İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/44 E. 2026/379 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/44
- Karar No
- 2026/379
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/44 Esas - 2026/379 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2026/44 KARAR NO : 2026/379
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 30/01/2026 KARAR TARİHİ : 17/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalı şahsın ...sayılı “...” ibareli marka başvurusuna müvekkili şirket tarafından "... ... ....sayılı tanınmış “...” markası ve yine bu markayı içeren birçok alt markanın sahibi olduğunu, müvekkilinin “...” esas unsurlu tanınmış markası başta olmak üzere birçok markasıyla yaklaşık 30 yıldır paketli unlu mamuller sektöründe faaliyet gösterdiğini, dava konusu “...” ibaresinin zayıf marka statüsünde olduğunu, ayırt ediciliği bulunmadığını, tescili talep edilen 30 ve 35. Sınıf altındaki gıda sektörüyle ilintili sınıflarda vasıf bildirici, tanımlayıcı bir özelliğe sahip olduğunu, ibarenin tek başına tescil edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili markaları ile dava konusu markanın ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, davalı şahsın marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu, markanın tescili halinde haksız rekabet meydana geleceğini, davalı Kurum tarafından başvuru kapsamından çıkartılan emtianın 35. Sınıf altında da yer aldığını, mutlak ret nedenlerinin bu hizmetler bakımından da geçerli olduğunu, 35. Sınıf bakımından da dava konusu marka başvurusunun reddedilmemiş olmasının hatalı olduğunu beyanla, .... sayılı kararının iptaline, ...sayılı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu marka başvurusunun müvekkili Kurum tarafından mutlak ret nedenleri bakımından resen incelendiğini ve başvuru kapsamından bir kısım emtianın çıkarıldığını, kalan mal ve hizmetler bakımından SMK 5/1 maddesi kapsamında tescil engeli bulunmadığını, dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markaların bütünsel algılamada ortalama tüketici nezdinde görsel, işitsel ve kavramsal anlamda benzerlik taşımadığını, davacının kötü niyete dayalı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, .... kararının usule ve hukuka uygun olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şahsa usulüne uygun tebligat yapılmasına karşın yargılamaya katılımı olmamıştır. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında,.... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu ...sayılı marka başvurusu, 30 / 35. sınıflar için tescil talebiyle 03.07.2024 tarihinde yapıldığı, marka başvurusu, 16.08.2024 tarih ve ....sayılı Markalar Dairesi Başkanlığı kararıyla SMK 5/1-b ve 5/1-c maddeleri uyarınca kısmen reddedildiği, başvuru, kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden 27.08.2024 tarih ve 451 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde yayımlandığı, davacı şirket tarafından dava konusu markanın yayımına “benzerlik/karıştırılma ihtimali”, “tanınmışlık” ve “kötü niyet” gerekçeleri ile itiraz edildiği, davacı şirket itirazının önce .... sayılı kararı ile reddedildiği, dava dışı üçüncü şahıs itirazı üzerine marka başvurusu 30. sınıf yönünden reddedildiği, davacı şirketin,... kararına itiraz edildiği ve başvurunun reddine karar verilmesini talep ettiği, itiraz üzerine ....sayılı kararı ile "İtirazın .... : 30Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül. Bal, arı sütü, propolis. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Tuz. Pekmez" mal ve hizmetleri bakımından konusuz kaldığının tespitine ve söz konusu mal/hizmetler bakımından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına; 2)İşbu itirazın konusunu oluşturan "SINIF KODU : 35 Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül. Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç. Pekmez mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)" mal/hizmetleri bakımından itirazın reddine karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; Dava Konusu Marka ile Davacının İtiraza Dayanak Markalarının Karıştırılma İhtimali; Marka tescilinde nispi ret nedenleri arasında düzenlenen karıştırılma ihtimali uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Markaların, karıştırılma ihtimaline dayalı tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığını kabul için yeterli olmayacaktır:
Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması. Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması. Dava konusu markalar ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. Emtiaların Aynı/Benzer Olup Olmadığı ; Markalar arasındaki iltibas değerlendirmesi, markaların kapsamında yer alan mallardan ve hizmetlerden bağımsız değildir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa neden olma ihtimali azalacaktır. Bir başka anlatımla, markaların kapsadığı malların ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta; malların ve hizmetlerin aynı olması durumunda ise markaların arasındaki ortalama bir benzerlik dahi iltibasa neden olacaktır. Mal ve hizmetlerin aynılığı, ilke olarak mal ve hizmetlerin aynı şekilde yazılmış, ifade edilmiş olmasıdır. Benzer mal ve hizmetler ise, ortalama tüketicilerce aynı (veya ilişkili) kaynaktan geldikleri varsayımıyla karıştırılma ihtimalinin konusu olabilecek mal ve hizmetleri içermektedir. Benzer mal ve hizmet tanımlamasının içeriği, aynı tür mal ve hizmeti mutlak surette kapsamakla birlikte daha geniş bir yaklaşımla benzer oldukları öngörülebilecek, tüketicilerce ilişkilendirilerek aynı kaynaktan geldikleri varsayılabilecek, aynı/benzer ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak mal ve hizmetleri de kapsamaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği veya ilişkilendirilebilir niteliği ... göre aşağıda belirtilen durumlarda ortaya çıkabilir: Mal ve hizmetlerin kullanım amacı ve alanlarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin kullanıcılarının benzerliği, Malların fiziksel görünümünün benzerliği, Mal ve hizmetlerin ticari pazara ulaşmasında kullanılan satış yollarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin birbirleriyle rekabet eder nitelikte bulunmasından kaynaklanan benzerlik, Mal ve hizmetlerin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmasından kaynaklanan benzerlik, Malların mağazalarda aynı reyonda veya rafta bulunmasından kaynaklanan benzerlik. İlgili sektördeki malların niteliği, piyasaya sunuluş şekli, tüketici alışkanlıkları gibi somut olayı etkileyen ek şartların varlığı halinde hizmetlerle mallar arasında ilişkilendirilme ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Dava konusu marka kapsamında, (30. Sınıf emtia satışına yönelik) 35/05 alt sınıf hizmetler bulunmaktadır. Davacıya ait (... aşamasında gerekçe olarak gösterilen) ... sayılı markalar, hali hazırda 35. Sınıf hizmetler bakımından tescilli olduğu ve dava konusu marka kapsamında yer alan tüm hizmetler bakımından, taraf markaları arasında emtia ayniyeti/benzerliği oluştuğu, İşaretlerin Benzer Olup Olmadığı ve İltibas/Karıştırılma İhtimali; Markaların emtia/hizmetlerinin aynı/benzer olduğu tespiti yapıldıktan sonra bakılması gereken ikinci kriter işaretlerin benzer olup olmadığıdır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınmalıdır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkat edilmelidir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Benzerlik ve karıştırılma ihtimali telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında “bağlantı” kurma ihtimali bulunması, benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılmasıdır. Global değerlendirme gereği, markaların unsurlarına bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ....” kararında belirlenen temel ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre; Asıl unsuru markanın bütünü itibarıyla bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayrıcalığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Tespit edilen asıl unsur sözcükten ibaret ise markalarda ortak olarak kullanılan kök kelime ve başvuru sahibinin varsa ilave ettiği ekler belirlenmelidir. Son olarak başvuru sahibinin markasındaki eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Dava konusu marka, “...” ibaresinden oluşan bir kelime markasıdır. Markanın tek ve dolayısıyla esas unsurunu “...” ibaresi oluşturmaktadır. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre "...", “1. sıfat Sirke veya limon tadında olan. 2. isim Bu tadı veren şey; Bu yemeğin ekşisi fazla kaçmış. 3. sıfat, mecaz Uygunsuz, yakışıksız olan.” anlamına gelmektedir. Ekmek ve diğer unlu mamuller bakımından ise söz konusu ibare, özellikle ... maya ile üretilen ürünleri çağrıştıran, ürünün üretim yöntemine veya niteliğine işaret eden tanımlayıcı nitelikte bir anlam taşımaktadır. Bu nedenle, 30. sınıfta yer alan ekmek ve unlu mamuller bakımından ayırt edicilik gücü oldukça zayıftır. Davacıya ait markalar; “... ... ... ile çeşitli ... ibareli ekmek ambalajlarından oluşmaktadır. Ayrıca görsellerde ...” ibaresidir. “...” ibaresini taşıyan davacı markaları bütünsel olarak incelendiğinde, “...” ibaresinin markaların en üst kısmında, renkli oval logo içerisinde, büyük punto ile ve tüketicinin ilk dikkatini çekecek şekilde konumlandırıldığı görülmektedir. Buna karşılık, “... mayalı”, “doğal ... maya”, “köy ekmeği”, “tam buğdaylı ekmek”, “siyez buğdaylı”, “ruşeymli” gibi ibareler ise ürünün üretim yöntemi, içeriği, çeşidi veya niteliğini tanımlayan açıklayıcı ifadeler niteliğindedir. Bu nedenle söz konusu ibarelerin ayırt edicilik gücü zayıf olup, markaların ticari kaynağını gösterme fonksiyonunu tek başlarına yerine getirmeleri mümkün değildir. Özellikle “... maya” ibaresi, ekmek ve unlu mamuller bakımından ürünün ... maya yöntemiyle üretildiğini ifade eden tanımlayıcı bir ibare olup, ilgili tüketici tarafından marka unsuru olarak değil, ürünün özelliklerini açıklayan bilgi niteliğinde algılanacaktır. Dolayısıyla “... maya” ibaresinin davacı markalarının esas unsuru olarak kabulü mümkün değildir. Sonuç olarak, davacıya ait markalarda tüketici nezdinde markaların ticari kaynağını gösteren ve ayırt edici niteliği haiz esas unsur “...” ibaresidir. Bunun yanında kullanılan diğer kelime unsurları, ürünün cinsi, içeriği, üretim tekniği veya çeşidine ilişkin tanımlayıcı ya da tali unsurlar niteliğinde olup, markaların ayırt edici karakterine sınırlı katkı sağlamaktadır. Dava konusu markanın esas unsuru “...” ibaresidir. Davacıya ait markalar incelendiğinde ise, markaların ortak ve ayırt edici esas unsurunun “...” ibaresi olduğu görülmektedir. Markalarda yer alan “... mayalı”, “doğal ... maya” ve benzeri ifadeler, ürünlerin üretim tekniğini ve niteliğini açıklayan tali unsurlar olup, tüketici nezdinde markanın ticari kaynağını gösteren esas unsur olarak algılanmaları mümkün değildir. Bu itibarla, dava konusu marka ile davacı markaları arasında ortak olduğu ileri sürülen “...” ibaresi, davacı markalarında tek başına kullanılmamakta; “... mayalı” veya “doğal ... maya” şeklinde ürünün özelliğini açıklayan ifadelerin bir parçası olarak yer almaktadır. Anılan ibarenin tanımlayıcı ve ayırt edicilik gücü zayıf olması nedeniyle, markalar arasında benzerlik değerlendirmesinde belirleyici unsur olarak dikkate alınması mümkün değildir. Sonuç olarak, dava konusu markanın esas unsurunu oluşturan “...” ibaresi ile davacı markalarının esas unsurunu oluşturan “...” ibaresi görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan birbirinden tamamen farklıdır. Ortak olduğu iddia edilen “...” ibaresinin tanımlayıcı niteliği karşısında, markaların bıraktığı genel izlenim farklılaşmakta olup, ilgili tüketiciler nezdinde markaların aynı ticari kaynaktan geldiği yönünde bir algı veya iltibas ihtimali doğmayacağı, Sonuç olarak, dava konusu marka ile davacı markalarının görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı gibi taraf markalarının aynı ya da ayırt edilemeyecek derecede benzer olmadığı, Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, dava konusu marka kapsamında yer alan 35/05 alt sınıfında yer alan 30. sınıf emtianın satışına yönelik perakende, toptan satış, mağazacılık ve çevrimiçi satış hizmetleri bakımından ilgili tüketici kitlesini, başta gıda ürünlerini günlük tüketim amacıyla satın alan geniş tüketici kesimi olmak üzere, bu ürünlerin ticaretini yapan gerçek ve tüzel kişiler oluşturmaktadır. Söz konusu hizmetler, marketler, zincir mağazalar, bakkallar ve elektronik ticaret platformları aracılığıyla yaygın şekilde sunulduğundan, ilgili tüketicinin dikkat düzeyi genel olarak ortalama seviyededir. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetlerin, davacının gerekçe olarak gösterdiği markalar kapsamındaki hizmetler ile aynı/aynı tür olduğu, dolayısıyla emtia bazında ayniyet gerçekleştiği, dava konusu hizmetler bakımından ilgili tüketici kitlesinin bilgi ve dikkat düzeyinin de ortalama seviyede olduğu, bir diğer ifade ile yüksek olmadığı, dava konusu markanın esas unsurunun “...”, davacı markalarının esas unsurunun ise “....” ibaresi olduğu, taraf markalarının esas unsurunun tamamen farklı olduğu, davacı markalarında “...” ibaresinin tek başına kullanılmadığı, “... mayalı” veya “doğal ... maya” şeklinde ürünün özelliğini açıklayan ifadelerin bir parçası olarak yer aldığı, anılan ibarenin tanımlayıcı ve ayırt edicilik gücü zayıf olması nedeniyle, markalar arasında benzerlik değerlendirmesinde belirleyici unsur olarak dikkate alınamayacağı, “...” gibi ayırt edici niteliği zayıf olan bir ibarenin markaları benzer kılmayacağı, davacı markalarının kompozisyonunun farklı olduğu, ilgili hizmet bakımından da bilgi ve dikkat düzeyi yüksek olmayan ilgili tüketicinin bile bütünsel algı olarak işaretlerin farklılığını kolaylıkla tespit edebileceği, işaretleri birbirine benzetmeyeceği ve bir yanılgı yaşamayacağının açık olduğu, sonuç olarak; karıştırılma ihtimali şartlarının oluşmadığı, Davacının Gerçek Hak Sahipliğinin Bulunup Bulunmadığı; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır. Yapılan incelemeler neticesinde, davacı taraf, itiraz aşamasında dosyaya herhangi bir belge sunmamıştır. Dolayısıyla davacının gerçek hak sahipliği bulunmadığı, Kötü Niyet İddiaları; Davacı vekilince, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalının anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmadığı, dolayısıyla salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilemeyeceği, Dava Konusu Marka Başvurusunun “Somut Ayırt Ediciliğinin” Bulunup Bulunmadığı ve “Tanımlayıcı” Nitelikte Olup Olmadığı; 6769 sayılı Kanun m.4 hükmüne göre; marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5. maddesinin (b) bendi uyarınca; “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” marka olarak tescil edilemez. Madde gerekçesine göre, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal ve hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceğinin düzenlenmesi amaçlanmıştır. ... maddesinde de marka olarak tescil edilemeyecek herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler benzer şekilde düzenlenmiştir. Ayırt edicilik esas olarak, farklı işletmeler tarafından üretilen malların veya sunulan hizmetlerin tüketiciler nezdinde ayırt edilebilmesi fonksiyonuna işaret eder. Dolayısıyla, işaret tüketici nezdinde ayırt edebilme işlevini göstermelidir. Bir işaretin ayırt edici niteliği temel olarak, (1)inceleme konusu mallara veya hizmetlere ilişkin olarak, (2)ilgili tüketici kesiminin, yani malların veya hizmetlerin makul düzeyde bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinin algısına göre değerlendirilmelidir. Bir işaretin somut ayırt edicilik niteliğinin tespitinde, işaretin başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetleri diğer mal ve hizmetlerden ayırt etmeye elverişli olup olmadığı, kaynak gösterme fonksiyonuna sahip olup olmadığı incelenmelidir. Dolayısıyla, tescili talep edilen işaretin somut ayırt edici niteliğe sahip olduğunun söylenebilmesi için, işaretin hangi mal ve hizmetler için tescili isteniyorsa o mal ve hizmetleri o grupta yer alan diğer mal ve hizmetlerden somut olarak ayırt edebilmelidir. Bazı işaretler, mal veya hizmetlerin belirli bir teşebbüsle ilişkisini ortaya koymaya müsait değildir ve ortalama tüketiciler tarafından bu işaretler marka olarak algılanamamaktadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5/1 maddesinin (c) bendi ise; “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilemeyeceğini düzenlemektedir. Marka incelemeleri aşamasında dikkate alınan kıstaslardan biri olan tanımlayıcılık, marka başvurusunda bulunulan malın/hizmetin içeriğini, kalitesini, özelliğini, karakteristiğini, fonksiyonunu, amacını veya kullanım biçimini tamamlayan ibarelerdir. Diğer taraftan, bir işaretin tanımlayıcı olarak kabul edilebilmesi için, işaret ile mal veya hizmet arasında doğrudan ve çok özel bir ilişkinin bulunması, işaretin mal veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonunu doğrudan doğruya ve derhal düşündürmesi, bu ilişkinin tüketici algısında ekstra bir incelemeye gerek olmadan doğrudan kurulabilmesi gerekir. Marka başvurusunda bulunulan bir ibare, tescili talep edilen mallardan/hizmetlerden sadece bir veya birkaç tanesi için tanımlayıcı olabileceği gibi, mal/hizmet listesinin tamamı bakımından da tanımlayıcı olabilecektir. İbarenin tanımlayıcı olabilmesi için, tescili talep edilen mallardan/hizmetlerden herhangi birine dair içerik, kalite, karakter, özellik, fonksiyon veya amaç belirtiyor olması yeterlidir. SMK’nın 5/1-c bendine göre bir ibarenin tasviri işaretlerden sayılması için, işaretin hiçbir özel zihni çabaya gerek olmaksızın, doğrudan doğruya, mal ve hizmet ile sıkı ilişkisi nedeniyle malın veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonunu derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Bir mal veya hizmeti doğrudan çağrıştırmayıp akla getirmeyen ancak imada bulunan kelimelerin tescilinin bu maddeye göre engellenmesi mümkün değildir. Tüketici, işareti gördüğünde kesin olarak mal veya hizmetin niteliğinin tanımlayamıyor fakat olasılıkları zihninde birkaç seçeneğe kadar indirebiliyorsa o markanın tescili mümkündür ve bu tür işaretler marka olarak tescil edilebilir. Bu hükmün temel amacı, ilgili sektörde faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı işaretlerin tek kişinin tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektedir. Böylece tanımlayıcı bir işaretin tek bir kişinin tekeline verilmek suretiyle, diğer işletmelere karşı haksız bir avantaj sağlanmasını engellemektir. Dava konusu marka başvurusu “...” ibaresinden oluşmaktadır. Marka kapsamında yer alan “...” ibaresi, “1. sıfat Sirke veya limon tadında olan. 2. isim Bu tadı veren şey; Bu yemeğin ekşisi fazla kaçmış. 3. sıfat, mecaz Uygunsuz, yakışıksız olan.” anlamına gelen bir ibaredir. Gıda ürünleri bakımından bu ibare, ürünün tat özelliğini ifade eden ve özellikle ... aromaya sahip veya ... maya ile üretilen gıdaları çağrıştıran anlam taşımaktadır. Dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler bakımından, “...” ifadesinin tanımlayıcı nitelik taşıyabileceği “30. Sınıf: Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Çaylar, buzlu çaylar. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç.” emtiası, marka kapsamından çıkarılmıştır. Buna karşılık, marka kapsamındaki 30. sınıf emtialarının satışına yönelik hizmetler bakımından “...” ibaresinin aynı sonuca ulaştırdığı söylenemez. Zira söz konusu emtiaların tamamının tat, içerik, üretim yöntemi veya karakteristik özelliği itibarıyla ... nitelikte olması beklenmemektedir. Dolayısıyla, bu ürünlerin satışına ilişkin hizmetler yönünden ilgili tüketici, “...” ibaresini hizmetlerin türünü, niteliğini, amacını veya karakteristik özelliğini doğrudan açıklayan bir ifade olarak algılamayacaktır. Başka bir ifadeyle, her ne kadar “...” kelimesi sözlük anlamı bulunan ve belirli gıda ürünleri bakımından tanımlayıcı nitelik taşıyabilen bir ibare olsa da, marka kapsamındaki satış hizmetleri yönünden bu nitelik söz konusu değildir. Tanımlayıcı niteliğin yalnızca belirli emtialar ile sınırlı kaldığı, dava konusu emtiaların satışına yönelik hizmetler bakımından ise ibarenin hizmetlerin cinsini, konusunu, vasfını veya karakteristik özelliklerini doğrudan bildirmediği, Bu açıklamalar çerçevesinde, dava konusu markanın bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde, 35/05 alt sınıf kapsamında yer alan hizmetler bakımından, ortalama tüketicinin “...” ibaresini hiçbir zihni çabaya gerek kalmaksızın doğrudan hizmetlerin niteliğini veya özelliklerini bildiren bir ifade olarak algılamayacağı, aksine bu ibarenin söz konusu hizmetler bakımından asgari düzeyde ayırt edicilik fonksiyonunu yerine getirebileceği, bu nedenle, anılan hizmetler yönünden “...” ibaresinin tanımlayıcı nitelikte olmadığı ve somut ayırt ediciliğe sahip olduğu, Netice itibariyle, Dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile davacıya ait markalar kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali şartlarının oluşmadığı, Davacı tarafın gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı, Dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği, Dava konusu markanın tanımlayıcı olmadığı, ayırt edici niteliğinin bulunduğu, .... sayılı kararının hukuka uygun olduğu, ...sayılı markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim.... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır