İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/129 E. 2026/255 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/129
- Karar No
- 2026/255
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/129 KARAR NO : 2026/255
DAVA : Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) DAVA TARİHİ : 12/02/2026 KARAR TARİHİ : 27/03/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) davasının dosya üzerinde yapılan incelemesi sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekilinin Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine verdiği 12/02/2026 harçlandırma tarihli dilekçesinde; Davalı ...... Meyvecilik Kumaş İmalat İthalat İhracat Sanayi Ticaret A.Ş.'nin tek ortağı ve yönetim organını temsil eden ....... T.C. Numaralı İsmail Şekerci'nin 15.01.2026 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçılık belgesinde görüleceği üzere mirasçıları olarak çocukları olan müvekkili davacılar ...... ile davalılardan .....'in kaldıklarını, şirketin merkezinin İstanbul ili Büyükçekmece ilçesi olduğunu, murisin vefatından sonra mirasçı olan çocuklarının eşit oranda şirkete hissedar olmaya hak kazandıklarını, şirketin tek ortağı olan murisin vefatından sonra davalı .....'in şirket hisselerinin mirasçılık belgesinde belirtilen oranlarda mirasçılar adına ticaret sicilinde tescili için gerekli işlemlere mirasçılardan oluşacak genel kurulun çağrısız toplanmasına katılmayarak onay ve imza vermeyerek tescile engel olduğunu, noter kanalıyla ortakların olağanüstü genel kurula çağrı usulüyle toplanabilmesi için davetiyeyi yapabilecek yönetim organı olmadığından genel kurul toplantısının yapılamadığını, davalının işbu ve devamındaki engelleyici eylemleri sebebiyle şirketin genel kurulunun toplanamadığını ve yönetim organının oluşturulamadığını, davalı mirasçının bahsi geçen ve şirkete karşı sorumluluğunu ihlal eden tutumu nedeniyle zorunlu organı olan yönetim organı oluşturulamadığından şirketin tüm faaliyetlerinin durma noktasına geldiğini, şirketin tüzel kişiliğinin devam etmesinin zora girdiği gibi ekonomik olarak da mahvına doğru sürüklenmeye zorlandığını, şirketin keşide ettiği çek ödemelerinin (28.02.2026 tarihli 90.000,00 TL bedelli), ....... bankta takasta olan kıymetli evraklarının, ...... muhtasar ve SGK beyannameleri gibi ifa edilmesi zorunlu ödeme ve işlemlerinin yapılması gerektiğini, şirketin hükmi şahsiyetinin devamının, hissedarların genel kurul toplantısına daveti, zorunlu yönetim organının teşekkülü ve ifa edilmesi gereken işlem ve ödemeler için kayyım atanmasının zorunluluk arzettiğini, kayyım tarafından genel kurulun toplanması ve yönetim organının oluşturulmasına kadar geçecek sürede görev yapmak üzere öncelikle tedbiren geçici müdür atanmasının da yine zorunluluk arz ettiğini, yönetim organının teşekkülüne kadar görev icra edecek yönetim kayyımı ve tedbiren atanmasını talep ettikleri geçici şirket müdürü için şirketin 2/3 hisse çoğunluğuna sahip olan müvekkillerinden her birini geçici müdür ve kayyım adayı olarak Mahkemenin takdirine sunduklarını, müvekkillerinin aralarında mutabık kaldığı üzere öncelikle müvekkili ......'ın görevlendirilmesini, öncelikle tensiple kayyım atanıp Yönetim organı oluşuncaya kadar görev icra etmek üzere ivedi ve zorunlu işlemlerin icrası ile temsil yetkili tedbiren geçici müdür atanmasına, şirketin genel kurulunu toplayarak Yönetim Organını oluşturması için şirketi temsile yetkili ve yönetim organı sıfatı haiz temsil kayyımı atanmasını, avukatlık ücreti dahil yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Mahkememizce davalı şirkete temsil kayyımı olarak görevlendirilen Av. ..... sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile ; Şirkette yönetim boşluğu (organ yokluğu) bulunduğu ve TMK 427. maddesi uyarınca yönetim kayyımı atanmasının gerekli olduğunu, dava dilekçesinde belirtildiği üzere, davalı şirketin tek ortağı ve yönetim organı olan ...... 'nin vefat etmiş olup, geriye kalan mirasçılar arasında yaşanan uyuşmazlıklar nedeniyle genel kurulun toplanamadığı ve yeni yönetim organı oluşturulamadığını, bu durumun şirketin organsız kalmasına sebebiyet verdiğini, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında istikrar kazandığı üzere, tek ortağın vefatı ve mirasçıların anlaşmazlığı gibi durumlarda uygulanması gereken hükmün Türk Medeni Kanunu'nun 427. Maddesi olduğunu, nitekim Yargıtay ..... Hukuk Dairesi'nin ..... E. - ..... K. sayılı ve 12.09.2023 tarihli kararında; "Davacıların murisinin hem ortak hem organ sıfatını taşıdığı organsızlık durumunda uygulanacak hüküm 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesidir" ifadesiyle bu hususun açıkça ortaya konulduğunu, benzer şekilde Adana Bölge Adliye Mahkemesi ..... Hukuk Dairesi'nin ..... E. ..... K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; "Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa" yönetim kayyımı atanmasının yasal bir zorunluluk olduğunu, somut olayda şirketin yönetim organının bulunmadığını ve bu yönetim boşluğunun mirasçılar arasındaki ihtilaf nedeniyle başka türlü giderilemediğini, şirketin ticari faaliyetlerinin devamı, vergi ve SGK gibi kamu borçlarının ödenmesi ve üçüncü kişilerle olan ilişkilerin sürdürülebilmesi için yönetim kayyımı atanmasının, şirketin tüzel kişiliğinin korunması açısından elzem olduğunu, Mahkemenin de bu doğrultuda tedbiren şirkete yönetim kayyımı tayin ettiğini, şirketin yönetim organının bulunmaması (organ yokluğu) nedeniyle, TMK m. 427/4 uyarınca şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin, şirketin devamlılığı ve menfaatleri açısından yerinde olduğunun kabulüne, davacılar ..... ve ...... 'nin kendilerinin "Geçici Müdür" olarak atanması yönündeki taleplerinin, taraflar arasındaki menfaat çatışması ve kayyımın tarafsızlığı ilkesi gereğince reddine, Mahkemenin 13.02.2026 tarihli tensip zaptı ile tedbiren atadığı, tarafsız ve bağımsız üçüncü kişi konumundaki SMMM Yönetim Kayyımının, şirketin yetkili organları oluşuncaya kadar görevine devam etmesine karar verilmesini, davanın açılmasına davalı şirket sebebiyet vermediğinden dolayı davalı şirket aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ..... vekili mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle ; Müvekkili yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, davacıların olay anlatımının tek taraflı, eksik ve yönlendirici olduğunu, davacıların müvekkili ile şirketin feshi / sona erdirilmesi ihtimalini görüşürken, sonradan sanki tek engelleyicinin müvekkiliymiş gibi müvekkili aleyhine işbu davanın ikame edilmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, davanın açılış biçiminin ve talep edilen tedbirin, davacıların asıl amacının tarafsız koruma değil yönetim üstünlüğü sağlamak olduğunu gösterdiğini, davacıların organ boşluğu iddiasına ilişkin herhangi bir delil sunamadıklarını, TMK m. 427 anlamında yönetim kayyımı atanmasının ağır ve istisnai şartlarının oluşmadığını, davacının organ boşluğu iddiasını ispatlayamadığı gibi HMK m. 390/3 anlamında yaklaşık ispat şartını da yerine getiremediğini, davacıların iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla ve tedbir kararına itirazları devam etmekle birlikte mahkeme aksi kanaatteyse daha hafif tedbir kararı verilmesinin gerektiğini, kayyım ücretinin