İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/502 E. 2025/836 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/502
- Karar No
- 2025/836
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/502 Esas KARAR NO : 2025/836
DAVA : Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 02/07/2025 KARAR TARİHİ : 03/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda; TALEP: Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: " Müvekkil şirket ile davalı arasında, "..."nın işletilmesine ilişkin 21.10.2003 ve "..."nın işletilmesine ilişkin 29.11.2005 tarihli İşletme Lisansı Anlaşmaları ve ek protokolleri imzalanmıştır. Davamızın temelini oluşturan bu sözleşmeler, her ne kadar "İşletme Lisansı Anlaşması" olarak adlandırılmışsa da, içerdiği unsurlar ve taraflara yüklediği borçlar itibarıyla, Türk hukukunda isimli sözleşmeler arasında düzenlenmeyen, kendine özgü (sui generis) yapıda Franchise Sözleşmesi niteliğindedir. Nitekim sözleşmeler incelendiğinde; müvekkilin davalıya ait marka, amblem ve diğer tanıtıcı işaretleri kullanma hakkının yanı sıra, davalının geliştirdiği ve "..." olarak adlandırılan bütüncül bir işletme sistemi, know-how ve formatı ile devraldığı açıktır. Sözleşmenin 5. maddesinde detaylandırılan "Standartlar ve Tekdüzelik" başlığı altında müvekkilin, davalının mülkiyetindeki "..."nda belirtilen işletme standartlarına, mimari yapıya, ekipman ve menü spesifikasyonlarına, üniforma ve hizmet sunum şekillerine harfiyen uyma yükümlülüğü; davalının ise 6. maddede düzenlenen eğitim, danışmanlık ve pazarlama desteği sağlama borcu, bu ilişkiyi basit bir lisans veya acentelik ilişkisinden ayırmaktadır. Müvekkilin, sözleşmenin 11. maddesinde belirtildiği üzere, davalı nam ve hesabına hareket eden bir aracı değil, kendi nam ve hesabına hareket eden bağımsız bir yüklenici olması ve işletme riskini üstlenerek yatırım yapması, karşılığında da 9. maddede düzenlenen şekilde ciro üzerinden "royalty" bedeli ödemesi, sözleşmenin atipik ve karma niteliğini, dolayısıyla bir franchise sözleşmesi olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Sözleşmenin bu kendine özgü (sui generis) ve karma yapısı, hukuki sonuçları bakımından da önem arz etmektedir. Nitekim, kanunda özel olarak düzenlenmemiş olan franchise sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, Yargıtay'ın istikrar kazanmış ve bizzat davalının taraf olduğu emsal uyuşmazlıklarda da teyit edilmiş içtihatları uyarınca, Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerinin uygulanması ve dolayısıyla davamızda da uygulanması gereken zamanaşımı süresinin, 10 yıllık genel zamanaşımı süresi (TBK m. 146) olduğu izahtan varestedir (Bkz: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. ... K. ... T. 12.10.2022; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi,... E., ... K., 18.12.2024 T.). Bu hukuki nitelendirme, davanın esasına ilişkin değerlendirmelerde de Sayın Mahkemece göz önünde bulundurulmalıdır. Taraflar arasında yaklaşık 17 seneye yayılan bu köklü ticari ilişki, davalının ... 26. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sona erdirilmiştir. Davalı tarafça gönderilen fesih ihtarnamesindeki haksız ve mesnetsiz iddiaların hiçbirini kesinlikle kabul etmiyoruz. İşbu dava, 17 yıllık bir ticari ortaklığın ve karşılıklı güvenin hiçe sayılarak, davalının grup şirketleri ve AVM yönetimi ile organize ve eş zamanlı yürüttüğü kötü niyetli eylemler neticesinde müvekkil şirketin ticari varlığına fiilen son verilmesi nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkindir. Nitekim, davalının benzer uyuşmazlıklarda da franchise alanları sistematik olarak mağdur ettiği ve tek taraflı baskıcı eylemlerle sözleşmeleri sona erdirdiği, Yargıtay kararlarına yansıyan uyuşmazlıklardan da sabittir. Davalı tarafın, sözleşmenin 20. maddesinin 3. fıkrasında yer alan ve uyuşmazlıkların ... Ticaret Odası Tahkim kuralları uyarınca çözüleceğini belirten tahkim şartını ileri sürerek görev itirazında bulunması muhtemeldir. Ancak söz konusu tahkim şartı, aşağıda açıklanacak nedenlerle somut uyuşmazlıkta geçerliliğini yitirmiştir ve davamızın Sayın Mahkemenizde görülmesi gerekmektedir. Davalının Eylemleriyle Tahkimden Zımnen Feragat Etmesi: Tahkim anlaşmasının temel mantığı, tarafların uyuşmazlıklarını Devlet yargısı dışında çözme yönündeki ortak ve kesin iradeleridir. Ancak davalı ve grup şirketi olan ... Dağıtım Sanayi ve Ticaret A.Ş., sözleşmesel ilişkiye dayandırdıkları iddialarını tahkim yoluyla ileri sürmek yerine, Devletin cebri icra organları olan icra daireleri nezdinde takip başlatma yolunu tercih etmişlerdir. Davalı taraf, uyuşmazlığın çözümü için Devlet yargısını seçerek, tahkim anlaşmasından zımnen feragat etmiştir. Bir tarafın, kendi alacakları için Devlet mahkemelerini ve icra dairelerini kullanıp, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan tazminat talepleri için karşı tarafı tahkime zorlaması, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve çelişkili davranış yasağı (venire contra factum proprium) ile bağdaşmaz. Davalı, Devlet yargısına başvurmakla, bu uyuşmazlığın bütünü için tahkim yolundan vazgeçtiğini kabul etmiş sayılmalıdır. Burada bahsi geçen icra dosyası ... 