İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/826 E. 2026/149 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/826
- Karar No
- 2026/149
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/826 Esas - 2026/149 TÜRK MİLLETİ Adına Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili T.C. ANKARA GEREKÇELİ KARAR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/826 KARAR NO : 2026/149
....
DAVA : Tazminat / Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Munzam Zarar DAVA TARİHİ : 06/12/2023 KARAR TARİHİ : 05/03/2026 KARAR Y.TARİHİ : 23/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan "Alacak" davasının yapılan açık yargılaması sonucunda, aşağıdaki karar tesis edilmiştir. I-İDDİALAR 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin, .... tarafından da onanarak kesinleşen ... sayılı kararına konu borcu 10 yıldır ödemediğini, ülkemizde yaşanan ekonomik koşullar nedeniyle döviz kurlarındaki artışlar ve yüksek enflasyon neticesinde müvekkilinin zararı katlanarak devam ettiğini, yasal faiz denilen uygulamanın müvekkili zararını karşılamasının mümkün olmadığını, döviz kurlarındaki artışlar ve yüksek enflasyon oranları dikkate alındığında müvekkili alacağına uygulanan temerrüt faiz oranları günün koşullarına göre çok düşük kaldığını, açılan bu davada müvekkili alacağının Türk Borçlar Kanunu 112. maddesi “Munzam Zarar” kapsamında, taraflar da tacir olduklarından “.... artışlarına göre hesaplama yapılarak tazmin edilmesini talep ettiğini, davalı şirketin her yıl başka bir şahsa devredilmek suretiyle borçtan kurtulmaya çalıştığını, borcun oluştuğu tarihte şirketin tek yetkilisi ve ortağı ... olduğundan davaya dahil edildiğini, .... Sicilde kayıtlı davalı şirketin 02.04.2015 tarihinde çalışanları ... isimli kişiye hisselerini devrettiğini, her yıl bir başkasına muvazaa ile devir yapılarak Davalı ...'nın borçtan kaçmak yolunu seçtiğini, ancak borcun doğduğu anda şirketin tek ortağı ve yönetim kurulu başkanı olması sıfatı ile borçlardan şahsen de sorumlu olduğunu, devir yapılan kişilerin bu şekilde cirosu olan bir şirketi satın almaları ya da yürütmeleri mümkün olamayacağını, sorumlu olan ... ve yakınlarının üzerinde, kaçırdıkları kaynakları bulundurmakta olduklarını beyanla; davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II-SAVUNMALAR 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacı, dava konusu alacaklar için diğer Davalı ....'ye karşı açılan davada 05.06.2018 tarihinde ... sayılı kararla davanın kabulüne karar verilen karar kesinleştiğini, müvekkilinin davanın tarafı olmadığını, dava konusu alacağın muhatabı müvekkili olmamakla birlikte, işbu davayla aynı ikame edilen davanın, 13.11.2023 tarihinde .... sayılı kararla arabuluculuk yoluna başvurmaksızın açılması nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiğini, talep sonucunun açıkça gösterilmediğini, zamanaaşımı itirazında bulunduklarını, davalı şirket ile dava dışı .... yevmiye numaralı anılan önceki Sözleşme'ye ait Ek Sözleşme akdedildiğini, davacı ile davalı .... arasında 26.09.2012 tarihli “Anahtar Teslim şeklinde İnşaat Sözleşmesi" akdedildiğini, davacının edimlerini zamanında yerine getirmemesi nedeniyle davalı şirketçe ek süre de verildiğini, yine edimlerin zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle davalı şirketin sözleşmeyi haklı sebeple feshettiğini, Davalı .... 06.01.2014 tarihinde davacıdan alacaklarının tahsili amacıyla ... Sayılı dosyası üzerinden dava ikame ettiğini, bu yargılama devam ederken davacının davalı aleyhine icra takibi başlattığını, davalı şirketin takibe itirazı üzerine davacı şirketçe 22.07.2014 tarihinde açılan itirazın iptali davasının davalı şirketçe açıldığını, davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ayrıca, davacının müvekkiline karşı muvazaaya dayalı açtığı tapu iptal ve tescil davasının bulunduğunu, bu davanın, ..., sayılı dosyasında görüldüğünü beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde, talebinin ne olduğunu, faiz türünün ne olduğunu, talep edilen tutarın ne kadar olduğunu tam açıklamadığını, munzam zarar talep eden davacının, somut olarak uğradığı zarara dair hiçbir açıklamada bulunmadığını, davacı ile dava dışı arsa sahipleri arasında .... yevmiye numaralı Ek Sözleşme imzalandığını, müvekkili ile davacı şirket arasında kaba inşaatın yapılması için 26.09.2012 tarihli "Anahtar Teslim Şeklinde İnşaat Sözleşmesi" akdedildiğini, davacının edimlerini zamanında yerine getirmemesi nedeniyle müvekkili tarafından davacıya ek süre verildiğini, edimlerin zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle müvekkilin anılan sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini, müvekkilinin 06.01.2014 tarihinde davacıdan alacaklarının tahsili amacıyla .... işbu yargılama devam ederken Davacı müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin takibe itiraz etmesi üzerine davacı şirket tarafından 22.07.2014 tarihinde itirazın iptali davası açıldığını, dava dilekçesinde yalnızca munzam zarar talebinden bahsedildiğini, temerrüt faizini aşacak derecede ve somut olarak nasıl bir zarara uğradığı açıklanmadığını, ayrıca, davacının müvekkiline karşı muvazaaya dayalı açtığı tapu iptal ve tescil davasının bulunduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III-TARAFLARIN ANLAŞTIKLARI ve ANLAŞAMADIKLARI HUSUSLAR A. Taraflar Arasında Uyuşmazlık Bulunmayan Hususlar 4. Tarafların ileri sürdüğü, üzerinde anlaştıkları ve çekişme konusu olmaktan çıkan her hangi bir vakıa bulunmadığı anlaşılmaktadır. B. Taraflar Arasındaki Uyuşmazlık Konuları 5. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı ile davalı şirket arasında akdedilmiş olan eser sözleşmesi kapsamında davacı şirket alacağının ödenip ödenmediği, taraflar arasındaki eser sözleşmesinde taraflarca kararlaştırılmış bir faiz oranının bulunup bulunmadığı, davacı şirketin alacağının geç ödenmesi sözkonusu ise davacının alacağına uygulanan temerrüt faizinin enflasyon ve döviz kurlarındaki artış karşısında temerrüt faizi ile karşılanmayan zararının oluşup oluşmadığı, zararı oluşmuş ise bu zarar tutarının ne olduğu noktasında toplanmaktadır. IV-ÇEKİŞMELİ VAKILAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER 6. ..., sayılı kararının incelenmesinde, asıl davada davacının ..., davalının ... olduğu, asıl davada dava konusunun, eser sözleşmesinden kaynaklanan gecikme cezası, müspet ve menfi zararların tazmini, fazla ödemenin istirdadı istemine ilişkin olduğu; birleşen davada davacının ... davalının ... olduğu, birleşen davada dava konusunun, iş bedelinin tahsili için yapılan ilamsız icra takibine itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, yapılan yargılama neticesinde, asıl davada, davacı ...tarafından sözleşmenin haksız olarak fesih edildiği, sözleşmenin ifasına bağlı gecikme cezası talebinin hukuki dayanağının bulunmadığı gerekçesi ile asıl davanın reddine; birleşen dava yönünden ise icra takibine yapılan itirazın haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile icra takibinin devamına dair karar verildiği görülmüştür. 7. ..., sayılı kararının incelenmesinde, davacının ..., davalının ... olduğu, davanın, eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar alacağı talebine ilişkin olduğu, mahkemece yapılan yargılama neticesinde, arabuluculuk son tutanağı bulunmadığından, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verildiği görülmüştür. 8.... yevmiye numaralı ihtarnamesinin incelenmesinde, davacı ... tarafından, davalı ....'ye gönderilen ihtarnamede özetle, barter usulüne göre teslimi kararlaştırılan dairelerin bedeli olan 1.086,380,00 TL'nin ihtarnamenin tebliğinden itibaren 2 gün içerisinde ödenmesinin ihtar edildiği görülmüştür. 9. ....sayılı kararı ile itirazın iptaline karar verildiği, verilen kararın kesinleştiği görülmüştür. 10. Mahkememizce dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup alınan bilirkişi rapor ve ek raporunun sonuç kısmında özetle; davacının temerrüt tarihi 08.03.2014 itibariyle davalı şirketten 1.086.380,00 TL alacağı için dava tarihi 06.12.2023 itibariyle 1.449.647,61 TL Temerrüt (Avans) faizi talep hakkına sahip olduğu, aşkın (munzam) zarar alacağının tespiti konusunda Yargıtay Daireleri arasında görüş aykırılığı bulunduğundan, davacı davalı şirketten, temerrüt tarihi 08.03.2014 itibariyle 1.086.380,00 TL alacakla ilgili uğranılan zararı somutlaştırması yönündeki Yargıtay kararları göz önünde tutulduğunda; davacının alacağını alamaması nedeniyle uğradığı zarar konusunda somutlaştırılmış bir zarar talebi bulunmadığından aşkın (munzam) zarar talep edemeyeceği, temerrüt tarihi 08.03.2014 itibariyle 1.086.380,00 TL alacağı için ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilerek aşkın zarar talep edebileceği görüşü kabul edilirse, dava tarihi itibariyle 10.833.046,27 TL üzerinden, ancak dava dilekçesindeki taleple bağlı TÜFE ve TEFE kriterlere bağlı alındığında 9.378.324,20 TL, yine talep ettiği tutarla bağlı olarak da 100.000,00 TL aşkın zarar talep edebileceği bildirilmiştir. V- DELİLLERİN TARTIŞILMASI, YARGILAMA ve GEREKÇE 11. Dava, taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın süresinde ödenmemesi nedenine dayalı munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. 12. Davacı yüklenici ..... tarafından, taraflar arasında imzalanan 26/09/2012 tarihli .... Recidence projesinin kaba inşaatı konulu eser sözleşmesi uyarınca anahtar götürü bedeli olarak kararlaştırılan 5.157.398,97.-TL + KDV bedelinin 1.086.380,00.-TL'lik kısmını yapılan inşaatta 108 ve 47 nolu dairelerin verilmesi suretiyle ödeneceği kararlaştırılmasına rağmen anılan dairelerin tapu kayıtlarının intikalinin yapılmadığı, buna karşı eser sözleşmesi kapsamında yüklenilen işin tamamlandığı iddia edilerek asıl alacağın tahsili için yapılan icra takibinin karşı tarafça itiraz edilmesi üzerine itirazın iptaline ilişkin açılan davada, .... K sayılı kararına konu borcun 10 yıldır ödemediği, döviz kurlarındaki artışlar ve yüksek enflasyon neticesinde davacının zararının katlanarak devam ettiği iddiasına dayalı olarak, Türk Borçlar Kanunu 112. maddesi “Munzam Zarar” kapsamında, tarafların tacir olduğu gözetilerek “TEFE/TÜFE artışlarına göre hesaplama yapılarak tazmin edilmesi istemi ile işbu davanın açıldığı görülmüştür. 13. Bu kapsamda eldeki uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçilmesinden önce munzam zarara ilişkin kısaca bir açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır. 14. Aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. 15. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmıştır. 16. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. 17. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. 18. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. 19. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. 20. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür (.... Karar). 21. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. 22. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından ispatlaması gerekir. Zararın ispatında ise zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır. Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. 23. Soyut yöntemde ise; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. Herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. .... Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir. 25. Anayasa Mahkemesi'nin munzam zarara ilişkin olarak yapılan bireysel başvurulara ilişkin olarak vermiş olduğu kararlarda, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.... tarihli kararı). 26. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ilke olarak alacağın geç ödenmesinden doğan bir zararın varlığının ileri sürüldüğü durumlarda enflasyon oranı esas alınarak faiz ödenmesi suretiyle zararın giderilebileceğini kabul etmiştir...., 8/7/2025 tarihli kararının içeriğinde de ayrıntılı biçimde değinildiği üzere .... Dairelerinin kendi aralarında ve yine ... arasında munzam zarara ilişkin olarak verilen içtihatlar arasında farklılıklar bulunduğu anlaşılmaktadır. Özellikle bu farklılığın yukarıda değinilen munzam zararın ispatı noktasında ortaya çıktığı ve enflasyon olgusunun zararın ispatı için yeterli gören soyut yöntem ile munzam zarar talebinin enflasyon etkisi dışında somut bir zarara ilişkin olması gerektiği gerekçesinden yola çıkan somut yöntem değerlendirmesinden ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. 28. Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler ise; a. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE oranı, b. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, c. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, d. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, e. Asgari ücret artışı, f. Altın fiyatlarındaki artış olarak belirlenmiştir. Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. ... 29. Yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık ele alındığında, taraflar arasında imzalanan 26.09.2012 tarihli sözleşmenin konusunun, projeye uygun olarak tek blokluk konut amaçlı binanın kaba inşaatının yüklenici davacı ... Ltd. Şti. tarafından yapımına ilişkin olduğu (Sözleşmenin 5. maddesi), anahtar teslimi götürü bedel olan sözleşmenin süresinin işin başlama tarihinden itibaren 230 gün olarak kararlaştırıldığı, Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 6. maddesinde; yüklenicinin sözleşmede yazılı süre içinde işe başlayabilmesi için işyerinin, eksen kazıkları, someler, röperler vb. zemin üzerinde kontrol edilerek yapı denetim görevlisi tarafından yükeniciye teslim edilerek tutanak altına alınacağı, sözleşme konusu işe ilişkin Yer Teslim Tutanağı'nın 17.10.2012 tarihinde düzenlendiği görülmekle, yer teslim tutanağının düzenlendiği 17.10.2012 tarihinin işin başlangıç tarihi olarak kabulü gerekmektedir. 30. Taraflar arasındaki anahtar teslimi götürü bedel sözleşmesinin 26.09.2012 tarihinde imzalandığı, bu kapsamda yer teslim tutanağının ise 17.10.2012 tarihinde düzenlendiği anlaşılmaktadır. İşin süresinin 230 gün olduğu göz önünde bulundurulduğunda işin teslim tarihinin 04.06.2013 olduğu hesaplanmaktadır. Ancak, dosya kapsamındaki projede bir takım revizyonların olduğu ve işin tamamlanma süresinin ötelendiği görülmektedir. Diğer taraftan davalının sözleşmeyi tek taraflı olarak 23.12.2013 tarihinde fesih ettiği göz önünde bulundurulduğunda; davacının projede vuku bulan revizyonlar nedeniyle işin teslim süresine 202 gün ilavede bulunarak feshi 432 günlük sürenin sonunda 23.12.2013 tarihinde gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. 31. Yapılan incelemede, anahtar teslimi götürü bedel bir sözleşmede, sürekli olarak proje revizyonlarının oluştuğu, davalı taşeron firmanın imalatına devam edebilmesi için proje ve teknik detayların eksik olduğu, randımanlı bir çalışma yapmasının mümkün olamadığı, her ne kadar detay projelerde yapılan revizyonların maliyet açısından düşük olmasına rağmen, bu imalatların el oyalayıcı, süre alıcı unsurlar oluşturduğu, bu kapsamda davacı firmaya kendi kusurundan kaynaklanmayan nedenlerle oluşan bu gecikmelerden dolayı süre uzatımının verilmesi gerektiği, davalı firmanın .... İş sayılı dosyasında alınan tespit bilirkişi raporuna göre; bakiye kalan işin 37 gün içerisinde tamamlanacağının tespit edildiğini belirterek davacı tarafa keşide etmiş olduğu ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile sözleşme konusu işin ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde geçici kabul seviyesine getirilmesini ihtar ettiği, ihtarnamenin 05.11.2013 tarihinde davacı firmaya tebliğ edildiği, ancak aradan 53 gün geçmesine rağmen inşaatın geçici kabul seviyesine getirilmemesi sebebi ile taraflar arasındaki sözleşmenin 23.12.2013 tarihinde tek taraflı olarak feshedildiği anlaşılmıştır. 32. .... D.