İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/953 E. 2026/58 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/953
- Karar No
- 2026/58
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/953 KARAR NO : 2026/58
DAVA : Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) DAVA TARİHİ : 23/10/2025 KARAR TARİHİ : 22/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/01/2026
Mahkememizde görülmekte olan Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili tarafından Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan 23/10/2025 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Müvekkilinin mal varlığının korunabilmesi için İcra ve İflas Kanunu’nun 287, 288, 294 ve 295. maddeleri ve devamı gereğince; İcra ve İflas Kanunu’nun 287. Maddesi gereğince 3 aylık geçici mühlet kararı verilmesine ve gerekli görülmesi halinde işbu müddetin 2 ay daha uzatılmasına, geçici mühlet kararının İİK.’nın 288. maddesi çerçevesinde ilanına, davacı müvekkilinin konkordato talebinin kabulü ile ihtiyati tedbir kararlarının aynen devamıyla yargılama sırasında kesin mühlet kararı verilmesi ile yargılama neticesinde konkordatonun tasdikine, tasdik kararının ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLER ve GEREKÇE: Dava, İİK'nın 285 ve devamı maddelerince açılan konkordato talebine ilişkindir. Mahkememiz dosyasında düzenlenen tensip tutanağı uyarınca belirtilen gider avansı eksikliğinin borçlu vekilince süresinde tamamlanması üzerine borçlu hakkında üç ay süre ile geçici mühlet verilmesine ve geçici konkordato komiseri görevlendirilmesine, ilgili kurumlara gereken bildirimlerin ve ilanların yapıldığı, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli görülen bütün tedbirlerin alındığı görülmüştür. Geçici komiser toplantı tutanağı ile; konkordato talep eden şirketin tüm malvarlıklarının rayiç değerlerinin tespit ettirilmesine, şirket malvarlıklarının rayiç değerlerinin tespiti işlemi teknik ve özel bilgiyi gerektirdiğinden bu konuda bilirkişiye başvurulmasına, şirkete ait stoklar hesabı altındaki gayrimenkullerin ve binalar hesabı altındaki gayrimenkullerin rayiç değerlerinin tespiti için bilirkişi görevlendirilmesine dair toplantı tutanağı mahkememizce onaylanmıştır. Konkordato geçici komiserleri Dr. ......, Doç. Dr. ..... ve ...... tarafından mahkememize sunulan 01/11/2025 tarihli raporunu özetle ; Konkordato borçlusunun; Kumaş ve Tekstil Ürünlerine Baskı Yapılması Hizmetleri (Giyim Eşyası Dahil, Emprime Baskı Dahil, Transfer Baskı Hariç” faaliyetlerini gerçekleştirdiği, İİK m.286 uyarınca dava dosyasına sunulması gereken belgelerin sunulmuş olduğu; borçlu Şirketin ilgili koşulları sağlamadığından “Bağımsız Denetime Tabi “ olmadığı, 7101 sayılı yasa ile değişik İİK'nın 286'ncı maddesi uyarınca borçlular tarafından eklenecek belgelerde “eksiklik” bulunmadığı, Mahkemenin “Geçici Komiserlerin Göreve Başlama Tutanağı” uyarınca, konkordato kararı ve komiser atama dönemi arasındaki döneme ait toplantı tutanağına geçirilen işlemler dışında borçlu işlem ve davranışları hakkında yapılan incelemede haricinde rapor tarihi itibariyle olağandışı bir duruma rastlanmadığı, borçlu şirket tarafından hazırlanan ön projede Konkordato tekliflerinin vade konkordatosu olup, Konkordatonun tasdiki durumunda; konkordato’ya tabi borçlarının %100’nü, ilave %30 faiz ile (%100+%30=) %130 olarak 2027 yılı başından itibaren 36 ayda üç aylık taksitler halinde ödemeyi teklif ettiği, borçlu şirketin Eylül 2025 itibariyle 52 çalışanı bulunduğu, borçlu şirket tarafından oluşturulan 30.09.2025 tarihli rayiç değer bilançolarına göre, rayiç özvarlığının (+) 23.187.460,90 TL olduğu, şirketin Borca Batık Olmadığı, işbu raporumuzda arz edildiği üzere teknik bilirkişilerden rapor alınmasının ardından borçluların rayiç özvarlıklarının heyetçe de hesaplanacağı, önümüzdeki raporda, ayrıca istenen ek bilgi ve belgelerin tamamlanması ile daha detaylı inceleme ve değerlendirme yapılacağı, malvarlığı unsurlarının değerlemesi amacıyla bilirkişi incelemesi yapılması için çalışmalara ivedilikle başlanacağı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Konkordato geçici komiserleri Dr. ....., Doç. Dr. ..... ve ...... tarafından mahkememize sunulan 19/01/2026 tarihli raporunu özetle ; Konkordato talebine dayanak yapılan 30.09.2025 tarihli gelir tablosunda – 7.604.844,60 TL, 24.10.2025 geçici mühlet tarihinde – 8.223.090,12 TL olan zararın, 30.11.2025 tarihli mali tablolarda -6.624.079,46 TL seviyesine gerilediği, ancak zararın devam ettiği, Heyetçe hazırlanan 30.11.2025 tarihli rayiç bilançoya göre borçlu şirketin rayiç öz varlıklarının – 12.556.544,58 TL olduğu ve borca batık olduğu, bu meyanda, ek olarak, şu hususa da dikkat çekmenin isabetli olacağı; mevcut durumda, ortağın “Borçlu şirketin tek ortağı ..... 24.10.2025 tarihli Konkordato Bilançosunda kayıtlı olan 25.957.677,11 TL tutarındaki alacağını, tüm konkordato borçlarının eksiksiz şekilde ödenmesinden ve şirketin konkordato sürecinden başarıyla çıkmasından sonra tahsil edeceğini” beyan ve taahhüt etmiş ise de, bu beyanın, ortağın şirketten olan konkordatoya tabi alacağından feragat ettiği anlamına gelmediği, mevcut haliyle ortağın borç stokunda yer alması gerektiğinden bahisle, borca batıklık değerlendirmesinde, ortağın alacak miktarı olan 25.957,677,11 TL’nin borç olarak kabul edildiği, revize konkordato projesinde yer alan proforma gelir tablosunda 2025 (2 Aylık) için 24.10.2025 bilanço sebebi ile 31.12.2025 indirilecek bilanço zararı nedeniyle -.6.248.493,62 TL zarar, 2026 yılı için 11.942.679,15 TL, 2027 yılı için 2.756.441,82 TL, 2028 yılı için 8.862.320,46 TL ve 2029 Ocak ayı için 1.162.338,58 TL net kar hedefine yer verildiği, ancak; 01.01.2025 – 30.11.2025 döneminde -6.624.079,46 TL zarar gerçekleştirildiği, net Kar/ Net Satış Oranları yıllara sair satışları artmasına rağmen 2025 (2 Aylık) için 24.10.2025 bilanço sebebi ile 31.12.2025 indirilecek bilanço zararı nedeniyle -.6.248.493,62 TL zarar raporlayan davacı şirketin 2026 yılı ve devamı yıllar için ön gördüğü şirketin revize projesinde yer alan gelir tablosu projeksiyonunda 2025/2 ay- 2026-2027-2028-2029/1 ay için geçmiş dönem ortalamalarının çok üzerinde faaliyet kârlılığı hedeflendiği anlaşılmakla birlikte; söz konusu projeksiyonun, enflasyonun, faiz oranlarının ve ülke risklerinin sabit varsayılarak oluşturulduğu, bu durum dikkate alındığında, ileriye dönük ekonomik ve sektörel trendlerin öngörülmesinin güç olduğu, bununla birlikte, şirketin geçmiş dönem verileri değerlendirildiğinde, performansının daha sağlıklı ve gerçekçi şekilde ölçülmesinin mümkün olduğu kanaatine varılarak şirketin Net Kar/ Net Satış Oranları yıllara sair satışları artmasına rağmen 24.10.2025 tarihinde 8.223.090,12 TL zarar raporlayan şirketin 30.11.2025 tarihli mali tablolarına göre işbu zararının 6.248.493,62 TL tutarına indirgendiği, 202/11 aylık dönemde zarar raporlayan davacı şirketin yukarıda sıralanan – net kar hedeflerinin gerçekleşme ihtimali bulunmadığının anlaşıldığı, dolayısıyla sunulan konkordato ön projesinin başarıya başarıya ulaşamayacağı yönünde bir kanaatin oluştuğu, bu meyanda konkordato kaynakları arasında yer alan “faaliyetin devamı ile öngörülen kar tutarı” hedefine ulaşılmasının mevcut veriler/performans eşliğinde güç gözüktüğü, her ne kadar 23.12.2025 tarihli toplantıda şirket yetkilisince, “Şirket faaliyetleri hakkında şirket yetkilisinden bilgi alınmıştır. Şirket yetkilisi Aralık ve Ocak ayının sektörel olarak zayıf geçtiğini, yurtdışına çalışması nedeniyle yoğunluğun Ocak sonu itibari ile tekrar başlayacağını belirtti. 