İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/46 E. 2026/412 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/46
- Karar No
- 2026/412
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/46 Esas - 2026/412 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2026/46 KARAR NO : 2026/412
... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 30/01/2026 KARAR TARİHİ : 01/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/10/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkilinin parasal ve finansal hizmetler sektöründe 2015 yılından beri faaliyet yürüttüğünü, Türkiye çapında sektöründe herkesçe bilinen ve tanınan öncü bir şirket olduğunu, müvekkilinin “...” ibaresini içeren çok sayıda markası bulunduğunu, davalı şirketin ... sayılı “....” ibareli marka başvurusuna müvekkili tarafından itiraz edildiğini, itirazların nihai olarak.... kararı ile reddedildiğini, kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalı şirketin marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu, müvekkili ile davalı şirketin aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin müvekkilinin markasının tanınmışlığından yararlanmak için dava konusu marka başvurusunu yaptığını, dava konusu marka ile müvekkili markaları arasındaki benzerliğin taklit boyutunda olduğunu, markalardaki “P” harflerinin birebir aynı olduğunu, markaların aynı tüketici kitlesine hitap etmeleri sebebiyle dava konusu markanın müvekkili markası gibi algılanacağını, müvekkili markalarının tanınmış markalar olduğunu, .... sayılı tanınmış marka başvurusu bulunduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkili markasının sulandırılmasına yol açacağını, markaların SMK 6/1 maddesi anlamında benzer olduğunu, aynı ve benzer sınıfları kapsadıklarını, ilgili tüketicilerin markalar arasında bağ kurmasının kaçınılmaz olduğunu beyanla, .... sayılı kararının iptali ile ....sayılı markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu markanın yeşil küçük harflerle birbirine bitişik biçimde yazılmış “...” kelime unsurundan oluştuğunu, ibarenin üst kısmında yine aynı renkte oluşturulmuş “P” harfi biçiminde bir logo bulunduğunu, davacı markalarının ise siyah, kırmızı harflerle, daha özgün bir yazım stiliyle yazılmış “... ibaresinden müteşekkil olduğunu, bir kısım davacı markalarında “card, checkout, cashback, invest” gibi yardımcı unsurların da bulunduğunu, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal yönden hiçbir benzerlik taşımadığını, aralarında iltibas ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markalar benzer olmadığından tanınmışlık hususunun davaya etkili olmadığını, davacının SMK 6/5 maddesinde aranan risklerin varlığını ispatlar delil sunmadığını, kötü niyete dayalı iddiaların ispatlanamadığını, .... kararının usule ve hukuka uygun olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin “parolapay” ibareli marka başvurusunun davacıya ait markalardan şekil, ses, anlam ve genel algı bakımından açıkça ayrıldığını, davalı Kurum nezdinde yapılan inceleme sonucunun tamamen yerinde olduğunu, davacının kötü niyet iddialarının hukuki dayanağı bulunmadığını, müvekkili markasının esas unsurunun “....” ibaresi olduğunu, davacı markaları ile herhangi bir benzerliği bulunmadığını, davacının “P” ve “.... ibareleri üzerinde tekel kurma girişiminin korunamayacağını, “....” ibarelerinin bankacılık ve elektronik para sektöründe harcı alem unsurlar olduğunu,.... kararının hukuka uygun olduğunu beyan ederk davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, ...sayılı marka başvurusu, 09 / 35 / 36 / 42. sınıflar için tescil talebiyle 01.03.2024 tarihinde yapıldığı, marka başvurusunun , 12.06.2024 tarih ve 446 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde yayımlandığı, davacı şirket tarafından dava konusu markanın yayımına “aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerlik”, “benzerlik/karıştırılma ihtimali”, “tanınmışlık” ve “kötü niyet” gerekçeleri ile itiraz edildiği, davacı itirazının önce... ve nihai olarak da ... kararı ile itirazın reddine karar verildiği, kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; Dava Konusu Marka ile Davacının İtiraza Dayanak Markalarının Karıştırılma İhtimali; Marka tescilinde nispi ret nedenleri arasında düzenlenen karıştırılma ihtimali uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Markaların, karıştırılma ihtimaline dayalı tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığını kabul için yeterli olmayacaktır: Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması. Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması. Dava konusu markalar ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. Emtiaların Aynı/Benzer Olup Olmadığı ; Markalar arasındaki iltibas değerlendirmesi, markaların kapsamında yer alan mallardan ve hizmetlerden bağımsız değildir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa neden olma ihtimali azalacaktır. Bir başka anlatımla, markaların kapsadığı malların ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta; malların ve hizmetlerin aynı olması durumunda ise markaların arasındaki ortalama bir benzerlik dahi iltibasa neden olacaktır. Mal ve hizmetlerin aynılığı, ilke olarak mal ve hizmetlerin aynı şekilde yazılmış, ifade edilmiş olmasıdır. Benzer mal ve hizmetler ise, ortalama tüketicilerce aynı (veya ilişkili) kaynaktan geldikleri varsayımıyla karıştırılma ihtimalinin konusu olabilecek mal ve hizmetleri içermektedir. Benzer mal ve hizmet tanımlamasının içeriği, aynı tür mal ve hizmeti mutlak surette kapsamakla birlikte daha geniş bir yaklaşımla benzer oldukları öngörülebilecek, tüketicilerce ilişkilendirilerek aynı kaynaktan geldikleri varsayılabilecek, aynı/benzer ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak mal ve hizmetleri de kapsamaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği veya ilişkilendirilebilir niteliği ... göre aşağıda belirtilen durumlarda ortaya çıkabilir: − Mal ve hizmetlerin kullanım amacı ve alanlarının benzerliği, − Mal ve hizmetlerin kullanıcılarının benzerliği, − Malların fiziksel görünümünün benzerliği, − Mal ve hizmetlerin ticari pazara ulaşmasında kullanılan satış yollarının benzerliği, − Mal ve hizmetlerin birbirleriyle rekabet eder nitelikte bulunmasından kaynaklanan benzerlik, − Mal ve hizmetlerin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmasından kaynaklanan benzerlik, − Malların mağazalarda aynı reyonda veya rafta bulunmasından kaynaklanan benzerlik. İlgili sektördeki malların niteliği, piyasaya sunuluş şekli, tüketici alışkanlıkları gibi somut olayı etkileyen ek şartların varlığı halinde hizmetlerle mallar arasında ilişkilendirilme ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Dava konusu marka kapsamında 09, 35, 36 ve 42. Sınıf mal ve hizmetler bulunmaktadır. Davacıya ait markalar ise hali hazırda 09, 35, 36 ve 42. Sınıf mal ve hizmetlerde tescilli olduğu, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından, taraf markaları arasında emtia ayniyeti/benzerliği oluştuğu, İşaretlerin Benzer Olup Olmadığı ve İltibas/Karıştırılma İhtimali; Markaların emtia/hizmetlerinin aynı/benzer olduğu tespiti yapıldıktan sonra bakılması gereken ikinci kriter işaretlerin benzer olup olmadığıdır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınmalıdır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkat edilmelidir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Benzerlik ve karıştırılma ihtimali telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında “bağlantı” kurma ihtimali bulunması, benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılmasıdır. Global değerlendirme gereği, markaların unsurlarına bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ....” kararında belirlenen temel ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre; Asıl unsuru markanın bütünü itibarıyla bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayrıcalığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Tespit edilen asıl unsur sözcükten ibaret ise markalarda ortak olarak kullanılan kök kelime ve başvuru sahibinin varsa ilave ettiği ekler belirlenmelidir. Son olarak başvuru sahibinin markasındaki eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Dava konusu marka, yeşil renk tonunda stilize edilmiş bir “P” harfi ile şekil unsuru altında yer alan “parolapay” ibaresinden oluşan karma nitelikte (şekil + kelime) bir markadır. Markanın görsel unsurunu, üst kısmı açık şekilde tasarlanmış, kalın çizgilerden oluşan stilize “P” harfi meydana getirmektedir. Dava konusu marka, "...." ve "..." ibarelerinin bitiştirilmesi suretiyle oluşturulmuş "...." kelime unsurundan oluşmaktadır. ... sözlüğüne göre "parola", “Gizlilik ortamında insanların birbirini tanımalarını ve anlaşmalarını sağlayan işaret” anlamına gelmektedir. "...." ibaresi ise İngilizce kökenli olup, başta finans ve teknoloji sektörü olmak üzere ödeme hizmetleri alanında yaygın olarak "ödeme" anlamında kullanılmaktadır. Nitekim "...." gibi birçok ödeme sistemi uygulamasında da "..." ibaresi, ödeme fonksiyonuna işaret eden tanımlayıcı bir unsur olarak kullanılmaktadır. Bu iki ibarenin bitişik şekilde yazılmasıyla dilbilimsel veya kavramsal açıdan tamamen yeni ve bağımsız bir anlam taşıyan özgün bir kelime ortaya çıkmamıştır. Bununla birlikte, marka hukuku bakımından değerlendirme tek tek kelimeler üzerinden değil, markanın tüketici üzerinde bıraktığı bütünsel izlenim esas alınarak yapılmalıdır. Bu kapsamda ilgili tüketici, dava konusu işareti "...." şeklinde tek bir marka olarak algılayacak; işareti "parola" ve "..." şeklinde analiz ederek değil, bütün halinde değerlendirecektir. Dolayısıyla dava konusu markanın ayırt edici karakteri, "...." veya "..." ibarelerinden ayrı ayrı değil, bunların birleşmesiyle oluşan "parolapay" kelime bütününden kaynaklanmaktadır. Davacı, itirazına dayanak olarak çok sayıda marka sunmuş olup, davacı tarafın mesnet markaları; "...." ibareli kelime markaları ile siyah, beyaz ve mor renklerde tasarlanmış stilize "p" harfinden oluşan şekil markaları ve çeşitli renklerde hazırlanmış, üzerinde "..." ibaresine yer verilen banka/ödeme kartı görünümündeki şekil markalarından oluşmaktadır. Davacı markalarının bir kısmı yalnızca stilize "p" harfinden oluşan şekil markaları niteliğinde olup, bir kısmı kart görseli üzerinde "..." ibaresini içeren karma nitelikte markalardır. Geri kalan markalar ise kelime veya kelime+şekil markası niteliğinde olup, bu markaların tamamında ayırt edici ve baskın unsur "..." ibaresidir. "...." gibi ibareler ile slogan niteliğindeki ifadeler ise tali unsurlar olup, markaların esas ayırt edici karakterini değiştirmemektedir. Davacı markalarında esas unsur niteliği taşıyan “...” ibaresinin, herhangi bir anlamı bulunmadığı, Dava konusu marka ile davacı markaları bütünsel olarak değerlendirildiğinde, markalar arasında iltibas oluşturacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Dava konusu markanın esas unsuru "parolapay" ibaresi olup, bu ibare tek parça hâlinde algılanmakta ve tüketicide ..." ile "..." kelimelerinin birleşiminden oluşan farklı bir izlenim bırakmaktadır. Buna karşılık davacı markalarının ortak ve ayırt edici unsuru "..." ibaresi olduğu, Her ne kadar her iki taraf markasında da "P" harfinden hareketle oluşturulmuş stilize bir logo bulunsa da, Latin alfabesindeki tek bir harften türetilen logoların benzerlik değerlendirmesinde koruma kapsamı dar olup, somut olayda logoların tasarımı, çizgi yapısı, renk kullanımı ve genel kompozisyonu tamamen farklıdır. Dava konusu markadaki yeşil renkli, üst kısmı açık geometrik "P" logosu ile davacı markalarındaki sade, farklı kalınlık ve biçimde tasarlanmış "p" logoları bulunmaktadır. İşitsel açıdan da markaların farklı olduğu değerlendirilmiştir. "...." dört heceli ve tek kelime olarak telaffuz edilirken, "..." üç heceli, farklı harf dizilimine ve fonetik yapıya sahiptir. Ortak olarak yalnızca "pa" sesiyle başlamaları, markaların işitsel olarak benzer kabul edilmesi için yeterli değildir. Kavramsal açıdan ise dava konusu marka, "parola" ve "...2" kelimelerinin birleşiminden oluşan farklı bir anlam ve çağrışım yaratırken, davacı markaları "..." ibaresi etrafında oluşturulmuş bir marka ailesi niteliğindedir. Bu nedenle markaların bıraktıkları genel izlenim birbirinden farklıdır. Sonuç olarak, dava konusu "...." markası ile davacıya ait "..." ibareli ve stilize "p" logolu markalar; görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan bütünsel olarak değerlendirildiğinde farklı bir izlenim yarattığı, Sonuç olarak, dava konusu marka ile davacı markalarının görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, dava konusu mal ve hizmetler özellikle elektronik ödeme sistemleri, finansal hizmetler, yazılım ve bilişim teknolojileri alanına ilişkin olduğundan, ilgili tüketicilerin bu hizmetleri tercih ederken hizmetin güvenilirliği, teknik özellikleri, sağlayıcısı, güvenlik altyapısı ve fonksiyonları gibi unsurları dikkate alarak seçim yaptıkları kabul edilmelidir. Bu nedenle, ilgili tüketici kitlesinin bilgi ve dikkat düzeyi ortalamanın üzerinde olup, özellikle 36. sınıftaki finansal hizmetler ile 42. sınıftaki yazılım ve teknoloji hizmetleri bakımından yüksek dikkat göstereceği değerlendirilmektedir. 09. sınıf kapsamındaki yazılım ve elektronik cihazlar bakımından ise malın niteliğine göre değişmekle birlikte, tüketicilerin satın alma kararını bilinçli bir değerlendirme sonucunda vermeleri nedeniyle dikkat düzeyleri en azından orta, çoğu durumda ise ortalamanın üzerindedir. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacı şirket markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu, dava konusu markanın esas unsurunun “parolapay”, davacı markalarının esas unsurunun ise “...” ibaresi olduğu, markaların farklı uzunlukta ve hece yapısında olduğu, markaların sadece ilk hece bakımından ayniyet taşıdığı, fakat tek hecenin markalar arasında benzerliği sağlayabilecek düzeyde olmadığı, davacı markalarının ayrıca “P” harfinden oluşan şekil markaları bulunmakta ise de, Latin alfabesindeki tek bir harften türetilen logoların benzerlik değerlendirmesinde koruma kapsamının dar değerlendirilmesi gerektiği, somut olayda logoların tasarımı, çizgi yapısı, renk kullanımı ve genel kompozisyonunun tamamen farklı olduğu, dolayısıyla, davacının gerek “şekil” gerekse “...” esas unsurlu markaları ile dava konusu marka arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, ilgili tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyinin de ortalama ve ortalamanın üstünde olduğu gözetildiğinde, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür mal ve hizmet üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle, somut olay bakımından markaların ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı, Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği; 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. “Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir (....). Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için WIPO, 1999 yılında "WIPO Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları Markanın ekonomik değeri Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir. Somut olayda, davacı taraf markalarının tanınmış olduğu kabul edilse dahi, SMK m. 6/5 kapsamında koruma sağlanabilmesi için yalnızca tanınmışlığın varlığı yeterli olmayıp, öncelikle dava konusu marka ile tanınmış olduğu ileri sürülen marka arasında ilgili tüketici nezdinde bir bağlantı kurulmasına elverişli düzeyde benzerlik bulunması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, tanınmış markanın sağladığı genişletilmiş korumanın uygulanabilmesi için markalar arasında asgari düzeyde de olsa görsel, işitsel veya kavramsal benzerlik bulunması zorunludur. Oysa somut olayda, dava konusu "parolapay" markası ile davacıya ait "..." ibareli markalar, bütünsel olarak değerlendirildiğinde görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzer değildir. Dava konusu markanın esas unsuru "parolapay" ibaresi ve kendine özgü stilize logosu iken, davacı markalarının ayırt edici unsuru "..." ibaresidir. Bu nedenle, ilgili tüketicinin dava konusu marka ile davacı markaları arasında ekonomik veya idari bir bağlantı kurması, davacı markalarının tanınmışlığından haksız bir yarar sağlandığını ya da bu markaların ayırt edici karakteri veya itibarı üzerinde zarar doğacağını düşünmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, somut olayda tanınmış markaya sağlanan genişletilmiş koruma koşulları oluşmadığı, Kötü Niyet İddiaları; 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesinde “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yapılmıştır. Medeni Kanun’un 2. maddesine göre herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Kötüniyet, mülga 556 sayılı KHK’nın 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük hali olarak sayılmamış olsa da (.... sayılı karar ile mümkün kabul edilmiştir.) 6769 sayılı yasa ile bu durum değiştirilmiştir. Gerçekten de kanunun 6/9. maddesine göre, kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Yani görüleceği üzere AB Tüzüğü m. 59/1-b’den farklı olarak mutlak red nedeni değil nispi red nedeni olarak kabul edilmiştir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Nitekim .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Tüm bu kriterler kapsamında somut uyuşmazlık ele alınacak olursa; davacı vekilince, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalı yanın anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmamıştır. Dolayısıyla salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilmesi mahkememizce mümkün görülmemiştir, Netice itibariyle, Dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia ile davacıya ait markalar kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer olduğu, Dava konusu marka ile davacıya ait markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali şartlarının oluşmadığı, Somut olayda tanınmışlığa bağlı koşulların oluşmadığı, Dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği, Kurumun kararının hukuka uygun olduğu sonuçlarına varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Davacı harçtan muaf olduğundan bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır