İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/430 E. 2025/271 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/430
- Karar No
- 2025/271
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/430 KARAR NO : 2025/271
DAVA : Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) DAVA TARİHİ : 02/12/2020 KARAR TARİHİ : 11/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan konkordato davasının yapılan açık yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; tüm alacaklıların alacaklarının tamamının konkordatonun Asliye Ticaret Mahkemesi’nce onanmasına ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren altı yıl içerisinde ödeme teklifinde bulunduğunu, şirketin mevcut borçları; konkordato teklifinde belirtilen altı yıllık bir vadede %25 iskonto yapılarak %75’inin ödeneceğini, müvekkili şirket vade ve iskonto konkordatosunda bulunduğunu, müvekkili şirketin hali hazırda iflasına karar verildiğinde ise malvarlığının cebri icra yoluyla (iflas tasfiyesi yoluyla) satılması durumunda alacaklıların alacaklarının ancak %40'nı hatta birçok alacaklının iflas tasfiyesi neticesinde hiçbir pay alamayacağı, alacak olanlarında iflas tasfiyesine ilişkin uzun sürecin sonunda %40 gibi alacağına kavuşacağı maddi gerçekliği karşısında müvekkil şirketin konkordato teklifinin alacaklılarca kabulü halinde alacaklılar alacaklarının %25 iskonto yapılarak %75’i altı yıl içerisinde elde edecekleri gibi müvekkili şirkette faaliyetlerine devam edebilecek hem istihdam yaratacak hem de ülkeye katma değer oluşturacağını, müvekkili şirketin, büyük rakamlara ulaşan haciz ve iflas yoluyla takiplerle karşılaştığından, paraya çevrilmesi durumunda, aktifi piyasa şartlarından çok düşük bir meblağlarla paraya çevrileceğinden ve birçok alacaklının alacağını tahsil etmek imkânından yoksun kalarak zarara uğrayacağını, müvekkili şirketin iflası halinde ise, alacaklılar konkordato sonucunda elde edebilecekleri paya oranla çok daha az bir garâme ile yetinmek zorunda kalacağını, buna karşılık ticari çevre ve potansiyeli elverişli olan müvekkil firmanın talep ettiği konkordato kabul edildiği takdirde, müvekkilinin takiplerden korunması sayesinde sunulan ödeme projesi çerçevesinde, borçlarını aktifi ile orantılı düzeyde ödemesi ve bu suretle tüm alacaklılarını haciz ve iflasın sağlayacağı sonuçlardan çok daha elverişli bir düzeyde tatmin etmesinin mümkün olabileceğini, ayrıca teklif edilen konkordato alacaklıların yasal çoğunluğunun kabulüne ve mahkemenin tasdikine mazhar olduğu takdirde, firmanın içinde bulunduğu ekonomik darboğazdan kurtularak ülke ekonomisine yararlı katkılarını sürdürebilmesi imkânı doğmuş olacağını, müvekkili şirket ortaklarının borçların yapılanmasıyla tüm çaba ve emeklerini şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve borçların ödenebilmesi için göstereceğini, tensip kararı ile birlikte, İ.İ.K. 287. maddesi muvacehesinde müvekkili şirket ve şirket ortakları hakkında üç ay süre ile geçici mühlet kararı verilmesini, konkordato teklifine ilişkin olarak prosedürün işletilmesi kapsamında müvekkili şirket ve şirket ortaklarından ... ve ... için bir yıl süre ile kesin mühlet verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Talep, 2004 sayılı İİK'nun 7101 sayılı yasa ile değişik 285 vd. maddeleri uyarınca konkordato talebine ilişkindir. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda oluşturulan 12/04/2023 T. ve ...E....K.sayılı kararı ile varılan sonuca göre: "Yapılan açıklamalar karşısında davacı borçlu ... Şirketi yönünden; ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına kayıtlı olan... ŞİRKETİ yönünden konkordato projesinin İİK m.305 hükmü uyarınca tasdikine, davacı şirket yönünden 15/09/2022 tarihli revize proje gereği konkordatoya tabi adi borçlarının, İİK m.306 hükmü uyarınca ilk ödeme Kasım 2023 olacak şekilde, Kasım 2023'den itibaren beş yıl içinde, faizsiz ve %100 oranında olmak üzere, toplam miktarla ilgili her ödeme yılı %20 olarak ödenecek şekilde, her üç ayda bir eşit şekilde, toplam altmış aylık zaman dilimi içerisinde ve yirmi taksitte olmak üzere, her bir ödemenin üç aylık zaman diliminin son iş günü olacak şekilde ödemelerin yapılmasına, davacı borçlu ... ŞİRKETİ'nin rehinli alacaklısı olan ... A.Ş.'ye olan borçlarının İİK m.308/h uyarınca yapılandırılması karşısında, 22/09/2022 tarihli protokole ilişkin ödeme planı çerçevesinde projenin tasdikine, bu suretle rehinli alacaklı ...A.Ş. ile davacı borçlu ...ŞİRKETİ arasındaki projenin tasdik olunmasına, tasdik olunan projeye göre 23/03/2023 Perşembe günü itibariyle 2.200.000,00 TL, (hüküm öncesi ödeme yapılmıştır), 24/04/2023 Pazartesi günü itibariyle 2.500.000,00TL, 23/05/2023 Salı günü itibariyle 2.500.000,00TL, 23/06/2023 Cuma günü itibariyle 2.500.000,00 TL, 24/07/2023 Pazartesi günü itibariyle 2.500.000,00TL, 23/08/2023 Çarşamba günü itibariyle 2.500.000,00TL, 22/09/2023 Cuma günü itibariyle 2.500.000,00TL olmak üzere ödenmesi planlanan miktar ile ilgili ödeme planının tasdik olunmasına, konkordato tasdik kararının kesinleşmesine gerek olmaksızın konkordato tasdikinin 12/04/2023 günü saat: 16:07 itibariyle sonuç doğurmasına, davacı şirket lehine mahkememizce verilen tüm tedbir kararlarının ve tüm mühlet kararlarının tasdik karar tarihi olan 12/04/2023 günü saat: 16:07 itibariyle kaldırılmasına, davacı şirket yönünden, İİK m.308/c hükmü uyarınca bağlayıcı hale gelen konkordatonun, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburi olduğuna, davacı borçlu ... T.C. kimlik numaralı ... ile davacı borçlu ... T.C. kimlik numaralı ...'in davadan feragat beyanı karşısında davacıların konkordato talebinin feragat nedeniyle ayrı ayrı reddine, davacı gerçek kişiler yönünden şartlar oluşmadığından iflas kararı verilmesine yer olmadığına, davacı gerçek kişiler vekilinin feragat beyanı karşısında, davacı gerçek kişiler yönünden verilen tüm geçici mühlet ve kesin mühlet kararlarının, hükmün verildiği 12/04/2023 günü saat: 16:07'den geçerli olmak üzere tümden kaldırılmasına ve mahkememizce atanan konkordato komiserlerinin görevine son verilmiş olduğunun bildirilmesine dair karar vermek gerekmiştir." şeklinde hüküm oluşturulmuştur. Mahkememizce verilen hükme yönelik istinaf başvurusu olmuş ise de İstanbul BAM 17.HD 23/11/2023T. ve ...E....K.sayılı kararı ile tüm istinaf başvuruları reddolunmuştur. İstinaf başvurusunun reddolunması sonrası bu defa temyiz talebinde bulunulmuştur. Temyiz talebi üzerine Yargıtay 6.HD 09/05/2024 T.ve ...E.....K.sayılı kararında batık olmayan şirketin tasdik kararı itibariyle 60 ay vadede ödeme yapmasının kaynaklar ile orantılı olmayan, ödeme süresinin uzunluğu karşısında alacaklıların aleyhine olacak şekilde menfaat dengesini bozan bir konkordato projesinin varlığı nedeniyle ret kararı verilmesi gereğini işaret etmiştir. Bu suretle BAM kararını ortadan kaldırarak ilk derece mahkeme kararının bozulmasına dair karar oluşturmuştur. Yargıtay'ın bu karar ile borca batık olan şirketin dahi faizsiz ödeme teklif edebileceği, yine 60 ay civarındaki ödeme sürelerinin kabul olunabileceği yönündeki görüşünde değişiklik yaptığı, mahkememizce kabul edilmiş, bu görüş değişikliği ise mahkememizce benimsenerek bozma kararına uyulmuştur. Yargıtay'ın bozma kararından sonra icra edilen ilk duruşmada davacılar vekili tüm davacılar yönünden açmış olduğu davadan kayıtsız ve şartsız olarak feragat etmiş, beyanını imzalamış olup vekilin feragat yetkisi mevcuttur. Yargıtay bozma kararının taraflara tebliğ olunması sonrası bozma ilamına uyulup uyulmayacağının HMK çerçevesinde mahkemece takdiri gerekir. En azından kural budur. Ancak davacılar vekili bu amaçla yapılan ilk duruşmada davadan feragat etmiştir. Konu ile ilgili 6100 sayılı HMK'da herhangi bir düzenleme yoktur. Mahkememizce duruşma sırasında yapılan değerlendirme sırasında ise "Davadan feragatın usul hukuku açısından maddi anlamda kesin hüküm sonucu doğurması, bu şartlarda ortada usulen uymayı gerektirecek bir bozma ilamının artık bu aşamadan sonra söz konusu olmaması, feragat nedeniyle bozma ilamı gereğinin yerine getirilmesinin ise mümkün bulunmaması ve ancak konkordato talepleri açısından feragat olsa dahi güncel olarak batıklık durumunun Yargıtay uygulaması çerçevesinde zorunluluk arz ettiği, bu nedenle bu yöne ilişkin eksikliğin tamamlanacağı" şeklinde gerekçe açıklanarak bozma ilamına uyup uymama noktasında herhangi bir ara karar oluşturulmamıştır. Esasen az da olsa bir kısım Yargıtay daire görüşünün dahi bu yönde olduğu yargılaması aşamasında ayrıca tespit edilmiştir. Bu nedenle bozma kararına uymanın veya direnmenin mümkün olamayacağı mahkememizce takdir edilmiştir. Hal böyle olunca konkordato yargılaması sırasında konkordato davasından feragat eden davacılar yönünden konuyla ilgili yasal hükümlerin irdelenmesi ve bu çerçevede tahkikatın icrası sağlanmıştır. Yargılamanın devam ettiği aşamada davacılar vekili şirketin borca batık olmadığını, feragat nedeniyle davanın nedeniyle reddini talep etmiştir. Öncelikle davacılar vekilinin talebi İİK m.292/f.2- bend (d) hükmüne dayanmaktadır. Aynı hükmün 2.fıkrasına göre ise "Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder." Konkordato kurumunu düzenleyen İİK m.285 ve devamından sonra yer alan 12. BAP' da yer aldığı, bu itibarla adı geçen hükümlerin özel hüküm niteliğinde olduğu, buna mukabil 6100 sayılı HMK'nın ikinci bölümünde yer alan ve yargılamaya hakim olan ilkelerden m.30 hükmünün ise genel nitelikte bir usul hükmü olduğu dikkate alındığında öncelikle özel hükmün uygulanması gerektiği yorum bilimi (hermenötik) açısından zorunludur. O halde HMK m.30 hükmünde yer alan düzenlemenin bu açıdan dikkate alınabilmesi mümkün değildir. Bir başka deyişle uyuşmazlık ile ilgili pozitif hukukta özel düzenleme olduğu sürece genel düzenlemelerin uygulanması düşünülemez. Gerek yargısal uygulama gerek doktrin bu konuda uyum içindedir. Yukarıda açıklanan İİK m.291/f.2 ve İİK m.292/f.2 hükmünün emredici nitelikte olduğu, nitekim kanun koyucunun somut olayda olduğu üzere sebebi ne olursa olsun konkordato talebinden feragat edilmesi durumunda mahkemenin duruşma günü açması gerektiğini açıkça düzenlediği sabittir. Bu noktada mahkemeye herhangi bir nedenle takdir alanı ise kesin olarak bırakılmamıştır. Mahkeme hükmünün yorum gerektirmeyecek derecede açık ve kesin olması halinde yapılacak şey kanunun emredici hükmünün yerine getirilmesidir. Mecelle'deki ifade ile "Mevrid-i nasta içtihata mesağ yoktur." Elbette açık hükmün içeriği sert görülse de yine Roma Hukukunda kabul edilen ifade ile " Kanun serttir, fakat kanundur" ( Dura lex sed lex ). Nitekim mehaz niteliğindeki İsviçre İcra İflas Kanunun m.296 b nin bu yönde bir hüküm içermemekle birlikte, 2013 değişikliğinden önceki düzenlemede olduğu gibi mahkemenin yer, gün ve saati belirleyerek duruşma açması ve borçlu ile alacakları dinlemesi, hatta İsviçre İİK (eski) m. 295 f.5, (eski) m.308'e de yollama yaptığından, duruşmanın gün, yer ve saatini ilan etmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Prof. Dr. Ali Cem Budak, Doç. Dr. Müjgan Tunç Yücel Yeni Konkordato Hukuku, Ankara-2009, 2. Baskı sayfa 315 te atıf yapılan kaynak KUKO SchKG- Hunkeler, m. 296b, no. 13, Gilleron, Commentaire, m. 295, no. 24, s.373,) Hemen belirtmek gerekir ki 6100 sayılı HMK m. 307 hükmünde düzenlenen davadan feragat beyanı, batıklık sebebine dayanan iflasa göre karar verilmesi halini de içinde barındıran konkordato talepleri açısından sıradan bir feragat beyanı olarak nitelendirilemez. Zira talep ile ilgili olan alacaklıların hüküm verilmeden önce feragat talebinde bulunan şirketin batık olup olmadığı noktasında beyanda bulunma haklarının kısıtlanmaması gerekir. Esasen duruşma açılmasının asıl amaçlarından biri de bu nedendir. Zaten kanun koyucu da en azından bu nedenle konkordato talebinden feragat olsa dahi duruşma açılması noktasında emredici düzenleme getirmiştir. Komiser heyeti tarafından 13/09/2024 tarihli duruşma öncesi sunulan tüm raporlarda davacı şirketin güncel ve rayiç değerlere göre borca batık olmadığı birçok defa tekrarlanmıştır. Esasen Yargıtay 6.HD dahi 09/05/2024 tarihli kararı ile davacı şirketin borca batık olmadığı yönündeki kabulü benimsemiştir. Ne var ki davacı şirketin borca batık olup olmadığının yargılama sırasında dahi değişme ihtimali karşısında borca batıklık durumunun güncel olarak araştırılması, gerekli kayıt ve belgelerin celbedilmesi, bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmasının zorunluluk arz ettiği benimsenmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin yerleşik kararında belirtildiği üzere "6102 sayılı TTK'nın 376/3. ve İİK'nın 179. maddeleri uyarınca borca batık hale gelen şirket bunu mahkemeye bildirmek ve iflasını istemek zorundadır. İİK'nın 181. maddesinin aynı Kanun'un 160. maddesine yaptığı yollama nedeniyle, İİK'nın 178. ve 179. madde hükümleri uyarınca doğrudan iflas talebinde bulunan şirket temsilcisi ya da müdürü, ilk alacaklılar toplantısına kadar gerekli masraflar ile iflas kararının kanun yolları için gerekli tebliğ masraflarını avans olarak mahkeme veznesine yatırmalıdır. İİK'nın 178. ve 179. maddesi uyarınca iflasa karar verilebilmesi için şirketin borca batık durumda olması gerekir. Aciz hali borçlunun ödeme araçlarından yoksunluğu nedeniyle, derhal ödemesi gereken para borçlarını ödemek konusundaki yeterli ekonomik imkâna sahip olmamasıdır. Borca batıklık ise, borçlunun malvarlığındaki aktif değerler toplamının, pasif değerler toplamını karşılayamaması durumudur. Borçlunun aciz hali ne kadar ağır olursa olsun (İİK'nın 178/III deki durum olmadıkça) kendi iflâsını isteyen borçlu, aciz halinde bulunduğunu ispat etmek zorundadır. İflas talebi üzerine mahkemece bilirkişi incelemesi yapılarak iflas talebinin yerinde olup olmadığı belirlenir. Borca batıklığın tespiti için TTK'nın 376/3. maddesi uyarınca bir borca batıklık bilançosu hazırlanmalıdır." Somut olayda TTK'nın 376/3. maddesine göre borca batıklık bilançosunda aktiflerin rayiç değerden bilançoya geçirilerek borca batıklık bilançonun çıkarılması gerekir. Böyle bir talep üzerine mahkemece şirketin öncelikle borca batık durumda olup olmadığı rayiç değerlere göre tespit edilmelidir. Bunun için borçlu şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço üzerinde mahallinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, rayiç değerler ve yapılan araştırma ve inceleme sonucu elde edilen gerçekçi verilere göre bilirkişilerce yeniden oluşturulacak şirket bilançosu (borca batıklık bilançosu) da dikkate alınıp bir sonuca gidilmelidir. Borca batıklık, TTK’nın 376/3. maddesinde gösterilen şekilde varlıkların rayiç değerine ve İİK’nın 178/1. madde ve fıkrasında belirtilen alacaklılar listesinde gösterilenler ile gerçek anlamda tespit edilebilecek diğer borçların tutarına göre belirlenmelidir. Borca batıklıktan kurtulma ise tüm borçların ödenmesi anlamına gelmeyip, aktifin pasiften fazla olmasını ifade eder. Bir sermaye şirketinin borca batıklık bildiriminde bulunarak iflasını istemesi halinde, bu durumun mahkemece re’sen tespiti gerekir. Bu tespitin yapılmasında, davacının sunduğu delillere ek olarak, mahkemece gerekli görülen diğer delillerin toplanması, bu kapsamda ilgisi görülen kamu kurumlarından alınacak bilgiler, yapılacak keşif ve mahkemece atanacak bilirkişilerce düzenlenecek raporlar da değerlendirilmelidir. Borca batıklığın tespitinde sadece davacının kayıtlarına değil, varlıklarının rayiç değerlerine de özellikle bakılmalı, bu noktada, konusunda uzman bilirkişilerin görüşüne başvurulmalıdır. Dava teorisindeki genel ilkenin bir istisnası olarak, borca batıklık sadece dava tarihi itibariyle değil, yargılama safhasındaki olumlu veya olumsuz gelişmeler de dikkate alınarak belirlenmelidir. Açıklanan durum karşısında şirketin mevcut kayıtları; mahkemece ulaşılabilecek tapu, trafik, banka, vergi daireleri, sanayi ve ticaret odaları, ticaret sicil kayıtları gibi hakkında bilgi alınabilecek belgeler ve müdahillerin sunacakları bilgi ve belgeler, varlık kalemlerinin rayiç değerlerine ilişkin uzman (teknik) bilirkişi görüşleri ve somut olay bakımından özellik arz edebilecek diğer veriler toplandıktan sonra, konusunda uzman bir bilirkişi heyetinden alınacak teknik, detaylı ve denetime elverişli rapor sonucuna göre borca batıklığın tespiti gerekir. Borca batıklığın tespiti için mahkememizce atanan maden mühendisi, jeoloji mühendisi, gayrimenkul değerleme uzmanı, inşaat mühendisi, makine mühendisi bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu 08/01/2025 tarihli 39 sayfadan ibaret raporda borca batıklığın güncel olarak tespitine esas olan tüm değerlemeler güncel ve rayiç değerlere göre yapılmıştır. Tüm bu değerlemeler sonrası ise mahkememizce oluşturulan 30/01/2025 tarihli ara kararda "davacı şirketin güncel mal hak ve alacaklarına dair 08/01/2025 tarihli rapordaki değerlemelerin incelenmesi, 13/09/2024 tarihli duruşma ara kararı çerçevesinde ve davacı şirketin borca batık olup olmadığını tespit etmeye yarayacak gelen bilgi ve belgelerin incelenmesi, akabinde davacı şirketin mal, hak, alacak ve borç durumunu güncel olarak ve rapor tarihi itibariyle dikkate alınması, bu çerçevede davacı şirketin fiili olarak borca batık olup olmadığının TTK m.376 hükmüyle ilgili tebliğ hükümleri de gözetilmek suretiyle irdelenmesi, amacı ile SMMM bilirkişi marifetiyle gerekli incelemenin gerçekleştirilmesine" şeklinde ara karar oluşturulmuştur. Bunun üzerine SMMM bilirkişi tarafından 12/03/2025 tarihli raporda ise "davacı şirketin ticari defter kayıtlarına uygunluğu saptanan, en güncel olan 31/12/2024 tarihli bilançosuna göre varlıkları toplamının 585.816.703,73 TL ve borçları toplamının 282.913.256,89 TL olduğu, kaydi yönden varlıklarının borçlarını 302.903.446,84 TL fazlasıyla karşılamakta olduğu ve borca batık durumda olmadığı, davacı şirketin ticari defter kayıtlarına uygunluğu saptanan en güncel olan 31/12/2024 tarihli bilançosuna ve Mahkemece alınmış olan bilirkişi raporundaki kıymet takdirlerine göre rapor içerisinde ayrıntıları arz edildiği şekilde tanzim edilmiş olan rayiç değer bilançosuna göre varlıkları toplamının 2.232.797.363,87 TL ve borçları toplamının 282.913.256,89 TL olduğu, fiili olarak varlıklarının borçlarını 1.949.884.106,9)8 TL fazlasıyla karşılamakta olduğu ve borca batık durumda olmadığı" şeklinde görüş sunmuştur. Gerek davacı şirketin borca batıklığını tespitine yarayan ve değerlemeler yapan bilirkişi kurulu raporuna ve gerek bu değerlemeler çerçevesinde şirketin defter ve kayıtlarını dahi dikkate almak suretiyle inceleme yapan SMMM bilirkişi raporuna itibar etmeye engel bir itiraz bulunmamaktadır. Bu noktada SMMM bilirkişi bilançodaki defter ve kayıtlar ilgili gerekli incelemeler yapmıştır. Alınan raporlar gerekçeli, açık ve denetime elverişli niteliktedir. Bu şekilde davacı şirketin borca batıklık durumunun olmadığı yeniden ve açıkça tespit edilmiştir. Bu suretle İİK m.292 hükmünde belirtilen şartların oluşup oluşmadığı dahi araştırılmıştır. Zaten gerçek kişilerin ise iflâsa tâbi olmadığı açıktır. Alınan rapor içeriklerine göre, davacı şirket yönünden konkordato talebinden feragat edilmiş ise de şirketin borca batık olmadığı, bu nedenle şirket hakkında İİK m.292 hükmü çerçevesinde iflas kararı verilmesinin şartının oluşmadığı ortaya çıkmıştır. Davacılar vekili konkordato talebinden feragat etmiş olup, vekilin ise feragat yetkisi bulunmaktadır. Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun feragate ilişkin 307 ve devamındaki maddelerine göre; feragat, davacıların, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı olmaksızın talep sonucundan kayıtsız-şartsız vazgeçmesidir. Hükmün kesinleşmesine kadar yapılabilen feragat, kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Bu durumda mevcut feragat beyanı çerçevesinde ve yukarıda yapılan araştırmalar sonucunda davacılar hakkındaki konkordato talebinin sadece feragat nedeniyle yeniden reddi reddi gerekir. Esasen davacı gerçek kişiler yönünden daha önce bu noktada hüküm oluşturulmuş, ancak bu noktada herhangi bir bozma kararı oluşturulmamıştır. Yapılan açıklamalar karşısında ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına kayıtlı olan ...ŞİRKETİ yönünden, davacı şirket vekilinin 13/09/2024 tarihli duruşmadaki feragat beyanı karşısında davacı şirketin konkordato talebinin feragat nedeniyle reddine, davacı borçlu ... T.C. kimlik numaralı ... ile davacı borçlu ... T.C. kimlik numaralı ...'in davadan feragat beyanı karşısında davacıların konkordato talebinin feragat nedeniyle ayrı ayrı reddine, davacı gerçek kişiler yönünden şartlar oluşmadığından iflas kararı verilmesine yer olmadığına dair hüküm fıkrası şeklen kesinleştiğinden davacılar ... ve ... yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; I-1-... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına kayıtlı olan ... ŞİRKETİ yönünden, davacı şirket vekilinin 13/09/2024 tarihli duruşmadaki feragat beyanı karşısında davacı şirketin konkordato talebinin feragat nedeniyle reddine, 2-Davacı şirket hakkındaki kesin mühlet ve tedbir kararlarının, mahkememizin ...E. ...K. ve 12/04/2023 tarihli kararına istinaden ve 12/04/2023 günü saat 16:07 itibariyle kaldırılmış olduğunun yeniden bildirilmesine, 3-Davacı şirkete atanan konkordato komiserlerinin görevine, mahkememizin ...E. ...K. ve 12/04/2023 tarihli kararına istinaden ve 12/04/2023 günü saat 16:07 itibariyle son verilmiş olduğunun yeniden bildirilmesine, 4-Davacı şirket hakkındaki konkordato talebinin feragat nedeniyle ret olunduğunun, ayrıca "12/04/2023 günü saat 16:07 itibariyle ise mühlet kararlarının kaldırıldığının ve konkordato komiserlerini görevine son verildiğinin" yine daha önce ilan yapılan ticaret sicil gazetesi ile Basın İlan Kurumu resmi ilan portalında ilan olunmasına ve daha önce bildirimde bulunulan ilgili yerlere derhal bildirilmesine, 5-Davacı şirketin borca batık olmaması nedeniyle iflas şartları oluşmadığından davacı şirket hakkında iflas kararı verilmesine yer olmadığına, II-Mahkememizin...E....K. ve 12/04/2023 tarihli kararına istinaden: 1-"Davacı borçlu ... T.C. kimlik numaralı ... ile davacı borçlu ... T.C. kimlik numaralı ...'in davadan feragat beyanı karşısında davacıların konkordato talebinin feragat nedeniyle ayrı ayrı reddine, Davacı gerçek kişiler yönünden şartlar oluşmadığından iflas kararı verilmesine yer olmadığına, 2-Davacı gerçek kişiler vekilinin feragat beyanı karşısında, davacı gerçek kişiler yönünden verilen tüm geçici mühlet ve kesin mühlet kararlarının, hükmün verildiği 12/04/2023 günü saat: 16:07'den geçerli olmak üzere tümden kaldırılmasına ve mahkememizce atanan konkordato komiserlerinin görevine son verilmiş olduğunun bildirilmesine, 3-Konkordato komiserinin görevine son verildiğinin İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığına bildirilmesine, 4-Davacı gerçek kişiler hakkındaki konkordato talebinin feragat nedeniyle ret olunduğunun, geçici ve kesin mühlet kararlarının, kararının kaldırıldığının ve konkordato komiserinin görevine son verildiğinin daha önce ilan yapılan Ticaret Sicil Gazetesi ile Basın İlan Kurumu resmi ilan portalında ilan olunmasına ve daha önce bildirimde bulunulan ilgili yerlere derhal bildirilmesine, 5-Davacı ... ve... yönünden tasdik olunan harcın hükmün kesinleşmesinden sonra kendisine iade olunmasına, 6-Davacı gerçek kişilerin konkordato taleplerinin ayrı ayrı red olunduğunun, tüm ve tedbir kararlarının kaldırıldığının, konkordato komiserlerinin görevlerine son verildiğinin daha önce ilan yapılan ticaret sicil gazetesi ile Basın İlan Kurumu resmi ilan portalında ilan olunmasına ve daha önce bildirimde bulunulan Tapu Müdürlüğüne, Ticaret Sicil Müdürlüğüne, Vergi Dairesine, Gümrük Ve Posta İdarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankalar Birliğine, İstanbul Ticaret Odasına, ...Odasına, ...'a, Sermaye Piyasası Kurulu olmak üzere gerekli yerlere ayrı ayrı bildirilmesine," dair hüküm fıkrası şeklen kesinleştiğinden davacılar...ve ... yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, III-Bu dava nedeniyle alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 54,40TL'den mahsubu ile kalan 561,00 TL'nin davacılardan alınarak hazineye irat kaydına, 1-Davacı şirket yönünden yatırılan 281.936,59 TL ve 19.436,00 TL tasdik harçlarının, ... yönünden yatırılan 79.893,13 TL tasdik harcının ve davacı ... yönünden yatırılan 79.308,83 TL tasdik harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 2-Davacılar tarafından harcanan giderlerin davacılar üzerinde bırakılmasına, 3-Artan avansın karar kesinleştiğinde davacılara iadesine, Huzurda bulunan davacılar vekilinin yüzüne karşı alacaklıların ise yokluğunda olmak üzere davacılar vekili yönünden kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde ve Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip