İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/582 E. 2024/954 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/582
- Karar No
- 2024/954
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/582 KARAR NO : 2024/954 DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Geçersizliğinin Tespiti ) DAVA TARİHİ : 01/06/2021 KARAR TARİHİ : 12/12/2024 Mahkememizin 2021/383 Esas sayılı dosyasında 06.09.2021 tarihli ara karar gereğince genel Kurul Kararının Yok Hükmünde Olduğunun Tespiti talebinin TEFRİKİNE ve davanın mahkememizin başka bir esasa kaydına karar verilmiş, genel kurul kararının yoklukla malul olduğunun tespiti istemi yönünden dava mahkememizin 2021/582 Esas sırasına kaydedilmiş, yapılan açık yargılama sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... Ltd. Şti.nin ... Ticaret Memurluğuna ... Sicil numarasıyla kayıtlı olduğunu, merkezinin İstanbul olduğunu, davalı şirketin ... yılında kurulduğunu ve ... tarihinde müvekkilinin %49,0797 hisse alımı yoluyla davalı şirkete ortak olduğunu, müvekkilinin yabancı uyruklu olmasının bilgi eksikliğine sebebiyet verdiğini, davalı şirket ortağının bunu kötü niyetli olarak kullandığını, müvekkili tarafından ortaklığa ilişkin yükümlülükler yerine getirildiğini, şirket faaliyetlerine ilişkin bilgi alınamadığını, zorunlu toplantıların yapılamadığını, şirketin kurulusundan bu zamana kadar hiçbir zaman kar payı dağıtılmadığını, kar paylarını davalı şirket ortağı ve şirket müdürü ... kendi adına tescil ettirdiğini , şirket ortağı olan müvekkilini kastederek tapu fotokopilerinin arkasına ½ hissesinin olduğunu kendi el yazısı ile imza altına aldığını, müvekkilinin yabancı uyruklu olmasından dolayı kendi üzerine alamayacağını şirket üzerine alınması halinde de başkaca sıkıntılar doğurabileceğini söyleyerek şirketin kurulusundan bu yana müvekkilini sürekli oyalama cihetine gittiğini, halen de üzerine kayıtlı gayrimenkuller için ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla İnanç Sözleşmesine Dayalı Tapu İptali ve Tescili Davası, müvekkilimden habersiz satılan gayrimenkuller içinde .... 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasıyla Tazminat Alacağı Davası açıldığını, aynı zamanda müvekkilinin adına sahte imza ile yapılan Genel Kurul Kararı ile ortak olan Dilek Hayta'nın yurt dışında olan müvekkiline kendileri tarafından hazırlanan metni ısrarla ve tehditkâr bir biçimde “şirketten geçmiş yıllara dönük hiçbir alacağının olmadığını, 10.12.2020 tarihi itibari ile hissesinin %40 olduğunu Büyükelçilikten tasdik ettirilmeye zorlandığını, hali hazırda %39.66 hisseye sahip müvekkilinin davalı şirket ortakları tarafından şirketteki payının %40 olduğunun ve hiçbir alacağının olmadığının tasdik ettirilmeye zorlanmasının davalı şirket ortağı ve şirket müdürünün sorumluluğundan doğan zararın varlığının ve sahte imza ile atılan Genel Kurul Kararını hukuka uygun hale getirilmeye çalışılmasının, bu kararın müvekkilimin rızası ile yapıldığını göstermeye çalışmalarının, resmiyette olan bir şeyi tekrar istemelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ve gerçekte durumun böyle olmadığını davalı şirket ortaklarının da sahte imza ile yaptıklarının kanıtı olduğunu, bu zamana kadar oyalama cihetine giden davalı şirket ortağı ve kurum müdürü ...nın sağlık problemleri yasaması ve sahte imza atılarak genel kurul kararı ile davalı şirkete ortak olan Eşi ...’ya genel vekaletname vermesinin müvekkilinde büyük tedirginlik yarattığını, müvekkilinin, ... Ltd. Şti.'nin %49,0797 hissedarı iken "hissesin bir kısmı kendi bilgi ve iradesi haricinde" davalı Şirketin diğer ortağı ve müdürü olan ...'nın ... tarihli 15 Nolu Genel Kurul Kararı ile sermaye artırımı ve şirket birleşme işlemi yaparak kendi hisse oranını arttırdığını, eşi ...’yı da şirkete pay sahibi yaptığını , bu durumda müvekkilinin şirketteki hissesinin % 39,66 olduğunu , müvekkilinin şirket ortağı olduğu 27/02/1996 tarihinden bu zamana kadar şirket genel kurul toplantılarında bulunmadığını , herhangi bir belgeyi imzalamadığını, bu konuda herhangi bir kimseyi yetkili kılmadığını, en son yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların müvekkilinin tespit edebildiği belgelerden sadece bir tanesi olduğunu ...’nın davalı şirketle ilgili başka sahtecilikler yaptığının kuvvetle muhtemel olduğunu, bu konuyla ilgili ... Cumhuriyet Başsavcılığına ... numaralı iş emriyle şikâyette bulunulduğunu, konuyla alakalı şikâyette bulunulan kişiler tarafından genel kurul karar defterinin ve şirkete ait defter ve belgelerin kaçırıldığını , belge asıllarının mutlak surette davalı şirket ortaklarının elinde olduğunu, müvekkilinin 25.07.2017 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığı ve bu toplantıda kendisine ait payın devri ile şirket sermayesinin artırılması hususunun oylanarak kabul edildiğinin sicile tescil ve ilan edilmiş olduğunu tespit ettiğini (EK 2 16.08.2017 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi). müvekkilim pay devrinin ve sermaye artırımı yoluyla Şirket ana sözleşmenin 6. maddesinin değiştirilmesine ilişkin 25.07.2017 tarihli genel kurul kararında müvekkilinin imzasının bulunmadığını, yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı ...ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının işbu dava ile davalı ...Tic. Ltd. Şti.'nin 10/08/2017 tarihinde tescil edilerek ... tarihli ve ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen 25/07/2017 tarihli genel kurul kararının iptalini talep ettiğini, gerekçe olarak da ilgili karardaki imzanın kendisine ait olmadığını, TTK madde 622 yollamasıyla TTK madde 445 ve devamı maddeleri uyarınca şirkete yöneltilmesi gereken davanın müvekkillerine yöneltilmesinin kabülü mümkün olmadığını, davacının teminat yatırmaması halinde davanın HMK madde 114/ğ uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddinin gerektiğini, davacının iddiasının ispata muhtaç olduğunu, davacının şimdiye kadar neden ticaret siciline tescil ve ilan edilen söz konusu genel kurul kararına karşı herhangi bir itirazda bulunmadığı veya dava ikame etmediği taraflarınca anlaşılamadığını, davacının ticari hayatın olağan akışına aykırı iddia ve taleplerine itibar edilmesinin mümkün olmadığını, MÖHUK madde 48 ve HMK madde 114 ile 115 uyarınca davacıya teminatın yatırılması için kesin süre verilmesini, kesin süre içerisinde teminatın yatırılmaması durumunda huzurdaki davanın usulden reddini, davanın müvekkilleri bakımından pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddini, her halükarda haksız ve yersiz açılan davanın reddini, yargılama masrafları ile vekâlet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını savunmuştur. Davalı ... Şirketine usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. ...'ın davalı olarak gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığından ... taraf olmaktan çıkarılarak HMK. 124/4 gereği ...'a tebligat yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Yargılama sırasında işbu dosya ile birleştirilen ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı (sorumluluk davası) dosyası 28.09.2021 tarihli ara karar ile tefrik edilerek mahkememizin sorumluluk davası mahkememizin 2021/732 esasına kaydedilmiştir. ...13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası (sorumluluk-tazminat davası ) mahkememizin 2021/582 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmiş, sorumluluk davasının mahkememizin 2021/732 Esas sayılı dosyası ile birleştirilerek görülmesi gerektiğinden ... 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası işbu dosyadan tefrik edilerek mahkememizin 2021/732 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan 20.03.2023 tarihli uzman görüşünde 25.07.2017 tarihli genel kurul toplantı tutanağında davacı ismine atfen atılan imzanın davacıya ait olmadığı yönünde görüş belirtildiği anlaşılmıştır. Davalı şirketin genel kurul toplantı ve müzakere defterinin 14 ve 15 nolu sayfaları duruşmada davacı asile gösterilerek imzanın kendi eli ürünü olup olmadığı sorulmuş, davacı imzanın kendisine ait olmadığını beyan ettiğinden tatbike medar imzaları alınarak ve mukayese için imzaları dosya içine getirtilerek imzanın davacı eli ürünü olup olmadığı konusunda rapor tanzimi için dosya Adli Tıp Kurumununa gönderilmiş, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin 03.06.2024 tarihli raporunda ; davalı şirketin genel kurul toplantı ve müzakere defterinin 14 ve 15 nolu sayfalarında yer alan 25/07/2017 tarihli karar altında davacı adına atılan imzalar ile davacının mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği belirtilmiştir. ... Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Bürosunun ... soruşturma sayılı dosyası getirtilmiş tetkikinden ; davacının ... hakkında özel belgede sahtecilik suçunu işlediği , 25.07.2017 tarihli genel kurul toplantı tutanağında davacı ismine atfen atılan imzanın davacıya ait olmadığı belirtilerek şikayette bulunulduğu, ceza mahkemesinin beraat kararının mahkememiz yönünden bağlayıcı olmayacağı ve Adli Tıp Kurumu raporunda davacı adına atılan imzalar ile davacının mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediğine dair görüş belirtilmesi karşısında soruşturma dosyasının sonuçlanmasının beklenilmesine gerek görülmemiştir. Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde Dava, genel kurul kararının yoklukla malul olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Davacı, 27/02/ 1996 yılından itibaren davalı ... Şirketinin genel kurul toplantılarında hazır bulunmadığını, 25.07.2017 tarihli genel kurul toplantısından haberdar olmadığını, toplantıda alınan kararı araştırmaları üzerine ticaret sicil gazetesinden öğrendiğini, 25.07.2017 tarihli genel kurul toplantı tutanağında davacı ismine atfen atılan imzanın davacıya ait olmadığını iddia ederek kararın yoklukla malul olduğunun tespitini talep etmiştir. Davalılar , davacının toplantıda alınan kararlardan haberdar olduğunu, davacı isteminin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu iddia etmişlerdir. Adli Tıp Kurumunun 03.06.2024 tarihli raporu ile davalı şirketin genel kurul toplantı ve müzakere defterinin 14 ve 15 nolu sayfalarında yer alan 25/07/2017 tarihli karar altında davacı adına atılan imzalar ile davacının mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği belirtilmiş, davalı şirket tarafından 25/07/2017 tarihli karar altında davacı ismine aften atılan imzanın davacı eli ürünü olduğu veya anılan kararın davacının sonradan onay verdiği hususu ispat edilememiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu...E, ... K. Sayılı emsal kararında yok hükmündeki bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik anonim şirketlere yönelik olarak somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nın 536. (6102 sayılı TTK’nın 622.) maddesi yollamasıyla anonim şirket genel kurul kararlarının iptali hakkındaki hükümlerin limited şirket için de uygulanması gerekecektir. 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesi gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı TTK’da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul karalarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 TTK’nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı TTK’da ne de 6102 sayılı TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378) Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise TMK’nin 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37). Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili davalı şirketin 24/10/1995 yılında kurulduğunu ve 27/02/1996 tarihinde müvekkilinin %49,0797 hisse alımı yoluyla davalı şirkete ortak olduğunu, müvekkilinin 27/02/1996 tarihinden itibaren şirket genel kurul toplantılarında bulunmadığını, davalı şirkette diğer ortak ve müdür ...'nın 25/07/2017 tarihli 15 nolu Genel Kurul Kararı ile sermaye artırımı ve şirket birleşme işlemi yaparak kendi hisse oranını arttırdığını, eşi ...'nın pay sahibi yapıldığını bu durumda müvekkilinin şirketteki hissesinin % 39,66 oranına düşürüldüğünü ileri sürmüştür. Dosya kapsamından davacının davalı şirketin , 25/07/2017 tarihli genel kurul toplantısına katılmadığı ve 25/07/2017 tarihli 15 nolu genel kurul toplantı tutanağı altında davacı ismine atfen atılan imzanın davacı eli ürünü olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 25/07/2017 tarihli genel kurul toplantısının çağrısız yapıldığı, davacının ise toplantıya katılmadığı anlaşılmaktadır. Davalılara yemin deliline başvurmak isteyip istemedikleri konusunda beyanda bulunmak üzere süre verilmiş, davalılar 25.10.2024 tarihli dilekçe ile yemin deliline başvurulmasına gerek bulunmadığını, davacının genel kurul kararından haberdar olduğunun 17.12.2020 tarihli whatsapp mesajından anlaşıldığını beyan etmiş olup yok hükmündeki işlemin varlığının öğrenildiği tarihin 17.12.2020 tarihi olduğunun kabulü halinde dahi davanın ikame edildiği 01.06.2021 tarihi itibari ile talebin makul sürede ileri sürüldüğü kanaatine varılmıştır. Anonim ve limited şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı TTK’da hem de 6102 sayılı TTK’da anonim ve limited şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir. Limited şirketlerde çağrısız genel kurul 6762 sayılı TTK’nın 538/5 maddesinde; “Bütün ortaklar; aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde toplantıya çağırma hakkındaki merasime riayet etmeksizin de umumi heyet halinde toplanabilirler. Böyle bir toplantıda bütün ortaklar hazır olmak şartiyle, umumi heyetin salahiyetine dahil olan hususlar müzakere edilerek karara bağlanabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılabilmesi için bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerekir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür. Yukarıda da bahsedildiği üzere yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceğinden 25/07/2017 tarihli genel kurul toplantısının çağrısız yapıldığı , davacının bu toplantıya katılmadığı, toplantı tutanağı altındaki imzanın davacıya ait olduğunun ispat edilemediği anlaşılmakla davacının, ... Şirket'ne yönelik davasının kabulüne, davalı şirketin 25/07/2017 tarihli ortaklar kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespitine , genel kurul kararının iptali ve yoklukla malul olduğunun tespiti istemi yönünden davanın şirkete yöneltilmesi zorunlu ve yeterli olup bu davada limited şirket ortakları ve müdürüne husumet yöneltilemeyeceğinden davacının ...ve ...a'ya yönelik davasının reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının, ...Şirket'ne yönelik davasının KABULÜNE, davalı şirketin 25/07/2017 tarihli ortaklar kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespitine, 2-Davacının ... ve ...'ya yönelik davasının REDDİNE, 3-Dosya içine celp edilen belge asıllarının karar kesinleştiğinde ilgili kurumlara iadesine, 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken harç 427,60 TL olduğundan peşin alınan 25.616,25 TL harcın mahsubu ile bakiye 25.188,65 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından yatırılan ve mahsubuna karar verilen 427,60 TL harcın davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan posta ve tebligat masrafı 368,25 TL, kayyım ücreti 40.000,00 TL olmak üzere toplam 40.368,25 TL yargılama giderinin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı şirket tarafından yapılan 1.100,00 TL yargılama giderinin bu davalı üzerinde bırakılmasına, 8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine, 9-Davalılar ...ve ...kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile bu davalılara verilmesine, 10-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalıların yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 12/12/2024 BAŞKAN ÜYE ÜYE KATİP