6 mio TL tutarında yeni siparişlerinin olduğu iletilmiştir. Siparişlerin tahsilat vadesi 3 aydır. Kapasite artırımı için ..... firması ile yeni sözleşme yapılmıştır. Yeni sözleşme ile % 30 kapasite artış beklenmektedir” şeklinde bir açıklamada bulunulmuşsa da, bu yeni işlerin karlılık oranındaki hedefi tutturmaya imkan verip vermeyeceğinin şu aşamada bilinemeyeceği, nihai takdiri sayın Mahkemede olmakla birlikte, yukarıda açıklandığı üzere, şirketin geçmiş dönem verileri/karlılık oranları değerlendirildiğinde, faaliyetin devamı ile öngörülen kar tutarı hedefine ulaşamayacağı kanaatine varıldığı, revize projedeki, şirket tek ortağı olan ...... ve eşi 3. Kişi .....’a ait duran varlıkların satışından yüksek tutarda nakit girişi öngörülmektedir. Gayrimenkullerin satışıyla borç ödemeye katkı sağlanacaktır. Bu satışların zamanında gerçekleştirilmesi kritik önem taşımakta olup, gayrimenkul satışlarından toplamda 10.000.000,00 TL beklenmesi olumlu bir adımdır. Ancak; burada önemli olan husus şirket tek ortağı olan .... ve eşi 3. Kişi .....’a ait taşınmazların satışından 10.000.000,00 TL kaynak sağlanıp sağlanamayacağıdır. Şirket (tek) ortağı olan ......’a ait taşınmazın takyidatları incelendiğinde; işbu taşınmazın üzerinde ....... Bankası A.Ş lehine 1. Derece 6.000.000,00 TL ve 2. Derece 7.500.000,00 TL olmak üzere toplamda 13.500.000,00 TL ipoteğin mevcut olduğu, iş bu taşınmaza ilişkin heyetimize gönderilen 24.10.2024 tarihli ipotek alacaklısı banka tarafından yaptırılan gayrimenkul değerleme raporunda, taşınmazın 3.750.000,00 TL bedelinde olduğu ve yine şirket ortağı olan .... ’ın eşi 3. Kişi .....’a ait taşınmazın takyidatları incelendiğinde ise; işbu taşınmazın üzerinde ..... Bankası A.Ş lehine 1. Derece 10.000.000,00 TL ipoteğin mevcut olduğu, iş bu taşınmaza ilişkin heyetimize gönderilen 08.10.2024 tarihli ipotek alacaklısı banka tarafından yaptırılan gayrimenkul değerleme raporunda, taşınmazın 3.350.000,00 TL bedelinde olduğu, bilindiği gibi alacağı rehinle temin edilmiş alacaklıların faiz işletilmesi mümkün olduğundan her ne kadar ortağın ve 3. kişinin asıl borçlu şirket yönünden ipotekli ve kefaletten kaynaklı borçlarını malvarlığının satışı sonucu aynı oranda şirketin finans kurumlarına olan borcunu ödemesi nispetinde asıl borçlunun finans kurumlarına borcuna karşılık borcunun azalması sonucu doğacak olsa da, söz konusu taşınmazların ipotekle birlikte satışının yapılacak olması nedeniyle ne kadarlık bir para/konkordato kaynağı oluşturacağı somutlaştırılmamış olmadığı, söz konusu taşınmazların üzerindeki ipotek yükünün ve borçlu tarafından sunulan banka değerleme raporlarındaki taşınmazların değerinin (7.100.000,00 TL) olduğu hususu dikkate alınacak olduğunda, bu taşınmazların, borçlu tarafından hedeflenen/öngörülen ölçüde konkordato kaynağı işlevini sağlayamayacağı yönünde bir kanaatin oluştuğu, dolayısıyla, taşınmazların değerlerinin ipotek alacalısı bankalar tarafından yapılan değerleme raporlarında 3.750.000.,00 TL + 3.350.0000,00 TL olmak üzere toplamda 7.100.000,00 TL olduğu, taşınmazların rayiç değerlerinin –yeniden yapılacak bir bilirkişi incelemesiyle- 10.000.000,00 TL’nin üzerinde olduğu anlaşılsa bile, konkordato sürecinde/konkordato korumasında bulunmayan -üçüncü kişi konumunda bulunan- ..... ve ......’ın maruz kalabilecekleri icra takibi/paraya çevirme süreçleri nedeniyle, söz konusu taşınmazların değerleri ve ipotek tutarı dikkate alınarak, bu taşınmazlardan belirtilen miktarda/ölçekte konkordato kaynağı olarak yararlanılmasının mevcut koşullarda güç olduğu, şirketin 30.11.2025 tarihli mali verilerine göre rapor içerisinde yer alan tablodan da açıkça görüleceği üzere; şirketin toplam borç stoku 106.815.859,22 TL tutarında olduğu, iflas halinde elde edilebilecek 48.303.702,00 TL tutarındaki tasfiye değerinden 5.256.559,10 TL imtiyazlı (kamu, personel ve rehinli borçlar) alacaklılara ve 9.936.506,70 TL geçici mühlet dönem içi borç ödendikten sonra imtiyazsız alacaklılara 33.110.636,20 TL ödeme yapılabileceği, bu durumda konkordato kapsamındaki imtiyazsız alacaklıların alacaklarını elde etme oranı % 36 düzeyinde kaldığı, ancak; Revize projeye esas 24.10.2025 tarihli mali