İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/422 E. 2026/529 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/422
Karar No
2026/529
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/422 Esas KARAR NO : 2026/529

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 14/01/2015 KARAR TARİHİ : 17/06/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... (küçük), diğer müvekkillerim ... (anne) ve ... (baba)’nın müşterek çocuğu olduğunu, davalı, (... sicil no.lu) Kadın Doğum Uzmanı ...'ın tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini tanzim ederek tarifede belirlenen beher poliçe başına 450.000 TL'lik teminat limiti dahilinde maddi manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlendiğini, davalının, dava tarihi itibariyle geçerli poliçesinin mevcut olduğunu, Müvekkili ..., hamileliği sırasında, Kadın Doğum Uzmanı ... tarafından takip edildiğini, anılan doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu Down Sendromu hamilelikte teşhis edilmediğini ve küçük ... Sendromlu olarak doğduğunu, bu durum, davalının sigortalısı doktor tarafından yanlış bilgilendirme nedeniyle sağlıklı bir çocuk sahibi olmayı bekleyen müvekkillerinde bir anda şok yaşattığı ve müvekkillerinin Down Sendromlu sakatlığın giderilmesi veya hamileliğin sonlandırılması ihtimallerinden yoksun bırakıldığını,Down Sendromu hayat boyu devam eden bir işgöremezlik hali olup öncelikle müvekkili ...’nin bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığı ve dahi bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, tüm bu nedenlerden dolayı fazlaya dair talep ve dava haklarının saklı kalması kaydıyla müvekkili ... için 10.000.-TL iş görmezlik-maddi tazminat(bakıcı dahil) 60.000.-TL manevi tazminat müvekkili anne için 30.000.-TL baba için 30.000.-TL olmak üzere toplam 130.000,00.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları avukatlık ücretiyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. SAVUNMA/ HMK'nın 124. maddesine göre taraf olmaktan çıkarılan ... Sigorta A.Ş vekili (bozma ilamı öncesi) cevap dilekçesinde özetle; ...e Hastanesinde davacı ...’ye uygulanan tedavinin tıbbi uygulama hatası niteliği taşıdığı, ilgili hastanede Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan dava dışı ...ın mesleki faaliyetlerinin tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile müvekkil ... Sigorta A.Ş. tarafından teminat altına aldığı iddiası ile şirket aleyhine huzurda görülmekte olan davanın ikame edildiğini, müvekkil şirkete husumet yöneltilmesi hatalı olup, müvekkil şirket bünyesinde dava dışı ...’a ait Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi bulunmadığını, söz konusu talebin ... için Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi düzenleyen sigorta şirketine yöneltilmesi gerektiğini, dava konusu olay Sağlık Bakanlığına bağlı ... Üniversitesi Hastanesi’nde meydana geldiğini, 6100 Sayılı HMK’nun, her türlü idari işlem ve eylem ile idari sorumluluğu gerektiren diğer sebeplerle kişinin vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine bağlı maddi manevi tazminat talebi ile açılacak davalara idari yargıda bakılabileceğini, davanın zamanaşımına uğradığı; Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinin müvekkil şirket tarafından tanzim edilmemiş olması nedeni ile öncelikle davanın husumet nedeni ile reddine, aksi takdirde zamanaşımı nedeniyle reddine, iş bu taleplerin kabul edilmemesi halinde davanın görev nedeniyle reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. (HMK m.124 kapsamında) Davalı... Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle, taraf değişikliği talebine muvafakatı bulunmadığı; davacı yanın taraf değişikliği talep tarihi 06.02.2019 olduğu; ticari uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk başvurusu söz konusu olup anılan dava şartı, davacı yan tarafından yerine getirilmediğinden esasa girilmeksizin davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesini; müvekkil şirket, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı olduğu; hekim hasta ilişkisi vekalet sözleşmesine dayandığından 5 yıllık zamanaşımı söz konusu olup, zamanaşımı dolmuş bulunduğu;davacı yanın sigorta şirketine başvuru yaptığı tarih (talep tarihi) itibariyle geçerli poliçenin belirlenmesi gerektiği; davacı yanın tarafımıza başvurusunun ulaştığı tarih 03.07.2019 olup dolayısıyla davacının 2014 tarihli poliçe kapsamında tarafımızdan talepte bulunması usul ve yasa karşısında mümkün olmadığı; dava konusu olayın ne şekilde meydana geldiği; davacının hangi tarihlerde sigortalı hekimle görüştüğü; doğum öncesi gebelik takiplerinin hangi hastanelerde yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi dava dilekçesinde verilmediği; müvekkil şirket, davacıya tedavi işlemlerini yapan hekim veya hastane olmadığından davanın sigortalı hekime HMK md.64 vd. gereği ihbarını talep ettiği; davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkikler eksiksiz yaptırıldığı, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu vb. anomalilerin %100 tespiti mümkün olmadığı gibi, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesi mümkün olmadığı; gebelik takibinde hastalar çoğu kez birden fazla hastanede farklı hekimler tarafından muayene edilmekte; özellikle her test ve tetkikin her yerde yapılamadığı gözetildiğinde, farklı tıp merkezlerinde çeşitli test ve tetkikler yaptırabildiği doğum tarihinden 10 ay öncesini içerecek şekilde davacı ...'nin gebelik tarihi ve 12 ay öncesini içerir Medula kayıtlarının Sosyal Güvenlik Kurumundan getirilmesini; kayıtlardan tespit edilecek hastanelerden ve tıbbi merkezlerden, tüm test ve tetkiklerin, hasta dosyalarının, raporların celbini talep ettiği; hastada, amniyosentez veya kordosentez endikasyonu yok ise hekimin down sendromunu teşhis ve tespit etmesi, tıbben mümkün olmadığı; HMK md.119/2 gereği; dava dilekçesinin açıklatılması gerektiği davacı yan iddia edilen eyleme ilişkin hiçbir detay vermediği olay ve vakıaları sıralamamış her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğini de bildirmediği, HMK md.119 1-(ğ) bendi gereği talep sonucunun açık olması gerekir; davacı yan tarafından talep edilen maddi tazminatın hangi zarara ilişkin olduğu açık olmadığı neticeten öncelikle ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuk dava şartı olarak düzenlendiğinden ve işbu davanın tarafımıza yönlendirildiği tarih itibariyle bu zorunluluk yerine getirilmediğinden, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddini talep ettiği; diğer yandan zamanaşımı itirazımız gereği davanın reddini talep ettiği neticeten davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. DELİLLER VE GEREKÇE/ Dava, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan tazminat davasıdır. Dava konusu uyuşmazlığın, davalı şirketin sigortalısı ... tarafından uygulanan tedavi neticesinde oluşan zararın tanzimine yönelik olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizin 24/02/2016 tarih ...Esas ...Karar sayılı ilamında ''Tüm dosya kapsamı dikkate alınarak;Hernekadar davacı taraf davalı sigorta Şirketi hakkında ''Tıbbi Kötü Uygulamaya ilişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi'' kapsamında tazminat talebinde bulunmuş;gerek davacı tarafın beyanı gerekse davalı sigorta şirketinin husumet itirazı üzerine davacı taraf,taraf değişikliği talebinde bulunmuş ise de;Sigorta poliçesinin davalı tarafça düzenlenmediğinin sabit bulunduğu,6100 Sayılı Kanunun 124.md uyarınca Bir davada taraf değişikliğinin ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkün olduğu;davacı tarafın sigorta poliçesini düzenleyen sigorta şirketi hakkında yeterli araştırma yapmadan dava açtığı,dava öncesi başvuruda bulıunmadığı bu haliyle maddi hataya düştüğünden bahsedilemeyeceği, mahkememizce davalı tarafın yanlış gösterilmesinin kabul edilebilir yanılgaya dayanmadığı anlaşılmakla davacı tarafın davasının husumet nedeniyle reddi yönünde'' karar verildiği anlaşılmıştır. Davacılar vekilinin işbu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurması sonrası Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 09/05/2018 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile ''6100 sayılı HMK'nın “Tarafta İradi Değişiklik” başlıklı 124. maddesinin 3.fıkrası “Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir.” şeklinde düzenlenmiş olup, aynı maddenin 4.fıkrasında “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda davacı taraf, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’nin internet sitesinde sorgulama yaparak ulaştığı sonuca göre davayı açmış olup, davalı tarafın yanlış gösterilmesinin HMK m.124/4 kapsamında kabul edilebilir bir hataya dayandığı kabul edilerek taraf değişikliğine izin verilmesi gerekirken, mahkemece davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerekirmiştir. Bozma sebep ve şekline göre, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına'' şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır. İlk bozma kararı sonrası mahkememizin 2018/897 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda " ... Üniversite Hastanesinde yazılan müzekkere cevabında davacı ...'ye ait hasta anamnez raporlarını ibraz ettiği; 24.01.2011 tarihinde doğan davacı ... yönünden davacı ...'nin "miadından önce doğum eylemi; hamilelikte gebeliğe bağlı hipertansiyon; sezaryen ile tek doğum; diyabetus mellitus" tanısı konulduğu anlaşılmıştır. Davacılar vekili tarafından sunulan davacı Sacide'ye ait ...Hastanesi'nin 09.08.2010; 25.11.2010 ve 06.12.2010 tarihlerinde doktor ... tarafından takibinin yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce ilgili hastaneye davacı ...'ye ilişkin tedavi evraklarının istenildiği, hastane müzekkere cevabında davacı ...'ye ilişkin 2010 yılına ait hastanede yapılan tedavilerin içeriğine ulaşılamadığı; yetkili firma ile iletişime geçildiğinde yapılan görüşme sonucunda davacıya ait herhangi bir bilgi olmadığından veri aktarımı yapılamadığı yalnızca epikriz raporlarının müzekkere cevap ekinde yer aldığı anlaşılmıştır. Davacı ...'nin 09.08.2010 tarihinde Kadın Doğum polikliniğinde yapılan kan tahlili sonucunda 10 haftalık gebe olan kişinin dahiliye servisine 11.08.2010 tarihinde yatışı yapıldığı ve 16.08.2010 tarihinde taburcu olduğu iş bu duruma ilişkin yatış dosyanın dosyaya ibraz edildiği anlaşılmıştır. Davacı...'a ait ... Üniversite Hastanesi'nin 28.05.2014 tarihli engelli sağlık kurulu raporunda engel oranının %90,4 olarak belirlendiği; davacı ...'ın 14.12.2015 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır. Davacı ... yönünden hamileliği boyunca uygulanan tedavilere ilişkin tüm belgelerin temin edilemediği, anamnez raporlarında yer alan tedavilerin neler olduğu tespit edilemediği;... Üniversite Hastanesi'nin müzekkere cevabında yalnızca hasta anamnez raporlarının sunulduğu; 2010 yılına ait hastanede yapılan tedavilerin içeriğine ulaşılamadığı; yetkili firma ile iletişime geçildiğinde yapılan görüşme sonucunda davacıya ait herhangi bir bilgi olmadığından veri aktarımı yapılamadığı; Davacı ...'nin 09.08.2010 tarihinde Kadın Doğum polikliniğinde yapılan kan tahlili sonucunda 10 haftalık gebe olan kişinin dahiliye servisine 11.08.2010 tarihinde yatışı yapıldığı ve 16.08.2010 tarihinde taburcu olduğu iş bu duruma ilişkin yatış dosyanın dosyaya ibraz edildiği anlaşılmıştır. Davalının sigortalısı olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ...'ın davacıdan hamilelik sürecinde hangi tetkikleri yaptığı tespit edilememektedir. Davacı annenin down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma formu) de düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Davacı ...'ın doğumu öncesi davacı anneye uygulanan tetkik ve tedavilerin neler olduğu hususunu davalı tarafça ispatlanamadığı; davacı anneye davacı ... yönünden tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneye mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. YHGK ... Esas...karar sayılı ilamı da dikkate alındığında "... Aydınlatma yükümlülüğünü ispat külfetinin hekim üzerinde olmasının bir diğer sebebi de hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının tıbbî açıdan gerekli olan hususlarda arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğünün bulunmasıdır. Bu yükümlülük her şeyden önce hekimin, teşhis ve tedavi süreci içerisinde sağlıklı karar verebilmesini ve aldığı kararları kontrol edebilmesini kolaylaştırmakta ve ayrıca yapılan işlemlerin belgelenmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğü hekim ve hastaların menfaatlerinin bir gereğidir. Arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğünün ihlali bizatihi tazminat sebebi olmasa da hasta lehine tıbbî müdahalenin yapılmadığı yönünde fiili bir karine yaratmaktadır. Bu açıdan bakıldığında da tıbben gerekli olan müdahalenin yapıldığını ispat yükü hekime düşmektedir." Davacı anneye karşı teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumlu olacaktır. Davacı...'nin durumuna uygun tetkiklerin istediği, doğru hekimlik yaptığı, tıbbi kötü uygulamasının bulunmadığı, hastayı aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini hususu davalı tarafından kanıtlamadığı; davacının doğum nedeniyle tedavi gördüğü hastane müzekkere cevaplarında da iş bu evraklar bulunmadığı anlaşılmakla tıbbî açıdan gerekli olan hususlarda arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğünün yerine getirilmediği anlaşılmakla davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle davalı sigorta şirketinden maddi tazminat talep edebileceği anlaşılmıştır. Bu nedenle tespit edilemeyen tedavi evraklarına yönelük ayrıca bilirkişi incelemesi yapılmamıştır. Mahkememizce aktüerya bilirkişiden alınan ve davacı ...'ın 14/12/2015 tarihinde vefat etmesi nedeniyle hükme esas alınan 10/05/2024 tarihli ek raporunda sürekli iş göremezlik maddi zararının 38.491,79 TL olduğu, davacının talep edebileceği bakıcı gideri maddi zararının 59.531,45 TL olduğu tespit edilmiş ise de davacılar vekilinin 08/01/2025 tarihli duruşmada alına beyan dilekçesinde bedel artırım dilekçesi sunmayacağı hususu dikkate alınarak taleple bağlı kalınarak davalının Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi kapsamında davacının davasının maddi tazminat istemi yönünden kabulüne 5.000,00 TL sürekli iş görmezlik tazminatının 14/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine; 5.000,00 TL bakıcı gider tazminatının 14/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davacılar vekili tazminat taleplerine dava tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesini talep etmiş ise de davacıların tacir olmadığı, davalı sigorta şirketinin sigortalısının da doktor olup tacir vasfında olmadığı dikkate alındığında avans faizi yerine yasal faiz uygulanmıştır. Manevi tazminat talepleri yönünden yapılan değerlendirmede TBK 56. maddesi hükmüne göre "Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir." hükmü gereğince hakimin özel durumları göz önünde tutarak hükmedeceği manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... gün ve...sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. Mahkememizce tüm bu hususlar dikkate alındığında, manevi tazminat talepleri yönünden somut olay davalının sigortalısı hekim tarafından tıbbî açıdan gerekli olan hususlarda arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğünün yerine getirilmediği, davacı ...'ın down sendromlu olarak dünyaya geldiği ve % 90 malul olduğu, yaşı ve maluliyet durumuna göre bakıcıya ihtiyaç duyduğu dikkate alındığında meydana gelen eylemin ağırlığı dikkate alınarak 15.000 TL manevi tazminatın 14/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacı Sacide Yüksel’e verilmesine,;15.000 TL manevi tazminatın 14/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...’e verilmesine" karar verildiği; davalı vekilinin kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 11. HD...Esas ... Karar sayılı ilamında özetle "1.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin davacı ... ile ...'ye yönelik bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Anayasa'nın ''Temel hak ve hürriyetlerin niteliği'' başlıklı 12. maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", ''Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı'' başlıklı 17. maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmesinin Giriş bölümünde (h) bendinde, İş bu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup ''Yaşama Hakkı'' başlıklı 10. maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, ''Kişisel Bütünlüğün Korunması'' başlıklı 17. maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta, down sendromlu doğan davacı çocuk ... bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuk ...'nin de yararlanacağı şüphesizdir. Nitekim Dairemizin 23.11.2023 tarihli, ... E.,... K. sayılı kararı da bu doğrultuda olup açıklanan bu hususlar doğrultusunda davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması"na karar verildiği, mahkememizin iş bu esas numarasını alarak yargılamaya devam olduğu ve mahkememizin 10/06/2026 tarihli celse ara kararı uyarınca usul ve yasaya uygun olan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin... Esas... Karar ve 06/11/2025 tarihli ilamına uyulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirmede, 24.01.2011 tarihinde doğan davacı ... yönünden ... Üniversite Hastanesi'nin 28.05.2014 tarihli engelli sağlık kurulu raporunda engel oranının %90,4 olarak belirlendiği; davacı ...'ın 14.12.2015 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır. Anayasa'nın Temel Hak ve Hürriyetlerin Niteliği başlıklı 12 nci maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Davacı çocuk yönünden“doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal edeceğinden Yargıtay 11. HD...Esas, ...Kara sayılı ilamı da dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekili yargılama gideri yönünden Yargıtay'ın içtihat değişikliği nedeniyle aleyhine vekalet ücreti hükmedilmemesini talep etmekle davanın açıldığı tarih olan 14.01.2015 tarihinde Dairenin uygulamasının ...Esas ...Karar sayılı ilamı; ...Esas ...Karar sayılı ilamı; ... Esas... Karar sayılı ilamlarında davacı küçükler yönünden ayrım yapılmadan "Bu durumda mahkemece, sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbı gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevinin hekime ait olduğu, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkının bulunduğu, bu bilgilendirmenin hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerektiği, hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini ispatlamak zorunda olduğu, ispat yükünün hekimde bulunduğu kabul edilerek," yargılamalara devam olunduğu Dairenin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davalarda, Mahkemece görüş değişikliğine bağlı olarak ret kararı verilmesi hâlinde, davacı aleyhine vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağından davacı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmeyerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 732,00 TL karar harcının, peşin yatırılan 615,40 TL harçtan mahsubu ile 442,02 TL eksik kalan 173,38 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-Davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin davalı üzerine bırakılmasına, 6- Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı HMK'nun 341/1 vd. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine temyiz dilekçesi sunulmak ve temyiz başvurma ve karar harcı ile temyiz gider avansı yatırılmak suretiyle, Yargıtay İlgili Hukuk Dairesince incelenmesi için tarafların temyiz kanun yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 17/06/2026

Katip Hakim ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/422, K. 2026/529, T. 17.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-422-e-2026-529-k-106a0a438c9e