6. İcra Dairesi'nin ...E. Sayılı dosyası olup uyuşmazlığın çözümü açısından bu dosyanında celp edilmesi gerekmektedir. Bir franchise veren olarak davalının, sistemin bütünlüğünü koruma ve franchise alanları destekleme yükümlülüğü varken, davalı bu yükümlülüğünü ihlal ederek müvekkilin ticari faaliyetini sona erdirmek için sistematik eylemlerde bulunmuştur. Fesih ihtarnamesinin temelini oluşturan mali yükümlülük ve icra takibi iddiaları, davalının kötü niyetli hareket ettiğinin en somut delilleridir. Davalının, suni icra takibi haricinde de 1 Haziran 2020'de restoranların açılmamasını feshe gerekçe yapması da hukukun en temel ilkelerine aykırıdır. COVID-19 salgını, hem sözleşmelerin 17. maddesi hem de TBK m. 136 vd. uyarınca tartışmasız bir mücbir sebeptir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, mücbir sebep halinde borçludan ifa beklenemeyeceği gibi, bu durumun fesih gerekçesi yapılması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder. Müvekkilin bu koşullarda restoranları açmaması, TTK m. 18/2 uyarınca "basiretli bir tacir" olarak hareket etme yükümlülüğünün bir gereğidir. Zira basiretli bir tacir, şirketini kesin bir zarara sokacak bir eylemden kaçınmakla yükümlüdür. Davalının, müvekkili ticari basirete aykırı bir eyleme zorlaması ve bunu feshe gerekçe yapması kabul edilemez. Müvekkilin bu basiretli tutumu, sadece kendi ticari varlığını korumakla kalmamış, aynı zamanda davalının marka değerini de korumaya yönelik bir adım olmuştur. Zira pandemi koşullarında hizmet kalitesinin düşmesi, tedarik zincirindeki aksaklıklar veya sağlık endişeleri nedeniyle yaşanacak olumsuz bir müşteri deneyimi, sadece müvekkile değil, bir bütün olarak ... markasına telafisi güç zararlar verebilecektir. Dolayısıyla müvekkilin bu kararı, sadece kendi ticari varlığını değil, aynı zamanda franchise verenin marka değerini de korumaya yönelik sorumlu bir davranıştır.Davalı, fesih gerekçeleri arasına operasyonel denetimlerden düşük puan alındığı iddiasını da eklemiştir. Bu iddia tamamen soyut, ispattan yoksun ve kötü niyetlidir. Bu konuda müvekkile herhangi bir yazılı uyarıda bulunulmamıştır. Müvekkil şirket, İstanbul'un en işlek ve prestijli alışveriş merkezlerinden olan ...'de yaklaşık 17 yıl boyunca davalının markasını başarıyla temsil etmiştir. Bu denli uzun bir süre, yüksek rekabet koşulları altında sorunsuz bir şekilde faaliyet göstermek, operasyonel başarının en somut kanıtıdır. Davalı taraf, fesih ihtarnamesinde iddia ettiği düşük nota ilişkin herhangi bir tarih, rapor veya somut bir bulgu sunamamıştır. Taraflar arasında münakid 21.10.2003 ve 29.11.2005 tarihli İşletme Lisansı Anlaşması ve eklerinin davalı tarafından haksız ve kötü niyetli feshi sebebiyle yoksun kalınan karın şimdilik 10.000,00 TL'sinin (HMK m. 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak), fesih tarihi olan 24.06.2020'den itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına, karar verilmesini" talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Taraflar, Davacı ....'in ... adresinde bulunan ... restoranı ile ... adresinde bulunan ...restoranını (ikisi birlikte “Restoranlar” olarak da anılacaktır.) marka sistem ve standartlarına uygun olarak lisans alan (franchise) sıfatıyla işletme talebini Şirketimize iletmesi ve prensipte uygun görülmesiyle birlikte aşağıdaki sözleşmeleri imzalamışlardır, Taraflar arasındaki sözleşmede hangi şartların gerçekleşmesi halinde tahkim yoluna başvurulabileceği ve başvuru usulünün nasıl olacağı belirlenmiştir. Somut dava, bu şartlar gerçekleşmeden haksız ve mesnetsiz şekilde ikame edilmiştir. Davacı tarafından da bizatihi belirtildiği ve yukarıda görüntüleri paylaşıldığı üzere davaya konu sözleşmelerde geçerli tahkim şartı bulunmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmede hangi şartların gerçekleşmesi halinde tahkim yoluna başvurulabileceği ve başvuru usulünün nasıl olacağı belirlenmiştir. Somut dava, bu şartlar gerçekleşmeden haksız ve mesnetsiz şekilde ikame edilmiştir. Davacı tarafından da bizatihi belirtildiği ve yukarıda görüntüleri paylaşıldığı üzere davaya konu sözleşmelerde geçerli tahkim şartı bulunmaktadır. Davacının, tahkim itirazından zımnen feragat edildiği ve tahkim iradesinin kesin olmadığına ilişkin beyanları, davanın tümündeki kendi kusurundan haksız menfaat elde etme ve kötü niyetli bir şekilde fayda sağlama çabalarının yansımasından ibaret olup kabulü hiçbir surette mümkün değildir. Birincisi asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla Şirketimiz davacı aleyhine tahkim harici bir yargı yoluna başvurmuş olsa dahi anılan başvuru sadece şirketimiz talepleri bakımından değerlendirilebilir, taraflar arasındaki tüm yargılamalara teşmil edilemez. Kaldı ki Şirketimiz ... tarafından tahkimden feragat anlamına gelecek davalı aleyhine ikame edilmiş bir dava veya icra takibi de yoktur. Davacının dava dilekçesinde taraflarını belirtmeden ileri sürdüğü ... 6. İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı icra takibi ... tarafından ikame edilmiş olup ... davacının restoranına mal ve ürün sattığı için Davacı ile davacıdan alacaklı olduğu ayrı bir borç ilişkisi vardır. ... dava konusu sözleşmelerin tarafı dahi değildir. ... her ne kadar şirketimizin grup şirketi olsa da lojistik destek şirketi olup sadece şirketimize değil ülkemizdeki birçok otel, restoran, cafe gibi konuk ağırlama noktasına tedarik zinciri yönetimi hizmeti vermektedir. ...'nın iştigal alanı, faaliyetleri, sözleşmeleri, genel yapısı ve muhasebesi şirketimizden tamamen farklı olup ayrı tüzel kişiliği haizdir. Davacı ile ... arasında ayrı bir sözleşme olup olmadığına ilişkin davacı tarafından bir açıklama da yapılmamış, bunun yerine kötü niyetli şekilde ...'nın davranışlarından sanki şirketimiz ...'nın sorumluluğu varmış gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Konuya tersinden bakmak davacının iddiasının abesle iştigal teşkil ettiğinin daha anlaşılmasını sağlayacaktır...., davacıdan olan alacaklar için tahkime başvursa kabul edilme ihtimali yoktur. Çünkü ... ile Davacı arasında tahkime ilişkin izenleme bulunmamaktadır. İşte ...'nın davacıdan olan alacakları için doğrudan kendi aralarında tahkim şartı ihtiva eden bir sözleşme bulunmamasına rağmen tahkime müracaat etmesi ne kadar abes olacaktı ise ...'nın icra takibine müracaat etmesinden Şirketimizin tahkim şartından feragat ettiği sonucunun çıkarılmaya çalışılması o derecede abesle iştigaldir. Sonuç olarak ... ayrı tüzel kişiliği haiz, davacı ile arasında ayrı bir borç ilişkisi bulunan ayrı bir şirket olup tasarruflarının Şirketimizi etkilemesi söz konusu dahi olamaz. İkinci olarak sözleşmede tarafların basiretli tacir sıfatı ile imzalayıp kabul ettikleri tahkim şartı KESİNDİR. Davacının aksi yöndeki iddiaları afaki ve mesnetsiz olup kabul edilemez. Aşağıdaki doğrudan imzalı sözleşme metinlerinden alınan görsellerden tahkim şartının geçerli ve kesin olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacı, tahkim şartı nedeniyle davasının usulden reddedileceğini bildiği lekçemizde tahkim itirazı dahi ileri sürmeden tahkime ilişkin mesnetsiz savunmalar yapmıştır. Davacının Şirketimizin büyüklüğünden haksız menfaat elde etmek amacıyla kötü niyetle dava ikame ettiği buradan da rahatlıkla anlaşılmaktadır. Davacının bizatihi kendisinin kapalı tuttuğu ve tüm uyarılara rağmen açmadığı restoranlara ilişkin olarak mesnetsiz ve gerçek dışı şekilde “işletmeye devam etseydim” varsayımı ile fazlaya ilişkin haklarını da saklı tutarak belirsiz alacak davası İleri sürmesi sayın mahkemeyi yanıltma çabasından ibaret olup asla kabul edilemez. Kaldı ki davacı kendi işlettiği döneme ilişkin kar ediyorsa buna ilişkin mali verilere haiz olup bununla orantılı bir enflasyon oranı eklenmiş kar hesaplaması yapması oldukça kolaydır. Hmk m. 107 davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde belirsiz alacak davası açılabilmesine cevaz vermiş olup somut davada iddia edilen alacağın kesin olarak belirlenmesi ancak ve ancak bizatihi davacı tarafından sağlanmalıdır. Davacı; geçmiş yıllarda sözleşmelere ağır aykırılık teşkil eden davranışlarda bulund, işletme lisansı anlaşmalarına istinaden tahakkuk eden borçlarını ödemedi, hacizleri kaldırmadı, çalışanlarının alacaklarını ödemedi, uyarılara rağmen restoranları ticari faaliyete açmadı, şirketimizi royalty ücreti kaybına ve bilumum zarar ziyanlara uğrattı. Tüm bunlara rağmen üstüne bir de yoksun kalınan kar iddiasında bulunması hakkın kötüye kullanımını teşkil etmekte olup bu çaba hukuk düzeni tarafından korunmaz, korunamaz. Davacı restoranları işletmeye devam etmiş olsaydı elde edeceği gelirleri rahatlıkla belirleyebilecek konumda olup fazlaya ilişkin haklar saklı tutulamaz ve saklı tutulan bu hakla ilgili olarak ıslah talebinde bulunulamaz. Nasıl ki kira bedelinin tespiti davası kısmi dava veya belirsiz alacak davası olarak açılamaz ve üstelik ıslah yasağı bulunmakta ise somut davadaki davacı taleplerinin de bundan farkı yoktur. Davacı davasını yoksun kaldığı karı tespit edip belirleyerek açmak zorundadır. Bu durumu ve gerekli şartları sağlamadığından davacının iddia ettiği yoksun kalınan kar alacağının da gerçekten var olması durumunda önceden belirlenebilir olması nedeniyle yine belirsiz alacak olarak ileri sürülmesi mümkün değildir. Davacı çelişkili bir şekilde hem 17 yıl köklü ticari ilişki bulunduğundan bahsetmiş hem de feshin son çare olması ilkesine uyulmadığını ileri sürmüştür. Oysaki EK-3'teki ihbarname, ihtarname, eposta bildirimleri ve sair yazılardan anlaşılacağı üzere davacıya feshin son çare olması sonuna kadar uygulanmış ancak hem borçlarını ödemeyip hem restoranı tüketici ve halk sağlığına zarar verecek derecede kötü işletiyor olması ve üstüne son dönemde restoranı işletmeye açmaması karşısında fesihten başka imkân kalmamıştır. Dolayısıyla davacının fesih sebeplerimizin haksız olduğunu ileri sürmesi asla ve asla kabul edilemez. Öncelikle davacının işletme lisansının feshini gerektiren hususlar ...ortaklarından ...'nun şirketteki hissesine üçüncü şahıs (...) tarafından haciz konulması ve bu hususun 2018 yılında ilgili müzekkere ile tarafımıza bildirilmesiyle başlamıştır. Hiç şüphe yok ki franchise ilişkisi şirketin ortağına olan güven ile kurulmakta olup işletme lisansı anlaşmaları kapsamında şirketimizin onayı olmadan meydana gelen ortaklık değişiklikleri fesih sebebi teşkil etmektedir. Ancak ...'in ortağının alacaklısı haciz koyduğu hisselerin satışını talep etmiştir. (Esas Takip : ... 33. İcra Müdürlüğünün ... E. Talimat Dosyası : ... 4. İcra Müdürlüğü ....) Buna ragmen şirketimizce o dönem için fesih işlemi yapılmamıştır. Akabinde ... hakkında birçok icrai işlem, renovasyon yapmadığı, ekipman borçlarını ödemediğine ilişkin ihtar ve ihbar bildirimi yapılmış ancak şirketimizce uyarılar yapılmakla yetinilmiştir. Ne zamanki ..'in restoranlarında ciddi hijyen ve temizlik sorunları ile operasyonel standartlara aykırılıklar meydana gelmiş ve denetimlerden en düşük puan olan F puanı alınmış ve borçlarını ödememiş; o noktada feshe giden yolda şirketimiz tarafı ...'e ciddi uyarı ve ihtaratlar yapılmıştır. Söz konusu ... 26. Noterli ... tarihli ...8 yevmiye numaralı ihtarnamesi ve ... tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacıya aykırılıkları gidermesi için 30 gün süre verilmiş, aksi takdirde sözleşmelerin feshi cihetine gidileceği belirtilmişti. Davacı söz konusu ihtarnamelerde gidermesi istenen aykırılıkları hiçbir zaman gidermemiştir. Şirketimiz ile maks burger arasında akdedilen işletme lisansı anlaşmalarında uyuşmazlığın çözümü için tahkim yoluna başvurulacağı ve usulün belirlendiği dikkate alınarak başkaca bir hususa bakılmaksızın tahkim itirazımızın kabulü ile davanın usulden reddine, devamında usule ilişkin diğer itirazlarımız dikkate alınarak yine davanın usulden reddine davanın usulden reddi cihetine gidilmeyecekse işletme lisansı anlaşmalarının şirketimiz. tarafından haklı nedenlerle feshedildiği ve zamanaşımı itirazımız da bulunduğu hususları dikkate alınarak davacının taleplerinin esastan da reddine karar verilmesini" talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, davacı ile davalı arasında lisans sözleşmesi akdedildiği, davalı tarafça lisans sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle belirsiz alacak olarak 10.000,00 TL mahrum kalınan karın isteminden ibarettir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116. Maddesinde; "İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir: a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı. b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı." şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 413. Maddesinde; "(1) Tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa, karşı taraf tahkim ilk itirazında bulunabilir. Bu durumda tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız değil ise mahkeme tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder. (2) Tahkim itirazının ileri sürülmesi, tahkim yargılamasına engel değildir" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Davalı tarafından sunulan 21/10/2003 tarihli sözleşmenin 20. maddesinin incelenmesinde; "3)Bu Anlaşma, T.C. kanunlarına tabi olacak ve bu kanunlara göre yorumlanacak ve imzalandığı ve kabul edildiği tarihte yürürlüğe girecek ve ...'da akdedilmiş sayılacaktır. İşbu Anlaşmadan ortaya çıkacak bütün ihtilaflar, ... Ticaret Odası Tahkim kuralları uyarınca, bu kurallar uyarınca atanacak bir veya daha çok Hakem tarafından çözümlenecektir. Tahkim dili Türkçe ve tahkim yeri ...'dur. 4)Lisans Alan, kanunlarının öngördüğü bütün lisansları ve izinleri alacak ve muhafaza edecek ve Lisanslı Satış Yerinin binasının inşası, teçhizi ve işletmesi ve malların hazırlanması ve satılması ile ilgili bütün yönetmeliklere ve mevzuata uyacaktır. 5)Bu Anlaşmanın özel hukuk alanına giren hükümleri saklı kalmak kaydı ile; Lisans Alan, Lisanslı satış yerini kanun,tüzük ve yönetmeliklere uygun bir şekilde işletecek ve işin gerektirdiği tüm alanlarda genel ve özel yasalarla; yerel yönetimlerin idari karar ve tebliğleri ile tüm mevzuata titizlikle uyacaktır. 6)Lisans Alan bu Anlaşmayı ihlal ederse, LİSANS VEREN, kanunların veya hakkaniyet hukukunun kendisine tanıdığı diğer kanun yollarına ek olarak ihtiyati tedbirlere de başvurabilir." şeklinde düzenleme yapıldığı anlaşılmıştır. Yine taraflar arasında akdedilen 29/11/2005 tarihli sözleşmede de aynı düzenlemenin yer aldığı anlaşılmıştır. Davacı tarafça sözleşmenin 20/6. Maddesi gereğince "kanunların veya hakkaniyet hukukunun kendisine tanıdığı diğer kanun yollarına ek olarak ihtiyati tedbirlere" başvurma hakkının davalı tarafa tanınması sebebiyle tahkim anlaşmasının kesin olmadığını ve davalı tarafça davacı aleyhine icra takibi yapılması nedeniyle fiilen devlet yargı yolunun seçildiği savunularak tahkim ilk itirazının reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki sözleşmelerin 20/3. Maddesinde taraflar arasında doğabilecek uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözüleceği hususunda açık, kesin ve net bir anlaşma yapıldığı hususunda herhangi bir tereddüt yoktur. Sözleşmenin devam eden 20/6. Maddesinin tarafların tahkim iradesine aykırı ya da onu zayıflatacak bir yönü bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir. Bu kapsamda öğretide icra takibinin bir dava olmaması nedeniyle tahkim anlaşmasına rağmen tarafların ilâmsız icra takibi yapmaları mümkün olduğu değerlendirilmiştir.(bkz Kuru, s. 5980; Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 253-254; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan/Özekes, İcra ve İflâs Hukuku, Ankara 2012, s. 199-200; Yeşilırmak, s. 225; Özkan, Yönel: İcra İflâs Hukukunda İtirazın İptali Davası, Ankara 2004, s. 121.) Nitekim yerleşik Yargıtay uygulamalarında da itirazın iptali davasının tahkim yargılamasında görülebileceği yönünde içtihatlar bulunmaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin ... E ... K sayılı ilamında özetle; "Davacı vekili, davalı ile davacı şirketin aralarında akdettiği inşaat sözleşmesinden kaynaklı ticari ilişki neticesinde, Sosyal Güvenlik Kurumu nezdindeki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sonucunda doğan zararın tahsiline ilişkin olarak ... 17. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden davalı şirkete rücu edildiğini, davalı şirketin takibe itiraz ettiğini belirterek davalı şirketin icra takibine itirazının iptâline ve %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davacı ile yapılan 30.11.2010 tarihli sözleşmenin 9. maddesinde tahkim şartı bulunduğunu, davacı tarafından iş bu davaya konu edilen uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenmesi gerektiğini, açık sözleşme hükmüne rağmen mahkeme nezdinde adli yargı yoluna başvurulmuş olması nedeniyle tahkim ilk itirazında bulunduklarını belirterek, davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, taraflar arasında yapılan sözleşmenin 30.11.2010 tarihinde sözleşmenin taraflar arasındaki anlaşmazlık halinde tahkim kuruluna müracaat edileceği hükme bağlandığı ancak takibe başvurulmaksızın huzurdaki davanın açıldığı tahkim şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. " şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin ... E ... K sayılı ilamında özetle; "Hakem Heyeti adli mercilerin üzerinde yetkili bir mercii olmadıkları gerekçesiyle itirazın iptâli ve icra inkâr tazminatı istemleri bakımından karar verme yetkilerinin olmadığını belirterek, açılan davayı alacak olarak değerlendirmişler, bu şekilde karar oluşturmuşlardır. Dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre hakemler açılan itirazın iptâli davalarında karar vermeye ve bunun sonucu olarak icra inkâr tazminatı istemi konusunda da karar oluşturmaya yetkilidirler. Bu durum gözden kaçırılarak davanın alacak davası olarak kabul edilip, bu şekilde sonuçlandırılması da hatalı olmuştur. Hakem kararının bu nedenlerle bozulması gerekmiştir." şeklinde karar verilmiştir. Görüldüğü üzere Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin emsal mahiyetindeki kararlardan da anlaşılacağı üzere ilamsız icra takibine yapılan itirazlara ilişkin açılan itirazın iptali davaları tahkimde görülebilmektedir. Dolayısıyla salt icra takibi yapılmasının yahut sözleşmede "kanunların veya hakkaniyet hukukunun kendisine tanıdığı diğer kanun yollarına" ifadesinin bulunması nedeniyle tarafların birbirlerinden olan alacaklarının tahsili amacıyla icra takibi yapılmasına imkan tanınmasının tahkim anlaşmasına muhalefet edildiği ya da tahkim anlaşmasını zayıflattığı sonucunu doğurmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 414. maddesinde; " (1) Aksi kararlaştırılmadıkça, tahkim yargılaması sırasında hakem veya hakem kurulu, taraflardan birinin talebi üzerine, bir ihtiyati tedbirin alınmasına veya delil tespitine karar verebilir. Hakem veya hakem kurulu, ihtiyati tedbir kararı vermeyi, uygun bir teminat verilmesine bağlı kılabilir. (2) Mahkeme hakem veya hakem kurulunca verilen tedbir kararının, geçerli bir tahkim sözleşmesinin var olması kaydıyla taraflardan birinin talebi üzerine icra edilebilirliğine karar verir. (3) Hakem veya hakem kurulunun ya da taraflarca görevlendirilecek bir başka kişinin zamanında veya etkin olarak hareket edemeyecek olduğu hâllerde, taraflardan biri ihtiyati tedbir veya delil tespiti için mahkemeye başvurabilir. Bu hâller mevcut değil ise mahkemeye başvuru, sadece hakem veya hakem kurulundan alınacak izne veya tarafların bu konudaki yazılı sözleşmesine dayanılarak yapılır. (4) Tahkim yargılaması öncesi veya tahkim yargılaması sırasında taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararı, aksine karar verilmedikçe, hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hâle gelmesiyle ya da davanın hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi hâlinde kendiliğinden ortadan kalkar. (5) Mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararı, hakem veya hakem kurulu tarafından değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin... E ... K sayılı ilamında özetle; "III. UYUŞMAZLIK Her iki Daire kararına bakıldığında Daireler arasındaki uyuşmazlık; tahkime tabi olan ve yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Türk Mahkemeleri tarafından ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve sonrasında tahkimde dava açılması halinde ihtiyati tedbir kararına yapılacak itirazın mahkemece değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususundadır. (...) Geçici hukuki koruma tedbirleri, mahkeme yargısında olduğu gibi tahkim yargılamasında da büyük öneme haizdir. Özel bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tahkimde, farklı aşamalarda çeşitli sorunların ortaya çıkması nedeniyle, geçici hukuki koruma önlemlerine başvurulmasına daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Mahkeme yargılamasından farklı özel bir yargılama türü olarak tahkim yargılamasında geçici hukuki koruma tedbirlerine başvurulması açısından çıkan sorunlar onlarında geçici hukuki koruma tedbirlerinin verilmesi için nereye başvurulacağı önemli bir yer işgal etmektedir. Tahkim yargılaması mahkeme yargılamasına alternatif bir yargılama faaliyeti olarak, mahkeme dışında ve tarafların iradelerine tabi olarak cereyan etse de, kimi durumlarda mahkemenin yardımına da ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu yardımın , tahkim yargılamasının mahkeme dışında özel bir yargılama faaliyeti olduğu dikkate alınarak ancak ihtiyaç duyulması halinde ve sınırlı olarak yapılması gerekmektedir. Günümüzde tahkim yargılamasında mahkemenin yardımının sınırlanması yönündeki genel gidişata ülkemizde de uyulmuş ve gerek Milletlerarası Tahkim Kanununda gerek Hukuk Muhakemeleri Kanununda mahkemeye başvurulacak haller sınırlandırılmıştır. Geçici hukuki koruma önlemleri de mahkemenin yardımına ihtiyaç duyulan hallerdendir. Zira tahkim yargılaması başlamadan önce geçici hukuki koruma önlemlerinden birisine ihtiyaç duyulması halinde, acil durum hakemi de bulunmuyorsa, mahkemeye başvuru zorunlu olmaktadır. Yine bir kısım geçici hukuki koruma önlemleri devletin cebri icra yetkisi ile yerine getirilmesi açısından mahkemeye başvuruyu zorunlu kılmaktadır. Milletlerarası tahkime tabi uyuşmazlıklar açısından geçici hukuki koruma tedbirlerine ilişkin düzenleme MTK’nın 6. Maddesinde; milli tahkime ilişkin uyuşmazlıklar yönünden ise, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 414. Maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere bakıldığında da aralarında ciddi farklılıkların bulunduğu görülmektedir. Örneğin, HMK’nın 414. maddesinde, hakem kuruluna mahkemeler tarafından verilen geçici hukuki koruma önlemlerini değiştirme ve kaldırma yetkisi verilmişken MKT’da hakemlere bu yetki verilmemiştir. MTK’daki düzenleme bu konuda mahkemelere daha geniş yetkiler tanınırken, HMK’da mahkemelere başvurunun ciddi şekilde sınırlandığı, geçici hukuki koruma önlemleri açısından daha da sınırlanarak taleplerin tahkimde değerlendirilmesinin ancak izin verilen hallerle sınırlandığı anlaşılmaktadır. 2011 yılında yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 11. Kısmında düzenlenen tahkime ilişkin hükümlerde genel olarak Milletlerarası Tahkim Kanunu esas alınmakla birlikte, bazı hususlarda bilinçli olarak bu temayülden ayrılma yaşandığı görülmektedir. Bu ayrık durumlardan birisi de geçici hukuki koruma önlemlerine ilişkindir. Geçici hukuki koruma önlemleri açısından yaratılan bu farklılıkta milli ve milletlerarası tahkimin ayırıcı vasıflarının da dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Daha sonra Milletlerarası Tahkim Kanunu'nda yapılan değişikliklerde bu farklılığın giderilmemesi de dikkate alındığında, bu farklılığın bilinçli olarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda HMK’ya dayalı tahkim yargılamasının Türkiye’de yapılması nedeniyle her zaman Türk mahkemelerinin yardımına başvurulacak olması, hakem kararına karşı itiraz edilmesinin ve temyiz yolunun Türkiye de icra edilecek olması ve Türk mahkemelerinin verdiği kararlar üzerinde ülke dışında hakem heyetlerinin karar vermesinin Türk Mahkemelerinin bağımsızlığı açısından yerinde görülmemesi gibi sebeplerin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın giderilmesine konu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi ile 45. Hukuk Dairesinin kararlarına konu olan uyuşmazlıkların; taraflar arasında yapılan eser sözleşmesinden kaynaklandığı, taraflar arasında “yabancı hakem anlaşması” bulunduğu, sözleşmelerde tahkim yerinin Türkiye olarak belirlenmediği ve bu eser sözleşmelerine istinaden verilen teminat mektuplarının tahkime başvuru yapılmadan önce paraya çevrilmesinin önlenmesi konusunda tedbir talep edildiği görülmektedir. Her iki daire arasındaki uyuşmazlık; tahkim yargılaması başlamadan önce yabancılık unsuru içeren tahkime tabi bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Türk mahkemesinden ihtiyati tedbir kararı alınması ve sonucunda tahkim yargılaması başladıktan sonra bu karara yapılacak itiraza bakmaya mahkemenin yetkili olup olmadığı hususundadır. Öncelikle uyuşmazlıkların milli tahkime mi, milletlerarası tahkime mi tabi olduğunun belirlenmesi ve milletlerarası tahkime tabi olması durumunda da 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanun'un uygulanıp uygulanmayacağının belirlemesi gerekmektedir. 4686 sayılı kanunun 1. Maddesinde açık bir şekilde, bu kanunun yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya bu Kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir. Uyuşmazlığa konu olayda da taraflardan birisi yabancı olmasına karşın, taraflar arasında yapılan anlaşmada tahkim yerinin Türkiye olarak belirlenmediği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle MTK’nın uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Yine bu kanun hükümlerinin uygulanmasının taraflarca veya hakem heyetince seçilme olgusu da bulunmadığından bu yönden de bu kanunun bu uyuşmazlıklara uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Ancak 4686 sayıl Kanun'un yukarıda belirtilen 1. Maddesinde geçici hukuki koruma tedbirleri yönünden bir istisna getirilmiştir. Bu hükme göre, Bu Kanunun 5 ve 6 ncı madde hükümleri, tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da uygulanacaktır. Bu durumda, taraflarca tahkim yeri Türkiye olarak belirlenmese de yabancılık unsur içeren tahkime konu bir uyuşmazlığa ilişkin geçici hukuki koruma tedbirlerinden birisinin talep edilmesi durumunda 4686 sayılı Kanun'un 6. maddesi uygulanacaktır. Daireler arasındaki ihtilafa konu uyuşmazlıklarda da tahkim yeri olarak Türkiye belirlenmese de, yabancılık unsuru içermeleri nedeniyle, ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir istenmesi halinde 4686 sayılı Kanun'un ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbire ilişkin 6. maddesi hükmü uygulanacaktır. 4686 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, mahkeme tarafından verilen geçici hukuki koruma tedbirlerine ilişkin itiraza kimin bakacağı konusunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu bakımdan milletlerarası tahkimin genel niteliği, geçici hukuki koruma önlemlerinin vasfı ve 6. madde içeriği bir bütün olarak değerlendirilerek bir sonuca ulaşmak gerekecektir. MTK’nın 6. maddesine göre, taraflardan birinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz istemesi ve mahkemenin de böyle bir tedbire veya hacze karar vermesi tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmez. Bu hükümle kanun koyucu, yabancılık unsuru içeren tahkime tabi uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebi açısından mahkemenin yetkisini saklı tutmuştur. Bu yönüyle Hukuk Muhakemeleri Kanununa tabi tahkimden de ayrılmaktadır. HMK’nın 414/3. maddesine göre, hakem veya hakem kurulunun ya da taraflarca görevlendirilecek bir kişinin zamanında veya etkin olarak hareket edemeyecek olduğu hallerde, taraflardan biri ihtiyati tedbir veya delil tespiti için mahkemeye başvurabilir. Görüldüğü üzere, milli tahkimde geçici hukuki koruma tedbirleri için mahkemeye başvuru oldukça sınırlanmış durumdadır. Kanun koyucu bu sınırlamayı yapmakla yetinmemiş ve maddenin devamında da, bu hallerin mevcut olmaması durumunda mahkemeye başvuru, sadece hakem veya hakem kurulunun izni veya tarafların bu konudaki yazılı sözleşmesine bağlı kılınmıştır. Cebri icra organları tarafından yerine getirilecek geçici hukuki koruma tedbirleri açısından da Milletlerarası Tahkim Kanununun sınırlayıcı bir tutum takındığını görmekteyiz. MTK’nın 6/3. maddesi gereğince, hakem veya hakem kurulu, cebrî icra organları tarafından icrası ya da diğer resmî makamlar tarafından yerine getirilmesi gereken ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı veremez. HMK’da ise böyle bir sınırlama bulunmamaktadır. HMK’nın 414/1. maddesi gereğince, tahkim yargılaması sırasında hakem veya hakem kurulunun ihtiyati tedbire veya ihtiyati hacze karar vermesi mümkündür. Yalnızca hakem kurulunca verilen ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararının icrası açısından mahkemeden yardım alınması yeterli olacaktır. Üçüncü kişilerin durumunu etkileyecek tedbirler açısından da yine, HMK'nın aksine, MTK’da sınırlama getirildiği görülmektedir. MTK’nın 6. Maddesi gereğince, hakem veya hakem kurulunun, üçüncü kişileri bağlayan ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı vermesi mümkün değildir. Uyuşmazlık konusu olayda da banka teminat mektubunun paraya çevrilmesinin önlenmesine ilişkin karar verilmesi söz konusu olup, bir yönüyle bankaya ilişkin bir karar verilmektedir. Bu durumda tahkim sözleşmesinin tarafı olmayan ve üçüncü kişi konumunda olan bankaya yönelik karar verilmesi de MTK’nın 6. maddesinin yukarıda belirtilen hükmüne aykırılık teşkil edecektir. Genel tahkim hukuku doktrinine göre de tahkim yargılaması nispilik niteliği taşımakta olup, hakem kurulunun yetkisi taraflarla sınırlıdır. Tahkim yargılamasında ancak taraflara yönelik olarak karar verilebileceğinden hakem heyetinin teminat mektubunu düzenleyen bankaya yönelik karar vermesi tahkimin nispilik niteliğine aykırılık teşkil edecektir (Erten, Rıfat; Tahkimde Geçici Hukuki Koruma Önlemleri: Hakem Kurulunun ve Mahkemelerin Yetkisine İlişkin Türk Mahkemeleri Hakkında Değerlendirmeler, Tahkimde Güncel Sorunlar(I-IV), İstanbul 2022, s. 53-69). Belki de bu konuda fikir verecek en belirgin hüküm MTK’nın 6. maddesinin son fıkrasıdır. MTK’nın 6. maddesinin son fıkrasında, “tahkim yargılaması öncesi veya tahkim yargılaması sırasında taraflardan birinin istemi üzerine mahkemece verilen ihtiyatî tedbir ya da ihtiyatî haciz kararı, hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hale gelmesiyle ya da davanın hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkar” hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm tahkim yargılaması öncesi ve tahkim yargılaması sırasında mahkemece verilen hükmün akıbetine ilişkindir. Bu hükmün gerekçesinde açıkça, tahkim yargılaması öncesinde ve tahkim yargılaması sırasında mahkemece verilen ihtiyati tedbir ya da ihtiyati haciz kararının, hakem veya hakem kurulunun kararıyla ortadan kaldırılamayacağı, tahkim davasının hakem veya hakem kurulunca reddedilmesi ya da hakem kararının icra edilebilir hale gelmesiyle ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararının kendiliğinden ortadan kalkacağı belirtilmiştir. Bu madde, gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, hakem veya hakem kurulunun mahkeme tarafından verilen tedbir kararının değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması konusunda yetkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Burada ihtiyati tedbir kararının tahkim yargılaması başlamadan önce veya sonra verilmesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Bu konuda hakem kurulunun yetkisinin bulunmadığı kabul edildiğinden, mahkeme tarafından verilen geçici hukuki koruma tedbirinin sonucuna ilişkin olarak da ayrıca bir hüküm getirilmediği anlaşılmaktadır (Erten, Rıfat; Tahkimde Geçici Hukuki Koruma Önlemleri: Hakem Kurulunun ve Mahkemelerin Yetkisine İlişkin Türk Mahkemeleri Hakkında Değerlendirmeler, Tahkimde Güncel Sorunlar(I-IV), İstanbul 2022, s. 53-69). Hukukumuzda ihtiyati tedbirde görevli mahkeme, dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili mahkeme; dava açıldıktan sonra ise, ancak asıl davanın görüldüğü mahkemedir. Bu ilke genel bir ilke kabul edilerek tahkimde de ilk akla gelen ilke olarak dile getirilmektedir. Ancak bu hükmün burada uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira MTK’nın 17. maddesine göre, bu kanunla düzenlenen konularda, aksine hüküm bulunmadıkça, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanamaz. Bu konuda aksine bir düzenlemede bulunmadığından HMK’nın bu hükmünün tahkimde uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Diğer yönden, ihtiyati tedbir kararları geçici nitelikte bir korum sağladığından, yabancı mahkemelerce veya hakem heyetlerince verilen ihtiyati tedbir kararlarının tanınması ve temyizi de mümkün değildir. Bu durumda, esas uyuşmazlığa bakmakta olan yabancı mahkeme veya hakem heyetinin Türkiye’de bulunan mal veya alacaklarla ilgili olarak vereceği tedbir kararı Türkiye’de bir etkiye sahip olmayacak ve dolayısıyla yabancı mahkeme veya hakem heyetindeki davanın nihai hedefi bakımından taraflara bir koruma da sağlamayacaktır. Bu durumda Türkiye dışında bir tahkim yargılamasında verilen ihtiyati tedbir kararının Türkiye’de uygulanmaması ve bu tahkim yargılaması nedeniyle Türkiye’de verilen ihtiyati tedbire ilişkin itirazın Türkiye’de değerlendirilememesi nedeniyle ihtiyati tedbirin taraflara sağladığı korumadan mahrum bırakacağı da açıktır. Özellikle yabancılık unsuru taşıyan birçok uyuşmazlıkta tahkim yeri ile dava konusu malların bulunduğu yerin farklı ülkelerde bulunduğu durumlarda tarafları bu haktan mahrum bırakmak nihai yargılama sonucunda ulaşılmak istenen amacı da anlamsız kılabilecektir (Şanlı Cemal/Esen Emre/ Ataman-Figanmeşe İnci; Milletlerarası Özel Hukuk, 7. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul-2019, s. 516 vd.). MTK’nın 6. maddesinde yer alan, “taraflardan birinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz istemesi ve mahkemenin böyle bir tedbire veya hacze karar vermesi, tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmez” hükmünü, aynı kanunun 1. Maddesinde yer alan, “bu Kanunun 5 ve 6 ncı madde hükümleri, tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da uygulanır” hükmü de dikkate alınarak, taraflar arasında akdedilmiş bulunan tahkim anlaşmasının varlığına rağmen Türk mahkemelerinin ihtiyati tedbir kararı verecek şekilde yorumlanması gerekmektedir. Zira, MTK’nın 6. maddesindeki bu hüküm, mahiyeti itibariyle ihtiyati tedbirin tahkim yargılamasının dışında kalan bir husus olduğunu ve tahkim anlaşmasının varlığının ihtiyati tedbir talep edilmesine engel teşkil etmeyeceğini ortaya koymaktadır (Şanlı Cemal/Esen Emre/ Ataman-Figanmeşe İnci; Milletlerarası Özel Hukuk, 7. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul-2019, s. 518 vd.). Varılan bu sonuca göre, tahkim anlaşmasının varlığına rağmen yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Türk mahkemelerinden ihtiyati tedbir istenebileceği gibi Türk mahkemelerinden verilen ihtiyati tedbire ilişkin kararlara yapılan itiraza da, tahkimde dava açılıp açılmadığına bakılmaksızın, Türk mahkemelerinde bakılabilecektir. " şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin emsal mahiyetindeki karardan ve HMK'nın 414. Maddesinden de anlaşılacağı üzere yabancılık unsuru içermeyen sözleşmeler bakımından; taraflarca mahkemelerden ihtiyati tedbir kararı alınabileceği hususunda bir anlaşma var ise ihtiyati tedbire itirazın hakem kurulu tarafından değerlendirilebileceği izah edilmiştir. Dolayısıyla yine mefhumu muhalifinden taraflarca tahkim anlaşması ile birlikte ihtiyati tedbir yollarına ilişkin de anlaşma yapılabileceği yani bir başka deyişle tahkim anlaşması içinde ihtiyati tedbire ilişkin yapılan anlaşmanın tahkim anlaşmasını zayıflatmayacağı sonucu çıkmaktadır. Bu bağlamda tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; taraflar arasındaki sözleşmenin yabancılık unsuru taşımaması, tahkim anlaşmasında Türk hukukunun uygulanacağının belirlenmesi ve tahkim yeri olarak da İstanbul'un belirlenmesi de birlikte dikkate alındığında sözleşmenin 20/6. Maddesindeki ihtiyati tedbire ve icraya ilişkin düzenlemelerin tahkim şartını geçersiz nitelikte bulunmadığı tam aksine tahkim anlaşmasını tamamlayan nitelikte bulunduğu anlaşılmakla davalı tarafın tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : 1-Davalı vekilinin tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın HMK 413, HMK 116/1-b maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE 2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken harcın peşin alındığından tekrar alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinden bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte olan A.A.Ü.T. gereğince dava değeri üzerinden hesap edilen 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-6325 Sayılı Yasa'nın 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin m.26 hükmüne göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 7-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 03/10/2025
Katip e-imzalıdır
Hakim e-imzalıdır