tablolarda şirketin toplam borç stoku 105.802.482,03 TL, işbu borç stokuna karşı kaynağı ise 100.633.555,92 TL tutarındadır. Şirketin revize projedeki toplam kaynakları 100.633.555,92 TL tutarında olup, işbu tutardan 30.11.2025 tarihli toplam borçlar tenzil edildiğinde 100.633.555,92 TL – 106.815.859,22 TL = -6.182.303,30 TL tutarında kaynak açığı olduğu görülmüş olup, konkordato tasdik şartları içerisinde yer alan “teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması “(İİK md 305/1,b) şartını karşılamadığı, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olmasını sağlayacak yeterli kaynağın sağlanamayacağı, İcra ve İflas Kanununun 292.maddesinde kesin mühlet içerisinde maddede sayılan durumların gerçekleşmesi halinde, komiserin yazılı raporu üzerine mahkemenin kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar vereceğinin düzenlendiği, Kanun’un 288.maddesinin ilk fıkrasında yapılan atıf gereğince, 292.maddenin geçici mühlette de uygulanacağı, yukarıda yer verilen tespit ve açıklamaların İİK’nın 292.maddesinin (a) ve (b) bentlerinin kapsamında değerlendirilebileceği yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. İcra ve İflas Kanunu’nun 285. maddesi uyarınca, borçlarını vadesi geldiği hâlde tamamen veya kısmen ödeyemeyen yahut borçlarını vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, borçlarının vade verilmek suretiyle veya tenzilat yapılmak suretiyle yeniden yapılandırılması yoluyla borçlarını ifa edebilmek ya da muhtemel bir iflasın önüne geçebilmek amacıyla konkordato talebinde bulunabilir. Anılan düzenleme ile kanun koyucu, konkordato kurumunu dürüst borçlular bakımından iflasa alternatif, geçici mali sıkıntıların aşılmasını hedefleyen istisnai bir hukukî koruma mekanizması olarak öngörmüştür. İİK’nın 287. maddesinde ise borçlunun mali durumunun iyileşmesi ve konkordatonun ilerleyen aşamalarda tasdik edilme ihtimali, öğretide ve uygulamada “konkordatonun başarı şansı” olarak ifade edilen kavram çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu düzenleme uyarınca, konkordato sürecinin devam edebilmesi ve borçluya kesin mühlet verilmesi, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün görülmesine bağlıdır. Başka bir ifadeyle, mahkemenin kesin mühlet kararı verebilmesi için konkordatonun yalnızca şekli şartları değil, aynı zamanda maddi anlamda başarıya ulaşma ihtimali de mevcut olmalıdır. İİK’nın 289/1. maddesinde, mahkemenin kesin mühlet verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını geçici mühlet süresi içinde vereceği açıkça düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca geçici mühlet, konkordatonun başarısına ilişkin ön değerlendirme safhasını oluşturmakta; bu süreçte mahkeme, komiser raporları ve dosya kapsamındaki tüm veriler ışığında konkordatonun kesin mühlete taşınıp taşınamayacağını takdir etmektedir. İİK’nın 288/1. maddesinde, geçici mühletin kesin mühletin sonuçlarını doğuracağı hüküm altına alınmış; İİK’nın 292. maddesinde ise iflasa tabi borçlular bakımından kesin mühletin verilmesinden sonra ortaya çıkabilecek bazı durumlarda mahkemenin kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar vereceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin (b) bendinde, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması hâli, kesin mühletin kaldırılmasını gerektiren sebepler arasında açıkça sayılmıştır. Bu bağlamda, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması, konkordato sürecinin devamına hukuki dayanak bırakmayan hallerden biri olarak kabul edilmiştir. Nitekim konkordato mühleti içerisinde, borçlunun mali durumunun iyileşmesinin mümkün olmayacağının, alacaklıların konkordatoyu kabul etmeyeceğinin veya mahkemenin konkordatoyu tasdik etmeyeceğinin açıkça anlaşılması hâllerinde, tasdik şartlarının daha baştan mevcut olmadığının ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Bu durumda konkordato mühleti kaldırılarak talep