görülmüştür. Davacının dava dilekçesi ekinde Ek-12 olarak sunulmuş olan, Bilgisayarda hazırlanmış olan ve altında, davalı ve davacıların el yazısı ile imzası, altında da “uzlaşma heyetinin” adı ve imzası bulunan, fotokopi olarak sunulmuş olan 27.09.2012 tarihli belgede ise; “..., ve ...'dan oluşan Heyetin (Uzlaşma Heyetinin) aramızdaki ihtilafların çözümü için tarafsız ve adil olarak verecekleri karara kayıtsız ve şartsız uymayı taahhüt ediyoruz. Adi geçen üç şahıs (Uzlaşma Heyeti) bizler adına karar verilmeye yetkilidir” ifadesi yer aldığı, belgede davacı ile davalılar arasında, davalının ... ve ... Şirketlerindeki hisselerinin adi ortaklığı sermaye olarak konulmasının davalı tarafından taahhüt edildiği bir adi ortaklığın kurulduğunu gösteren ve/veya buna delalet eden herhangi bir ifade ya da ibare bulunmadığı görülmektedir. Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyetlerinin 11/01/2024 ve 19.09.2024 tarihli raporları ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre, yukarıda değinilen hukuksal durum ve somut olayın birlikte değerlendirilmesi sonucunda; davacıların ödenmediğini iddia ettikleri bedelin karşılığı olarak adi ortaklığın kurulduğunu iddia ettikleri, ancak adi ortaklık temelli ilişkinin kurulduğunu iddia ettikleri tarihten sonra da bu ilişkinin varlığını doğrulayacak ortak kazanç elde etme düşüncesini ispata yarayan delillerin mevcut olmadığı, tarafların çok sayıda aile şirketinde birlikte hissedar oldukları da dikkate alındığında, kendi iş geleneklerinde genel olarak adi ortaklık değil de bir şirkete hissedar olmak şeklinde birliktelikler kurduklarının gözlemlendiği, davacıların adi ortaklığın kurulduğunu iddia ettikleri 2009 ve 2010 yılı sonrasında ... ve ...'nın münferiden davalı tarafından yönetilmeye devam edildiği, ... ve ... ile ilgili süreçle paralel olarak başkaca şirketlerde ortaklıklarının devam ettiği, birden çok kimsenin münferiden veya müştereken hissedar oldukları şirketlerdeki hisselerini tasfiyeye tabi tutmak ve müşterek hissedar oldukları bir şirketteki payların devri sonucunu doğuracak bir değişim planı öngörmek, bu sırada, tarafların münferiden sahip oldukları mal varlıklarının da değerleri itibariyle bu tasfiyede yer alması, ortak bir amaca işaret etmemekte, bir sözleşme ilişkisinin kurulabildiği var sayılsa bile tarafların yüklendikleri edimlerin bir süreklilik arz etmediği gibi paylaşımın nasıl yapılacağı hususunda taraflar arasındaki yazışmalardan net bir sonuç çıkmadığı, irade uyuşmasının içeriği ve hangi hususlar üzerinde bir irade uyuşması olduğunun tespit edilemediği, sonuç olarak dava konusu ... ve ... şirketleri üzerinde bir adi ortaklık kurulduğunun kanıtlanamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-DAVANIN REDDİNE, 2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60-TL harcın peşin alınan 30.767,97 -TL harçtan mahsubu ile bakiye 30.340,37 -TL harcın davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 258.183,37 -TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Yatırılan avanstan artan kısmın yatırana/ vekiline iadesine, Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/11/2024 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/573, K. 2024/823, T. 21.11.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-13-asliye-ticaret-mahkemesi-2020-573-e-2024-823-k-41836481db2f