İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/930 E. 2026/155 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/930
- Karar No
- 2026/155
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/930 KARAR NO : 2026/155
DAVA : Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) DAVA TARİHİ : 20/11/2024 KARAR TARİHİ : 18/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacılar vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 20/11/2024 tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkillerinin mal varlığının korunabilmesi için İcra ve İflas Kanunu’nun 287, 288, 294 ve 295. maddeleri ve devamı gereğince; İcra ve İflas Kanunu’nun 287. Maddesi gereğince 3 aylık geçici mühlet kararı verilmesine ve gerekli görülmesi halinde işbu müddetin 2 ay daha uzatılmasına, geçici mühlet kararının İİK.’nın 288. maddesi çerçevesinde ilanına, davacı müvekkillerinin konkordato taleplerinin kabulü ile ihtiyati tedbir kararlarının aynen devamıyla yargılama sırasında kesin mühlet kararı verilmesi ile yargılama neticesinde konkordatonun tasdikine, tasdik kararının ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLER ve GEREKÇE: Dava, İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri uyarınca açılan konkordato talebine ilişkindir. Mahkememiz dosyasında düzenlenen tensip tutanağı doğrultusunda belirlenen gider avansının borçlular vekilince süresi içerisinde tamamlanması üzerine, borçlular hakkında üç ay süreyle geçici mühlet verilmesine ve geçici konkordato komiseri görevlendirilmesine karar verilmiş; bu kapsamda ilgili kurumlara gerekli bildirimlerin yapıldığı, ilanların yayımlandığı ve borçlunun malvarlığının muhafazası amacıyla gerekli tüm tedbirlerin tesis edildiği anlaşılmıştır. Geçici konkordato komiseri tarafından düzenlenen toplantı tutanağı uyarınca; konkordato talep eden şirketlerin tüm malvarlıklarının rayiç değerlerinin tespit edilmesi gerektiği, bu tespitin teknik ve özel bilgi gerektirmesi sebebiyle bilirkişi incelemesine başvurulmasına karar verildiği, özellikle şirketlere ait stoklar hesabı altında yer alan taşınmazlar ile binalar hesabı kapsamındaki gayrimenkullerin rayiç değerlerinin belirlenmesi amacıyla bilirkişi görevlendirilmesine ilişkin tutanağın mahkememizce onaylandığı görülmüştür. Konkordato komiserleri ....., Doç. Dr. ...... ve Dr. ..... tarafından mahkememize sunulan 21/12/2024 tarihli raporda özetle; borçlu şirketlerin faaliyetlerine fiilen devam ettikleri ve yapılan yerinde denetimlerde bu durumun teyit edildiği, borçlu şirketler ile şirket ortaklarına ait taşınmazların, şirket envanterinde bulunan stokların, makine, tesis ve cihazların ve araçların rayiç değerlerinin belirlenebilmesi amacıyla bilirkişi görevlendirmeleri yapıldığı, bilirkişilerce hazırlanacak değerleme raporlarının sunulmasını müteakip şirketlerin rayiç bedel bilançosunun oluşturulacağı, şirket yetkililerince sağlanacağı bildirilen finansal kaynakların yeniden incelenerek borç ödeme kapasitesi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesinin planlandığı, bu aşamada borç ödemesine ayrılan nakit tutarına ilişkin ayrıntılı bilgi talep edildiği, gerçek kişi borçluların projelerinin tamamen şirketlerin ödeme takvimine bağlı olduğu, gösterilen finansal kaynakların ise ancak bilirkişi raporları tamamlandıktan sonra sağlıklı biçimde değerlendirilebileceği, mevcut kaydi bilançolara göre şirketlerin borca batık durumda bulunmadığı, konkordatonun başarıya ulaşma ihtimaline ilişkin nihai değerlendirmenin bilirkişi değerleme raporları, heyet tarafından hazırlanacak rayiç değer bilançosu ve revize konkordato ön projesinin birlikte incelenmesi sonucunda yapılabileceği yönünde görüş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Aynı komiser heyeti tarafından mahkememize sunulan 17/02/2025 tarihli raporda ise; borçlu şirketlerin mobilya sektörüne yönelik çelik vida, çekmece rayı, mobilya bağlantı elemanları ve aksesuarları üretimi ile satışı faaliyetinde bulundukları, mevcut makine parkı, tesisat ve demirbaşlarını koruyarak üretim düzenlerini sürdürdükleri, cirolarında belirli oranda artış gözlendiği, borçlu şirketlerden ...... A.Ş.’nin 31.12.2024 tarihi itibarıyla 316.159.540,34 TL net satış gerçekleştirdiği ve son üç aylık dönemde 107.956.335,38 TL’lik satış artışı sağladığı, 2024 yılı ihracat tutarının 53.402.737,19 TL olarak gerçekleştiği ve yıl sonunda 33.647.402,24 TL kâr elde edildiği, buna karşılık finansman giderlerinin 68.133.536,30 TL seviyesine ulaşarak yıllık satışların %21,50’sine tekabül ettiği ve bu durumun kârlılığı olumsuz etkilediği, mühlet içerisindeki yaklaşık bir aylık süreçte 30.855.058,23 TL net satış yapıldığı belirtilmiştir. ..... A.Ş.’nin ise 31.12.2024 tarihi itibarıyla 52.627.585,33 TL net satış gerçekleştirdiği, 460.267,62 TL kâr elde ettiği, finansman giderlerinin 4.163.693,95 TL olup satışların %12,63’üne karşılık geldiği ve kâr üzerinde azaltıcı etki yarattığı ifade edilmiştir. Teknik bilirkişilerce hazırlanan değerleme raporlarına göre ...... A.Ş.’nin rayiç değerli özkaynaklarının 276.366.827,92 TL, ...... A.Ş.’nin rayiç özkaynaklarının ise 24.381.219,57 TL olduğu, her iki şirketin de borca batık olmadığı; borçluların, konkordatonun tasdikinden sonra Mart/2026 tarihinden başlamak üzere 34 ay vadeli ve aylık eşit taksitler halinde, ana paraya yıllık %30 faiz işletilerek ödeme teklifinde bulundukları, bu teklifin tasdik tarihindeki borcun yaklaşık %49,62 fazlasıyla ödenmesi anlamına geldiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca, satış ve kârlılık hedeflerinin ülke ekonomisinde olumsuz bir gelişme yaşanmaması, enflasyon ve faiz oranlarının düşüş eğilimini sürdürmesi halinde gerçekleşebileceği; şirketlerin mevcut finansal yapıları ile teklif edilen plan arasında orantı bulunduğu; borçluların aşırı borçlanma ve faiz oranlarındaki artış nedeniyle likidite sıkışıklığı yaşadığı; stok ve alacak devir hızının düşmesinin işletme verimliliğini olumsuz etkilediği; iyileştirme projesinin temel dayanağının mevcut varlıkların nakde çevrilmesi, stokların azaltılması ve işletme sermayesinin güçlendirilmesi olduğu; gerçek kişi borçluların projelerinin şirket projeleri ile doğrudan bağlantılı bulunduğu ve şirketlerde meydana gelebilecek olumsuzlukların şahıs projelerini de etkileyeceği; öngörülen ekonomik ve yapısal tedbirlerin aksaksız uygulanması halinde projelerin başarı şansının bulunduğu ve kesin mühlet verilmesi yönünde olumlu kanaat bildirildiği ifade edilmiştir. Komiser heyeti tarafından sunulan 27/01/2026 tarihli raporda ise; ....... Mobilya Bağlantı Elemanları Ticaret A.Ş. yönünden konkordatonun tasdiki halinde ödenmesi gereken harçların hesaplandığı, adi alacaklılara %30 fazlasıyla ödenecek tutar üzerinden Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarifeye göre binde 2,27 oranında harç yatırılması gerektiği, rehinli alacaklıların teklifi kabul etmemesi nedeniyle ayrıca İİK m.308/h kapsamında rehinli alacaklılar yönünden harç yükümlülüğü doğduğu; adi alacaklılar yönünden yapılan oylamada oy kullanacak alacaklı sayısının 51 kişi olduğu ve toplam alacak tutarının 206.918.137,82 TL olduğu, çek asılları ibraz edilerek yapılan oylamada 21 kişinin kabul oyu kullandığı, kabul oylarının tutarının 57.734.299,02 TL olduğu ve bu durumda kabul oranının alacaklı sayısı bakımından %41,18, alacak tutarı bakımından %27,90 seviyesinde kaldığı, dolayısıyla konkordato teklifinin kabul edilmediği; çek aslı ibraz edilmeksizin kullanılan oylar dikkate alındığında ise kabul oranının alacaklı sayısı bakımından %68,63, alacak tutarı bakımından %52,54 olduğu ve teklifin kabul edilmiş göründüğü, ancak komiser heyetinin çek aslının ibraz edilmediği oyları geçerli kabul etmediği yönünde görüş bildirdiği belirtilmiştir. Ayrıca rehinli alacaklıların projeyi kabul etmediği, imtiyazlı alacakların ve mühlet içinde doğan borçların toplamının 85.855.973,52 TL olduğu ve bu tutar kadar teminat gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Aynı raporda ...... Mobilya Ekipmanları A.Ş. yönünden adi alacaklı sayısının 21 kişi ve toplam alacak tutarının 49.406.985,65 TL olduğu, yapılan oylamada 12 kişinin kabul oyu kullandığı ve kabul oylarının toplam tutarının 25.035.949,24 TL olduğu, kabul oranının alacaklı sayısı bakımından %57,15, alacak tutarı bakımından %50,68 seviyesine ulaştığı; ancak bu sonucun, şirket ortağı .....’in 11.666.264,39 TL tutarındaki alacağı ile organik bağı bulunan ..... A.Ş.’nin 1.531.932,30 TL tutarındaki alacağına ilişkin olumlu oyları sayesinde oluştuğu, her ne kadar bu alacakların konkordato öncesine dayandığı ve gerçek nitelikte olduğu ifade edilse de nisabın ortağın oyuyla oluşmasının öğretide tartışmalı bulunduğu, konunun nihai takdirinin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Rehinli alacaklıların projeyi kabul etmedikleri, imtiyazlı alacakların toplamının 1.894.603,95 TL olduğu ve bu tutarda teminat gösterilmesi gerektiği, gerçek kişi borçlulara ilişkin projelerin ise alacaklılar nezdinde kabul görmediği yönünde görüş bildirilmiştir. Bilirkişiler Prof.Dr....... ve ..... tarafından mahkememize sunulan 06/02/2026 tarihli raporda özetle;konkordato tasdiki şartlarının, komiser heyeti tarafından hazırlanan rapor çerçevesinde incelendiği ve özellikle konkordato nisabının sağlanıp sağlanmadığı hususunun değerlendirme konusu yapıldığı belirtilmiştir. Raporda, ..... şirketi yönünden kıymetli evraka dayalı alacaklıların oy kullanabilmesi için çek asıllarının ibrazının zorunlu olduğu, çek aslını sunmayan alacaklıların oyları çıkarıldığında kabul oranının alacaklı sayısı bakımından %41,18, alacak tutarı bakımından ise %27,90 seviyesinde kaldığı ve bu nedenle konkordato nisabının oluşmadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte şirketin rayiç özvarlığının pozitif olduğu ve borca batık durumda bulunmadığı ifade edilmiştir. ..... şirketi bakımından ise konkordato nisabının şirket ortağı ile organik bağ bulunan diğer şirketin olumlu oyları sayesinde sağlanabildiği, bu durumun Yargıtay içtihatları uyarınca dürüstlük kuralı açısından tartışmalı olduğu, söz konusu oylar dışlandığında alacak tutarı yönünden kabul oranının %32,69 seviyesine düştüğü ve yasal çoğunluğun sağlanamadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca çek aslının ibraz edilmemesi nedeniyle bazı oyların nisap hesabından çıkarılması gerektiği belirtilmiş; her iki şirketin rayiç değerlere göre borca batık olmadığı ancak gerçek kişi borçlular yönünden konkordato nisabının oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çerçevede bilirkişi heyeti, konkordato tasdik koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun nihai takdirinin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş bildirmiştir
Konkordato, borçlunun ödeme güçlüğüne düşmesi halinde alacaklıların nitelikli çoğunluğuyla anlaşarak borçlarını belirli bir plana bağlamasını ve bu planın mahkeme tasdiki ile hukuki sonuç doğurmasını sağlayan istisnai bir cebri yeniden yapılandırma kurumudur. Bu yönüyle konkordato, klasik borçlar hukuku sözleşmelerinden farklı olarak yalnızca tarafların iradesine bırakılmamış; kanun koyucu tarafından sıkı şekil ve maddi şartlara bağlanmıştır. Çünkü konkordato tasdiki ile projeye katılmayan veya ret oyu veren alacaklılar dahi bağlanmakta, böylece bireysel alacak hakkı üzerinde doğrudan müdahale niteliğinde sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple konkordato tasdik yargılaması, mahkemenin pasif onay mercii olduğu bir süreç değil; aksine kamu düzeni boyutu bulunan, hakim tarafından re’sen yürütülen maddi bir denetim yargılamasıdır. Hakimin görevi yalnızca aritmetik çoğunluğu tespit etmek değil; alacaklı iradesinin gerçek olup olmadığını, projenin dürüstlük kuralına uygunluğunu ve ekonomik olarak uygulanabilirliğini bütüncül şekilde incelemektir. İcra ve İflas Kanunu’nun 302. maddesi konkordato projesinin kabul edilmiş sayılabilmesi için nitelikli çoğunluk sistemini benimsemiştir. Kanun koyucu, borçlu ile yakın ilişki içinde bulunan veya alacağı tartışmalı kişiler aracılığıyla yapay çoğunluk yaratılmasını engellemek amacıyla oy hakkını yalnızca konkordatodan etkilenen ve alacağını hukuken geçerli biçimde ortaya koyabilen alacaklılarla sınırlamıştır. Nisap kavramı bu nedenle yalnızca matematiksel bir oran olmayıp, konkordatonun meşruiyetini sağlayan maddi bir kriterdir. Doktrinde baskın görüş, nisap incelemesinin yalnızca sayısal değil niteliksel bir inceleme olduğunu; mahkemenin alacaklı sıfatının gerçekliğini ve oyların dürüstlük kuralına uygunluğunu araştırmakla yükümlü bulunduğunu kabul etmektedir. Somut uyuşmazlıkta ..... şirketi yönünden konkordato nisabının belirlenmesi, çek alacaklarına dayalı oyların geçerliliği sorununda düğümlenmektedir. Dosyada yer alan bilirkişi heyeti raporunda, çek asıllarını ibraz etmeyen alacaklıların oyları dikkate alındığında kabul oranının alacaklı sayısı bakımından yaklaşık %41, alacak tutarı bakımından ise %27 civarında kaldığı; dolayısıyla İİK m.302’de öngörülen çoğunluğun sağlanmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Bu noktada tartışılması gereken husus, kıymetli evraka dayalı alacaklarda oy kullanma hakkının hangi şartlarda doğacağıdır. Türk Ticaret Kanunu sistematiğinde çek, hakkın senede bağlı olduğu bir kıymetli evrak olup, alacaklı sıfatı ancak senedin zilyetliği ile ileri sürülebilir. Bu nedenle çek aslının ibraz edilmediği bir durumda alacaklı iradesinin kesin olarak tespit edildiğinden söz edilemez. Komiser heyetinin toplantı tutanağında da çek aslını ibraz etmeyenlerin oylarının tasdik aşamasında dikkate alınmayacağı açıkça belirtilmiş olup, bu husus konkordato sürecinin güvenliği bakımından bağlayıcıdır. Aksi yaklaşım, aynı alacak için birden fazla kişinin oy kullanabilmesine ve yapay çoğunluk yaratılmasına yol açacak; konkordatonun temel dayanağı olan gerçek alacaklı uzlaşmasını ortadan kaldıracaktır. Nisap incelemesinde dikkate alınması gereken ikinci temel husus ..... şirketi yönünden ortaya çıkan organik bağ problemidir. Bilirkişi raporunda açıkça ifade edildiği üzere, ..... bakımından kabul nisabı büyük ölçüde şirket ortağı ve organik bağ bulunan diğer şirketin olumlu oylarıyla sağlanmıştır. Konkordato hukukunda organik bağ kavramı kanunda açık bir yasak olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, Yargıtay içtihatlarında dürüstlük kuralı çerçevesinde sınırlandırılmıştır. Organik bağ bulunan şirketler arasında alacak yaratılması veya borç ilişkisi kurulması teknik olarak kolay olduğundan, bu tür oyların nisap üzerinde belirleyici olması halinde alacaklı çoğunluğunun gerçekliğinden söz etmek mümkün değildir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin organik bağ bulunan şirket oylarıyla nisap oluşturulmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu yönündeki yaklaşımı da bu bağlamda önem arz etmektedir. Somut olayda nisabın esasen borçlu ile ekonomik bütünlük içinde bulunan kişiler aracılığıyla sağlanmış görünmesi, konkordatonun gerçek bir alacaklı uzlaşmasına dayanmadığını göstermektedir. Gerçek kişi borçlular yönünden yapılan incelemede ise, bilirkişi raporunda konkordato nisabının sağlanamadığının açıkça belirtildiği görülmektedir. İİK m.285 hükmü her borçluya konkordato talep etme hakkı tanımış olmakla birlikte, tasdik aşamasında çoğunluk şartının gerçekleşmesi zorunludur. Gerçek kişi borçlular bakımından çoğunluğun bulunmaması, konkordato tasdikinin reddini gerektiren bağımsız bir sebeptir. Şekli çoğunluk şartının gerçekleşmemiş olması tasdik için tek başına yeterli engel teşkil etmekle birlikte,bir an için nisabın sağlandığı düşünülerek, İİK m.305’te düzenlenen maddi tasdik şartlarının da ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Konkordato teklifinin tasdiki için alacaklıların konkordato kapsamında elde edeceği tutarın iflas tasfiyesine kıyasla daha yüksek olması ve projenin borçlunun ekonomik gerçekliğiyle uyumlu bulunması zorunludur. Dosya kapsamındaki komiser raporunda şirketlerin rayiç değerlere göre borca batık olmadığı ve özvarlıklarının pozitif olduğu tespit edilmiştir. Bu tespit ilk bakışta konkordato lehine bir durum gibi görünse de, konkordatonun tasdiki için tek başına yeterli değildir. Zira konkordato kurumu, mali açıdan güçlü ancak ödeme disiplinini yeniden yapılandırmak isteyen her borçluya otomatik koruma sağlayan bir araç değildir; temel amaç alacaklı menfaatini artırmaktır. Komiser heyeti tarafından sunulan raporda yer alan proforma gelir tabloları, nakit akış projeksiyonları ve kaynak analizleri birlikte değerlendirildiğinde; konkordato projesinin finansal sürdürülebilirliğinin büyük ölçüde mevcut varlıkların hızlı likidasyona konu edilmesine, özellikle stokların kısa vadede nakde çevrilmesine, dış finansman teminine ve piyasa koşullarının öngörülen yönde iyileşmesine bağlı kurgulandığı anlaşılmaktadır. Nitekim raporda, konkordato kaynaklarının önemli kısmının stok satışları, gelecekteki tahsilat öngörüleri ve yeni kredi kullanım ihtimali üzerine inşa edildiği açıkça ortaya konulmuştur. Bu tür projeksiyonlar konkordato hukukunda öğretide “belirsiz ekonomik değişkenlere duyarlı finansal yapılandırma teklifleri” veya “yüksek tahmin riski içeren” konkordato planları olarak nitelendirilmekte; özellikle ekonomik dalgalanmanın yüksek olduğu dönemlerde mahkemenin yalnızca mali tabloların biçimsel varlığıyla yetinmeyip, varsayımların rasyonelliğini ve ekonomik gerçeklikle bağdaşma derecesini derinlemesine incelemesi gerektiği kabul edilmektedir. Zira konkordato tasdiki, borçlunun iyimser beklentilerine dayalı bir finansal planı onaylamak anlamına gelmemekte; alacaklıların cebri şekilde bağlanacağı bir yeniden yapılandırmanın objektif olarak uygulanabilir olup olmadığının tespitini gerektirmektedir. İİK’nın 305/1-b hükmü, teklif edilen ödeme planının borçlunun kaynakları ile orantılı olmasını tasdik şartı olarak öngörmek suretiyle, projeksiyonların yalnızca teorik hesaplara değil, mevcut ekonomik kapasiteye dayanmasını zorunlu kılmıştır. Somut olayda ise proforma tabloların önemli bölümünün henüz gerçekleşmemiş satış hacimlerine, piyasa koşullarındaki muhtemel düzelmeye ve finansmana erişimin kesintisiz devam edeceği varsayımına dayandığı görülmektedir. Bu durum, ödeme planının fiili nakit üretme kapasitesinden ziyade geleceğe ilişkin belirsiz beklentiler üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Ekonomik analiz literatüründe bu tür projeksiyonlar “iyimser senaryo bağımlılığı” olarak tanımlanmakta ve konkordato tasdik yargılamasında ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Çünkü konkordatonun başarısının dışsal ekonomik değişkenlere aşırı derecede bağlı olması, alacaklıların öngörülebilir bir tahsilat imkanına kavuşmasını engelleyerek kurumun temel amacını zedeleyebilir. Bu bağlamda komiser raporunda yer alan projeksiyonların incelenmesi, ödeme planının borçlunun mevcut nakit akışı ve doğrulanabilir finansal kapasitesiyle tam anlamıyla örtüşmediğini ortaya koymaktadır. Stokların kısa sürede yüksek bedellerle satılacağı, yeni kredi imkânlarının kesintisiz sağlanacağı ve piyasa şartlarının öngörülen yönde gelişeceği varsayımlarının, ekonomik belirsizliklerin yoğun olduğu bir dönemde ihtiyatlı bir finansal model olarak kabul edilmesi güçtür. Bu nedenle projenin başarısının büyük ölçüde spekülatif nitelikteki varsayımlara dayanması, konkordato planının uygulanabilirliği konusunda ciddi tereddüt yaratmakta; İİK m.305 kapsamında aranan “kaynaklarla orantılı ve gerçekçi ödeme planı” kriterinin somut olayda tam anlamıyla sağlanamadığını göstermektedir. Böylelikle konkordato projesi, finansal modelleme bakımından teorik olarak mümkün görünse dahi, ekonomik gerçeklik testinden geçirildiğinde alacaklı menfaatini güvence altına alacak yeterli somut veri ve güvenilirlikten uzaklaşmakta; bu yönüyle tasdik için gerekli maddi şartları karşılamadığı sonucuna ulaşılmaktadır.(Her iki şirket yönünden de ) Konkordato hukukunun merkezinde yer alan dürüstlük kuralı, yalnızca borçlunun kötü niyetli davranışlarını değil, alacaklı çoğunluğunun oluşum biçimini de kapsar. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Konkordato sürecinde kıymetli evrakın aslı ibraz edilmeden oy kullanılması ve organik bağ bulunan şirket oylarıyla nisap oluşturulması, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayan durumlar olarak değerlendirilmiştir. Konkordato, borçlunun gerçek bir mali yeniden yapılanma ihtiyacını karşılamaya yönelik bir kurum olup, alacaklı çoğunluğunu manipüle eden yöntemlerle tasdik edilmesi hukuken mümkün değildir. Somut olayda alacaklı çoğunluğunun gerçekliği, oyların geçerliliği ve projenin ekonomik uygulanabilirliği birlikte değerlendirildiğinde; konkordatonun tasdiki için aranan şartların hem şekli hem maddi açıdan gerçekleşmediği sonucuna ulaşılmıştır. ..... şirketi yönünden çek asıllarını ibraz etmeyen alacaklıların oyları çıkarıldığında nisap oluşmadığı; ..... şirketi yönünden nisabın organik bağlı oylarla sağlandığı; gerçek kişi borçlular bakımından ise çoğunluk şartının hiç gerçekleşmediği sabittir. Bunun yanında projenin ekonomik varsayımlarının belirsizliği ve ödeme planının kaynaklarla orantılı olmaması, İİK m.305 kapsamında tasdik koşullarının da oluşmadığını göstermektedir. Bu çerçevede konkordato kurumunun amacı, dürüst borçlunun ekonomik hayatını sürdürmesine imkan tanımakla birlikte, alacaklıların haklarını zedeleyen veya yapay çoğunluk oluşturan projelerin tasdik edilmesini değil; gerçek bir ekonomik uzlaşmanın sağlanmasını hedeflemektedir. Somut olayda ortaya çıkan tablo, konkordatonun kanunun öngördüğü nitelikli çoğunluk iradesine dayanmadığını ve tasdik için gerekli hukuki zeminin oluşmadığını göstermektedir. Bu nedenle kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere: 1- Davacılar(borçlular) hakkında Mahkememizce verilen kesin mühletin kaldırılarak borçluların konkordato talebinin ayrı ayrı REDDİNE, 2- Mahkememizce verilen tüm tedbirlerin hüküm ile birlikte KALDIRILMASINA, 3-Mahkememizce atanan konkordato komiser heyetinin görevine son VERİLMESİNE, 4-İİK'nın 289/son maddesi uyarınca kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verildiği hususunun Ticaret Sicil Gazetesinde ve Basın İlan Kurumu İlan Portalında İLAN EDİLMESİNE ve İİK'nın 288 nci maddesinde belirtilen yerlere BİLDİRİLMESİNE, 5-Konkordato komiseri olarak görevlendirilen komiserlerin bugün itibariyle görevlerinin sona erdiğinin İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu'na BİLDİRİLMESİNE,
6-Alınması gereken 732,00 TL x 4 = 2.928,00-TL harçtan peşin alınan 1.710,40-TL harcın mahsubu ile eksik alınan 1.217,60-TL harcın davacılardan tahsili ile hazineye İRAT KAYDINA, 7-Davacıların (borçluların) yaptığı yargılama giderinin kendileri üzerlerinde BIRAKILMASINA, 8-Davacı şirketler tarafından yatırılan konkordato tasdik harçlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde bu davacılara İADESİNE, 9-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacılar (borçlular) tarafından peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısım ile iflas avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere borçlular vekili ile bir kısım müdahiller vekillerinin yüzlerine karşı, bir kısım müdahiller vekillerinin yokluğunda oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.18/02/2026
Başkan ..... ¸e-imzalıdır Üye ..... ¸e-imzalıdır Üye ..... ¸e-imzalıdır Katip ..... ¸e-imzalıdır