İş sayılı dosyasında sunulan tespit raporunda; dava konusunu oluşturan taşınmazın bulunduğu mahalle iki kez keşif amacı ile gedildiği, birinci keşif tarihinin 01.11.2013 tarihi olduğu ve bu tarihte işin fiili gerçekleşme oranının % 82,50 olduğu, ikinci inceleme tarihinin ise 18.12.2013 tarihi olduğu ve bu tarihteki işin fiili gerçekleşme oranının ise % 84,50 olduğu, bu durumda kalan işlerin normal iklimsel koşulları dahilinde en az 37 günlük süre içerisinde tamamlanabileceği kanaat olarak belirtilmiştir. 33. Alınan tespit raporunda beyan edildiği üzere 37 günlük sürenin en az 37 gün olduğu, bu kapsamda davalı firmanın revizyonlar nedeniyle işlerin hava koşulları, bakımından olumsuz olduğu dönemi göz önünde bulundurmaksızın, davacıya yeterli süreyi vermeyerek sözleşmeyi feshetmekte haksız olduğu, davacının yapmış olduğu iş karşılığı talep ettiği alacak talebinde haklı olduğu, bu kapsamda başlatılan icra takibine davalı yanca yapılan itirazın iptaline ilişkin açılan davada, ....Karar sayılı kararı ile icra takibine yapılan itirazın haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile icra takibinin devamına dair karar verildiği ancak, davalı yanca davacı şirkete ödeme yapılmadığından bahisle, davacı tarafından Munzam Zarar kapsamında, TEFE/TÜFE artışlarına göre hesaplama yapılarak zararlarının tazmin edilmesinin talep edildiği görülmüştür. 34. Mahkememizce, davacı yanın munzam zararının tespiti bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi raporu kapsamında; alternatifli bir değerlendirme yapıldığı, davacının temerrüt tarihi olan 08/03/2014 itibariyle davalı şirketten 1.086.380,00.-TL alacağı bulunduğu ve dava tarihi olan 06/12/2023 itibariyle bu alacak için 1.449.647,61.-TL temerrüt (avans) faizi talep etme hakkına sahip olduğu; aşkın (munzam) zarar alacağı talebi konusunda Yargıtay Daireleri arasında görüş ayrılığı bulunduğundan, davacının somutlaştırılmış bir zarar talebi bulunmadığı için aşkın zarar talep edemeyeceği; ekonomik şartlar (enflasyon, döviz kuru vb.) bir karine olarak kabul edilerek aşkın zarar talep edilebileceği görüşü kabul edilirse, dava tarihi itibariyle 10.833.046,27.-TL, TEFE/TÜFE kriterlerine bağlı kalındığında ise 9.378.324,20.-TL aşkın (munzam) zarar talep edilebileceği hususları raporda değerlendirilmiştir. 35 Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesinde, yasal olarak alacağa uygulanan temerrüt faizi ile alacağın ödenmemiş olduğu dönemdeki diğer ekonomik veriler karşılaştırıldığında temerrüt faizi ile karşılanmayan bir zararın bulunduğu açık biçimde görülmektedir. Esasen TBK m. 122 hükmü de alacaklının temerrüt faizini aşan bu zararının giderilmesine yönelik bir düzenleme olarak kabulü gerekmektedir. Tüm bu tespit ve somut verilere karşın davacının somut olarak zararını ispat edemediğini söylemek yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına gereğince hem TBK'nın 122. maddesi hükmüne, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin mülkiyet hakkına yönelik düzenlemelerine aykırılık teşkil edecektir. Bu bakımdan, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir (....sayılı başvuru nolu kararına). 36. Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesinde, temerrüt faizine göre diğer ekonomik veriler ortalaması 12.282.693,88.-TL olarak belirlenmiş, ancak davacının munzam zararını TEFE/TÜFE artış oranlarına göre talep etmiş olması dikkate alınarak ve taleple bağlı kalınarak TÜFE ve TEFE kriterleri doğrultusunda 9.378.324,20.-TL aşkın zarar talep edebileceği değerlendirilmiştir. 37. Yapılan hesaplamanın .... Dairesi içtihatlarına uygun olduğu ve hükme esas alınabileceği Mahkememizce değerlendirilmiştir. Diğer yandan davalının davacının kendi kusuruyla zararı artırdığı iddiasına yönelik olarak ileri sürülen iddiayı ispatlar her hangi bir delil bulunmadığı, davacının kusuru nedeni ile munzam zararın oluşmasına neden olduğu değerlendirilmiştir. 38. Davacı yan, munzam zararının tazmini için davalı şirketin ortağı ve yönetim kurulu başkanı olan Davalı ...'ya da husumet yöneltmiştir. 39. Somut olayda, davaya konu edilen munzam zarar talebinin, doğrudan doğruya tüzel kişiliğe sahip olan şirketin faaliyetlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca, şirket tüzel kişiliği, hak ve borçların sahibi olup, kural olarak şirket adına yapılan işlemlerden doğan sorumluluk da tüzel kişiliğe aittir. 40. Davacı tarafça dava, davalı şirketin ortağı ve yönetim kurulu başkanı olan davalı ...'ya yöneltilmiş ise de; dosya kapsamı, iddia ve ileri sürülen vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, davalı gerçek kişinin şahsi kusuruna dayalı, doğrudan ve bağımsız bir sorumluluğunun bulunduğuna dair yeterli bir iddia ve delil ortaya konulamadığı anlaşılmıştır. Bu haliyle, dava konusu edilen zarardan dolayı sorumluluğun, davalı şirkete ait olduğu, davalı gerçek kişinin ise davada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. 41. Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; Mahkememizce yapılan hesaplamanın dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine ve yargısal uygulamalara uygun olduğu anlaşılmış olup; davacı yanın, temerrüt tarihi itibariyle 1.086.380,00 TL olan alacağı için ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar gözetilerek, aşkın zarar talep edebileceği ancak, davalı gerçek kişinin ise davada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı kanaatine varılmakla, davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan reddine, davalı .... yönünden kabulüne, bu doğrultuda; 9.378.324,20.-TL munzam zarar (maddi tazminat) alacağının; dava tarihi olan 06/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte adı geçen davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. VI-HÜKÜM 1. Davanın Davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan REDDİNE, 2. Davanın Davalı .... yönünden KABULÜNE, Bu doğrultuda; 9.378.324,20.-TL munzam zarar (maddi tazminat) alacağının; dava tarihi olan 06/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte adı geçen davalıdan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE Karar ve İlam Harcı 3. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 640.633,33.-TL harçtan peşin ve ıslahla alınan 150.158,33.-TL harcın düşümü akabinde bakiye 490.475,00.-TL harcın davalı ...'den tahsili ile hazineye gelir kaydına, Yargılama Giderleri ve Gider Avansı 4. Davacı tarafça yargılama boyunca yapılan başvurma harcı, peşin harç, ıslah harcı, vekalet harcı toplamı 160.466,58.-TL yargılama harcının davalı ...'den tahsili ile davacıya ödenmesine 5. Davacı tarafından yapılan tebligat, müzekkere ve posta gideri olarak 260,00.-TL, bilirkişi ücreti olarak 3.000,00.-TL yapılan toplam 3.260,00.-TL yargılama giderinin davalı ...'den tahsili ile davacıya ödenmesine, 6. Arabuluculuk Kanunu 18A/13 maddesi uyarınca karar tarihinde yürürlükte bulunan Arabuluculuk Asagari Ücret Tarifesi uyarınca 1.600,00.-TL arabuluculuk ücretinin giderinin davalı ...'den tahsili ile hazineye gelir kaydına, 7. Arta kalan gider avansının karar kesinleştiğinde YATIRANA İADESİNE, Vekalet Ücreti 8. Davacı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T. 3, 13 maddeleri gereğince hesaplanan takdiren 978.916,21.-TL vekalet ücretinin davalı ...'den alınarak davacı tarafa ödenmesine, 9. Reddedilen kısım üzerinden hesaplanan 45.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalı ...'ya ödenmesine, Dair davacı şirket yetkilisi ve davalı ... vekilinin yüzüne karşı, davacı vekili ile davalı şirket vekilinin yokluğunda yapılan inceleme sonucunda HMK 345. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren ... Mahkemesine ya da buraya gönderilmek üzere istinaf edenin bulunduğu yer İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile .... yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 05/03/2026
...
BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15 uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur"