İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/734 E. 2025/1184 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/734
- Karar No
- 2025/1184
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/734 Esas KARAR NO : 2025/1184
DAVA : Tazminat DAVA TARİHİ : 07/08/2025 KARAR TARİHİ : 03/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, mum üretimi ve satışı yapmakta olan, aynı zamanda mum eğitimi de veren bir girişimci olduğunu, üretiminde kullandığı hammaddeleri tedarik ederek, elde ettiği ürünleri hem kendi üretim sürecinde kullanmakta olduğunu, hem de diğer girişimci üreticilere pazarladığını, bu hususta müvekkilinin davalıdan 19.02.2025 tarihinde ..... fatura numaralı 6.300,00 EURO X 37,1100 TL olarak toplam 233.793,00 TL bedelli faturada görüldüğü üzere 1 ton ağırlığında PRF 202 malzeme kodlu " ..... (SİLİNDİR / ŞAMDAN " açıklamalı ürünü davalıdan aldığını, bunun sonucunda müvekkilinin toplam bedelinin tamamının peşin olarak davalıya imzalandığını, satın alınan ürünün, davalı tarafından “.....” olarak kodlanan ..... 4120 (soya kap dışı) ham maddesi olduğunu, müvekkilinin bu üründen yaklaşık 102 kg’lık kısmını müşterilerine sevk ettiğini, aynı zamanda kendi üretiminde de kullandığını, ancak yapılan üretimlerde, davalının temin ettiği hammadde nedeniyle kristalleşme problemi yaşandığını, ürünlerin, davalı firmanın önerdiği sıcaklık aralıklarında bir çok kez denenmesine rağmen kalite standartlarına ulaşamadığını, bu ürünlerin kullanılamaz durumda olduğunu, müvekkilinin bu durumu doğrudan davalı firmaya bildirdiğini, davalı firmanın, müvekkiline çeşitli üretim teknikleri ve sıcaklık dereceleri önererek sorunun çözümü için farklı yöntemler sunmuş olduğunu, ilaveten müvekkiline bu kusuru kamufle etmek için yüzey kaplama parafini gönderdiğini, müvekkilinin yüzey kaplama parafinini kullanmanın üretime artı bir iş yükü bindireceğini belirtip diğer önerileri eksiksiz şekilde uyguladığını, hatta ürünün satışını yaptığı farklı illerdeki müşterileriyle çevrim içi bağlantı kurarak birlikte denemeler gerçekleştirdiğini, ancak yapılan tüm denemelere rağmen kristalleşme problemi devam ettiğini, ürünlerin hiçbir şekilde kullanılabilir hâle gelmediğini, bu durumun, ürünün yapısal bir kusur içerdiğini ve problemin kullanıcı hatasından değil, doğrudan ürünün teknik özelliklerinden kaynaklandığını açıkça ortaya koyduğunu, müvekkilinin, bu ayıplı ürünleri müşterilerine gönderdikten sonra, yaşanan problemler nedeniyle ciddi bir ticari itibar kaybına uğradığını, ürünlerin kullanılmaz durumda olması sebebiyle müşterilerden gelen iade taleplerini karşılamak zorunda kaldığını, gönderilen tüm ürünlerin, müvekkilinin kendi cebinden karşıladığı kargo ücretleriyle geri alındığını, bu kapsamda müvekkilinin, sadece kargo ücretleri için yaklaşık 4.500 TL zarara uğradığını, bu zararın, doğrudan ürünün ayıplı olmasından kaynaklandığını, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla; davalı şirketin ayıplı hizmeti nedeniyle Türk Borçlar Kanunu’nun 227. maddesi uyarınca sözleşmeden dönülmesine, müvekkilinin uğramış olduğu şimdilik 10.000,00-TL zararın arabuluculuk başvuru tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Görevli mahkemenin Tüketici mahkemeleri olduğunu, müvekkili şirketin davacıya bu ürünü satmakla birlikte ayrıca mum üretim işleminin nasıl yapılacağı konusunda da bilgi ve hizmet verdiğini, davacının üretimini amatör bir şekilde muhtemelen ev ortamında ısıtma yöntemleri ile kalıplara dökerek ve dekoratif olsun diye bolca renklendirerek üretmeye çalışmakta olduğunu, hal böyle olunca da üründen istenen performans alınmadığını, bu ürünün ayıplı olduğunu değil, üretimin hatalı olduğunu gösterdiğini, davacının tüm bu yanlış uygulamalarına rağmen davalı şirketin birden fazla kez davacıya yeni ürün verdiğini, ancak bu ürünlerde de davacının benzer sorunlarla karşılaştığını ancak müvekkili şirketin de hem bizzat bu ürünleri mum yapımında kullanmakta hem de diğer müşterilerine satmakta olduğunu ancak ürünün müvekkili şirket ve yine kendisi gibi profesyonel olarak bu işi yapan diğer alıcılarda herhangi bir soruna yol açmadığını, bu nedenle sorunun kaynağının ürünler değil ürünlerin kullanım şekli olduğunun açık olduğunu, müvekkili şirketin ürünlerinin ayıplı olmadığını ve davacının davalıdan herhangi bir alacağı bulunmadığını, davanın öncelikle görev yönünden reddi ile dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesini aksi halde davanın esastan reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava; taraflar arasındaki 19/02/2025 tarihli, ..... numaralı faturaya konu 1 ton ağırlığında PRF 202 malzeme kodlu "..... PARAFİN (SİLİNDİR / ŞAMDAN" açıklamalı ürünün kristalleşme problemi nedeniyle ayıplı olduğu iddiasına dayalı maddi zararın tazmini istemine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1. maddesinde; "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." hükmü yer almaktadır. HMK 114/1.c maddesi uyarınca "Mahkemenin görevli olması" dava şartlarından olup, HMK 138 maddesi dikkate alınarak dava şartlarının öncelikle karara bağlanması gerekmektedir. HMK 115. maddesinde ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir..." düzenlemesi yer almaktadır. HMK 2/1. maddesine göre, "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir." HMK'nın 1.maddesine göre görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Türk Ticaret Kanununun 4. Maddesinde , bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. Maddesinin ikinci fıkrasında , bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. Maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununun 3. Maddesinde , "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." düzenlemesi getirilmiştir. TTK'nın 14. Maddesine göre " bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir." Aynı Kanunun 17. Maddesi hükmünce de ; iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir." düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3'üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK'nın 1463. Maddesinde de önce 17. Maddeye gönderme yapılarak , Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardar aşağıya gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. Maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ..... Hukuk Dairesi ..... Esas, ...... Karar sayılı ilamında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda davacı, otoyol geçiş hizmeti nedeniyle alacak talebinde bulunmuş olup dosya kapsamına ve vergi dairesinin yazı cevaplarına göre davalının tacir sıfatının bulunmadığı, ticari işletme kaydının bulunmadığı, faaliyetinin esnaf boyutunda olduğu , taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." (aynı yönde İstanbul BAM 37.HD. 2023/3154 Esas, 2024/999 Karar, İstanbul BAM 37.HD. 2023/1889 Esas, 2024/371 Karar sayılı ilamları) Mahkememizce vergi dairesine müzekkere yazılmış, VUK 176-177. Maddesi gereğince davacının işletmesinin tacir işletmesi mi esnaf işletmesi mi sınırlarında kaldığı hususunun bildirilmesi istenilmiş, vergi dairesi tarafından verilen müzekkere cevabında davacının ikinci sınıf tüccar sayıldığı ve işletme hesap özeti tuttuğu bildirilmiştir. Bilindiği üzere VUK 176-177. Maddesi gereğince işletme esasına göre ticari defter tutulması durumunda ilgili kişi tacir olarak kabul edilemeyecek olup, tacir olanların bilanço esasına göre defter tutmasının gerektiği, işletme esasına göre defter tutanların ise VUK 176-177. Maddesi gereğince esnaf statüsünde olduğu anlaşılmakla davacının tacir olmadığı anlaşılmıştır. Somut olayda, davacı tarafça satın alınan ürünün ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak maddi tazminat davası ikame edilmiş olup, Gaziosmanpaşa Vergi Dairesi Müdürlüğünün 27/08/2025 tarihli cevabi yazısından, davacının işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiş olup, davacının tacir sıfatının bulunmadığı, faaliyetinin esnaf boyutunda olduğu uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmadığı, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi için her iki tarafın tacir olması gerektiği, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmakla; davacı vekilinin davasının Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, Mahkememizin görevsizliğine, dosyanın karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin davasının Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 2-6100 Sayılı HMK'nun 20.maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğinin, aksi takdirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına,( DAVACI VEKİLİNE İHTARAT YAPILDI) 3-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosu'na gönderilmesine, 4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra davanın görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK'nun 331/2 maddesince bir karar verileceğinin ihtarına,( DAVACI VEKİLİNE İHTARAT YAPILDI) 5-Harç, masraf ve vekalet ücretinin HMK.nun 323/1-ğ ve 331/2 maddesi gereğince görevli mahkemesince değerlendirilmesine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.03/11/2025
Katip ...... ¸e-imza Hakim ..... ¸e-imza