reddedilecek ve şartları oluşmuşsa iflasa tabi borçlu hakkında iflas kararı verilebilecektir. İİK’nın 292. maddesinde, konkordato sürecinin sürdürülmesinin artık hukuken mümkün olmadığı ve konkordatonun amacını yitirdiği durumlar düzenlenmiştir. Bu hüküm kapsamında, konkordato mühleti verilmiş olmakla birlikte, mühlet içinde ortaya çıkan bazı olgular nedeniyle konkordato kurumunun koruyucu ve iyileştirici fonksiyonunu yitirmesi hâlinde, konkordato sürecinin kesilmesi ve iflas yoluna gidilmesi öngörülmüştür. Mahkeme, maddede sayılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda, herhangi bir talep aranmaksızın, borçlu iflasa tabi ise resen iflasın açılmasına; iflasa tabi olmayan borçlu bakımından ise resen konkordato talebinin reddine karar verir. Ancak bu yönde karar verilmeden önce, usule uygun şekilde bir duruşma açılarak borçlunun, konkordatoyu bir alacaklı takip etmişse bu alacaklının ve varsa alacaklılar kurulunun dinlenmesi zorunludur. Mahkeme, gerekli görmesi hâlinde diğer alacaklıları da dinleyebilir. Kanun’un 292. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hallerde, mahkeme daha önce konkordato mühleti vermiştir; ancak mühlet içinde meydana gelen gelişmeler, konkordato mühletinin amacını ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle mahkemenin mühleti kaldırması, aynı zamanda konkordato talebinin de reddini zorunlu kılmaktadır. Maddede bu sonuç açıkça düzenlenmiş olup, mahkeme mühleti kaldırmak suretiyle konkordato talebini reddedecek ve borçlu iflasa tabi ise resen iflas kararı verecektir. Konkordato mühleti verildikten sonra mühletin kaldırılmasını ve iflas kararı verilmesini gerektiren sebeplerden ilki, borçlunun malvarlığının korunması bakımından iflasın açılmasının zorunlu hâle gelmesidir. Özellikle borçlunun işletmesinin faaliyetlerine devam etmesi, sürekli ve hissedilir biçimde aktiflerin azalmasına ve pasiflerin artmasına yol açıyorsa; bu durumun konkordato süreci içinde geri dönüşü olmayan bir aktif–pasif dengesizliği yaratacağı öngörülüyorsa; iflasın derhal açılması suretiyle malvarlığının tasfiye edilmesinin alacaklılar bakımından daha iyi bir tatmin sağlayacağı kanaatine varılıyorsa; işletmenin devamının mümkün görünmediği veya son derece düşük bir ihtimal teşkil ettiği hâllerde, malvarlığının korunması amacıyla kesin mühletin kaldırılarak iflasın açılması zorunlu hâle gelir. Bu şartlar altında iflasın derhal açılması, cebrî icra hukukunun “ultima ratio”, yani son çare ilkesi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Eğer borçlunun malvarlığının korunması, örneğin borçlunun tasarruf yetkisinin kaldırılması ve bu yetkinin komisere devredilmesi gibi daha hafif ve ölçülü tedbirlerle sağlanabilecek ise, mahkemenin ölçülülük ilkesi gereğince bu daha yumuşak tedbirleri tercih etmesi gerekir. Ancak bu tedbirlerin de yetersiz kalacağı ve malvarlığının korunmasının ancak iflas yoluyla mümkün olacağı anlaşılıyorsa, iflasın açılması kaçınılmazdır. Kesin konkordato mühleti verildikten sonra konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması ise, mühletin kaldırılmasını gerektiren ikinci önemli hâlidir. Bu durumda mahkeme, özellikle komiser raporunda yer alan mali, ekonomik ve hukuki verilerden hareketle konkordatonun başarıya ulaşma ihtimalinin ortadan kalktığı sonucuna varmalıdır. İİK’da, iyileşmenin konkordato alacaklıları tarafından kabul veya mahkemece tasdik edilmeden önce gerçekleşmesi hâlinde, konkordatonun tasdik aşamasına kadar sürdürülmesine gerek bulunmadığı ve mühletin kaldırılacağı kabul edilmiştir (İİK m. 291). Bunun yanında, mühlet içinde iyileşmenin mümkün olmadığının ya da alacaklıların konkordatoyu tasdik etmeyeceğinin açıkça ortaya çıkması, başka bir ifadeyle tasdik şartlarının mevcut olmadığının önceden anlaşılması hâlinde de konkordato mühleti kaldırılarak talep reddedilecek ve şartları mevcutsa iflasa tabi borçlu hakkında iflas kararı verilecektir. Örneğin, komiser raporundan borçlunun mali ve finansal verilerinin iyileşmeyi imkânsız kılacak derecede bozulduğu anlaşılmakta ise ya da komiser, konkordatoyu reddedeceğini açık ve kesin biçimde ortaya koyan alacaklıların sayısı ve ağırlığı itibarıyla konkordatonun tasdiki için gerekli çoğunlukların hiçbirinin sağlanamayacağı sonucuna varıyorsa, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı önceden anlaşılmış kabul edilir. Bu durumda mahkemenin kesin mühleti kaldırarak iflasa tabi borçlu hakkında iflas kararı vermesi hukuken zorunlu hâle gelir. Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Konkordato, İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, amacı dürüst borçlunun geçici nitelikteki mali sıkıntılarını aşmasını sağlamak, işletmenin ekonomik varlığını korumak ve alacaklıların iflasa kıyasla daha elverişli şekilde tatmin edilmesini temin etmektir. Bu çerçevede geçici mühlet, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının mahkemece ve komiser heyeti marifetiyle değerlendirilmesine hizmet eden, hazırlık ve denetim niteliğinde bir safhadır. Geçici mühlet aşamasında mahkemenin görevi, konkordato projesinin tasdiki şartlarını değil, konkordatonun kesin mühlete taşınmasını haklı kılacak asgari güven ve başarı ihtimalinin bulunup bulunmadığını araştırmaktır. Nitekim İİK m.287 ve m.289 hükümleri uyarınca, geçici mühlet sürecinde yapılan inceleme sonucunda konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün görülmemesi hâlinde borçluya kesin mühlet verilmemesi ve konkordato talebinin reddedilmesi gerekir.Borçluların kesin mühlet alabilmesi, mali durumunu iyileştirebileceği veya konkordatonun tasdik edileceğinin inandırıcı şekilde ispat edilmesine bağlıdır. Konkordato kurumunun amacı, borca batıklık hâlinin ortadan kaldırılması değil, borca batıklığa sürüklenme tehlikesi altında bulunan veya geçici nitelikte likidite sıkışıklığı yaşayan dürüst borçlunun mali durumunun iyileştirilmesidir. Bu çerçevede Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarında da vurgulandığı üzere, konkordato; borca batıklığın kalıcı hâle geldiği, işletmenin faaliyetlerinden sürdürülebilir gelir elde edemediği ve mali yapının yapısal olarak çöktüğü durumlarda iflasın yerine ikame edilebilecek bir kurum olarak kabul edilmemektedir. Aksine, bu tür durumlarda konkordato talebinin reddi ile birlikte iflas kararı verilmesi, alacaklıların korunması ilkesinin ve cebrî icra hukukunun temel amaçlarının doğal bir sonucudur. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında,konkordatonun geçici mühlet aşamasında dahi başarıya ulaşmasının mümkün görülmemesi hâlinde, kesin mühlet verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini ve borca batıklığın tespiti hâlinde iflas yoluna gidilmesinin hukuka uygun olduğunu kabul etmektedir. Bu bağlamda yüksek mahkeme, konkordato projesinin tasdik aşamasına geçilip geçilmediğinden bağımsız olarak, geçici mühlet sürecinde yapılan mali ve ekonomik incelemeler sonucunda borçlunun mali durumunun konkordato ile düzeltilemeyeceğinin anlaşılması hâlinde, konkordato talebinin reddinin zorunlu olduğunu belirtmektedir. Zira konkordatonun tasdik aşamasına taşınabilmesi için, en azından konkordatonun başarıya ulaşabileceğine dair makul ve somut bir beklentinin bulunması gerekir.Borca batıklığın salt bilanço kalemlerinden ibaret olmadığı; borçlunun faaliyetlerinden kaynaklanan nakit akışının sürekliliği, kârlılık kapasitesi, borç ödeme kabiliyeti ve konkordato projesinin fiilen uygulanabilirliği birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu kapsamda, borçlunun aktiflerinin pasiflerini karşılamaması yanında, işletmenin faaliyetlerinden sürdürülebilir gelir elde edememesi ve konkordato projesinin varsayımsal ve gerçekleşme kabiliyeti zayıf kaynaklara dayanması hâllerinde, borca batıklığın kalıcı nitelik kazandığı kabul edilmektedir. Geçici konkordato komiser heyeti tarafından sunulan nihai raporda, borçlu şirket tarafından ibraz edilen konkordato ön projesinin ve revize konkordato projesinin mali, hukuki ve ekonomik açıdan ciddi ve yapısal nitelikte zaaflar içerdiği ayrıntılı ve gerekçeli biçimde ortaya konulmuştur. Raporda öncelikle borçlu şirketin geçmiş dönem mali performansı, konkordato projesinin gerçekçiliğinin ve sürdürülebilirliğinin değerlendirilmesinde esas alınmış; bu kapsamda şirketin 2022, 2023 ve 2024 hesap dönemlerine ait bilanço ve gelir tabloları ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, borçlu şirketin anılan yıllar boyunca faaliyetlerini son derece düşük kârlılık oranlarıyla sürdürdüğü, net kâr marjlarının istikrarlı ve sürdürülebilir bir gelir yaratmaktan uzak olduğu, hatta bazı dönemlerde faaliyet kârlılığı ile net dönem kârı arasında ciddi uyumsuzluklar bulunduğu tespit edilmiştir. Komiser heyeti raporunda ayrıca, 2025 yılına gelindiğinde borçlu şirketin net satışlarında nominal bir artış meydana gelmiş olmasına rağmen, bu artışın şirketin mali yapısını iyileştirmeye yetmediği, aksine artan maliyetler, finansman giderleri ve borç yükü nedeniyle şirketin yüksek tutarlı zarar açıkladığı açıkça ortaya konulmuştur. Geçici mühlet tarihli mali tablolar ile mühlet sonrasında sunulan ara dönem tablolarında da zarar eğiliminin devam ettiği, şirketin faaliyetlerinden kaynaklanan nakit akışının negatif seyrettiği, özkaynakların ciddi ölçüde eridiği ve şirketin mali bünyesinin zayıfladığı tespit edilmiştir. Bu durum, borçlu şirketin içinde bulunduğu mali krizin geçici bir likidite sıkışıklığından ibaret olmadığını, yapısal ve kalıcı bir finansal bozulma niteliği taşıdığını göstermektedir. Konkordato ön projesi ve revize projede, borçların uzun vadeye yayılması suretiyle ödeneceği ve borçlu şirketin kısa süre içerisinde yüksek oranlı kârlılık seviyelerine ulaşacağı varsayımına dayalı mali projeksiyonlar sunulmuştur. Ancak komiser heyeti raporunda da ayrıntılı biçimde vurgulandığı üzere, bu projeksiyonların borçlu şirketin geçmiş mali performansı, mevcut üretim kapasitesi, işletme ölçeği ve faaliyet gösterdiği sektörün genel ekonomik koşulları ile uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır. Özellikle geçmiş yıllarda %1’in altında seyreden net kâr marjlarına sahip bir işletmenin, konkordato mühleti sonrasında kısa bir zaman dilimi içerisinde %9 seviyelerine ulaşan ve süreklilik arz eden bir kârlılık yaratacağı yönündeki öngörülerin, somut mali verilere değil, varsayımsal ve iyimser kabullere dayandığı tespit edilmiştir. Komiser heyeti, bu tür projeksiyonların gerçekleşme kabiliyetinin son derece düşük olduğunu ve konkordatonun başarıya ulaşması bakımından güven verici olmadığını raporunda açıkça ortaya koymuştur. Öte yandan konkordato projesinin finansman yapısı incelendiğinde, borçlu şirketin borçlarını ödeme kabiliyetinin ağırlıklı olarak stokların nakde çevrilmesi, ticari alacakların tahsili ve ortak ile üçüncü kişilere ait taşınmazların satışına dayalı sermaye benzeri kaynaklara bağlandığı görülmektedir. Ancak komiser heyeti raporunda, bu kaynakların önemli bir kısmının hukuki ve fiili gerçekleşme kabiliyetinin belirsiz olduğu ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir. Özellikle üçüncü kişilere ait taşınmazlar üzerinde mevcut ipoteklerin bulunması, bu ipoteklerin borçlu şirket borçlarıyla bağlantılı olma ihtimali ve satış sonrası yasal haleflik hükümleri uyarınca yeni borç ilişkilerinin doğabilecek olması nedeniyle, öngörülen satış gelirlerinin borçlu lehine serbest ve risksiz bir kaynak oluşturmayacağı tespit edilmiştir. Bu durum, konkordato projesinde öngörülen nakit akışının güvenilirliğini ve sürdürülebilirliğini ciddi biçimde zedelemektedir. Borçlu şirketin bilançosu incelendiğinde, toplam borç yükünün şirket aktiflerine oranla son derece yüksek olduğu, kısa vadeli yabancı kaynakların ağırlıkta bulunduğu ve özkaynakların büyük ölçüde eridiği görülmektedir. Ayrıca ortak alacaklarının hukuki niteliği ve konkordato sürecindeki konumu netleştirilmemiş olup, bu alacakların tali alacak mı yoksa fiilen ödenmesi gereken bir borç kalemi mi olduğu hususunda belirsizlik bulunmaktadır. Bu belirsizlik, konkordato projesinin mali dengesini ve alacaklılar arasındaki eşitlik ilkesini olumsuz etkilemektedir. Tüm bu mali, hukuki ve ekonomik veriler birlikte değerlendirildiğinde, borçlu şirketin borca batık hâlde bulunduğu ve mali yapısının yalnızca geçici bir likidite sıkışıklığı ile açıklanamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Konkordato kurumu, borca batıklığın kalıcı hâle geldiği, işletmenin faaliyetlerinden sürdürülebilir bir gelir yaratamadığı ve mali yapının yapısal olarak çöktüğü durumlarda iflasın yerine ikame edilebilecek bir hukuki araç değildir. Aksi bir yaklaşım, konkordatonun istisnai ve iyileştirici niteliğini ortadan kaldırarak, iflasın ertelenmesine ve alacaklıların zararının artmasına hizmet eden bir mekanizmaya dönüşmesine yol açar. Bu sonuç ise hem alacaklıların korunması ilkesine hem de konkordato hukukunun temel amacı ve sistematiğine açıkça aykırıdır. İİK'nun 292.madde de, konkordatonun başarıya ulaşmayacağının anlaşılması halinde konkordato talebinin reddi ile iflasa tabi borçlunun iflasına karar verileceği düzenlenmiş olup, komiser heyeti raporları ve dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgelerden, borçlu yönünden konkordatonun başarıya ulaşmayacağının anlaşılması ve borca batık olması nedeniyle İİK'nın 292 nci maddesinde belirtilen koşulların oluşması dikkate alınara iflasının açılmasının alacaklılar açısından daha avantajlı olduğu anlaşıldığından mahkememizce borçluya verilen geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine borçlu şirketin iflasına karar verilmemesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere: 1-)Borçlu ..... TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'nin konkordato talebinin REDDİ ile bu borçlu ile ilgili olarak Mahkememizce verilen geçici mühletin KALDIRILMASINA, 2-)İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğünün ..... sicil numarasında kayıtlı, muamele merkezi ".... MAHALLESİ PROF.DR..... CAD. NO: .... BAHÇELİEVLER/İSTANBUL" olan davacı (borçlu) ..... TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'nin 22/01/2026 günü saat: 11:30 itibariyle İFLASINA, 3-)İflas ile ilgili olarak Bakırköy Nöbetçi İflas Müdürlüğüne müzekkere YAZILMASINA, 4-)İflas ile ilgili olarak İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne BİLDİRİMDE BULUNULMASINA, 5-)İflasın, iflas müdürlüğü tarafından İİK'nun 166.maddesinde yazılı usullere göre İLANINA, 6-)İflas avansının Bakırköy İcra ve İflas Müdürlüğüne AKTARILMASINA, 7-)İİK'nın 308/2.maddesi uyarınca iflas tasfiyesinin BASİT TASFİYE usulüne göre YAPILMASINA, 8-)Konkordato komiser heyetinin görevine SON VERİLMESİNE, 9-)Mahkememizce verilen tüm tedbirlerin hükümle birlikte KALDIRILMASINA, 10-)İİK'nın 308/1. maddesi uyarınca borçlunun konkordato talebinin reddine ilişkin kararının Ticaret Sicil Gazetesinde ve Basın İlan Kurumu İlan Portalında İLAN EDİLMESİNE ve İİK'nın 288 nci maddesinde belirtilen yerlere BİLDİRİLMESİNE, 11-)Alınması gerekli 732,00 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 615,40TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye İRAT KAYDINA, 12-)Davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendisi üzerinde BIRAKILMASINA, 13-)Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere borçlu vekili ile bir kısım müdahil vekillerinin yüzlerine karşı, bir kısım müdahiller vekillerinin yokluğunda oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 22/01/2026
Başkan ..... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ..... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ..... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ..... ☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."