İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/58 E. 2024/541 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/58
- Karar No
- 2024/541
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/58 Esas - 2024/541 T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2023/58 KARAR NO : 2024/541
DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 14/06/2023 KARAR TARİHİ : 12/12/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/12/2024
Mahkememizde görülmekte olan marka ile ilgili kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesiyle; davalı yanın ... sayı ile ve “...'lik ...” ibaresi ile gerçekleştirdiği başvurunun yayınına itiraz ettiklerini, müvekkilinin “... ...” markasının tanınmış marka statüsüne haiz olduğunu, tüketici tarafından bilinen bir marka olduğunu, 1983 yılından beri tescilli şekilde korunduğunu, markaların iltibas yaratır düzeyde benzer olduklarını, Davaya konu başvuruda da esas unsur "...'LİK ..." ibaresi olduğunu, ... sektöründe ... sayısının bir anlamı olmadığı , dava konusu markada yer alan ... ibaresi bile ... kelimesi ile fonetik açıdan benzerlik gösterdiğini, dava konusu markanın tescilinin müvekkili markalarının ayırt ediciliğini sulandıracak nitelikte olduğunu, "... ..." ve "...''LİK ..." kelimeleri arasındaki ilişki düşünüldüğünde, ortalama tüketicinin, "...'LİK ..." ibaresi yüzünden ...'LİK ... markasının ... ... markasının bir seri markası veya bir yan markasıymış gibi algılayacağını, ... ... markası bugün Türkiye’nin en tanınmış markalarından biri olmasının yanında dünya çapında bir marka olduğunu, “...'LİK ...” ibaresi, müvekkilin ... ... markaları ile özdeşleşebilme ihtimali nedeniyle tüketicinin bunu anında müvekkil markası ile bağdaştıracağını, dava konusu marka ile arama motorunda yapılan arama sonuçlarının müvekkili markalarını verdiğini, markalar benzer olarak görülmeseler dahi dava konusu markanın tescilinin müvekkili markalarına zarar verebileceğin, müvekkili markalarının ayırt ediciliğini sulandırabileceğini, davalı yanın kötü niyetle bu başvuruyu yaptığını, davalının “... ...” ibareli markalarının prestijinden, kalitesinden ve tanınmışlığından haksız bir yarar ve kazanç sağlamak amacıyla ve kötü niyetli olarak, müvekkili adına defaten tescilli “... ...” esas unsurlu markalar ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olan bir ibareyi tescil ettirmeye çalıştığını, iddia ederek ... sayılı ... kararının iptalini ve dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı davaya cevap vermemiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; ... ’nun 19.04.2023 tarih ve ... sayılı kararının iptali ve dava konusu ... sayılı “...'LİK ...” ibareli markanın tescil edilmesi halinde iptaline, hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesi talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. ...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; dava konusu "...'lik ..." ibaresinin 14 ve .... Sınıf mal ve hizmet sınıflarında tescili amacıyla 01.06.2021 tarih ve ... sayısı ile marka başvurusuna konu edildiği, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun 12.08.2021 tarih ve 378 sayılı marka bülteninde ilanına karar verildiği, anılan ilana karşı davacı yanca itiraz edildiği, davacı itirazlarının ...’nın 05.04.2022 tarihli kararı neticesinde haklı görülmeyerek reddolunduğu, söz konusu karara karşı davacı tarafça bir kez daha itiraz edilerek ... tarafından verilen kararın kaldırılmasının talep olunduğu, davacı itirazlarını inceleyen ...’nun 19.04.2023 sayı ve ... sayılı kararı neticesinde özetle; “... başvuru numaralı "...'lik ..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun ... sayılı markalar ile karıştırılma ihtimali, tanınmışlık ve kötü niyet gerekçeleriyle 6769 s. SMK'nın 6 ncı maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir ..yapılan incelemede "...'lik ..." ibareli başvuru ile "... .../..." ibareli/ibaresini içeren itiraz gerekçesi markaların görsel, işitsel ya da kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığı kanaatine varıldığından işbu itirazın da reddi gerekmiştir. Öte yandan 6769 Sayılı SMK'nın 6/4 maddesi "... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir." hükmünü, 6/5 maddesi ise "Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir" hükmünü içermektedir. Somut olayda, başvuru ile itiraz gerekçesi markalar karıştırılmaya yol açabilecek derecede benzer görülmediğinden, başvurunun tescili halinde 6769 sayılı SMK'nın 6/4 ve 6/5 maddelerinde belirtilen koşulların ortaya çıkmayacağı kanaatine varılmış ve tanınmışlık gerekçeli itiraz haklı bulunmamıştır. Başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönündeki iddianın ise somut delillerle ispatlanamadığı tespit edilmiş, ayrıca markalar arasındaki benzerlik iddiası, tek başına kötü niyetin kabulü için yeterli görülmediğinden (...) kötü niyet gerekçeli itirazın reddi gerekmiştir.” şeklindeki gerekçeler ile davacı taraf itirazlarının bir kez daha ve nihai olarak reddolunduğu, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde tarihinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir. Ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlık konusuyla ilgili iddia, savunmalar doğrultusunda rapor düzenlenmesi için AYRI AYRI seçilen 2 bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir. Marka vekili bilirkişi tarafından düzenlenen raporda / ek raporda özetle: -Dava konusu başvuru kapsamında yer alan 14. Sınıf mallar yönünden taraf markalarının aynı ya da benzer hiçbir mal ve hizmet sınıfı taşımadığı, .... Sınıftaki 01-04 hizmetler yönünden ise tabloda gösterilen markalar yönünden taraf markaları arasında aynı tür bir ilişkinin mevcut olduğu, -Taraf markaları arasında karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde bir benzerliğin bulunmadığı, -Dava konusu marka başvurusunun sahip olduğu her bir unsur ve bu unsurların bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan bütünsel algının, davacı yana ait tanınmış markaları çağrıştıracak şekilde güçlü bir algı yarattığı, markanın oluşturulma sistematiğinin bu algıyı yaratma amacı taşıdığının açık olduğu, o halde dava konusu markanın davacı markalarını çağrıştıracak olmasından ötürü toplum nezdinde davalı lehine haksız menfaat oluşumuna neden olabileceği gibi davacı yana ait markaların tanınırlığından haksız yararlanma, ayırt edici niteliğinin zaman içerisinde azalması sonuçlarını da meydana getirebileceği, dolayısıyla 6/5 maddesinin koşullarının somut olayda meydana geldiği, - Kötü niyet takdirinin mahkemeye ait olduğu, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Gıda Mühendisi uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporda / ek raporda özetle: 1. ... sayılı “...'lik ...” ibareli davalı markasının 14. sınıf “Kuyumculuk eşyaları (taklitleri dahil); altınlar, mücevherler, kıymetli taşlar ve bunlardan mamul takılar, kol düğmeleri, kravat iğneleri ve heykeller, biblolar. Saatler ve zaman ölçme cihazları (kronometreler ve parçaları, saat kordonları dahil). Değerli metalden mamul müsabakalarda verilen kupalar. Tespihler.” malları yönünden davaya mesnet gösterilen davacının markalarıyla aynı ya da benzer hiçbir mal ve hizmet sınıfının yer almadığı; ancak davalı başvurusu kapsamında bulunan .... sınıf “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri. Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme ( başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri. Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri.” hizmetler yönünden taraf markaları arasında aynı tür bir ilişkinin mevcut olduğu, 2.Dava konusu marka ile davacının gerekçe markaları arasında karıştırılma ihtimaline sebebiyet verecek düzeyde bir benzerliğin bulunmadığı, 3.Davacının davaya mesnet olan “... ...” ibareli markasının tüketici nezdinde marka bilinirliğinin yüksek olması ve dava konusu marka başvurusunun sahip olduğu unsurların bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan bütünsel algının davacı yana ait tanınmış markaları çağrıştıracak şekilde güçlü bir algı oluşturması sebebiyle SMK m. 6/5 maddesinin uygulama şartlarının oluştuğu, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. GEREKÇE: Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. “Marka tescilinde nispi ret nedenleri ” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise; (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir. Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, ..., ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (...). Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. SMK m.6/3 hükmü bağlamında tescil engelinden veya hükümsüz nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacaktır: -Tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret olmalıdır. - Başvuru veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmiş olmalıdır. SMK m.6/4 hükmü bağlamında tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacaktır: - ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamında bir tanınmış markanın bulunması. - Tanınmış marka ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları olması. -Marka ile başvurunun kapsamında aynı veya benzer mal veya hizmetlerin bulunması. Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Aşağıda dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacı yanın önceki tarihli dayanak markası kapsamında yer alan mal ve hizmetlere yer verilmiştir. Davacı yan işlem dosyasında, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihli ve “...” ya da “... ...” şeklinde esas unsurlara haiz markalarının neredeyse tamamına dayanmış ise de sicil kayıtları incelendiğinde bu markaların hiçbirinin uyuşmazlık konusu başvuru kapsamındaki 14. Sınıf malları kapsamadığı görülmüş olup üç marka dışında tamamının münhasıran 33. Sınıf malları kapsadıkları görülmüştür. 33. Sınıftaki malların dava konusu olan 14 ve .... Sınıf mal ve hizmetler ile herhangi bir şekilde aynı ya da benzer olmadığı, tamamlayıcılık, ikame edilebilirlik veyahut rekabet halinde olma ilişkisi içerisinde de olmadığı görülmüştür. Bu nedenle yalnızca davacı yanın sair mal ve hizmet sınıflarını da içerir markalarına yer verilmek suretiyle varsa benzeşen mal ve hizmetlere yer verilmiştir. Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında; Davalı Markası Örnek Davacı Markaları
...
Tarafların emtia gruplarına bakıldığında; dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan .... Sınıf 01-04 alt grubundaki hizmetlerin, davacı yana ait markalardan ... sayılı marka kapsamında da doğrudan yer aldığı, sair markaları kapsamında da aynı tür hizmetlerin yer aldığı görülmüş, dava konusu markadaki 33. Sınıf mallar ve bu malların satışına özgülenmiş ....05 alt grubundaki satış hizmetleri itibariyle taraf markaları arasında hiçbir mal ve hizmet benzerliği bulunmadığı görülmektedir. Şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtialar yönünden gerçekleşmiştir. Davalının markasının incelenmesinde; dava konusu başvurunun ''...'lik ...'' şeklinde hiçbir figüratif unsur taşımaksızın “...’lik”, “...” ve “...” ibarelerinde oluştuğu, “...” ibaresinin bütün içerisinde bir tamlama olarak algılanacak olduğu, “...’lik” ibaresinin somut bir anlam ifade eder nitelikte bir algıyı başvuruya katmadığı, bu ibarenin bir ölçü – ebat gösterir şekilde algılanacağını, “...” kelimesinin başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden cins – vasıf bildirir nitelikte olduğu, “...” kelimesinin de ayırt edici vasfı son derece zayıf nitelikte bir sıfat olduğu, dolayısıyla marka içerisindeki herhangi bir unsurun münhasıran güçlü ayırt ediciliğe sahip olduğundan bahsedilemeyeceği gibi işaretlerin herhangi birinin diğerine göre ön plana da çıkartılmadığı, bu halde ortalama zekadaki bir tüketicinin markayı bir bütün olarak algılayarak yorumlayacağı anlaşılmaktadır. Davacının markalarının incelenmesinde; davacı yanın başvuru ile aynı ya da benzer mal ve hizmetleri içerir markaları ise ... şeklindeki markalar olduğu, söz konusu markalarda “... ” şeklindeki tamlama ve “...” şeklinde “...” kelime kökünden türetildiği görülen bir esas unsura yer verildiği, görseline haiz marka, kırmızı renkte konturları bulunan lacivert rengin hakim olduğu yuvarlak bir logo içerisinde birden fazla ... unsuru ile birlikte “... ” ibarelerine yer verildiği, diğer iki markada ise hiçbir figüratif unsurun kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Yargıtay HGK’nun 13.06.2012 tarih ve ... sayılı ilamında da belirtildiği üzere karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, ..., ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali" nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır. Markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve ... sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davacı adına tescilli ... markaları ile davalının "...'lik ..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının "...'lik ..." markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, ... bir versiyonu, ... bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı, taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı, SMK 6/1 koşullarının somut olayda gerçekleşmediği; Davacı yanın ... sicil kayıtlarında ... sayısı ile tescilli “... ...” esas unsurlu (... ...+..., ... ...+..., ... vs) tanınmış markanın, “alkollü içecekler” ürün grubunda hak sahibi olduğu, anılan markanın 1937 yılından 2004 yılına kadar ... tarafından üretilen, 2004 yılında, ...'in .... A.Ş.'nin kurulmasıyla davacı firmaya devredilen15, yaklaşık 90 yıllık mazisi ülke ülkemizdeki alkollü içecek tüketen veyahut tüketmeyen hemen her kesimden tüketicinin bilgi dağarcığında olan son derece yüksek tanınmışlığı bulunduğu; davacı yanın “... ...” ibaresiyle gerek yurtiçi gerekse de yurtdışında çok sayıda tescilli markanın da sahibi olduğu, davacının “... ...” markaları ile piyasaya sürdüğü ürün gruplarının da “...’lik”, “...’lik”, “...’lik”, “...’lik” gibi boyutlarda satışının yapıldığı; özellikle ... alkollü içecek grubundaki ürünlerin, bu ürünlerin ilgili tüketicileri tarafından telaffuz ve algılanışlarında hemen herkesin bildiği gibi “...’lik, ...’lik, ...’lik” gibi şekillerde telaffuzu olduğu, davacı yanın “...’lik” şeklinde herhangi bir ibare içerir tescilli markası ise bulunmadığı, dava konusu marka ise "...'lik ..." şeklinde oluşturulmuş olup markanın “...” ve “...’LİK” şeklinde iki ayrı bölümden oluştuğu; münhasıran “...” kelimesi daha evvel de belirtildiği üzere sıfat niteliğine haiz, ayırt edici niteliği son derece zayıf bir kelime olup kendisinden sonra gelen kelimeyi tanımladığı, bu haliyle taraf markaları münhasıran “... ...” ve “...” şeklinde başvuru konusu edilmiş markalar olsalardı işaretlerin birbirlerini çağrıştırmalarının beklenmesi makul bir yaklaşım olmayacağı, bu noktada “...” ve “...” kelimeleri arasında sadece tek bir harf farkı olması, kelimelerin sahip oldukları bağımsız kavramsal karşılıklarına üstün bir durum yaratmayacak, “... ...” ve “...” ibareleri, dava konusu markanın başvuru konusu edildiği mal ve hizmet sınıflarının, davacı yanın markalarının tanınırlığı bulunduğu sektör ile benzerlik taşımamasından ötürü tüketici bu işaretler arasında çağrışımsal bir ilişki dahi kurmayacakları; ancak dava konusu marka tek başına “...” ibaresinden oluşmamakta olup markanın ön kısmında “...’lik” şeklinde, davacı yan ürünlerinin ve dolayısıyla tanınmış markasının bulunduğu pazarda hacimsel boyut ifade eden ve bu ürünlerin satın alımları esnasında tüketicilerin telaffuzunda esas olan bir ibareye daha yer verildiği, dava konusu markadaki bu kullanım “...” sayısının herhangi bir anlam ifade eden (sadece sayı, il plakası vs) bir haliyle değil esasen tüketici nezdindeki öncül algısı olan boyut/hacim bildirir niteliği ile “...’lik” olarak kullanıldığı, tek başına dava konusu markada yer alan “...”, veyahut “...” ibarelerinin ortalama bir tüketici zihninde, davacı yanın tanınmış markalarını doğrudan çağrıştırma ihtimali bulunmadığı; bu ibarelerin “...’lik” şeklinde, doğrudan davacı markalarının ilgili pazarını işaret edecek şekilde ön unsur ile bir araya getirilmesi ve bir bütün olarak kullanımından kaynaklı oluşan nihai bütünsel algıda, tüketici, dava konusu marka ile davacı yanın tanınmış markaları arasında simgesel bir ilişki kurabileceği; başka bir ifadeyle dava konusu markanın gerek renk, gerek mizanpaj gerekse de bütünsel kompozisyonunda davacı markalarını akla getirecek mahiyette birden fazla tetikleyici/etken unsur içerdiği; “... .../...” kullanımları arasındaki fonetik benzerlik hali ile davacı markalarının tanınmışlığının bulunduğu pazarı sembolize eden simgelerden biri olan “...’lik” ifadesinin mevcudiyeti, Tüketicinin tescil edilmek istenen mal veya hizmette, taraf markalarını karıştırmalarının önüne geçecek olsa dahi bütün olarak davacı markalarını çağrıştırmaya uygun bu kullanımın, davacı markalarının tanınırlığından yararlanarak olumlu bir imaj transferini kendi üzerine çekeceği; her ne kadar taraf markaları kapsamında yer alan emtialar birbiri ile tamamen ilgisiz ise de dava konusu marka başvurusunun, bütünsel unsurları itibariyle, davacı markalarını doğrudan çağrıştırdığı, davacı markalarının ülkemizdeki en bilinen ve tarihsel geçmişi oldukça eskiye dayanak markalardan biri olduğu, bu bilinirliğin toplumun hep kesiminde mevcut olduğu, dolayısıyla bilinirlik/tanınırlık halinin, tescilli olduğu sektörü de aşar hale geldiği, tanınmış markalar için koruma önlemleri, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmesi için getirilmiş önlemler olduğundan somut olayda da her ne kadar dava konusu marka, davacı markalarından farklı mal ve hizmetleri içeriyor ise de markanın tesciline izin verilmesinin davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, markanın itibarına zarar vermesi, davacının menfaatini zedelemesi gibi durumların oluşmasına yol açabileceği; SMK 6/5 koşullarının somut olayda gerçekleştiği; SMK m.25/1 hükmüne göre; SMK m.5 ve m.6 hükmünde sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.'' hükmü uyarınca SMK 6/5 maddesi anlamında TÜM SINIFLAR YÖNÜNDEN hükümsüzlüğü koşullarının somut olayda oluştuğu, kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle -DAVAYA KONU ... sayılı ... kararının SMK 6/5 maddesi uyarınca iptaline, davaya konu ... sayılı markanın tüm sınıflar bakımından SMK 6/5 maddesi uyarınca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere: 1-DAVAYA KONU ... sayılı ... kararının SMK 6/5 maddesi uyarınca İPTALİNE, Davaya konu ... sayılı markanın tüm sınıflar bakımından SMK 6/5 maddesi uyarınca HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, 2- Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü gösterilen 10.390,40-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 5-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair verilen karar, hazır olan taraf vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup, usulen anlatıldı. 12/12/2024
Katip ... Hakim ... e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ İLK MASRAF : 385,40-TL GİDER AVANSI :10.005,00-TL TOPLAM :10.390,40-TL