şirket üzerine haksız bir yük yüklemekte olup, ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu, müvekkilinin işbu davanın açılmasında herhangi bir kusuru bulunmadığını, davanın kabulü halinde dahi müvekkilinin herhangi bir yargılama giderinden sorumlu olmayacağı hususunun göz önünde bulundurulmasını, ara karara itiraz dilekçeleri göz önünde bulundurularak 13.02.2026 tarihli tensip ara kararı ile tesis edilen yönetim kayyımı atanmasına ilişkin tedbir kararının kaldırılmasına, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER ve GEREKÇE: Dava, anonim şirketin yönetim organının ortadan kalkması nedeniyle ortaya çıkan organ yokluğunun giderilmesi amacıyla, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 427. maddesi uyarınca yönetim kayyımı atanması istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlık, tek ortaklı bir anonim şirkette ortak ve aynı zamanda yönetim organı sıfatını haiz kişinin ölümü sonrasında ortaya çıkan yönetim boşluğunun, Türk Ticaret Kanunu ile Türk Medeni Kanunu hükümleri arasındaki sistematik ilişki çerçevesinde nasıl giderileceği sorununa ilişkindir. Bu bağlamda, öncelikle payların miras yoluyla intikali (TTK m.489 ve devamı) ile organ eksikliği kavramının TMK m.427 kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anonim şirketlerde pay sahipliği ile yönetim organı (yönetim kurulu) birbirinden bağımsız hukuki statüler olmakla birlikte, özellikle tek pay sahipli şirketlerde bu iki sıfatın aynı kişide birleşmesi halinde, bu kişinin ölümü şirketin hem pay sahipliği yapısını hem de organ yapısını doğrudan etkileyen bir hukuki sonuç doğurmaktadır. Paylar miras yoluyla intikal etmekle birlikte, yönetim kurulu şahsa sıkı sıkıya bağlı bir görev olduğundan ölümle birlikte kendiliğinden sona erer. Bu nedenle somut olayda, mirasçılar pay sahibi sıfatını kazanmakla birlikte, şirketin yönetim ve temsil organı ortadan kalkmış ve şirket fiilen organsız hale gelmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 410 ila 412’nci maddeleri, anonim şirketlerde genel kurulun toplanmasını sağlayarak organ eksikliğinin giderilmesine yönelik mekanizmalar öngörmektedir. Buna göre, yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmaması halinde pay sahiplerine belirli koşullar altında genel kurulu toplantıya çağırma veya mahkeme aracılığıyla bu çağrıyı sağlama imkânı tanınmıştır. Bu hükümler, esas itibariyle şirket içi mekanizmalar yoluyla organ boşluğunun giderilmesini amaçlayan tamamlayıcı nitelikte düzenlemelerdir. Ancak söz konusu düzenlemelerin uygulanabilmesi, en azından asgari düzeyde işleyen bir kurumsal iradenin varlığını gerektirmektedir. Tek pay sahibinin aynı zamanda yönetim kurulu olduğu bir yapıda, bu kişinin ölümü ile birlikte genel kurulu toplantıya çağıracak bir organ bulunmadığı gibi, pay sahipleri arasında fiili veya hukuki bir uzlaşma sağlanamaması halinde bu mekanizmaların işletilmesi de çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu durumda TTK’da öngörülen şirket içi çözüm yolları teorik olarak mevcut olsa dahi, fiilen işletilemeyen araçlar haline gelmektedir. İşte bu noktada Türk Medeni Kanunu’nun 427’nci maddesi devreye girmektedir. Anılan hüküm uyarınca, bir tüzel kişinin gerekli organlarından yoksun kalması ve yönetimin başka yoldan sağlanamaması halinde vesayet makamı tarafından yönetim kayyımı atanması öngörülmüştür. Bu düzenleme, tüzel kişiliğin devamlılığını sağlamak ve malvarlığını korumak amacıyla getirilen istisnai nitelikte bir koruma tedbiridir. TMK m.403 hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde kayyımın görevinin belirli işlerin görülmesi veya malvarlığının yönetilmesi ile sınırlı olduğu, dolayısıyla kayyımın asli organ yerine geçecek kalıcı bir yönetim yetkisine sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, anonim şirketlerde organ eksikliğinin giderilmesinde öncelikle TTK hükümleri kapsamında genel kurul mekanizmalarının işletilmesi gerektiği, ancak bu yolların fiilen sonuç vermediği veya işletilmesinin mümkün olmadığı hallerde TMK m.427 kapsamında yönetim kayyımı atanmasının gündeme gelebileceği kabul edilmelidir. Nitekim doktrinde de ağırlıklı görüş, kayyım atanmasının şirketler hukukunda istisnai bir müdahale olduğu, öncelikle şirket içi çözüm yollarının tüketilmesi gerektiği yönündedir. Bununla birlikte, somut olayda olduğu gibi şirketin tek pay sahibi ve tek yönetim kurulu üyesinin ölümü nedeniyle şirketin hem yönetim hem temsil organının ortadan kalktığı, genel kurulun fiilen toplanamadığı ve şirket faaliyetlerinin durma noktasına geldiği durumlarda, artık “başka yoldan yönetimin sağlanması” imkânından söz edilemeyeceği açıktır. Bu durumda TMK m.427/4 hükmünün uygulanması zorunlu hale gelmekte olup, şirketin varlığını sürdürebilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi amacıyla geçici nitelikte bir yönetim kayyımı atanması hukuken zorunlu bir tedbir olarak ortaya çıkmaktadır. Karşılaştırmalı hukukta da benzer çözümler benimsenmiştir. İsviçre hukukunda OR 731b hükmü ile organ eksikliği halinde doğrudan müdahale imkânı tanınmakta; Alman hukukunda ise ...... olarak adlandırılan geçici yönetici atanması yoluyla şirketin faaliyetlerinin devamı sağlanmaktadır. Türk hukukunda TMK m.427 hükmü bu işlevi görmekte olup, özellikle organ boşluğunun fiilen giderilemediği durumlarda etkin bir çözüm mekanizması oluşturmaktadır. Anonim şirketlerde organ eksikliği hallerinde TTK hükümleri ile TMK hükümleri arasında tamamlayıcı bir ilişki bulunduğu, öncelikle şirket içi mekanizmaların işletilmesinin esas olduğu, ancak bu mekanizmaların fiilen işlemediği durumlarda TMK m.427 kapsamında yönetim kayyımı atanmasının hukuken mümkün ve gerekli olduğu kabul edilmelidir. Somut olayda şirketin organsız kalması ve yönetimin başka yoldan sağlanamaması karşısında, yönetim kayyımı atanmasına yönelik talebin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davalı anonim şirketin tek ortağı ve aynı zamanda yönetim organını temsil eden kişinin vefatı ile birlikte şirketin kurumsal yapısının tek merkezli yönetim modeline dayalı olduğu, bu nedenle yönetim fonksiyonunun tamamen ortadan kalktığı, murisin paylarının kanun gereği mirasçılara intikal etmiş olmasına rağmen mirasçılar arasında şirketin yönetimi, devamı ve organizasyonu konusunda esaslı ve derin bir irade çatışmasının bulunduğu, bu çatışmanın yalnızca teknik veya usuli bir farklılık değil, şirketin geleceğine ilişkin temel tercihlere dayandığı ve taraflar arasında güven ilişkisinin ortadan kalkmasına yol açtığı, bu nedenle genel kurulun toplanmasının ve yeni yönetim organının oluşturulmasının fiilen imkânsız hale geldiği anlaşılmıştır. Bu çerçevede uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesinde belirleyici olan husus, tüzel kişiliğin yalnızca şekli anlamda varlığını sürdürüp sürdürmediği değil, aynı zamanda hukuki ve ekonomik fonksiyonlarını yerine getirip getiremediğidir. Zira tüzel kişiliğin varlığının korunması, yalnızca sicilde kayıtlı olmasına değil, organları aracılığıyla irade açıklayabilmesine ve hukuki işlemler tesis edebilmesine bağlıdır. Yönetim organının ortadan kalktığı ve bu boşluğun fiilen giderilemediği durumlarda, tüzel kişiliğin “organik işlevselliği” sona ermiş sayılır. Bu durum, öğretide “fonksiyonel organ yokluğu” olarak ifade edilmekte olup, klasik anlamda organın hiç bulunmaması ile aynı hukuki sonuçları doğurmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun genel kurulun toplanmasına ve organların oluşturulmasına ilişkin hükümleri, esas itibariyle şirket içi denge mekanizmalarının işletilebildiği durumlar için öngörülmüş olup, bu mekanizmaların çalışabilmesi için asgari düzeyde bir ortak irade ve iş birliği zemininin bulunması zorunludur. Oysa somut olayda mirasçılar arasında süregelen uyuşmazlığın, şirketin yönetim modeline ve devamına ilişkin temel tercihleri kapsadığı, tarafların birbirini dışlayan tutumları nedeniyle genel kurulun toplanmasına yönelik kanuni imkânların teorik düzeyde varlığını koruduğu ancak fiilen işlerlik kazanamadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla, TTK’da öngörülen genel kurul çağrı ve toplantı mekanizmalarının somut olay bakımından etkili bir çözüm yolu oluşturmadığı, dolayısıyla “başka yoldan yönetimin sağlanabilmesi” ihtimalinin yalnızca teorik bir varsayım düzeyinde kaldığı değerlendirilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 427. maddesi, tüzel kişiliğin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetimin başka yolla sağlanamaması hâlinde kayyım atanmasını öngören, koruyucu ve tamamlayıcı nitelikte bir düzenlemedir. Bu hükmün uygulanabilmesi için aranan “başka yoldan sağlanamama” şartı, yalnızca kanunda alternatif bir düzenlemenin bulunup bulunmadığına göre değil, somut olayda bu alternatiflerin fiilen uygulanabilir olup olmadığına göre değerlendirilmelidir. Aksi yöndeki yorum, tüzel kişiliğin fiilen işlevsiz hale geldiği durumlarda dahi sırf teorik bazı imkânların varlığı gerekçe gösterilerek kayyım atanmasının engellenmesi sonucunu doğurur ki, bu durum tüzel kişiliğin korunması amacına aykırıdır. Bu bağlamda, mirasçıların pay sahibi sıfatını kazanmış olmaları, şirketin yönetim fonksiyonunun kendiliğinden yeniden tesis edildiği anlamına gelmemektedir. Pay intikali, ortaklık sıfatının kazanılmasına ilişkin olup, yönetim organının oluşumu ve işletilmesi ayrı bir hukuki süreci gerektirir. Mirasçıların ortak sıfatını haiz olmalarına rağmen genel kurulun toplanamaması ve yönetim organının oluşturulamaması, organın hukuken mevcut olduğu ancak fiilen işlevsiz hale geldiği bir duruma işaret eder. Bu durum ise, TMK m.427 anlamında organ yokluğunun geniş yorumlanan kapsamı içerisinde değerlendirilmelidir. Kayyım atanması, tüzel kişiliğin iç işleyişine yönelik ağır bir müdahale niteliği taşıdığından, bu müdahalenin zorunlu, elverişli ve ölçülü olması gerekir. Somut olayda şirketin yönetim organının bulunmaması nedeniyle faaliyetlerinin durma noktasına gelmesi, mali ve idari yükümlülüklerin yerine getirilememesi ve tüzel kişiliğin ekonomik varlığının tehlikeye düşmesi karşısında kayyım atanmasının zorunlu olduğu açıktır. Bununla birlikte, müdahalenin ölçülü olabilmesi için kayyımın yetkilerinin şirket yönetimini tamamen devralacak şekilde geniş yorumlanmaması, yalnızca şirketin hukuki ve ekonomik varlığını korumaya yönelik zorunlu işlemlerle sınırlandırılması gerekir. Nitekim somut olayda kayyımın yetkilerinin bu çerçevede sınırlandırılmış olması, müdahalenin ölçülülük ilkesi ile uyumlu olduğunu göstermektedir. Kayyımın fonksiyonu, şirketi kalıcı olarak yönetmek değil, şirketin yeniden kendi organları aracılığıyla yönetilebilir hale gelmesini sağlamaktır. Bu yönüyle kayyım, geçici bir yönetim organı değil, kurumsal yapıyı yeniden tesis etmeye yönelik bir geçiş mekanizmasıdır. Bu nedenle kayyımın asli görevi, şirket genel kurulunu toplayarak yeni yönetim organının oluşumunu sağlamak ve tüzel kişiliği kendi doğal işleyişine kavuşturmaktır. Öte yandan, kayyımlık kurumunun temelinde tarafsızlık ilkesi yer almakta olup, taraflar arasında menfaat çatışmasının bulunduğu durumlarda taraflardan birinin kayyım olarak atanması, hem diğer ortakların haklarını zedeleyebilecek hem de yargısal müdahaleyi bir taraf lehine araçsallaştırabilecektir. Somut olayda mirasçılar arasında şirketin yönetimine ilişkin ciddi bir ihtilaf bulunduğu sabit olduğundan, taraflardan birinin kayyım veya geçici yönetici olarak atanmasına yönelik taleplerin reddi hukuki zorunluluk niteliğindedir. Son olarak, uyuşmazlığın doğrudan şirket tüzel kişiliğinin organizasyon yapısına ilişkin olması ve kurulacak hükmün yalnızca tüzel kişilik üzerinde hukuki sonuç doğuracak olması karşısında, davalı gerçek kişi yönünden pasif husumet bulunmadığı açıktır. Kayyım atanmasına ilişkin davalar, niteliği gereği tüzel kişiliğe yöneltilmesi gereken davalar olup, gerçek kişiler hakkında bu kapsamda kurulacak bir hüküm bulunmamaktadır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında; davalı şirketin organ yokluğu içerisinde bulunduğu, bu durumun başka yolla giderilemediği, kayyım atanmasının zorunlu ve ölçülü bir müdahale olduğu, kayyımın görevinin şirketi yeniden kurumsal yapısına kavuşturmak olduğu ve mevcut tedbir kayyımının görevine devam etmesinin şirketin hukuki ve ekonomik varlığının korunması açısından zorunlu olduğu sonucuna varılarak, somut olaya özgü koşullar çerçevesinde yönetim kayyımı atanmasına ve tedbiren atanmış bulunan kayyımın görevine şirket genel kurulu toplanarak yeni yönetim organı oluşturuluncaya kadar devam etmesine, davalı gerçek kişi aleyhine açılan davanın ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1) Davalı ..... yönünden; kayyım atanması davasının muhatabının şirket tüzel kişiliği olması, TMK 427. maddesinde kayyım atanmasının konusunun tüzel kişi olarak düzenlenmesi ve kayyım atanması kararının davalı gerçek kişinin şahsına yönelen bir edim veya yükümlülük doğurmayacak nitelikte bulunması nedeniyle, davanın bu davalı yönünden PASİF HUSUMET YOKLUĞU NEDENİYLE REDDİNE, 2) Davalı ...... sicil numaralı ..... Meyvecilik Kumaş İmalat İthalat İhracat Sanayi Ticaret Anonim Şirketi yönünden; şirketin tek ortağı ve yönetim organını teşkil eden ...... 'nin 15.01.2026 tarihinde vefat etmiş olması nedeniyle şirketin gerekli organlarından yoksun kaldığı, mirasçılar arasındaki anlaşmazlık sebebiyle yönetimin başka yoldan sağlanamadığı sabit olduğundan, DAVANIN KABULÜ ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 403 ve 427/4. maddeleri uyarınca davalı şirkete YÖNETİM KAYYIMI ATANMASINA, 3) Yönetim kayyımı olarak SMMM ......'ın ATANMASINA (Mahkememizce 13.02.2026 tarihli tensip zaptının 16. maddesi ile tedbiren atanan yönetim kayyımının hüküm ile birlikte asıl yönetim kayyımı olarak görevine devam etmesine), 4) Yönetim kayyımı SMMM .....'ın yetkilerinin, 13.02.2026 tarihli tensip zaptının 16. maddesinde belirtilen sınırlar çerçevesinde; A) Kamu hukukundan doğan zorunlu yükümlülüklerin yerine getirilmesi (vergi beyannameleri, SGK prim ve bildirim işlemleri, faaliyet izin ve lisanslarının korunması, ticaret sicili nezdinde zorunlu işlemler), B) Hak kaybını önleyici yargısal işlemlerin yapılması (şirket adına açılmış davalarda savunma, süreye bağlı dava ve başvurular, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin kesilmesi, icra takiplerine itiraz), C) Mevcut faaliyetlerin devamı için zorunlu işlemlerin yürütülmesi (zorunlu aboneliklerin sürdürülmesi, kira ödemeleri, çalışan ücretleri, banka hesaplarının korunması), D) Şirket malvarlığının korunmasına yönelik işlemlerin yapılması (sigorta poliçelerinin yenilenmesi, acil bakım-onarım, depolanan malların korunması, malvarlığı değer kaybını önleyici muhafaza işlemleri), E) Kurumsal temsil ve iletişim işlemlerinin yürütülmesi (resmi kurumlarla yazışmalar, bankalar ve kamu kurumları nezdinde zorunlu temsil), olarak BELİRLENMESİNE, 5) Yönetim kayyımı SMMM ......'ın, şirketin genel kurulunu toplayarak yönetim organının oluşturulmasını sağlamakla GÖREVLENDİRİLMESİNE, yönetim kayyımının görevinin yeni yönetim kurulunun oluşturulmasına kadar DEVAM ETMESİNE, 6) 13.02.2026 tarihli tensip zaptı ile tedbiren atanan yönetim kayyımı SMMM ........'ın tedbiren atandığı yönetim kayyımlığı görevinin iş bu karar kesinleşinceye kadar DEVAMINA,davalı ...... vekilinin kayyımın görevine son verilmesine ilişkin talebinin REDDİNE, 7) Davacıların, davacılardan .....'ın geçici müdür/kayyım olarak atanması yönündeki talebinin, taraflar arasındaki menfaat çatışması ve kayyımın tarafsızlığı ilkesi gereğince REDDİNE, 8) Yönetim kayyımına aylık 50.000,00-TL (Net) ücret takdirine, ücretin yönetim kayyımı tarafından kayyım atanan şirketin hesabından doğrudan ÇEKİLMESİNE, 9) Yönetim kayyımı atanmasına ilişkin kararın karar kesinleştiğinde tescili için İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne müzekkere YAZILMASINA, 10) Yönetim kayyımı atanmasına ilişkin kararın ilanı için karar kesinleştiğinde Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'ne müzekkere YAZILMASINA, masrafın davacı tarafından KARŞILANMASINA, 11)13.02.2026 tarihli tensip zaptı ile tedbiren atanan yönetim kayyımı SMMM .....'ın,tedbiren atandığı yönetim kayyımlığı görevinin iş bu karar kesinleşinceye kadar devam ettiği hususunun tescili için İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne müzekkere YAZILMASINA, 12)13.02.2026 tarihli tensip zaptı ile tedbiren atanan yönetim kayyımı SMMM .... ın,tedbiren atandığı yönetim kayyımlığı görevinin iş bu karar kesinleşinceye kadar devam ettiği hususunun ilanı için Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'ne müzekkere YAZILMASINA, masrafın davacı tarafından KARŞILANMASINA, 13-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 14-Davacılar tarafından ödenen 732,00 TL Başvurma Harcı ile 732,00 TL Peşin Harcın davalı .... MEYVECİLİK KUMAŞ İMALAT İTHALAT İHRACAT SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ'nden alınarak davacılara VERİLMESİNE, 15-Davacılar tarafından yapılan 7 adet tebligat+posta ücreti 318,70 TL, temsil kayyım ücreti 30.000,00 TL(bir şirket yönünden) ve bir ilan ücreti 1.900,00 TL olmak üzere toplam 32.218,70 TL yargılama giderinin davalı ..... MEYVECİLİK KUMAŞ İMALAT İTHALAT İHRACAT SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ'nden alınarak davacılara VERİLMESİNE, davacı tarafından diğer davalı ile ilgili olarak yapılan yargılama giderinin kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA, 16-Davacıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davalı.... MEYVECİLİK KUMAŞ İMALAT İTHALAT İHRACAT SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ'nden alınarak davacılara VERİLMESİNE, 17-Davalı ......'in kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak bu davalıya VERİLMESİNE, 18-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacılar tarafından peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.27/03/2026
Başkan ...... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ...... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ..... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ........ ☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."