İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1184 E. 2026/721 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1184
- Karar No
- 2026/721
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1184 Esas KARAR NO : 2026/721
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 17/03/2026 KARAR TARİHİ : 22/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirkete, 15.12.2025 tarihinde, Özel Güvenlik ve Destek Hizmetler personeli hizmet alımına ilişkin ihaleye dair bildirim e-posta yoluyla iletildiğini, 17.12.2025 tarihinde, grup şirketlerimiz adına söz konusu ihaleye ilişkin ilk teklifleri davalıya e-posta yoluyla sunulduğunu, 19.12.2025 tarihinde, 22.12.2025 tarihinde 1. ihale kapsamında açık eksiltme yapılacağı taraflarına bildirildiğini, 22.12.2025 tarihinde, kamera kaydı altında ve katılımcı firmalar ile davalı yetkililerinin huzurunda açık eksiltme gerçekleştirildiğini, davalı tarafından yapılan açıklamada; 5 firmanın açık eksiltmeye davet edildiği, 4 firmanın katılım sağladığı belirtildiğini, ihalenin pazarlık usulü ile yürütüleceği ifade edilerek revize teklifler talep edildiğini, müvekkil şirket tarafından Özel Güvenlik ve Destek Hizmetler işlerinin toplamı için aylık 8.442.588,29 TL tutarında ilk teklif yazılı olarak sunulduğunu, davalı tarafından ikinci tur teklif istenmesi üzerine teklifleri 8.435.000,00 TL olarak revize edildiğini, davalı şirket tarafından düzenlenen Özel Güvenlik ve Destek Hizmetler personeli hizmet alımı ihalesi konulu ihalenin usulsüzlüğünün tespiti ile ihalenin iptali, aksi halde uğranılan zararın şimdilik 10,00 TL'nin ihale tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile davalıdan alınarak müvekkil şirkete ödenmesini talep ettiklerini beyan etmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Davacının tüm taleplerine karşı zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacı iddialarını ve taleplerini somutlaştırmamış olup bu aşamadan sonra davanın ve iddiaların genişletilmesine, değiştirilmesine, ek delil ve beyan sunulmasına muvafakatlerinin bulunmadığını, davacının iddia ve talepleri haksız, kötü niyetli ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkil şirket ile dava dışı Gelişim arasında 16.01.2024 tarihinde 2024 ve 2025 yılları için Özel Güvenlik ve Destek Hizmetleri sözleşmeleri imzalandığını, söz konusu sözleşmeler her ne kadar 2 yıl süreli olsa da sözleşmenin 4.2 maddesi uyarınca süre uzatılması imkanı bulunduğunu, gelişim isimli firma tarafından mezkur sözleşmenin uzatılması talep edilmiş olmasına rağmen müvekkil şirket sözleşmeyi uzatmak yerine yeni bir ihale yapmaya karar verdiğini, müvekkil şirket bu maksatla 09.12.2025 tarihinde açık ihale usulü ile yapacağı ihaleye davacı şirketin de aralarında bulunduğu 20 şirketi davet ettiğini, söz konusu şartnameye göre ihaleye katılacak istekli grup firmalarının 2024 yılı cirosunun en az 300.000.000,00TL olması, Türkiye genelinde en az 500 personel ile hizmet vermesi, son 5 yıl içinde kabul işlemleri tamamlanmış her bir projenin toplamda 100 kişilik ve en az 5 adet gerçekleştirilmiş olması vb. yeterlikleri sahip olması şartı konulduğunu, bahse konu ihaleye tek firma katıldığını, rekabet ortamının sağlanmaması nedeniyle ihale iptal edildiğini, davacı ihalenin iptaline ilişkin kararın iptali taleplerinin reddi halinde ise uğramış oldukları zararın tazminini talep ettiğini, müvekkil şirket yetkilileri davacının da ikrar ettiği üzere satın alma komisyonunca sonuçlandırılan ihalenin şirket yönetiminin onayını müteakip kesinlik kazanacağını davacıya ilettiğini, bir başka deyişle davacıyla sözleşme imzalanmadığını, davacı her ne kadar ikinci ihaleye en düşük teklifi vermiş olduklarını ve ihalenin uhdelerinde kalmış olduğunu iddia etmişse de bu ihalede açık eksiltmenin