İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/10 E. 2024/489 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/10
- Karar No
- 2024/489
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/10 Esas - 2024/489 T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/10 KARAR NO : 2024/489
DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 10/01/2024 KARAR TARİHİ : 19/11/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/12/2024
Mahkememizde görülmekte olan marka ile ilgili kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesiyle; davalı yanın ... başvuru numaralı “...’’ markasının 36. sınıflarda tescili talebinde bulunduğunu, başvuruya yönelik itirazlarının Kurum tarafından reddedildiğini, müvekkilinin “...” markalarının yoğun kullanım sonucunda tüketiciler nezdinde bilinir hale gelmiş bir marka olduğunu, “...” kartlarının ..., ..., ... ... ve ... mağazalarında alışveriş sırasında kullanıcısına ayrıcalıklar sağlayan bir kredi kartı olduğunu, müvekkili markalarının tanınırlığının birçok mahkeme kararı ve bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, ... Hukuk Mahkemesi’nin ...E ve ayrıca ... E sayılı dosyalarında müvekkili markalarının kullanım sonucunda ayırt edicilik kazandığı hususlarının tespitlerinin yapıldığını, dava konusu markanın müvekkili markalarından haksız yarar sağlayarak müvekkili markalarının ayırt ediciliğini zedeleyecek sonuçlar doğurabileceğini, taraf markaları arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu, müvekkili markalarının tamamında “...” ibaresinin esas unsur olduğunu, taraf markaları arasındaki sınıfsal benzerlik ile birlikte bu benzerlik halinin karıştırılma ihtimaline yol açacak olduğunu, “...” markalarının müvekkili ile özdeşleştiği hususlarının Kurum tarafından da kabul edildiğini, dava konusu markanın bu haliyle müvekkili markalarının serisi algısı yarattığını, müvekkilinin ... alan adından kaynaklı olarak da üstün bir hakkı bulunduğunu, davalı başvurusunun kötü niyetle yapıldığını iddia ederek ... sayılı ... kararının iptali ile dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili davaya cevap vermemiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; ...’nun 10.11.2023 tarihli, ... sayılı kararının ... başvuru sayılı ... marka başvurusunun başvurusu devam eden tüm mal ve hizmetler için tümden reddi ile tescil işlemlerinin durdurulmasını, markanın tescil edilmiş olması durumunda SMK’nın 25. maddesi uyarınca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesi taleplerine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. ...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; dava konusu "..." ibaresinin 36. Sınıf hizmetlerde 17.05.2022 tarih ve ... sayısı ile marka başvurusuna konu edildiği, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun 27.05.2022 tarih ve 397 sayılı ...’nde yayımlanmasına karar verildiği, anılan ilana karşı davacı yan tarafından itirazda bulunulduğu, ...’nın 30.03.2023 tarihli kararı ile davacı itirazlarını haklı görmediği ve reddine karar verildiği, söz konusu karara karşı davacı tarafça bir kez daha itiraz edilerek ... tarafından verilen kararın kaldırılması ve başvurunun reddi yönünde karar verilmesinin talep olunduğu, davacı itirazlarını inceleyen ...’nun 10.11.2023 tarih ve ... sayılı kararı neticesinde özetle; “... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun ... sayılı "...", "..." ibareli markalar gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6 ncı maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda ilgili tüketicilerin başvuruya konu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markaları bütüncül algı çerçevesinde farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılayabileceği kanaatine varılmış ve başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markalar bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer bulunmamıştır. tanınmışlıktan haksız yarar sağlama gerekçeli itiraz da kabul edilmemiştir. SMK m.6/6 koşullarının oluşmadığı kanaatine varıldığından bu yöndeki itiraz da kabul edilmemiştir. Başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönündeki iddia da somut delillerle ispatlanmadığı gibi, sadece markalar arasındaki benzerlik iddiasına dayandırıldığından ve Kurul'un kanaatine göre, markalar arasındaki benzerlik veya karıştırılma ihtimali, diğer başkaca koşulların varlığı aranmaksızın, tek başına, kötü niyet iddiasının kabulü için yeterli bir kanıt teşkil etmediğinden (... ) bu gerekçeye dayalı itiraz da yerinde ve haklı görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeler ile davacı taraf itirazlarının bir kez daha ve nihai olarak reddine karar verildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde tarihinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir. Ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlık konusuyla ilgili iddia, savunmalar doğrultusunda rapor düzenlenmesi için AYRI AYRI seçilen 2 bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir. Marka vekili bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: -Dava konusu başvuru kapsamında yer alan 36. Sınıf hizmetlerin, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında da birebir yer aldığı, -Taraf markalarının bütünsel algıları itibariyle ilgili tüketiciler nezdinde iltibasa yol açacak bir benzerlik taşımadıkları, -SMK m. 6/5 koşullarının somut olayda oluşmayacağı, -SMK m. 6/6 koşullarının somut olayda oluşmayacağı, -Kötü niyet iddialarının takdirinin mahkemeye ait olduğu, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Pazarlama uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: 1- Davalının tescil talebinde bulunduğu hizmetlerin tamamının, davacı markasının tescilli hizmetleriyle aynı olduğu, 2- Dava konusu marka ile davacı markalarının benzer olmadığı, 3- Dava konusu başvuru ile redde gerekçe markalar arasında SMK m. 6/1 kapsamında karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı, 4- 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, 5- SMK madde 6/9 gereğince kötü niyetin varlığına ilişkin değerlendirme salt hukuki nitelikte olduğundan, bilirkişi olarak kötü niyet konusunda herhangi bir değerlendirme yapılamayacağı, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir.
Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporların usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. GEREKÇE: Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. “Marka tescilinde nispi ret nedenleri ” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise; (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir. Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (...). Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. SMK m.6/3 hükmü bağlamında tescil engelinden veya hükümsüz nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacaktır: -Tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret olmalıdır. - Başvuru veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmiş olmalıdır. Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. SMK m.6/6 hükmüne göre; tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;
Davalı Markası Örnek Davacı Markaları
...
Tarafların emtia gruplarına bakıldığında; dava konusu davalı markasının (36-1) Sigorta hizmetleri. (36-2) Finansal ve parasal hizmetler. (36-3) Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. (36-4) Gümrük müşavirliği hizmetleri'ni içerdiği, davacıya ait mesnet markaların 36.sınıf: Gümrük müşavirliği hizmetleri. Sigorta hizmetleri. Finansal ve parasal hizmetler. Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri.. yönünden tescilli olduğu, bu durumda taraf markalarının 36. Sınıf hizmetlerde birebir aynı emtiaları kapsadığı, görülmektedir. Şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtialar yönünden gerçekleşmiştir. Davalının markasının incelenmesinde; dava konusu başvurunun ''...'' şeklinde şekil ve sözcük unsurlarından oluşan bileşke bir marka olduğu, marka içerisinde madeni ve kağıt para temsiller ile birlikte bir adet büyüteç görselinden oluşan bir logoya markanın sol kısmına hakim olacak şekilde yer verildikten sonra, markayı oluşturan “...” ibaresine markanın sağ alt kısmında kalacak şekilde yer verildiği, “...” ibaresinin esasen İngilizce kontrol etmek anlamına geldiği, marka örneğindeki “4” rakamının kendi anlamıyla değil İngilizcedeki “...” bağlacının yerine kullanılan bir imge olduğu, “...” kelimesinin ise “para” anlamına geldiği, dolayısıyla markanın bütün olarak “para aramak” gibi bir anlama geldiği, temel düzeyde eğitim almış bir tüketici markanın bütünsel anlamını algılamasa da “...” kelimesinin anlamını derhal algılayabileceği, dava konusu markada bütün olarak “...” ibaresinin markanın asli unsuru olarak algılanacağı anlaşılmaktadır. Davacının markalarının incelenmesinde; davacı yanın markaları ise ... gibi şekillerde olup davacı markalarının tamamında “...” ibaresinin esas unsur olarak kullanıldığı, markalarda genel olarak sarı ve yeşil tonların kullanıldığı, bazı markalarda “E” harfinin ters şekilde konumlandırılarak görsel algıda uyarıcı bir etken oluşturulduğu, yine alternatif görsellerde de “...” ibaresini içerir markaların oluşturulduğu, bu markaların tamamında “...” ibaresinin asli unsur olarak kullanılırken sonuna eklenen card, club, bonus, pay gibi ibarelerle alternatif markaların oluşturulduğu, anlaşılmaktadır. Markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve ... sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunup bulunmadığı incelendiğinde; davacı yanın markaları ile dava konusu arasında görsel ve işitsel açıdan yeterli düzeyde farklılıklar bulunduğu, dava konusu marka içerisinde “...” ibaresinin doğrudan sahip olduğu anlamın karşılığını verecek nitelikte kullanıldığı, bu kullanımda ilgili tüketicinin anılan ibareye münhasıran bir ayırt edicilik veyahut markasal vasıf yüklemeyeceği, dava konusu markanın davacı yanın kurumsal kimliğine işaret eden özellikler ihtiva etmediği bir durumda 36. sınıftaki hizmetler ve bu hizmetlerin tüketicilerinin niteliği de gözetildiğinde, tüketicileri yanılgıya düşürebilecek nitelikte bir benzerliğin mevcut olmadığı, her ne kadar “...” kelimesi 36. Sınıftaki “finansal ve parasal hizmetler” dışındaki hizmetler yönünden doğrudan tanımlayıcı değil ise de “...” ibaresinin bu hizmetler açısından da esasen yaygın olarak kullanılan, yaratılmış ya da özgün niteliği bulunmayan, bu anlamda ayırt edici gücü zayıf bir unsur olarak kabul edilebileceği, taraf markalarındaki farklılıkların da bütünsel algılarına olan etkileri gözetildiğinde bu ibareyi içerecek şekilde yaratılan markalarda, tüketicinin, her hal ve koşulda, tek başına “...” ibaresini marka içerisinden çekip alarak yanılgı yaşamasının mümkün olmayacağı, dolayısıyla tüketicinin markaları bir bütün olarak yorumlayacakları ve bu algıya göre tercihlerini somutlaştıracakları, bu algıda ise taraf markalarının anılan mal ve hizmetlerde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmayacağı, taraf markaları 36. Sınıf hizmetleri ortak olarak kapsamakta iseler de “...” ibaresinin sahip olduğu kavramsal karşılıktan kaynaklı taraf markalarının bütünsel algıda birbirlerinden yeterli düzeyde uzaklaştıkları, bu anlamda ilgili hizmetlerde, davacı yanın önceki markalarının kurumsal kimliğine işaret eden öğeleri bütün olarak ihtiva etmeyen dava konusu marka gibi markaların, salt “...” ibaresini içerir olmalarından ötürü her hal ve koşulda davacı markalarının devamı, serisi niteliğinde markalar olarak görülmeyecekleri, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının "..." markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı, taraf markaları arasında SMK 6/1 maddesi anlamında iltibas bulunmadığı, İltibas tehlikesinin bulunmaması halinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının uygulama alanı bulmayacağı; Davacı yanın ... alan adına dayalı olarak üstün bir hakkının mevcut olduğu yönünde iddiaları bulunduğu görülmekle, ... alan adı, who.is kayıtlarının sorgulanması neticesinde, davacı ... Tic. A.Ş. adına 27.03.2009 tarihinde tescil edildiği; davacı yanın “...” ibaresi üzerindeki hak sahipliği sayesinde elde ettiği alan adının varlığı, dava konusu marka başvurusu açısından da davacı lehine üstün bir hak sağlamayacağı, dava konusu başvurunun bütünsel algısı, davacı alan adını çağrıştırmadığı gibi fiili olarak da davacı alan adı içeriği benzer içerikte bir kullanımının var olup olmadığı yönünde de somut bir bilgiye rastlanmadığı, SMK 6/6 maddesi koşullarının somut olayda ortaya çıkmadığı, Öte yandan dosya kapsamında davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir herhangi bir belge bulunmadığı, davalının kötü niyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı, SMK 6/9 maddesi koşullarının somut olayda oluşmadığı, dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere: 1-DAVANIN REDDİNE, 2- Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalı ...'e verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair, verilen karar hazır olan taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 19/11/2024
Katip ... Hakim ... e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır