İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/766 E. 2026/57 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/766
- Karar No
- 2026/57
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/766 KARAR NO : 2026/57
DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) DAVA TARİHİ : 29/08/2025 KARAR TARİHİ : 22/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/01/2026
Mahkememizde görülmekte olan Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verdiği 29/08/2025 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.05.2024 tarih ve ..... Esas sayılı kararı ile ..... sicil numarası ve ..... vergi numarası ile kayıtlı ..... DIŞ TİC.A.Ş.nin 16.05.2024 tarih, saat 11:03 itibarı ile iflasına karar verilmiş olup işbu iflas kararının neticesinde iflas masası teşkil edilmiş olup halihazırda masanın idaresinin, Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü ..... İflas sayılı dosyası nezdinde yürütüldüğünü, müvekkili banka ile dava dışı asıl borçlu şirket (.... Galv.Çinko Oksit San. Ve Tic.Şti) arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, işbu sözleşmeyi müflis ..... Yat.ve Dış Tic.A.Ş.; ..... Maden ve Metal San. Tic.Ltd.Şti. ; .....; .....'nun kefalet ile ..... Galv.Çinko Oksit San. Ve Tic.Şti.ne çeşitli krediler kullandırıldığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine bu kez Kartal .... Noterliğinin 02.12.2022 tarih ve ..... yevmiye nolu ihtarnamesi ile hesabın kesilip kat edildiği, bu ihtarla 17.389.828,94 TL nakit ile 136.800,00 TL gayrinakit alacağın DEPO edilmesinin talep edildiğini, müflis şirket kefaleten .... firmasına kullandırılan toplam 19.371.079,65 TL'den (132.342,09 + 99.448,29 + 19.139.289,27) sorumlu olduğunu, ancak iflas idaresinin alacağın tamamı yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle tamamını reddettiğini belirtilerek 19.371.079,55 TL alacağın iflas masasına kaydının yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, İİK'nun 235'nci maddesi uyarınca, iflas idaresince kabul edilmeyen alacağın müflisin iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmesi istemine ilişkindir. İflâs Müdürlüğü'ne yazılan müzekkereye verilen cevaptan, müflis ..... DIŞ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ'nin Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/05/2024 Tarih .... Esas sayılı ilamı ile 16/05/2024 tarihinde iflâsına karar verildiği, iflâs tasfiye işlerinin 2024/13 iflâs sayılı dosyasında yürütüldüğü, iflâs idaresi tarafından düzenlenen cetvelin 27/08/2025 tarihinde Akşam gazetesinde ve Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, davacının posta masrafı yatırması nedeniyle sıra cetvelinin davacıya 25/08/2025 tarihinde tebliğ edildiği, davanın 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişi ...... tarafından mahkememize sunulan 17/12/2025 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davacı banka ile DAVA DIŞI kredi lehtarı (asıl borçlu) ..... OKSİT SAN. VE TİC.ŞTİ. arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, işbu sözleşmeyi davalı müflis kefilinde (..... YAT.VE DIŞ TİC.A.Ş) müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış oldukları, bahse konu sözleşme kapsamında nakdi krediler kullandırılmış olduğu, kullandırılan kredilere ait delil mahiyetindeki bilgi ve belgeler dosyada mevcut olduğundan, davacı bankanın davalı müflis şirketten aşağıda tespit edilen kefaleten alacaklarını iflas masasına kaydı bağlamında talep edebileceği kanaati edinildiği, davalı Kefilin/lerin Sorumluluğu: Davalı/Kefil/lerin (MÜFLİS) sözleşmede gösterilen kefalet limiti toplam tutarının 37.500.000,00 TL olduğu, temerrüt tarihi itibariyle hesaplanan nakdi kredi borç toplamının 16.219.892,98 TL olduğu, dolayısıyla hesaplanan nakdi borcun kefalet limitinden daha düşük seviyede olması nedeniyle, davalı müflis kefilin hem kendi ve hem de dava dışı asıl borçlu şirketin temerrüdü ve bunun hukuki sonuçlarından dolayı kefalet limitiyle sınırlı olmaksızın (Emsal, Y.19. HD. 07.12.2015 T. 2015/3357 E. ve 2015/16301 s. K. Uyarınca) borcun tamamından müteselsilen sorumlu sayılabileceklerinin söylenebileceği, dosya içeriğine göre alacağın 6.200.000,00 TL'lık kısmının rehinle; bunun dışında kalan kısmının kefaletle (Rehin dışında) temin edildiği, bu nedenle hesaplanan alacağın bir kısmının imtiyazlı/rüçhanlı ve diğer kısmının ise rehin dışı “ adi alacak” statüsünde değerlendirilmiş olduğu, mahkemece raporun benimsenmesi halinde; müflis kefil şirketin iflas tarihi (16.05.2024) itibariyle tespit edilen 18.212.664,91 TL nakdi alacağın tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla iflas masasına 4. Sıraya adi alacak statüsünde kaydettirilebilineceği, mahkemece davacının talebiyle bağlı kalınması halinde alacağın tamamının “ adi alacak “ statüsünde kaydedilebileceği, şayet imtiyazlı ve kefalet kapsamında ayrıştırmaya gidilmesi halinde ise 6.200.000,00 TL'lık kısmı imtiyazlı alacak statüsünde, bunun dışında kalan 12.012.664,91 TL'lık kısmın ise “ adi alacak “ statüsünde iflas masasına kaydettirilebileceği, dosya içeriğinde gayri nakdi alacağın varlığına ve miktarına ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı için, bu yönde bir değerlendirme yapılamadığı, kaldı ki davacının da gayrinakdi alacağa ilişkin açık bir talebi/istemi zaten bulunmamakta olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmiştir. İcra ve İflâs Kanunu’nun 235. maddesi, iflâs tasfiyesi sürecinde alacaklılar arasında eşitliğin ve hukuki güvenliğin sağlanmasına hizmet eden sıra cetveline itiraz kurumunu ve bu itirazın usulî ve maddî sonuçlarını ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Anılan hüküm, iflâs idaresi tarafından düzenlenen sıra cetvelinin ilanından sonra, alacaklıların hangi şartlar altında ve hangi yargı yoluna başvurmak suretiyle haklarını ileri sürebileceklerini ortaya koymakta; aynı zamanda itirazın niteliğine göre görevli ve yetkili yargı merciini de belirlemektedir. Madde hükmüne göre, sıra cetveline itiraz eden alacaklıların, cetvelin ilanından itibaren on beş gün içinde iflâsa karar verilen yerdeki asliye ticaret mahkemesinde dava açmaları zorunludur. Bu süre, hak düşürücü nitelikte olup, süresinde dava açılmaması halinde sıra cetveli kesinleşmekte ve artık maddi hukuk anlamında alacaklılar arasındaki sıralama ve alacak miktarları bakımından bağlayıcı hâle gelmektedir. Kanun koyucu bu kısa süreyi öngörmek suretiyle, iflâs tasfiyesinin sürüncemede kalmasını önlemeyi ve tasfiyenin makul sürede tamamlanmasını amaçlamıştır. İİK m. 235’te, sıra cetveline itirazın yöneltileceği kişi veya kişilere göre farklı bir ayrım yapılmaktadır. Buna göre, alacağı iflâs idaresi tarafından tamamen veya kısmen reddedilen ya da tenzil edilen alacaklının açacağı dava, iflâs masasına (dolayısıyla iflâs idaresine) karşı yöneltilir. Buna karşılık, bir alacaklı başka bir alacaklının kabul edilen alacağına veya ona verilen sıraya itiraz ediyorsa, bu durumda husumet doğrudan itiraz edilen alacağın sahibi alacaklıya yöneltilmelidir. Bu ayrım, dava konusu uyuşmazlığın taraflarını doğru biçimde belirlemeye yönelik olup, usul hukuku bakımından husumetin yanlış yöneltilmesi hâlinde davanın reddi sonucunu doğurabilecek niteliktedir. Sıra cetveline itiraz davası, öğretide ve uygulamada kabul edildiği üzere, niteliği itibarıyla bir eda davasıdır. Zira bu dava ile alacaklı, iflâs idaresinin alacağını haksız biçimde reddettiğini veya eksik kabul ettiğini ileri sürerek, alacağının iflâs masasına kaydedilmesini ve tasfiye sonunda kendisine pay verilmesini talep etmektedir. Uygulamada bu dava türü sıklıkla “kayıt kabul davası” olarak adlandırılmakta; dava dilekçesinde alacaklı, alacağının varlığının tespitiyle birlikte sıra cetveline kayıt ve kabulüne karar verilmesini istemektedir. Bu yönüyle dava, salt bir tespit davası olmayıp, alacağın tasfiye sürecinde hüküm ve sonuç doğurmasına yönelik bir eda talebini de içermektedir. Kayıt kabul davasında husumet, iflâs masasını temsil eden organa yöneltilir. Adi tasfiyede bu temsil yetkisi iflâs idaresine, basit tasfiyede ise iflâs dairesine aittir. Müflisin bizzat bu davayı açması mümkün değildir; zira müflis, iflâs ile birlikte malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini kaybetmiş olup, sıra cetveline ilişkin uyuşmazlıklar yalnızca alacaklılar ve iflâs masası arasında cereyan eder. Bu durum, iflâs hukukunun temel ilkelerinden biri olan tasarruf yetkisinin masaya geçmesi ilkesinin doğal bir sonucudur.
İspat hukuku bakımından, sıra cetveline itiraz davasında ispat yükü kural olarak davacı alacaklıya aittir. Alacaklı, masaya yazdırılması gereken geçerli ve gerçek bir alacağının bulunduğunu somut delillerle ortaya koymak zorundadır. Yalnızca bir alacak belgesinin (örneğin bono, fatura veya cari hesap ekstresi) ibrazı, her durumda alacağın gerçekliğini ve geçerliliğini ispat için yeterli kabul edilmemektedir. Mahkeme, alacaklı ile müflis arasındaki temel hukuki ilişkiye inerek, alacağın dayanağını oluşturan sözleşme ilişkilerini, ifa durumunu, karşı edimleri ve varsa alacağın sona ermesine yol açan sebepleri (ödeme, takas, zamanaşımı vb.) değerlendirmek durumundadır. Bu kapsamda, tanık beyanları, ticari defterler, yazılı sözleşmeler ve sair deliller birlikte ele alınarak alacağın gerçek varlığı tespit edilir. İİK m. 235’te ayrıca, itirazın yalnızca sıraya ilişkin olması hâli özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, itiraz alacağın esası veya miktarına değil de yalnızca sıra durumuna ilişkin ise, bu tür itirazlar dava yoluyla değil, şikâyet yolu ile icra mahkemesine yapılır. Bu ayrım, yargı yollarının doğru belirlenmesi bakımından son derece önemlidir. Zira sıraya ilişkin itirazlar, iflâs idaresinin işlemine yönelik bir hukuka aykırılık iddiası niteliği taşıdığından, icra mahkemesinin denetimine tabidir; buna karşılık alacağın varlığı veya miktarına ilişkin uyuşmazlıklar, maddi hukuk ihtilafı niteliğinde olup genel mahkemelerin görev alanına girer. Son olarak, bir alacağın terkini istemiyle açılan davanın kazanılması hâlinde ortaya çıkacak sonuçlar da madde metninde açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, terkine konu alacağa ayrılmış olan pay, dava masrafları da dâhil edilmek suretiyle ve sıraya bakılmaksızın, alacağı oranında itiraz eden alacaklıya verilir; artan bir miktar bulunması hâlinde ise bu tutar, diğer alacaklılara sıra cetveline göre dağıtılır. Bu düzenleme, haksız şekilde kabul edilen bir alacak nedeniyle mağduriyet yaşayan alacaklının zararının telafi edilmesini ve iflâs masasındaki dengenin yeniden kurulmasını amaçlamaktadır. Sonuç olarak, İİK m. 235 hükmü, iflâs tasfiyesinde alacaklılar arasında adaletli bir dağılımın sağlanması, hukuki belirliliğin korunması ve iflâs idaresinin işlemlerinin etkin bir yargısal denetime tabi tutulması bakımından merkezi bir öneme sahiptir. Yukarıda yapılan genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde;dava, davacı banka tarafından; müflis şirketin iflas tasfiyesi kapsamında düzenlenen sıra cetveline karşı, davacının ileri sürdüğü alacağın iflas masasına kaydının kabulü (kayıt-kabul) ile davacı alacağının reddine/yanlış kaydına ilişkin işlemlerin terkini/düzeltilmesi istemine ilişkindir. Davacı; müflis şirketin, dava dışı asıl borçlunun banka nezdindeki kredi ilişkisinden kaynaklanan borçlarına müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğunu, bu kapsamda hesaplanan nakdî alacağın iflas masasına yazılması gerektiğini, buna karşın iflas idaresince alacağın tümden reddedilmesinin yerinde olmadığını ileri sürmüştür. Uyuşmazlık; (i) müflis şirketin kefalet nedeniyle sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, (ii) alacağın miktarı (talep edilen tutarın doğru olup olmadığı), (iii) alacağın hukuki niteliği (rehinli/adi ayrımı ve sıraya etkisi), (iv) varsa gayrinakdî kalemlerin ispatlanıp ispatlanmadığı noktalarında toplanmaktadır. Dosyada mevcut delillerden; davacı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında genel kredi sözleşmesi kurulduğu, müflis şirketin bu sözleşmede belirli bir limit dahilinde müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, ayrıca davacı alacağını teminen limit ipoteği tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, kefaletin fer’î nitelikte olduğu; ancak asıl borç ilişkisinin varlığı ve kefalet beyanının geçerliliği halinde, kefilin alacaklıya karşı borçtan sorumlu tutulacağı izahtan varestedir. Öte yandan; davacı banka, iflas masasına kaydını istediği alacak tutarını belirlerken faiz/temerrüt faizi uygulaması nedeniyle belirli bir toplam tutara ulaşmış; iflas idaresi ise dosya içeriğinde yapılan inceleme ve müflis şirket beyanı kapsamında alacağın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle tamamının reddine karar vermiştir. Bu red işlemi üzerine işbu dava ikame edilmiştir. Mahkememizce, uyuşmazlığın teknik/finansal nitelikteki kısmının aydınlatılması bakımından bilirkişi incelemesine başvurulmuş; bilirkişi raporunda; sözleşmesel ilişki, kefalet limiti, teminat yapısı, faiz türleri ve dönemleri ile iflas tarihi itibarıyla alacak hesabı ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Rapor; hesap kalemlerini ayrı ayrı gösteren, dayanak dönemi belirleyen, faiz oranlarını mevzuat ve emsal içtihat bağlamında tartışan bir kurguya sahiptir. Bu itibarla raporun, özellikle alacak miktarı ve teminat ayrımı yönlerinden hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine varılmıştır. Bilirkişi raporunda; iflas tarihinin 16.05.2024 olduğu kabul edilerek, nakdî alacağın; ticari nitelikli kredi, şirket kredi kartı ve KMH/benzeri kalemler üzerinden; temerrüt tarihine kadar akdî faiz ve temerrüt tarihinden iflas tarihine kadar temerrüt faizi işletilmek suretiyle hesaplandığı; ayrıca masraf/BSMV gibi fer’î kalemlerin de gösterildiği anlaşılmaktadır. Rapor, davacının talep ettiği toplamın, hesap yöntemindeki temerrüt faizi uygulaması nedeniyle belirli ölçüde yüksek kaldığını, bu sebeple talebin bir kısmının yerinde olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Kefalet, kural olarak asıl borca bağlı fer’î bir borç doğurur. Ancak taraflar arasında kurulan kefalet ilişkisinin “müteselsil kefil” olarak düzenlenmiş olması halinde, alacaklı, asıl borçluya başvurma zorunluluğuna bağlı olmaksızın kefile müracaat edebilir. Dosyada; müflis şirketin, dava dışı asıl borçlu lehine, belirli limit dahilinde müteselsil kefalet imzası bulunduğu; bu kefalet beyanının varlığı ve kapsamı itibarıyla müflis şirketin sorumluluğunu doğurduğu anlaşılmaktadır. Alacağın teminatlandırılması bakımından ise, dosyada yer alan ipotek tablosu/bilgilerinden; davacı banka lehine toplam 6.200.000,00 TL tutarında limit ipoteği tesis edildiği belirlenmiştir. Rehinle temin edilmiş alacakların, iflas tasfiyesinde teminatı karşılayan kısmı bakımından rehinli alacak niteliği gereği, sıra cetvelindeki adi alacaklarla aynı sıraya tabi tutulmaksızın, teminatın paraya çevrilmesi rejimi içinde değerlendirilmesi gerekir. Teminatı aşan kısım ise, rehinle karşılanamadığından, genel hükümlere göre masaya adi alacak olarak kaydedilir ve sıra cetvelinde adi alacaklara ilişkin sıraya tabi olur. Bilirkişi raporunda; iflas tarihi itibarıyla toplam nakdî alacağın 18.212.664,91 TL olduğu, davacının ise iflas masasına 19.371.079,65 TL yazılmasını talep ettiği; aradaki 1.158.414,74 TL farkın, davacının temerrüt faizi uygulamasını emsal/uygulama ile bağdaşmayacak şekilde daha yüksek oran üzerinden kurgulamasından kaynaklandığı belirtilmiştir. Raporda farkın nedeni, dönemsel faiz ayrımı üzerinden açıklanmış; temerrüt tarihine kadar akdî faiz, temerrüt tarihinden iflas tarihine kadar temerrüt faizi işletilmesi gerektiği; davacının ise belirli bir dönem bakımından daha yüksek oranla (raporda “emsal içtihatlara aykırı olarak yüksek oran” şeklinde tartışılan) temerrüt faizi uyguladığı ifade edilmiştir. Mahkememizce; alacak hesabının, temerrüt – iflas tarihi ayrımını gözeten ve dönemsel faiz kurgusunu şeffaf biçimde ortaya koyan bilirkişi raporundaki yöntemle yapılmasının daha isabetli olduğu; davacının talebindeki fazla kısmın, dosyadaki sözleşmesel düzenleme ve raporda tartışılan içtihat/uygulama ilkeleri ile örtüşmediği kanaatine varılmıştır. Bu nedenle, davacının 19.371.079,65 TL yönünden talebinin; 18.212.664,91 TL’yi aşan kısmı bakımından ispatlanamadığı, hesap yönünden yerinde olmadığı anlaşılmakla, davanın bu miktarı aşan kısım yönünden reddi gerekmiştir. Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;davacı banka ile müflis şirket arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiği,müflis şirket tarafından kredi borcunun ödenmemesi üzerine davacı bankanın hesabı katettiği ve müflis şirkete ihtarname gönderdiği,taraflar arasındaki sözleşme,davacı bankaya ait ticari defter kayıt ve belgeleri ile bilirkişi incelemesi gözönüne alındığında alacağın varlığının ispat edildiği anlaşıldığından davanın kısmen kabulü ile 18.212.664,91.-TL alacağın müflis şirketin iflas masasına tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve sıra yönünden talep ile bağlı kalınarak kayıt ve kabulüne,fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile; 18.212.664,91.-TL nakdi alacağın tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla müflis HYT Yatırım Dış Ticaret Anonim Şirketinin iflas masasına İİK'nun 235/1. Maddesi uyarınca KAYIT VE KABULÜNE, 2- Davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,
3-Alınması gerekli 732,00 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davalı iflas idaresinden alınarak hazineye İRAT KAYDINA, 4-Davacı tarafından ödenen 615,40 TL Başvurma Harcı ile 615,40 TL Peşin Harç, 87,50 TL vekalet harcın davalı iflas idaresinden alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafından yapılan 6 adet tebligat+posta ücreti 91,00-TL, bir bilirkişi inceleme ücreti 10.000,00 TL olmak üzere toplam 10.091,00-TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 9.487,55 TL'nin davalı iflas idaresinden alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 6-Davacının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davalı iflas idaresinden tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 7-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafından peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı,davalının yokluğunda oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.22/01/2026
Başkan ..... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ..... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ..... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ..... ☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."