ilk turda tamamlanması ve yeteri kadar pazarlığın yapılamaması nedeniyle ihale iptal edildiğini, iş bu husus mezkur ihalenin davacının uhdesinde kaldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacı ile sözleşme imzalanmadığını bu sebeple de davacının müvekkil şirketten herhangi bir talepte bulunamayacağını gösterdiğini, diğer taraftan davacının mezkur ihaleye katılması nedeniyle herhangi bir zararı söz konusu olmadığını, belirtmek gerekir ki müvekkil şirket ihale katılımcılarından herhangi bir katılım ücreti ya da teminat mektubu talep etmemiş ve dahi davacı ile herhangi bir sözleşme imzalamamış ve dahi davacı mezkur ihale nedeniyle herhangi bir masraf yapmadığını, bu sebeplerle davacının tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, davacı dilekçesinde ne tür bir zarara uğradığını ve bu zararın kalemleri ile ilgili de bir açıklama da getirmediğini, davacının bu aşamadan sonra ek delil sunmasına, davasını ve iddialarını genişletmesine ve değiştirmesine muvafakatlerinin bulunmadığını beyan etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Eldeki dava, ihale iptali işleminin iptali ile zararın tazmini talebine ilişkindir. Somut olayda davalı tarafından 15.12.2025 tarihinde davacıya ihale bildirimin e-posta yolu ile yapıldığı, davacı tarafından 17.12.2025 tarihinde teklif sunulduğu, ikinci ihalede ise teklifin revize edildiği, 25.12.2025 tarihinde davacı ile davalının görüştüğü, 29.12.2025 tarihinde ise beklenen rekabetin olmaması sebebiyle davalının ihaleyi iptal ettiği, 31.12.2025 tarihinde ise yeniden ihale açıldığı, 09.01.2026 tarihinde ise ilave yeterlilik belgeleri istenmesinden kaynaklı olarak davacının ihale katılamadığı hususları kapsamında davacı tarafından davalının açmış olduğu ihalenin feshi ve uğradığı zararın tazmini talepli işbu dava ikame edilmiştir. İhalenin iptali işleminin iptali istemi yönünden mahkememizce yapılan değerlendirmede; Özel ihale, kamu kurumlarının dışında kalan özel şirketlerin, holdinglerin veya vakıfların kendi ihtiyaçları doğrultusunda mal, hizmet veya yapım işi satın almak ya da varlık satışı yapmak amacıyla düzenlediği rekabetçi satın alma süreçleridir. Tarafların ticari şirket olmaları sebebiyle tacir oldukları dikkate alındığında taraflar arasında "ihale" şeklinde bahsedilen kurumun özel ihale olduğu hususunda mahkememize tereddüt bulunmamaktadır. Özel ihale, tarafların tamamı tacir olduğundan Kamu İhale Kanunu'na tabi olmayıp ticari serbestiyete dayalıdır. Bu sebeple davacının, ihalenin iptali işleminin iptalini talep etme hakkı bulunmamaktadır. Bu sebeple ihalenin iptali işleminin iptali talebinin reddine karar verilmiştir. Talep edilen tazminat yönünden mahkememizce yapılan değerlendirmede; Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğu (culpa in contrahendo) genel bir ifadeyle belirtmek gerekirse, sözleşme görüşmeleri aşamasında taraflardan birinin diğerine veya onun koruması altında bulunan kişilere, aralarında dürüstlük kuralı gereğince ortaya çıkan güven ilişkisinin ihlali sonucu meydana gelen sorumluluktur (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, Ankara 2017, s. 1156.; Ulusan, İlhan: Culpa in Contrahendo Üstüne, Prof. Dr. Ümit Yaşar Doğanay Anısına Armağan, İstanbul 1982, s. 287). Başka bir ifadeyle sözleşme görüşmelerinde taraflardan birinin diğerine dürüstlük kuralına aykırı davranma sonucu verdiği zararlarla ilgili sorumluluktur (Yalman; s. 38; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.12.2010 tarihli, 2010/13-593 E., 2010/623 K. sayılı kararı). Culpa in contrahendo sorumluluğunun genel şartları, her türlü hukukî sorumluluğun doğumu için gerekli olan zarar, kusur ve illiyet bağıdır. Bu sorumluluk türünü diğerlerinden ayıran özel şartlar ise “normatif anlamda korunmaya değer güvenin ihlal edilmesi” cümlesinden yola çıkılarak tespit olunabilecektir. Buna göre ilk şart olarak yukarıda sözleşmenin kurulması açıklamalarında da değinilen “güven” olgusunun, culpa in contrahendo vakıalarında pek çok kez “sözleşme görüşmecisi olmak”tan ibaret davranışlarla oluştuğu dikkatten kaçmamalıdır (Demircioğlu, s. 179). Güven, söz ve yazı gibi olumlu bir davranışla uyandırılabileceği gibi, açıklanması gereken bir hususun açıklanmaması suretiyle olumsuz bir davranışla da ortaya çıkarılabilir. Burada bahsedilen güven, ortalama, makul ve dürüst bir kişinin duyabileceği inançtır ve hukuk düzeni bu güveni, haklı güven olarak değerlendirerek koruma altına alır. Sözleşmenin kurulacağına dair ciddi bir güvenin varlığından ancak öngörülebilir bir tarihte kurulabilecek, somut bir sözleşmeye ilişkin görüşme ilişkisinde bahsedilebileceğinden ilişkinin tarafları da belirlilik arz etmelidir. Diğer bir şart olan güvenin normatif anlamda “korunmaya değer olması”, bir başka anlatımla güvenin hukuk düzeni tarafından korunmaya değer olarak nitelendirilmesi için, güven duyan kişinin TMK’nın 3. maddesi çerçevesinde iyiniyetli olması aranacaktır (Güvenç, Özgür: Culpa In Contrahendo Sorumluluğu Bağlamında Sözleşme Görüşmelerinin Kesilmesi, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVIII, Y. 2014, Sa. 3-4, s. 382). Korunmaya değer güvenin ihlali şartı ise, en öz anlatımla haklı sebeplerle duyulan güvenin dürüstlüğe aykırı şekilde hayal kırıklığına uğratılmasıdır. Elbette ki bu durumun var olup olmadığı İsviçre Federal Mahkemesinin bir kararında da belirtildiği üzere her bir somut durumun bütün koşulları tespit edilerek belirlenecektir (BGE 120 II 331, 337- atıf yapan; Gezder, Ümit: Türk/İsviçre Hukukunda Culpa in contrahendo Sorumluluğu, İstanbul 2009, s.115). Bu noktada sözleşme öncesi görüşmelerdeki kusurdan sorumluluğun hem somut olayda olduğu sözleşmenin kurulmaması durumda hem de sözleşmenin kurulduğu durumlarda da doğabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Sözleşme öncesi görüşmelerden sorumluluğun kendine özgü ve temelini dürüstlük kuralından alan bir sorumluluk türü olduğu ve her olayın koşullarına göre mahkemece değerlendirilmesi gerektiği gözetildiğinde, kusurlu ihlalin hukukî sonuçlarının sözleşmenin kurulmuş yahut kurulmamış bulunmasına göre farklılık taşıyacağı muhakkaktır. Yapılan açıklamalar ışığında tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sonuç olarak kusur ile zararın olmasının ve illiyet bağının kurulmasının şart olmasının yanında ayrıca normatif anlamda korunmaya değer güvenin ihlal edilmesi gerekir. Tek başına görüşmelerin sonlandırılması kusurun olduğu anlamına gelmeyecektir, Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ve dava dilekçesi incelendiğinde, ihalenin iptal edilmesinden kaynaklı olarak davacının zarara uğradığı yönünde herhangi bir açıklama veya somutlaştırma bulunmamaktadır. Ayrıca yukarıda da belirtildiği üzere kusur, zarar, illiyet bağı ve korunmaya değer güvenin bulunduğu hususunun ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, dosya kapsamı ile davacı tarafından mezkur şartların oluştuğunun ispatlanamadığı anlaşıldığından mezkur talebin de reddine karar verilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın reddine, 2-Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Dava şartı olan arabuluculuk görüşmeleri neticesinde İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosu'nun dosyasında takdir edilen 6.000,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 7-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nun 333. maddesi uyarınca talep halinde yatırana İADESİNE, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/09/2026
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır