İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/73 E. 2025/216 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/73
Karar No
2025/216
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/73 Esas - 2025/216

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R

ESAS NO : 2024/73 KARAR NO : 2025/216

DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 16/02/2024 KARAR TARİHİ : 16/06/2025 Yazım Tarihi: 30/06/2025 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Müvekkili şirketin, “...” markasını 09.sınıfta tescil ettirmek için ...’e başvurduğını ... sayılı başvuruya davalı tarafça dava konusu ... sayılı markası mesnet gösterilerek itiraz edildiğini ve itirazın haklı bulunarak başvurunun reddine karar verildiğini, verilen kararın gerçek hak sahibinin hakkının üstün tutulması prensibine aykırı olduğunu, karara yapmış oldukları itirazın inceleme aşamasında olduğunu, Müvekkilinin “...” markasının gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğunu, 1851 yılında kurulan müvekkili şirketin, dünya çapında faaliyet gösteren teknoloji şirketi olduğunu, “...” markasının müvekkili adına .... dahil dünyanın hemen her ülkesinde uzun yıllardır tescilli olduğunu, dünya markalarından: “....” markalarının sahibi dünya devi yüzlerce şirketin müvekkiline ait “...” markasını kullandıklarını, “...” nın hafifliği, inceliği ve hasara karşı dayanıklılığı ile bilinen yüksek teknoloji ürünü cam olduğunu, müvekkili şirket ...’in akıllı cep telefonu kameraları alanında ....+ ürünlerini geliştirdiğini, yalnızca 2021 yılında aralarında akıllı telefonlar, giyilebilir cihazlar, tabletler ve dizüstü bilgisayarlar dahil olmak üzere “...” markasını haiz ürünleri içeren 125’ten fazla farklı cihaz modelini piyasaya sürdüğünü, Müvekkilinin markayı oluşturan ve ilk kullanan olarak gerçek hak sahibi olduğunu, markaların karıştırılmaya yol açacak derecede benzer olduğunu, müvekkinin markayı kullandığı mallar ile hükümsüzlüğü talep edilen dava konusu markanın kapsamındaki malların benzer olduğunu, Müvekkilinin dünya çapında kullanılan markasının ... sözleşmesi anlamında tanınmış marka olduğunu ve bu nedenle davaya konu markanın SMK 6/4 maddesi uyarınca da hükümsüz kılınması gerektiğini, ... nezdinde dava dışı şahıs tarafından yapılan “...” ibareli ve ... sayılı marka başvurusuna yapmış oldukların itirazın kabulü ile başvurunun tümden reddine karar verildiğini, “...” markasının kullanıldığı ürünler bakımından orijinal bir ibare olduğunu ve müvekkili tarafından yoğun kullanım neticesinde tanınmış hale geldiğini, ve müvekkili ... ile özdeşleştiğini, davalının müvekkiline ait “...” markasından habersiz olarak markayı tescil ettirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı tarafla, dava açılmadan önce yapılan görüşmelerde, davalı tarafın davaya konu markanın kısmen devri için 110.000USD ve müvekkilinin yapmış olduğu başvuruya itirazını geri çekmek için de 85.000USD talep ettiğini, davalının müvekkinin Türkiye’de tescil almasına engel olmaya ve bundan haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, SMK 6/9 kapsamında kötüniyetli olduğunu beyanla davalı adına tescilli ... sayılı “... ...” markasının kapsamında bulunan tüm mallar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı Firma Vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Davacı şirketin .... tabiyetinde olduğunu, MÖHUK m.48 uyarınca teminat yatırması gerektiğini, .../... kelimesinin sağlamlık ve dayanıklılık ile özdeşleştiğini, pek çok firma tarafından kullanıldığını, bu markanın dünya çapında 5241 adet markaya konu edildiğini, müvekkiline kötüniyet atfedilmesine sebep olacak bir özgünlüğe sahip olmadığını, davacının Türkiye’de tescilsiz olan ve kullanılmayan markasından haberdar olmasının beklenemeyeceğini, Müvekkilinin markayı aktif olarak kullandığını, yedekleme amacı taşımadığını, SMK 6/3 uyarınca markanın davacı tarafından Türkiye’de uzun süredir fasılasız olarak kullanılmış olması gerektiğini, davacının markayı Türkiye’de kullandığına dair dosyada delil bulunmadığını, ... ya da ... markalı telefonun içindeki bileşenlerden bir tanesinin markasının ... olmasının bu markanın Türkiye’de kullanıldığı yönünde değerlendirilemeyeceğini, SMK m. 6/3 kapsamındaki koşulların varlığı Kabul edilse dahi, bu durumda sadece öncelikli hak iddiasına konu mallar ile sınırlı bir uygulamanın söz konusu olabileceğini, SMK 6/4 kapsamında davacının markasının tanınmış sayılamayacağını, Türkiye’de kullanımı ispatlanamayan bir markanın tanınmış olduğunun kabul edilemeyeceğini beyanla davanın reddine karar verilmesini davanın reddini talep etmiştir. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. ABD devletinin lahey sözleşmesine taraf bir devlet olduğu diğer yönden .... 28/03/2017 tarihli yazısı dikkate alınarak davalı taraf vekilinin MÖHUK 48.nci madde kapsamında ileri sürülen teminat itirazının reddine karar verilmiştir. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük) Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri) "(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.", Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır. SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur. SMK 6/4 maddesine göre tanınmış markada ; ... sözleşmesi kapsamında tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, işaret ve emtia açısından aynı veya benzerinin Türkiye'de aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından başvurusunun yapılması halinde itiraz üzerine reddedileceği düzenlenmektedir. Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır. DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı firmanın ... sayılı tescilli markasının davacı tarafın ileri sürdüğü SMK 6/3 maddesine göre eskiye dayalı kullanım - gerçek hak sahipliği, SMK 6/4 maddesine göre tanınmışlık , SMK 6/9 maddesine göre kötü niyetli başvuru yapıldığı iddialarına bağlı SMK 25. Maddesine göre davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafın Türkiye'de herhangi bir tescilli markası bulunmamaktadır. Davalı tarafın ise ... sayılı " ... ... " ibaresi şeklinde 9.ncu sınıfta 16.06.2022 tarihinde başvuru yapılıp 29.09.2022 tarihinde tescil edilen markası olduğu ... kayıtları ile tespit edilmiştir. Karşılıklı sunulan delil ve belgeler, iddia ve savunmalara göre duruşmada Uyuşmazlık tespit edildikten sonra tahkikata geçilip bilirkişi raporu alınmıştır. 06/05/2025 tarihli Bilirkişi heyet Raporunda ÖZETLE;" (OYÇOKLUĞU) Davacı taraf “...” markasını: Akıllı cep telefonu kameraları, akıllı telefonlar, giyilebilir cihazlar, tabletler ve dizüstü bilgisayarlar gibi elektronik cihazların ekran paneli kapakları için kimyasal olarak güçlendirilmiş ve güçlendirilebilir camlar, dizüstü bilgisayarların bir parçası olarak veya bağımsız olarak satılan dizüstü bilgisayarlar dahil elektronik cihazlar için ekran paneli kaplamalarında kullanılan cam levhalar için kullanmakta olup anılan ürünler sınıflandırma tebliğinin 09.sınıfında yer alan teknolojik ürünler grubundadır. Davaya konu markanın tescil kapsamında ise: 09.sınıfta yer alan: “Gözlükler, güneş gözlükleri, lensler ve bunların kutuları, kılıfları, parçaları ve aksesuarları. pil kutuları, pil taşıma çantaları, dürbün kutuları, kamera kılıfları ve taşıma çantaları, alarmlar için kılıflar, disket kutuları, gözlük kutuları, dizüstü bilgisayarlar için kılıflar, çağrı cihazları için kılıflar, akıllı telefonlar için kılıflar, telefonlar için kılıflar, CD kutuları, DVD kutuları, dizüstü bilgisayar kılıfları, bilgisayarlar için uyarlanmış kasalar, cep telefonları için uyarlanmış kılıflar, fotoğraf ekipmanı için uyarlanmış çantalar, dizüstü bilgisayarlar için uyarlanmış çantalar, netbook bilgisayarlar için uyarlanmış çantalar, kompakt diskler için kılıflar, kontakt lensler için kılıflar, veri depolama cihazları için kılıflar, dijital medya oynatıcılar için kılıflar ve çantalar, elektronik cihazlar için kılıflar, elektronik günlükler için kılıflar, gözlük ve güneş gözlüğü için kılıflar, disketler için kılıflar, dizüstü bilgisayarlar için kılıflar ve çantalar, cep telefonları için deri kılıflar, kompakt disk kutuları, cep hesaplayıcıları için kılıflar,cep telefonları için koruyucu kılıflar, çağrı cihazı taşıma çantaları, video kamera çantalar, radyo çağrı cihazı taşıma çantaları, akıllı telefonlar için su geçirmez kılıflar, cep telefonları için kılıflar ve kapaklar, elektronik cihazlar için kılıflar ve kapaklar, cep telefonu kılıfları ve kapakları, kişisel dijital asistanlar için koruyucu kılıflar, elektronik kitap okuyucuları için koruyucu kılıflar, kontakt lensler için taşıma çantaları ve kapları, bilgisayar yazıcıları için özel olarak uyarlanmış taşıma çantaları, özellikle fotoğraf aparatları ve aletleri için yapılmış çantalar ve kılıflar, tablet bilgisayarlar için koruyucu kapaklar ve kılıflar, elektronik ajandalar ve haftalık planlayıcılar için deri kılıflar, deriden veya deri taklitlerinden yapılmış cep telefonu kılıfları, drone çantaları, hafıza kartı çantaları” bulunmaktadır. Taraf markalarının kapsamları incelendiğinde, Ilk bakışta bilgisayar ya da telefon camı ile bunların kılıfları ya da taşıma çantaları farklı mallar olarak değerlendirilebilse de, her ikisinin de aynı ürünler için kullanılacak olması, nedeniyle birbiriyle bağlantılı/ilintili mallar olarak değerlendirilmiştir. Bir ürünün ekranında/üzerinde kullanılan camı üreten bir firmanın bu ürünlerin korunması/taşınması amacıyla da ürün satabileceği ticari hayatın olağan akışında olasılık dahilindedir. Davacı ve davalı markalarının benzerlik düzeylerinin de son derece yüksek oluşu nedeniyle, tüketicilerin aynı ürünlerde kullanılacak olan cam ve koruyucu kılıf kapsamındaki bu ürünlerde, taraf markalarını birbiriyle ilişkilendirmesinin kaçınılmaz olacağı, bu durumun ise tüketicinin iki marka arasında iktisadi ya da idari bir bağlantı olduğu yanılgısına kapılmasına neden olabileceği, başka bir ifadeyle tüketici esasen birbirinden farklı iki marka karşısında olduğunu algılasa dahi, işaretlerin aynı işletmece piyasaya sürülmüş markalar olduklarını düşünebilecekleri, bu haliyle taraf markaları arasında, davalının tescil kapsamındaki mallar açısından SMK m.6/1 anlamında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin mevcut olacağı görüş ve kanaatlerine varılmıştır. “Benzer mal ve hizmet kavramının geniş bir tarzda yorumlanması ve müşterilerinin gözünde bir mal veya hizmetinkine benzer fonksiyon gören tüm diğer mal ve hizmetlere karşı bu korumanın sağlanması uygun olur. Örneğin kağıt mendil veya havlu bir yandan kağıt olması dolayısıyla paket kağıdına, diğer yandan da içinde bulunduğu sıhhi malzemelerden biri olması sebebiyle deterjana benzerdir. Benzer mal veya hizmetler belirlenirken, Nice anlaşması ile buna dair diğer mevzuat hükümlerinden ve markanın tescil olunması istenen şekli ile 6 kapsadığı mal/hizmet listesinden yararlanılabilir ancak mal veya hizmetlerdeki ayniyetten farklı olarak, aynı sınıfta olmayan mal ve hizmetler, türleri genelleştirilerek benzer sayılabilir. Örneğin, hazır giyim ve havlu, çarşaf gibi mallar ayrı sınıflandırılmış olsalar da temel bir tekstil ürünü olup birbirlerinin benzeridirler.” (....) Esasen, davacının 09. Sınıfta “Dizüstü bilgisayarlar dahil olmak üzere elektronik cihazların ekran paneli kapakları için kimyasal olarak güçlendirilmiş ve güçlendirilebilir camlar; inşaat ve bina yapımında kullanım amaçlı olmayan düz camlar yani, dizüstü bilgisayarların bir parçası olarak veya bağımsız olarak satılan dizüstü bilgisayarlar dahil elektronik cihazlar için ekran paneli kaplamalarında kullanılan cam levhalar.” Malları için yapmış olduğu ... sayılı marka başvurusuna davalı tarafça davaya konu tescilli markasına dayanarak itiraz edilmiş olması ve ... tarafından itirazın haklı bulunarak başvurunun yayından kaldırılmış olması; davalı ve ... tarafından da mal/hizmetlerin benzer olarak değerlendirildiğini göstermektedir. SMK 6/3 HÜKMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME: Dava dosyasında yapılan inceleme neticesinde; davalı tarafından önceye dayalı kullanımı ispata yönelik sunulan deliller arasında yer alan belgelerde: -Davacının “...” markasının ....’da 09. Ve 21.sınıflarda tescilli olduğu, - ...., gibi ünlü markaların giyilebilir cihazlar ve akıllı saatler, bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar ve .... sektöründe davacının “...” markalı ürününü kullandığı, ürünlerinde davacının “...” markasını kullandıklarına ilişkin internette yer alan reklamlarının dosyada mevcut olduğu, -Bilgisayar ve iletişim konularında yayın yapan ... dergisinin değişik sayılarında davacının “...” markasının dayanıklılığından ve tanınmış markalarca tercih edildiğinden bahsedildiği, -... haber sitesinde 25.09.2019 ve 13.07.2021 tarihli haberlerde .... ve .... ön camlarında “...” kullanılacağının haber yapıldığı, - .... kanallarının 2016-2018 yıllarında değişik tarihlerde yapmış olduğu haberlerde telefonlarda “...” markasının kullanılacağına ilişkin haberler yapıldığı, -Ekşi sözlük, donanım haber, ...., gibi sosyal medya platformlarında davacının “...”, “...” markaları ile ilgili paylaşımlar yapıldığı ve markaya konu ürünlerin dayanıklılığından bahsedildiği görülmüştür. -....’de: “... ... Inc.'in geliştirdiği ve ürettiği, şimdi beşinci nesli olan inceliği hafif ve hasara karşı dayanıklı olacak şekilde tasarlanmış uzmanlaşmış sertleştirilmiş bir cam markasıdır. ...'e özgüdür.” Girişiyle yazılan bilgi yazısında markanın tarihsel gelişiminin ve dayanıklılığının anlatıldığı görülmüştür. Sunulan deliller çerçevesinde, davacının “...” ve “...” markalı ürünlerinin dünyaca ünlü markaların ürünleri üzerinde kullanıldığı, bu markaların (…) Türkiye pazarında önemli bir ticaretleri olduğu ve davacı markasının bu şekilde Türkiye’de uzun yıllardır kullanıldığı görülmüştür. Esasen davacı markasının kapsadığı ürünlerin bu şekilde kullanımı da bir zorunluluktur. Zira telefon camının telefon üzerinde, araba camının araba üzerinde bulunması, pazara bu şekilde sürülmüş olması markanın Türkiye’de kullanıldığını göstermektedir. Ayrıca, davacı tarafından sunulan deliller arasında bulunan ve ürünlerinde “...” markasının kullanıldığına ilişkin açıklamalarını yapan firmaların bu açıklamaları dahi davacı markasının Türkiye’de kullanımını göstermektedir. Ayrıca, Türkiye’de satışa sunulan ürün örneğin ... markalı bir telefon dahi olsa, ürün açıklamalarında yer alan ve ekran camının “...” olduğunu belirten bir ibarenin bulunması da markanın davacının izni ile Türkiye’de kullanılması anlamına gelecektir. SMK m. 9/3 “Markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması da marka sahibi tarafından kullanım olarak kabul edilir.” hükmünü içermektedir. Bu durumda davacı markasının Türkiye’de ticaret yapan firmalar tarafından kullanılması, davacı tarafından kullanım olarak kabul edilmelidir. Sonuç olarak “...” markasının davacı tarafından, davalının tescil başvuru tarihinden çok daha önce (ilk olarak 2007 yılında ... tarafından ... telefonlarda) Türkiye’de kullanılmaya başlandığı ve bu kullanıma dayalı olarak davacı tarafın davaya konu marka üzerinde gerçek hak sahipliğine dayalı öncelik hakkı bulunduğu kanaatine varılmıştır. 6769 s. KANUNUN m.6/4 HÜKMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME: SMK 6/4 maddesine göre: ”... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ... Sözleşmesi 1.mükerrer 6.maddesi: “Birlik ülkeleri tescilin talep edildiği ülkenin yetkili makamları tarafından, söz konusu Ülkede bu Antlaşma’dan yararlanacağı kabul olunan bir şahsa ait olduğu aynı veya benzeri ürünlerde kullanıldığı herkesçe bilindiği mütalaa edilen bir markanın karışıklığa meydan verebilecek surette örneğini, taklidini veya tercümesini yapan bir fabrika veya ticaret markasının tescilini gerek Ülke mevzuatı müsait olduğu takdirde doğrudan doğruya, gerekse ilgilinin isteği üzerine red veya hükümsüz kılmayı taahhüt ederler. Herkesçe bilinen bir markanın esas unsurunun çoğaltılması veya bunlarla bir karışıklık doğurabilecek bir taklitten ibaret olursa, durum yukarıdakinin aynısı olur.” Sözleşme gereği Birlik Ülkeleri, aynı ya da benzer ürünlerde kullanılan, “herkesçe bilindiği mütalaa edilen” bir markanın karışıklığa meydan verecek surette örneği, taklidi ya da tercümesini resen ya da ilgilinin isteği üzerine ret veya hükümsüz kılma taahhüdü altındadırlar. Tanınmış marka kavramı gerek SMK’da gerekse ... Sözleşmesinde tanımlanmamıştır. Sözleşmede kullanılan ibare “herkesçe bilinen” değil, “herkesçe bilindiği mütalaa edilen” dir. Bu durumda markanın Türkiye’de fiilen tanınmış olması değil, tanınabilir olması önemlidir. Bir markanın herkesçe bilinip bilinmediği tespit edilirken, herhangi bir kişi değil markanın hitap ettiği müşteri kitlesi dikkate alınmalıdır. Tanınmışlığın tayininde markanın ayırt ettiği mal veya hizmetin müşterileri dışındaki kişilerin bilgisine başvurmak, o markanın seçiminde tercihleri hiç dikkate alınmayan bu üçüncü kişilerin değer yargılarına itibar etmek demek olur ve tanınmış bir markanın korunmasından beklenen faydayı manasız hale getirir. Her ne kadar yargı kararlarında ve dektrinde tanınmışlığın “tüketici” nezdinde gerçekleşmesi aranıyorsa da malın toptan pazarlandığı hallerde tüketicinin varlığından bahsedilemeyeceğinden tüketici yerine onu da kapsayan müşteri kelimesine başvurulması daha doğru olacaktır. Zaten .... kriterlerinde de bu hususa açıkça yer verilmiştir. Bir markanın tanınmışlığında o markanın kapsadığı malın ortalama farazi bir müşterisinin değer yargılarına bakılır ve onun o markayı .... kriterlerindeki ölçütler dairesinde bilmesinin gerekip gerekmediği araştırılır. Bilmesi gerekiyorsa, o markanın tanınmışlığından söz edilir. O malın müşterileri eğer tacir ise, bu durumda Türk Ticaret Kanununun 20.maddesi gereği basiretli bir işadamının göstereceği özen dikkate alınarak tanınmışlığın yoğunluğu tespit edilir. (....) Tanınmışlığın belirlenmesi konusunda bir takım kıstaslar, .... tarafından 1999 yılında yayınlanmıştır. .... Hukuk Dairesi’nin 10.03.2005 tarih ve ..... sayılı kararı ile bunu takip eden kararlarında da, 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi anlamında tanınmışlığın tespitinde 1999 tarihli “.... Ortak Tavsiye Kararları” adı altındaki ölçütlerden yararlanılması gerektiği benimsenmiştir. Bu kriterler: Markanın; -halkın ilgili kesiminde tanınma derecesi, -kullanım süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi, -markanın uygulandığı ürün ya da hizmetlerin fuar veya sergilerdeki tanıtımları, reklam ve sunumlarının süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi, -markanın tanınmasını ya da kullanımını etkileyen başka tescillerinin veya tescil başvurularının süresi ve coğrafi bölgesi, olarak özetlenebilir. Ancak, bu kıstaslar sınırlı sayıda olmadığı gibi, her olaya göre bir kısmının karşılanması yeterli olabilir. ...., “halkın ilgili kesimi” ifadesinin, markanın uygulandığı mal ya da hizmetlerin gerçek ya da potansiyel tüketicileri, dağıtım kanallarında görevli kişiler ve söz konusu mal veya hizmetlerle ilgili olan iş çevrelerini kapsayacağını kabul etmiştir. Tanınmış marka; Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Yargıtay içtihatlarında tanınmışlık, ait olduğu sektörde bilinme olarak tanımlanmaktadır. SMK 6/5 maddesinde toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış markalara farklı mal/hizmetlerde koruma sağlanırken kanunun 6/4 maddesi gereği ... Sözleşmesi kapsamında tanınmış markalar için getirilen koruma aynı ya da benzer mal/hizmetler içindir. Somut uyuşmazlıkta taraf markalarının kapsadığı malların benzer/ilintili olduğu hususuna yukarıda değinilmiştir. Davacı tarafça “...” markasının tanınmış olduğunu ispata yönelik olmak üzere sunulan deliller kapsamında: -Davacının “...” markasının ....’da 09. ve 21.sınıflarda tescilli olduğu, - ...., gibi ünlü markaların giyilebilir cihazlar ve akıllı saatler, bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar ve otomotiv sektöründe davacının “...” markalı ürününü kullandığı, ürünlerinde davacının “...” markasını kullandıklarına ilişkin internette yer alan reklamlarının dosyada mevcut olduğu görülmüştür. Esasen dünyaca tanınmış bu markaların kendi reklamlarını yaparken ,davacının “...” markasını kullandıklarını söylemeleri de davacı markasının sektörel tanınmışlığı bulunduğunu ve son tüketiciye hitap eden bu reklamlarda “...” markasını kullandıklarını ilan etmelerinin son tüketici nezdinde de tanınmışlık düzeyinde olmasa da markanın bilinir olduğunu gösterdiği düşünülmüştür. -Bilgisayar ve iletişim konularında yayın yapan ... dergisinin değişik sayılarında davacının “...” markasının dayanıklılığından ve tanınmış markalarca tercih edildiğinden bahsedildiği, -... haber sitesinde 25.09.2019 ve 13.07.2021 tarihli haberlerde .... ön camlarında “...” kullanılacağının haber yapıldığı, - .... kanallarının 2016-2018 yıllarında değişik tarihlerde yapmış olduğu haberlerde telefonlarda “...” markasının kullanılacağına ilişkin haberler yapıldığı, -Ekşi sözlük, donanım haber, ...., veritasium gibi sosyal medya platformlarında davacının “...”, “...” markaları ile ilgili paylaşımlar yapıldığı ve markaya konu ürünlerin dayanıklılığından bahsedildiği görülmüştür. -....’de: “... ... Inc.'in geliştirdiği ve ürettiği, şimdi beşinci nesli olan inceliği hafif ve hasara karşı dayanıklı olacak şekilde tasarlanmış uzmanlaşmış sertleştirilmiş bir cam markasıdır. ... Cam ...'e özgüdür.” girişiyle yazılan bilgi yazısında markanın tarihsel gelişiminin ve dayanıklılığının anlatıldığı görülmektedir. Sonuç olarak: Davacı tarafça dosyaya sunulan deliller kapsamında yapılan değerlendirmede, davacının “...” ve “...” markalarının, davalının davaya konu markasının tescilli olduğu mal sınıfında sektörel tanınmışlığının bulunduğu kanaatine varılmıştır. 6769 s. KANUNUN 6/9 HÜKMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME Kanunun 6/9 maddesinde; kötüniyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedileceği hükmü yer almaktadır. Türk Medeni Kanununun 2.maddesinde "Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" denilmek suretiyle dürüstlük kuralına aykırı davranan kişinin bu hareketinden hukuki bir koruma sağlayamayacağı hususu düzenlenmiştir. Marka tescili kötüniyetli ise, bu tescile dayalı olarak elde edilen koruma dürüstlük kuralına aykırıdır. 6769 sayılı kanunda kötüniyet başlı başına bir tescil engeli ve hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmiştir. Kötüniyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötüniyetin varlığında önem kazanmaktadır. Örneğin, gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötüniyetli sayılacaktır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötüniyetli marka başvurusu olarak değerlendirmelidir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötüniyetli olarak kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli ve .... ve 17.06.2021 tarihli ve .... sayılı kararları). Kötüniyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötüniyet iddiası ileri sürülmüş ise 4721 Sayılı Kanun'un 2. maddesi gereğince kötüniyetin korunması söz konusu olamayacağından her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötüniyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmelidir. Somut olayda kötüniyet değerlendirmesi Davalı taraf, marka tescilinde kötüniyetin söz konusu olmadığını, bu markanın dünya çapında 5241 adet markaya konu edildiğini, müvekkiline kötüniyet atfedilmesine sebep olacak bir özgünlüğe sahip olmadığını, davacının Türkiye’de tescilsiz olan ve kullanılmayan markasından haberdar olmasının beklenemeyeceğini, müvekkilinin markayı aktif olarak kullandığını, yedekleme amacı taşımadığını beyan ederek “...” ibaresini içeren çeşitli marka tescillerini ve markayı kullandığına delil olmak üzere amazon satış sitesinde yer alan iki adet hafıza kartı çantasının görsellerini dosyaya sunmuştur. Hukukumuzda asıl olan iyiniyet olup, kötüniyetin ispatlanması gereklidir. Sadece benzer marka başvurusu yapmak kötüniyet kapsamında değerlendirilemez. Yargıtayın yerleşik kararları da bu doğrultudadır. Ancak, tüm dosya içeriğinden anlaşılan ve heyetimizce davacı markasının ilgili sektörde tanınmış olduğuna ilişkin varılan kanaat çerçevesinde; davalının da tacir olması aynı sektörde faaliyette bulunması nedeniyle davacı markasından haberdar olmadığının söylenemeyeceği düşünülmüştür. “...” ibaresi kullanılmış olduğu ürünlere yaklaşan, onları tanımlayan bir ibare olmayıp yeteri kadar ayırt ediciliği bulunan bir ibaredir. Bu nedenle davacının marka oluşturma konusunda sınırsız seçeneği mevcutken davacı ile benzer ürünlerde kullanılmak üzere aynı markanın tercih edilmiş olmasının tesadüf olamayacağı kanaatine varılmıştır. Her ne kadar, davacı taraf davalının markayı devretmek için ve itirazlarını geri çekmek için yüklü miktarda para istediğini beyan etmiş ise de bu iddiasını destekleyen delil niteliğine haiz herhangi bir bilgi, belge bulunmadığından heyetimizce değerlendirmeye alınmamış olsa da; davacının ... sayılı “...” ibareli marka başvurusuna davalı tarafça yapılan itirazın, davacı markasını engellemeye yönelik olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak: Davacının markasının birçok ülkede tescilli olması, sektörde ulaştığı tanınmışlık, davalının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünün bulunması ve davacı başvurusuna yapmış olduğu itiraz bütün olarak değerlendirildiğinde, davalının marka tescilinde iyiniyetli sayılamayacağı sonucuna ulaşılmıştır. SONUÇ; 1- Davacının “...” ibaresini içeren markasının Türkiye’de davalının tescil başvurusundan çok daha önce kullanılmaya başlandığı ve bu kullanıma dayalı olarak davacı tarafın davaya konu marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğu, 2- Davacının “...” ve “...” markalarının, davalının davaya konu markasının tescilli olduğu mal sınıfında sektörel tanınmışlığının bulunduğu, 3- Davalının marka tescilinde iyiniyetli sayılamayacağı, 4-Davalı markasının hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu; (KARŞI GÖRÜŞTE) Sayın Heyet’in SMK m. 6/3, m. 6/4 ve m. 6/9 hükümleri kapsamındaki değerlendirmesine aşağıdaki gerekçelerle katılmamaktayız; 1) SMK m. 6/3, “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü haizdir. Bilindiği üzere marka koruması tescil sistemi temeline dayanmaktadır. SMK m. 6/3, tescilsiz bir işaret üzerinde kullanım yoluyla hak elde eden tarafın, işareti ticari hayatta kullanılmak suretiyle ayırt edicilik kazandırması halinde, bu hakkın korunması amacına hizmet etmektedir. Dolayısıyla SMK m. 6/3 hükmünün dar yorumlanması uygun düşmektedir. Zira kural olan markanın tescille korunması ilkesidir. Davacının somut olayda dosyaya sunduğu dilekçeleri incelendiğinde davacının tescilsiz kullandığı işaretin “...” veya “... ...” şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Davalının markasının ise “... ...” şeklinde olduğu görülmektedir. Her ne kadar davacı ve davalı işaretlerinde yer alan ... ve ... eklerinin yan unsur olarak değerlendirilmesi mümkün olsa da tescilsiz bir işaretin tescilli bir markanın hükümsüzlüğü talebine dayanak tutabilmek için, daha yüksek bir benzerliğin yerine getirilmesi şartını aramak gerektiği değerlendirilmekte olup; kanaatimizce işaretlerin benzerliği açısından tescilsiz kullanım ile tescilli marka arasında yeterli düzeyde bir farklılık bulunmaktadır. Bir başka husus da davacının SMK m. 6/3 kapsamında tescilli markanın hükümsüzlüğünü talep edebilmesi için, tescilli markanın başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce işarete, ayırt edicilik kazandırmış olması gerektiğidir. Bu bakımdan dosya üzerinde yapılan incelemede davacının sunduğu delil dilekçesindeki kullanımların “... ...” şeklinde olduğu tespit edilmekte olup, davalı markası olan ... ... kullanımından farklı olduğu değerlendirilmektedir. Yanı sıra davacının markasının Türkiye’de ciddi bir şekilde kullanılmış olması ve bu kullanımın işarete ayırt edicilik kazandırmış olması da gerekmektedir. Her ne kadar davacı delil dilekçesi ekinde ciddi kullanıma ilişkin birtakım web sitesi görüntüleri sunmuş bulunmakta ise de, yukarıda da açıklandığı üzere kullanımlarının ... veya ... ... şeklinde olduğu; ve davacı kullanımının mal ve hizmet sınıfları bakımından elektronik ürünlerin gövdesine entegre biçimde çalışan ekran olduğu tespit edilmektedir. Bu nedenle kanaatimiz, işaret benzerliği ve mal ve hizmet sınıfları benzerliğinin dar yorumlanması gerekmekte olduğu ve somut olayda sağlanamadığı yönündedir. 2) SMK 6/4 maddesi “... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir” hükmünü haizdir. Yukarıda da belirtildiği üzere SMK’nın esas aldığı koruma tescilli marka korumasıdır. İstisnai hallerde tescilsiz işaretlere bazı imkanlar tanınmış olup, SMK m. 6/4 hükmü de bu istisnai hallerden birisidir. Madde hükmünde ... Sözleşmesi bağlanımdaki tanınmış markanın Türkiye’de tanınmış ya da kullanılıyor olmasının gerekip gerekmediği hususunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna karşılık söz konusu markanın Türkiye’de ilgili kesimce biliniyor olması gerekmektedir. Davacı dilekçesi ve eklerinde ... markasının ... Sözleşmesi anlamında tanınmış bir marka olduğunu belirtmiş bulunsa da, yukarıda da açıklandığı gibi dilekçe eklerinde sunduğu delillerde kullanımın, ... ve/veya ... ... şeklinde olduğu görülmektedir. Yine mal ve hizmetler bakımından da Türkiye’de elektronik cihazlar için ekranlar olarak belirli bir bilinirliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle de kanaatimiz, işaret benzerliği ve mal ve hizmet sınıfları benzerliğinin dar yorumlanması gerekmekte olduğu ve somut olayda bu şartın sağlanamadığı yönündedir. 3) Somut olayda, davalının basiretli bir tacir olduğu da dikkate alınarak davacıya ait markadan haberdar olduğu değerlendirilebilir. Buna karşılık, davacının markasının Türkiye’de tescilli olmamasının ve davacı kullanımının ... ve ... ... şeklinde olduğunun da kötüniyetin değerlendirilmesinde Sayın Mahkeme tarafından dikkate alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Çoğunluk “Davacının ... sayılı “...” ibareli marka başvurusuna davalı tarafça yapılan itirazın, davacı markasını engellemeye yönelik olduğu” yönünde görüş bildirilmiş bulunsa da, buna ilişkin kanıtların dosya içinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Netice olarak kanaatimizce, kötüniyetin takdiri hukuki bir değerlendirmeyi gerektirdiğinden somut olayın tüm şartları da dikkate alınarak Sayın Mahkeme’ye aittir." şeklinde ifade edilmiştir. Davalı vekilinin yeniden rapor alınması talebi HMK 30. Maddesi kapsamında değerlendirilerek sunulan rapor denetlenebilir ve değerlendirilebilir olduğundan bu talebin reddine karar verilmiştir. GEREKÇE ; Tarafların karşılıklı iddia ve savunması , sunulan delil ve belgeler, marka tesçil belgesi , bilirkişi heyeti raporu ve dosya bütünü ile incelendiğinde; Davacı taraf davalı firmanın ... sayılı tescilli markasının SMK 6/3 maddesine göre eskiye dayalı kullanım - gerçek hak sahipliği, SMK 6/4 maddesine göre tanınmışlık , SMK 6/9 maddesine göre kötü niyetli başvuru yapıldığından SMK 25. Maddesine göre davalı markasının hükümsüzlüğünü talep etmektedir. Davalı taraf ise .../... kelimesinin sağlamlık ve dayanıklılık ile özdeşleştiğini, pek çok firma tarafından kullanıldığını, bu markanın dünya çapında 5241 adet markaya konu edildiğini, müvekkiline kötüniyet atfedilmesine sebep olacak bir özgünlüğe sahip olmadığını, davacının Türkiye’de tescilsiz olan ve kullanılmayan markasından haberdar olmasının beklenemeyeceğini, Müvekkilinin markayı aktif olarak kullandığını, yedekleme amacı taşımadığını, davacının markayı Türkiye’de kullandığına dair dosyada delil bulunmadığını, SMK 6/4 kapsamında davacının markasının tanınmış sayılamayacağını, Türkiye’de kullanımı ispatlanamayan bir markanın tanınmış olduğunun kabul edilemeyeceğini davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Davaya konu markanın tescil kapsamında 09.sınıftaki emtialar yer almaktadır. SMK 6/3 maddesi açısından değerlendirme; Önceye dayalı hak ya da gerçek hak sahipliği kavramı açısından "SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları için olması gerekir. " olarak yukarıda izah edilmiştir. Somut olayda dosyaya yansıtılan delil ve belgeler, oy çokluğu bilirkişi heyet raporunda "Dava dosyasında yapılan inceleme neticesinde; davalı tarafından önceye dayalı kullanımı ispata yönelik sunulan deliller arasında yer alan belgelerde: -Davacının “...” markasının ....’da 09. ve 21.sınıflarda tescilli olduğu, - ...., gibi ünlü markaların giyilebilir cihazlar ve akıllı saatler, bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar ve otomotiv sektöründe davacının “...” markalı ürününü kullandığı, ürünlerinde davacının “...” markasını kullandıklarına ilişkin internette yer alan reklamlarının dosyada mevcut olduğu, -Bilgisayar ve iletişim konularında yayın yapan ... dergisinin değişik sayılarında davacının “...” markasının dayanıklılığından ve tanınmış markalarca tercih edildiğinden bahsedildiği, -... haber sitesinde 25.09.2019 ve 13.07.2021 tarihli haberlerde ....ön camlarında “...” kullanılacağının haber yapıldığı, - ....kanallarının 2016-2018 yıllarında değişik tarihlerde yapmış olduğu haberlerde telefonlarda “...” markasının kullanılacağına ilişkin haberler yapıldığı, -Ekşi sözlük, donanım haber, ...., veritasium gibi sosyal medya platformlarında davacının “...”, “...” markaları ile ilgili paylaşımlar yapıldığı ve markaya konu ürünlerin dayanıklılığından bahsedildiği görülmüştür. -....’de: “... ... Inc.'in geliştirdiği ve ürettiği, şimdi beşinci nesli olan inceliği hafif ve hasara karşı dayanıklı olacak şekilde tasarlanmış uzmanlaşmış sertleştirilmiş bir cam markasıdır. ...'e özgüdür.” Girişiyle yazılan bilgi yazısında markanın tarihsel gelişiminin ve dayanıklılığının anlatıldığı görülmüştür. Sunulan deliller çerçevesinde, davacının “...” ve “...” markalı ürünlerinin dünyaca ünlü markaların ürünleri üzerinde kullanıldığı, bu markaların (…) Türkiye pazarında önemli bir ticaretleri olduğu ve davacı markasının bu şekilde Türkiye’de uzun yıllardır kullanıldığı görülmüştür. Esasen davacı markasının kapsadığı ürünlerin bu şekilde kullanımı da bir zorunluluktur. Zira telefon camının telefon üzerinde, araba camının araba üzerinde bulunması, pazara bu şekilde sürülmüş olması markanın Türkiye’de kullanıldığını göstermektedir. Ayrıca, davacı tarafından sunulan deliller arasında bulunan ve ürünlerinde “...” markasının kullanıldığına ilişkin açıklamalarını yapan firmaların bu açıklamaları dahi davacı markasının Türkiye’de kullanımını göstermektedir. Ayrıca, Türkiye’de satışa sunulan ürün örneğin ... markalı bir telefon dahi olsa, ürün açıklamalarında yer alan ve ekran camının “...” olduğunu belirten bir ibarenin bulunması da markanın davacının izni ile Türkiye’de kullanılması anlamına gelecektir. SMK m. 9/3 “Markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması da marka sahibi tarafından kullanım olarak kabul edilir.” hükmünü içermektedir. Bu durumda davacı markasının Türkiye’de ticaret yapan firmalar tarafından kullanılması, davacı tarafından kullanım olarak kabul edilmelidir. Sonuç olarak “...” markasının davacı tarafından, davalının tescil başvuru tarihinden çok daha önce (ilk olarak 2007 yılında ... tarafından ... telefonlarda) Türkiye’de kullanılmaya başlandığı ve bu kullanıma dayalı olarak davacı tarafın davaya konu marka üzerinde gerçek hak sahipliğine dayalı öncelik hakkı bulunduğu kanaatine varılmıştır." şeklindeki tespit ve değerlendirmeye aynen iştirak edilerek davacının “...” ve “...” markalı ürünlerinin dünyaca ünlü markaların ürünleri üzerinde kullanıldığı, ve bu kullanımın da Türkiye hudutları alanında olduğundan SMK 6/3 maddesindeki koşullar ve buna bağlı SMK 25/1 maddesindeki hükümsüzlük koşulu oluştuğu sonucuna varıldığı ;(karşı oy sunan bilirkişi görüşüne yukarıdaki gerekçe ile itibar edilmemiştir.) SMK 6/4 maddesi açısından değerlendirme; Davacı taraf markasının ... sözleşmesi kapsamında yurt dışı tanınmışlık düzeyine ulaştığını ileri sürmüş olup Somut olayda dosyaya yansıtılan delil ve belgeler, oy çokluğu bilirkişi heyet raporunda "Davacı tarafça “...” markasının tanınmış olduğunu ispata yönelik olmak üzere sunulan deliller kapsamında: -Davacının “...” markasının ....’da 09. ve 21.sınıflarda tescilli olduğu, - ...., gibi ünlü markaların giyilebilir cihazlar ve akıllı saatler, bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar ve otomotiv sektöründe davacının “...” markalı ürününü kullandığı, ürünlerinde davacının “...” markasını kullandıklarına ilişkin internette yer alan reklamlarının dosyada mevcut olduğu görülmüştür. Esasen dünyaca tanınmış bu markaların kendi reklamlarını yaparken ,davacının “...” markasını kullandıklarını söylemeleri de davacı markasının sektörel tanınmışlığı bulunduğunu ve son tüketiciye hitap eden bu reklamlarda “...” markasını kullandıklarını ilan etmelerinin son tüketici nezdinde de tanınmışlık düzeyinde olmasa da markanın bilinir olduğunu gösterdiği düşünülmüştür. -Bilgisayar ve iletişim konularında yayın yapan ... dergisinin değişik sayılarında davacının “...” markasının dayanıklılığından ve tanınmış markalarca tercih edildiğinden bahsedildiği, -.... haber sitesinde 25.09.2019 ve 13.07.2021 tarihli haberlerde .... ön camlarında “...” kullanılacağının haber yapıldığı, - .... kanallarının 2016-2018 yıllarında değişik tarihlerde yapmış olduğu haberlerde telefonlarda “...” markasının kullanılacağına ilişkin haberler yapıldığı, -Ekşi sözlük, donanım haber, ...., sium gibi sosyal medya platformlarında davacının “...”, “...” markaları ile ilgili paylaşımlar yapıldığı ve markaya konu ürünlerin dayanıklılığından bahsedildiği görülmüştür. -....’de: “... ... Inc.'in geliştirdiği ve ürettiği, şimdi beşinci nesli olan inceliği hafif ve hasara karşı dayanıklı olacak şekilde tasarlanmış uzmanlaşmış sertleştirilmiş bir cam markasıdır. ...'e özgüdür.” girişiyle yazılan bilgi yazısında markanın tarihsel gelişiminin ve dayanıklılığının anlatıldığı görülmektedir. Sonuç olarak: Davacı tarafça dosyaya sunulan deliller kapsamında yapılan değerlendirmede, davacının “...” ve “...” markalarının, davalının davaya konu markasının tescilli olduğu mal sınıfında sektörel tanınmışlığının bulunduğu kanaatine varılmıştır." şeklindeki tespit ve değerlendirmeye aynen iştirak edilerek davacının yurt dışında çok sayıda ülkede tescilli “...” ibareli markası bulunduğu, yaygın şekilde ünlü marka cihaz ve ürünlerinde kullanıldığı anlaşıldığından SMK 6/4 maddesindeki koşullar ve buna bağlı SMK 25/1 maddesindeki hükümsüzlük koşulu oluştuğu sonucuna varıldığı ;(karşı oy sunan bilirkişi görüşüne yukarıdaki gerekçe ile itibar edilmemiştir.)

SMK 6/9 maddesi açısından değerlendirme; (KÖTÜNİYET konusu); Hangi tür ve şekilde yapılan marka başvurularının kötü niyetle yapılmış sayılacağına ilişkin açıkça kanuni bir hüküm bulunmamakla birlikte her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmalıdır. Dosyaya yansıtılan delil ve belgeler, benimsenen oyçokluğu görüşündeki bilirkişi raporunda "... tüm dosya içeriğinden anlaşılan ve heyetimizce davacı markasının ilgili sektörde tanınmış olduğuna ilişkin varılan kanaat çerçevesinde; davalının da tacir olması aynı sektörde faaliyette bulunması nedeniyle davacı markasından haberdar olmadığının söylenemeyeceği düşünülmüştür. “...” ibaresi kullanılmış olduğu ürünlere yaklaşan, onları tanımlayan bir ibare olmayıp yeteri kadar ayırt ediciliği bulunan bir ibaredir. Bu nedenle davacının marka oluşturma konusunda sınırsız seçeneği mevcutken davacı ile benzer ürünlerde kullanılmak üzere aynı markanın tercih edilmiş olmasının tesadüf olamayacağı kanaatine varılmıştır. Davacının markasının birçok ülkede tescilli olması, sektörde ulaştığı tanınmışlık, davalının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünün bulunması ve davacı başvurusuna yapmış olduğu itiraz bütün olarak değerlendirildiğinde, davalının marka tescilinde iyiniyetli sayılamayacağı sonucuna ulaşılmıştır." şeklindeki tespit ve değerlendirmeye aynen iştirak edilerek davacının yurt dışında çok sayıda ülkede tescilli “...” ibareli markası bulunduğu, yaygın şekilde ünlü marka cihaz ve ürünlerinde kullanıldığı, markasının ilgili sektörde tanınmış olduğuna ilişkin varılan kanaat çerçevesinde; davalının da tacir olması aynı sektörde faaliyette bulunması nedeniyle davacı markasından haberdar olmadığının söylenemeyeceğinden çokca seçeneğe rağmen bu ibareyi marka olarak seçip tercih etmesi makul sayılamayacağından SMK 6/9 maddesindeki koşullar ve buna bağlı SMK 25/1 maddesindeki hükümsüzlük koşulu oluştuğu sonucuna varıldığı ;(karşı oy sunan bilirkişi görüşüne yukarıdaki gerekçe ile itibar edilmemiştir.)

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın KABULÜNE, 2-Davalıya ait ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkin edilmesine, karar kesinleştiğinde ... müzekkere yazılmasına, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin düşümü ile bakiye 187,80 TL'nin davalıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 4-AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5-Davacının yaptığı; 11.000,00 TL bilirkişi ücreti, 165,00 TL tebligat ücreti, 427,60 TL ilk harç masrafı olmak üzere toplam 11.592,60 TL yargılama giderinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 6-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine Dair verilen karar davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 16/06/2025

Katip .... Hakim .... E- imzalıdır E- imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/73, K. 2025/216, T. 16.06.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-73-e-2025-216-k-7301ff189287