İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/385 E. 2026/888 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/385
Karar No
2026/888
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/385 Esas KARAR NO:2026/888

DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 29/05/2025 KARAR TARİHİ : 29/09/2026 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili ihtiyati tedbir talepli dilekçesi ile, icra takibine konu çekteki imzanın borçlu ...'e ait olmadığını, ihtiyati hacze ve icra takibine konu çekin müvekkili tarafından düzenlenmemiş ve imzalanmamış olduğundan çek üzerindeki imzaya da itiraz ettiklerini, imzanın borçluya ait olduğunun ispatının alacaklıya ait olduğunu, müvekkili ile çek keşidecisi ve diğer cirantalar arasında takibe konu bir alacak-borç ilişkisinin bulunmadığını, müvekkili aleyhine yapılan icra takibinin tebligatlarının usulsüz olduğunu, takibin geçici durdurulmasına ilişkin tedbir talepleri olduğunu, açıklarının tüm bu nedenlerle; Öncelikle kötüniyetli olarak açılan takibin telafisi güç ve imkansız zararların ortaya çıkmasının engellenmesi amacıyla dava sonuçlanıncaya kadar geçici olarak durdurulmasına, icra veznesine yatabilecek paranın ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, Davacı müvekkilin davalıya borcu olmadığının tespit edilmesine, Davalının haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması nedeni ile %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, Yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekilinin Mahkemeye sunmuş olduğu cevap dilekçesini özetle; "Çek üzerindeki ciro silsilesi düzgündür ve müvekkil şirket iyi niyetli yetkili hamil olup bile bile davacının zararına hareket etmiş değildir. müvekkile kötü niyet ya da ağır kusur yüklenmesi mümkün olmadığından davanın reddi gerekmektedir. Müvekkil şirket basiretli davranmış ve gereken araştırmayı yaparak çeki ticari ilişkiyi tevsik eden belgelerle tevdi alınmıştır. Müvekkilin çekleri takip yetkisi bulunmamaktadır. İyiniyetli yetkili hamil olan müvekkil şirket aleyhine kötü niyet tazminatı ve yargılama giderine hükmedilmesi talebi yasa ve usule aykırıdır." şeklinde beyanlarda bulunarak arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle; davacının dava takip yetkisi bulunmadığından davanın usulden reddine, haksız davanın esastan da reddine, davacılar aleyhinde %20’ den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekaleten talep etmiştir. Dava, ilk cironun sahte olduğu, imzanın davacıya ait olmadığı, davacının dava konusu çek ile ilgisinin bulunmadığı iddiasıyla davaya konu çek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun “Menfi tespit ve istirdat davaları” başlıklı 72. maddesi:“Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.” düzenlemesini içermektedir. Anılan maddeden anlaşıldığı üzere borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir ve takip konusu alacağın borçlusu olmadığının tespiti isteyebilir. Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Somut uyuşmazlıkta davacı icra takibinden sonra Menfi tespit davası açmıştır. İspat yükü ise; bir vakıanın doğru ve gerçek olup olmadığı konusunda hakimi inandırma faaliyetidir. İspat, ispat anıdan önce vuku bulmuş ve tekrar etmeyen, vakıalara ilişkindir. İspat yükü aynı zamanda bir haktır. İİK. 72. maddesinde düzenlenen menfi tespit davasında, ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz konusunda, 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise, HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, takibe dayanak senette imzanın keşideciye ait olmadığının- sahteliğinin- bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararı) Bu açıklamalar ışığında davacının unmuş olduğu tüm deliller dosya içerisine alınmış, icra dosyası getirtilerek incelenmiş, mukayese edilecek ıslak imza asılları toplanılmış, tüm deliller toplandıktan sonra Adli Tıp Kurumundan rapor alınmıştır. .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde, davacının davalı aleyhine 250.000,00-TL asıl alacak 1.417,81-TL işlemiş faiz, 25.000,00-TL çek tazminatı, 750,00-TL komisyon, olmak üzere toplam 277.167,81-TL ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin borçlulara tebliğ edildiği, borçluların itiraz etmedikleri görülmüştür. Bilirkişinin düzenlediği 03/08/2026 tarihli 3 sayfadan ibaret raporunda özetle; İmza ve yazı incelemelerinde geçerli tüm grafolojik tanı yöntemleri dikkate alınarak; lup, stereomikroskop, S525 document dedector ve bilgisayar/scan kullanılarak yapılan incelemelerde; İnceleme konusu ... A.Ş. 1104 ... Şubesi’nin ... çek nolu, keşide yeri ..., keşide tarihi 06.07.2024, miktarı 250.000-TL olan çekin arka yüzündeki ...’e atfen atılmış birinci ciranta imza ve yazısının ...’e ait mevcut karşılaştırma imza ve yazılarına kıyasla, ...’in eli ürünü olmadığı kanaatine varılmıştır. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, dava konusu çekte lehtar sıfatıyla ilk ciranta olarak davacının imzası bulunduğu ancak bu imzanın inkarı nedeniyle açılan menfi tespit davasında, davacının imza inkarı nedeniyle grafolog bilirkişiden imza incelemesine ilişkin rapor alındığı, raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, çekte ilk ciranta imzanın davacıya ait olmadığı ve imza itirazının mutlak defilerden olup iyiniyet-kötüniyet ayrımı yapılmaksızın herkese karşı ileri sürülebileceği, bu halde davacının imzası nedeniyle davaya konu çekin ve icra takibi nedeniyle borçlu olmadığı kanaatiyle davanın kabulüne karar verilerek; Kötü niyet tazminatı talebi yönünden; İcra ve İflas Kanunun 72. maddesinin 5.fıkrasına göre; “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. ”Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir.Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davacının ilk ciroda imzasının sahte olduğu, bu cirodan sonraki ciranta ...'ün sahtelikten haberdar olduğu veya hayatın olağan akışına göre haberdar olması gerektiğinden kötü niyetli olduğu kanaatiyle tazminata hükmedilmiş, diğer davalıların icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlanamadığından diğer davalılar yönünden kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, .... İcra Müdürlüğünün 2024/... Esas sayılı takip dosyasında takibe konu edilen çek nedeniyle davacının davalılara borçlu olmadığının tespitine, 2-Davalı ... yönünden %20 kötüniyet tazminatı 50.000,00- TL'nin bu davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, 3-Diğer davalıları kötü niyeti tespit olunamadığından; kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 4-Karar ve ilam harcı 17.077,50-TL nin peşin alınan 4.269,38-TL den düşümü ile kalan 12.808,12-TL bakiye ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazineye gelir kaydına, 5-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-10 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 4.700,00-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 6-Davacı tarafından yatırılan 4.884,78-TL peşin ve başvuru harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan 10.070,30-TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 8-Davacı taraf kendisini dava ve duruşmalarda vekili ile temsil ettirdiği anlaşılmakla AAÜT gereğince 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 9-Tarafların gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Katip ... e-imzalıdır

Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/385, K. 2026/888, T. 29.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-385-e-2026-888-k-a65554ed2444