İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/772 E. 2026/794 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/772
Karar No
2026/794
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/772 KARAR NO : 2026/794

DAVA : Şirket Yöneticisi Sorumluluğuna Dayalı Maddi Tazminat/Şirketin Fesih Ve Tasfiyesi DAVA TARİHİ : 18/03/2025 KARAR TARİHİ : 09/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan şirket yöneticisi sorumluluğuna dayalı maddi tazminat/şirketin fesih ve tasfiyesi davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin 2021 yılında eski işini terkederek mücevherat sektöründe bir şahıs şirketi kurduğunu, sonrasında eşi olan davalı ...’in ısrarları üzerine bu şirketi sonlandırıp dava dışı adreste kayıtlı davalı ...Şirketini kurduğunu ve şirketin %50 hissesini bedelsiz olarak davalı ...’e devrettiğini, şirketin zamanla büyüyüp tanındığını, müvekkilinin eşine duyduğu güven nedeniyle şirketin satış ve tahsilat gibi tüm sorumluluklarını davalıya devrettiğini, ancak davalının bu durumu fırsat bilerek boşanma davası açılmadan önce müvekkili aleyhine uzaklaştırma kararı aldırdığını, mağazanın anahtarlarına el koyarak müvekkilinin girişini engellediğini ve işletmeyi tek başına yönetmeye başladığını, müvekkilinin yaptığı incelemelerde davalının şirket hesabına gelen paraları düzenli olarak şahsi hesabına aktardığını, şirketin vergi, elektrik, internet ve tedarikçi borçlarını ödemeyerek işletmeyi zarara uğrattığını ve ticari itibarını zedelediğini, ayrıca şirket stoklarında bulunan altın ve mücevherleri satarak veya nakde çevirerek uhdesine geçirdiğini, mağazada SGK bildirimi yapılmamış kayıt dışı personel çalıştırarak şirketi idari risk altına soktuğunu, müvekkilinin uzaklaştırma kararları nedeniyle şirket işleyişine müdahale edemediğini ve zararın her geçen gün arttığını, dava şartı olan arabuluculuk sürecinin de anlaşamama ile sonuçlandığını, öte yandan gecikmesinde sakınca bulunan halin mevcudiyeti ve talebin reddi halinde müvekkilinin telafisi imkansız zarara uğrayacağı gerekçesiyle, davalılara tebligat yapılmaksızın tensiple birlikte evrak üzerinden duruşmasız olarak ve müvekkilinin ekonomik durumu gözetilerek teminattan muaf tutulmak kaydıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini, ilgili bankalara ivedilikle müzekkere yazılmasını talep ettiklerini bildirerek; netice itibariyle davalı şirketin dava süresince yönetilmesi amacıyla kayyum atanmasına, müvekkili hakkında tesis edilen uzaklaştırma karar tarihi ile dava tarihi aralığındaki zararın tespiti amacıyla davalı şirketin tüm mal varlığı, öz kaynak ve emtiasının ayrı ayrı tespitine, bu varlıkların satışının engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davalı ...'in ... Bankası, ... Bankası,... Bankası, ... ve ... nezdindeki ile mahkemece tespit edilecek diğer tüm bankalardaki vadeli, vadesiz, döviz, kredi kartı ve bireysel emeklilik hesapları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, davalı şirketin ... Bankası ... Şubesi nezdindeki ... IBAN numaralı hesabı, sonradan açılan ... Bankası hesabı ile tespit edilecek diğer banka hesapları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, davalı ...’in uzaklaştırma kararı sonrasında şirket varlıklarını satarak veya nakde çevirerek uhdesine geçirmek suretiyle şirkete verdiği zararın tespit edilerek davalı tarafından şirkete iadesine/tazminine ve davalı ...Şirketinin tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirketin ortaklardan ...'in de sermayesi, büyük emek ve çabalarıyla büyüdüğünü, davacının ise şirketin büyüme sürecine hiçbir katkısının bulunmadığını ve şirket işleyişinden haberdar olmadığını, şirketin yalnızca kağıt üstünde ortağı olan davacının, kasıtlı olarak çalışmadığı halde şirket gelirlerini diğer ortak ...'den talep ve tahsil ettiğini, davacının isteği ve talimatı doğrultusunda şirket hesabına gelen tüm paraların muhasebesel ödemelerin yapılması amacıyla diğer ortak ...'in hesabına aktarıldığını, şirket gelirlerinin davacı tarafından sürekli olarak alındığını ve şirket varlıklarının işgal edilmesinin söz konusu olmadığını; şirketin ticari defterlerine işlenmemiş herhangi bir ürün, iş ve işlemin bulunmadığını, davacı hakkında tesis edilen uzaklaştırma kararının davacının şirket faaliyetlerine ve şirket hesaplarına ilişkin yetkilerini kısıtlamadığını, bu nedenle davanın kötü niyetli olarak ikame edildiğini; Türk Ticaret Kanunu hükümleri ve yerleşik Yargıtay kararları uyarınca limited şirketlere yönetim kayyumu atanabilmesi için şirketin yönetim organından yoksun kalması ve oluşan yönetim boşluğunun başka yollarla giderilmesinin mümkün olmaması şartlarının arandığını, ancak davacının müvekkili şirkette müdür ve müdürler kurulu başkanı olarak görevine, yönetim yetkilerine ve erişim olanaklarına aynen sahip olduğunu, şirkette herhangi bir yönetim boşluğu bulunmadığını belirterek; tüm bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz davanın, hukuki koşulları oluşmayan şirkete kayyum atanması ve şirket hesaplarına tedbir konulması taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, tarafların evlilik birliği içinde davalı ...Şirketini kurduklarını, kuruluş sermayesinin müvekkilinin annesi tarafından karşılıksız gönderilen para ile karşılandığını, davacının şirket bünyesinde hiçbir zaman çalışmadığını ve şirketin büyümesine hiçbir katkısının bulunmadığını, şirketin müvekkilinin aktif çalışması ve stratejileri sayesinde kar elde ettiğini, davacının ise yalnızca kağıt üstünde ortak olduğunu ve sadece şirket gelirlerini talep ettiğini, davacının isteği üzerine şirket gelirlerinin müvekkilinin şahsi hesabına aktarıldığını, ancak bu hesaptan dükkan kirası, tedarikçi ödemeleri ve temizlik personeli dahil tüm şirket masraflarının karşılandığını, müvekkilinin şahsi bir harcama yapmadığını ve mal kaçırmadığını, kalan paranın ise neredeyse her gün davacının şahsi hesabına gönderildiğini, banka kayıtları celp edildiğinde bu durumun açığa çıkacağını, haksız mal kaçırma iddialarının yersiz olduğunu; taraflar arasındaki geçimsizliğin davacının sadakatsizliği ile müvekkiline ve müşterek çocuğa yönelik uyguladığı psikolojik ve fiziksel şiddetten kaynaklandığını, davacının müvekkilini ölümle tehdit ettiğini ve silahla hayatına kastetmeye çalıştığını, bu eylemleri nedeniyle hakkında 6284 sayılı Kanun uyarınca koruma kararı tesis edildiğini, kadına karşı tehdit suçundan ceza davası açıldığını, ayrıca davacının müvekkili öldüresiye darp etmesi neticesinde ağır yaraladığını ve bu haksız eylemi nedeniyle sevk edildiği ağır ceza mahkemesince tutuklandığını ve halen tutuklu bulunduğunu; iddia edildiği gibi dükkan anahtarının kaçırılmasının söz konusu olmadığını, her iki ortağın da anahtarının bulunduğunu, davacının müvekkilini mağazadan uzaklaştırmaya çalıştığını, uzaklaştırma kararlarının davacının şirket üzerindeki sıfat ve yetkilerini sınırlandırmadığını, davacının şirket faaliyetlerine devam edebileceğini bizzat bildiğini, ticari defterlere işlenmemiş hiçbir şirket işleminin bulunmadığını, tedarikçilerin davacının ilgisizliğinden şikayetçi olup müvekkiliyle çalışmaktan memnuniyet duyduklarını; limited şirketlere yönetim kayyumu atanabilmesi için şirketin yönetim organından yoksun kalması ve bu boşluğun başka yolla giderilememesi şartlarının somut olayda gerçekleşmediğini, davacının şirketteki müdürlük, yönetim ve hesaplara erişim yetkilerinin aynen devam ettiğini, şirkette bir yönetim boşluğu bulunmadığını, müvekkilinin şahsi hesaplarına tedbir konulması talebinin ise dava konusu uyuşmazlıkla ilgisi bulunmadığını belirterek; tüm bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz davanın, hukuki koşulları oluşmayan kayyum atanması ile hesaplar üzerine ihtiyati tedbir konulması taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, ortaklar arasındaki geçimsizlik ve uzaklaştırma kararları nedeniyle karar alma mekanizmasını yitiren davalı şirketin kötü yönetildiği, şirket varlıklarının davalı ortak tarafından uhdesine geçirilerek şirketin zarara uğratıldığı iddiasına dayalı olarak, uğranılan zararın tespiti ile tahsili ve nihayetinde davalı şirketin tasfiyesine karar verilmesi talebine ilişkin bulunmaktadır. Mahkememizce, taraflarca sunulan deliller değerlendirilmiş, bilirkişiden rapor temin edilmiştir. Davacı vekili 06/10/2026 tarihli dilekçesi ile; huzurda görülen davadan, tarafların sulh olmaları ve bu yöndeki protokolü aile mahkemesine sunmaları nedeniyle, bu protokol uyarınca davadan feragat ettiklerini, bu nedenle gereğini talep etmiştir. Usulüne uygun vekaletname sunan davacı vekilinin vekaletnamesi incelendiğinde, davadan feragat yetkisinin bulunduğu anlaşılmıştır. Feragat yapıldığı andan itibaren maddi anlamda "kesin hükmün" tüm neticeleri ile doğuran ve davayı esastan sona erdiren bir hukuki işlemdir. Mahkemenin yaptığı ise bu durumun tespitinden ibarettir. Davacının davasından feragat ettiği, davanın kamu düzenine ilişkin bir dava da olmadığı anlaşılmakla, 6100 sayılı HMK'nın 307 ve devamı maddeleri gereğince, davanın feragat nedeni ile reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-6100 sayılı HMK'nın 307 ve devamı maddeleri gereğince, davacı tarafça açılan davanın feragat nedeniyle REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcından, davacı tarafça peşin olarak yatırılan 615,40-TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın davacı taraftan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Arabuluculuk görüşmelerinde arabulucu olarak atanan ...(...)'a 4.700,00-TL ödeme yapılmasına karar verildiği, ödemenin suçüstü ödeneğinden karşılandığı anlaşıldığından 4.700,00-TL arabuluculuk ücretinin, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu madde 18/A-13'e göre davacı taraftan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4-Davalı taraflar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince belirlenen 45.000,00-TL vekâlet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı taraflara verilmesine, 5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince davacı tarafından yatırılan ve bakiye kalan gider avansının, kararın kesinleşmesi sonrası davacı tarafa iadesine, Dair, tarafların yokluğunda, HMK'nun 341/1 vd. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize ya da Mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine istinaf dilekçesi sunulmak suretiyle, İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 09/10/2026

Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/772, K. 2026/794, T. 09.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-772-e-2026-794-k-d7a3c9d37050