İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/483 E. 2024/351 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/483
Karar No
2024/351
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/483 Esas - 2024/351 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2023/483 Esas KARAR NO : 2024/351

DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali-Markanın Hükümsüzlüğü) DAVA TARİHİ : 30/10/2023 KARAR TARİHİ : 25/09/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/09/2024 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali-Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava ve cevaba cevap dilekçelerinde özetle; Davalı şirketin ... sayılı "..." ibareli 03. sınıfta tescili talep edilen marka başvurusuna müvekkili şirket adına 01. sınıfta tescilli ve tanınmış ... sayılı "..." ibareli marka dayanak alınarak itiraz edildiğini, itirazın nihai olarak ... ...’nın ... sayılı kararı ile reddedildiğini, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin 1865 yılında kurulmuş bir kimya şirketi olduğunu, müvekkili markasının ... nezdinde 26.03.1959 tarihinde tescil edildiğini, ayrıca müvekkili markasının çok sayıda ülkede tescilli olduğunu ve tescillerin 1934 yılına dayandığını, müvekkili şirketin "..." markalı ürünlerinin bazı kimya şirketleri tarafından Türkiye’de satıldığını ve yoğun bir şekilde kullanıldığını, müvekkilinin "..." markası üzerinde kazanılmış hak sahibi olduğunu ve markaların sektörde tanınmış marka olduğunu, dava konusu marka ile müvekkili markası arasında iltibas teşkil edecek derecede benzerlik bulunduğunu, dava konusu markanın müvekkili markasından sadece tek harf farkı bulunduğunu, bu farklılığın ayırt edicilik kazandırmadığını, "T" harfi yerine davalı şirket markasında kullanılan “P” harfinin gerek görsel gerek fonetik olarak markaları farklılaştırmadığını, dava konusu markanın müvekkiline ait seri marka algısı yarattığını, markaların kapsamında yer alan ürünler arasında yüksek seviyede benzerlik bulunduğunu, 03. sınıftaki ürünlerin üretimi için müvekkili markası kapsamında yer alan 01. sınıftaki kimyasal maddelere ihtiyaç bulunduğunu, markaların kapsamındaki ürünler arasında hammadde ilişkisi olduğunu, müvekkili markasının 1959 yılından beri temizlik maddelerinin üretiminde kullanıldığını, dava konusu markanın tescil edilmek istendiği 03. sınıf bakımından ortalama tüketicilerin dikkat düzeyinin düşük olduğunu, taraf markalarının halk nezdinde karıştırılma ihtimali bulunduğunu, müvekkili markasının tanınmış olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markasının tanınmışlığına zarar verdiğini, haksız kazanç teminine yol açmasının muhtemel olduğunu, davalı şirketin marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu, dava konusu ... kararının SMK 6/3 maddesi uyarınca da iptali gerektiğini, itiraz aşamasında öne sürülen kullanım ispatı talebi uyarınca müvekkilinin sunduğu delillerin ciddi ve sürekli kullanımı kanıtlar nitelikte olduğunu beyanla; ... ...’nın ... sayılı kararının iptaline, davalıya ait ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu marka başvurusu ile davacı markası arasında tescil edilen mal/hizmetler bakımından benzerlik veya karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markaların tüketici zihninde bir ilişkilendirmeye yol açmasının mümkün olmadığını, dava konusu markanın ayırt edici niteliği bulunduğunu, davacının tanınmışlık iddiasını ispata yeterli ve geçerli delil sunmadığını, davacının kötü niyet iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... & ... vekili cevap ve ikinci cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1876 yılında ...’da kurulduğunu, temizlik ve bakım ürünleri başta olmak üzere çok çeşitli ürünler ürettiğini ve 100’den fazla ülkede pazarladığını, Türkiye’de 1963 yılında ...’in kurulduğunu, müvekkili şirketin markalarından biri olan "..." markasının ... nezdinde 22.11.1990 tarih ve ... sayı ile 03. sınıfta tescil edildiğini, markanın 2000 yılında yenilendiğini, ancak sonra yenilenmediğinden hükümden düştüğünü, müvekkili markasının hükümden düşmesi nedeniyle dava konusu marka başvurusunu yaptığını, müvekkilinin marka başvurusuna davacı şirket itirazlarının davalı Kurum tarafından yerinde olarak reddedildiğini, müvekkili markasının davacıya ait markadan çok daha önce yaratıldığını, müvekkili markasının davacı markası ile SMK 6/1 maddesi anlamında tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer olmadığını, markaların kapsamındaki sınıfların aynı/benzer olmadığını, davacı markasının kapsamındaki malların dikkat ve bilinç seviyesi yüksek tüketicilere hitap ettiğini, dava konusu markanın müvekkili tarafından yaratılan son derece orijinal bir marka olduğunu, uyuşmazlık konusu markaların uzun yıllardır birbirlerine iltibas yaratmaksızın farklı sektörlerde kullanılan farklı markalar olarak varlığını sürdürdüğünü, davaya gerekçe olarak gösterilen davacı şirket markasının Türkiye’de ciddi ve sürekli surette kullanımın ispatlanamadığını, davacının tanınmışlık iddiasını ispat edemediğini, davacının kötü niyete dayalı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, dava konusu ... kararının SMK 6/3 maddesi uyarınca iptali koşullarının oluşmadığını beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. UYUŞMAZLIK: Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet ... sayılı marka arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, gerek marka işlem dosyasında gerekse dava aşamasında ileri sürülen kullanmama def'inin yerinde olup olmadığı, markalar arasında birlikte var olma koşulunun oluşup oluşmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacı markasının tanınmış olup olmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin "..." ibareli 13.05.2022 tarihinde gerçekleştirdiği ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 13.07.2022 tarih ve 400 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 13.09.2022 tarihinde "benzerlik/karıştırılma ihtimali", "eskiye dayalı kullanım", “tanınmışlık” ve “kötü niyet” iddiaları kapsamında kapsamında ... sayılı markayı mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı şirketin 17.11.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, dilekçesinde ... sayılı markaya ilişkin olarak kullanmama def'i ileri sürdüğü, davacının 22.02.2023 tarihli marka kullanım ispat formu sunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca reddedildiği, bu karara karşı davacı şirket tarafından 19.06.2023 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, davalı şirketin 21.07.2023 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ...'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 31/08/2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 25/10/2023 tarihinde tescil edilmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir. Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet marka, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; gerek ... kararının iptali istemi bakımından, gerekse hükümsüzlük istemi bakımından, davalı yan tarafından, davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet marka hakkında kullanmama def'i ileri sürüldüğünden bu husus ön sorun olarak incelenmiştir. ... kararının iptali istemi bakımından; davalı şirkete ait dava konusu ... sayılı markanın başvuru tarihi 13.05.2022 olup, itiraza mesnet olarak gösterilen ... sayılı marka, dava konusu markanın başvuru tarihinde 5 yıldır tescillidir. Dolayısıyla bu marka hakkında kullanım ispatı talep edilebilir. Davacı taraf, ... kararının iptali davası bakımından ... sayılı markasını 13.05.2017-13.05.2022 tarih aralığında, ciddi surette kullandığını ispat külfeti altındadır. Markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından; 6769 sayılı SMK m.25/7 uyarınca; hükümsüzlük davası bakımından kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Somut olayda, dava tarihi 30.10.2023 olup, davacı tarafın hükümsüzlük davasına mesnet gösterdiği ... sayılı marka, dava tarihinde en az 5 yıldır tescillidir. Dolayısıyla, davalı taraf, davacının gerekçe olarak gösterdiği ... sayılı markanın kullanımının ispatlanmasını talep edebilir. Davacı taraf, dava tarihinden önceki 5 yıl içinde (30.10.2018-30.10.2023) markasını ciddi surette kullandığını ispatlamalıdır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru tarihinde de markasını ciddi surette kullandığını ispatlamalıdır. Sonuç olarak; davacı taraf, hükümsüzlük davası bakımından ... sayılı markasını 13.05.2017-13.05.2022 ve 30.10.2018-30.10.2023 tarih aralığında, ciddi surette kullandığını ispat külfeti altındadır. Davacı taraf, kullanımı ispatlamak amacıyla, itiraz ve dava aşamasında aşağıdaki belgeleri ibraz etmiştir: • 19 sayfalık Ocak 2022 tarihli İngilizce tanıtım kataloğu, • 17 sayfalık 2022 tarihli Türkçe güvenlik bilgi formu, • Davacının internet sitesinden (...) alınan ekran görüntüleri, • Türkiye'deki satış sitelerinden alınan ekran görüntüleri, • Davacı şirketin sosyal medya hesaplarının ekran görüntüleri (... markasını içeren), • ... üzerinden alınan ekran görüntüleri, • Davacı şirketin dünya çapındaki hisselerinin 2021 tarihli listesi, • Davacı şirketin Türkiye’de %100 pay sahibi olduğu alt şirketi ... San. ve Tic. Ltd. Şti aracılığıyla faaliyet gösterdiğini ve ilgili şirketin davacı adına tescilli ... markalarını kullanmaya yetkili olduğunu teyit eden 16.02.2023 tarihli imzalı beyanname ve çevirisi, • ...’dan Türkiye’ye ihracatı gösteren 2021 ve 2022 tarihli ürün taşıma belgeleri, • 15 adet 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faturalar. Sunulan belgeler incelendiğinde; davacının “...” markası ile “biyobozunur kenetleme etken maddesi” olarak tanımladığı bir ürün satışı yaptığı, ürün tanıtımlarında “Bu madde, polimer ve diğer yardımcı maddelerle birlikte bulaşıklarda kireç tortusuna neden olan su sertliği iyonlarını bağlıyor ve inatçı çay ve kahve lekelerini yok ediyor.” açıklamalarına yer verildiği müşahede edilmiştir. Davacı şirkete ait ... sayılı marka, 1. sınıfta “Su sertliğini giderme maddesi tekstil sanayiinde kullanılmak üzere file maddeleri, emülsiyon maddeleri, yıkama maddeleri egalize etme maddeleri, çuha ezme maddeleri, merserize yapma maddeleri, komprese etme maddeleri, tazeleme (...), etme maddeleri, yıkama ve kasarlama maddeleri” bakımından tescillidir. Davacının, “...” markası ile ürettiği/satışını yaptığı ürün ise, “Su sertliğini giderme maddesi” kapsamında kalan bir üründür. Buna göre; davacı yan tarafından kullanıma ilişkin ibraz edilen belgeler birlikte değerlendirildiğinde; ... sayılı markanın gerek dava tarihinden önceki son beş yıl içinde, gerekse başvuru marka tarihinden önceki son beş yıl içinde “Su sertliğini giderme maddesi” emtiaları bakımından ciddi surette kullanıldığının ispatlandığı, marka kapsamında yer alan sair emtialar bakımından kullanım külfetinin yerine getirilemediği, buna göre; SMK m.19/2 ve SMK m.25/7 hükümleri uyarınca salt “Su sertliğini giderme maddesi” emtiaları nazara alınarak SMK m.6/1 hükmü değerlendirmesi yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Dava konusu marka; 03. sınıfta “Temizleme müstahzarları; sabunlar, bulaşık yıkama deterjanları; leke çıkarıcı maddeler.” emtialarını içermektedir. Davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet marka ise 01. sınıfta “Su sertliğini giderme maddesi tekstil sanayiinde kullanılmak üzere file maddeleri, emülsiyon maddeleri, yıkama maddeleri egalize etme maddeleri, çuha ezme maddeleri, merserize yapma maddeleri, komprese etme maddeleri, tazeleme (...), etme maddeleri, yıkama ve kasarlama maddeleri.” emtiaları bakımından tescilli olmakla birlikte, yukarıda ifade edildiği üzere, “Su sertliğini giderme maddesi” bakımından ciddi surette kullanımı ispatlanmıştır. “Su sertliğini giderme maddesi” olarak tanımlanan emtia, dava konusu marka kapsamında yer alan “Temizleme müstahzarları; sabunlar, bulaşık yıkama deterjanları; leke çıkarıcı maddeler.” emtialarının, bir hammaddesidir. Bu ürünler arasında hammadde-mamul ilişkisi bulunmakla birlikte, bu ürünlerin ikame ürünler olduğu ya da aynı anda satışa sunulan, aynı dükkanlarda pazarlanan, dağıtım kanalı aynı olan ürünler olduğu söylenemez. Emtia benzerliği koşullarından biri olan, “ürünler arasında hammadde-mamul" ilişkisi, somut olayda gerçekleşmişse de, bu ilişkiden kaynaklanan benzerliğin düşük seviyede olduğu değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan emtialar ve davacının kullanımını ispatladığı emtia arasında, düşük seviyede emtia benzerliği bulunduğu kanaatine varılmıştır. Dava konusu marka; “...” ibaresinden oluşan bir kelime markasıdır. Dava konusu marka kapsamında herhangi bir renk ya da şekil unsuru kullanılmamıştır. Büyük harflerle ve siyah renkle, standart bir yazı karakteri ile yazılmış olan “...” ibaresi, “...” şeklinde telaffuz edilmektedir. “...” ibaresinin herhangi bir anlamı bulunmamaktadır. Dava konusu markanın esas unsuru “...” ibaresidir. Davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet marka ise; “...” ibaresinden oluşan, kapsamında herhangi bir renk ya da şekil unsuru bulunmayan bir kelime markasıdır. “..." şeklinde okunan ibare, aynı zamanda markanın esas unsurudur. Dava konusu marka ile davacı şirket markası, toplamda 5 harfi ortak olarak ve aynı sıralamada içeren kelime markalarıdır. Karşılaştırılan markalar, ilk harf bakımından farklılaşmıştır. Davacı markasında ilk harf “T” harfi iken, dava konusu markanın ilk harfi “P” harfidir. “P” ve “T” harfleri, hem yazılış hem okunuş olarak benzer harfler değildir. Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; dava konusu marka kapsamında yer alan emtialar ile davacı yan markası kapsamındaki kullanımı ispatlanan emtiaların aynı veya aynı tür olmadığı, aralarında düşük düzeyde benzerlik ilişkisi bulunduğu, mal veya hizmetler arasındaki düşük düzeyde benzerliğin, markalar arasında daha büyük bir benzerlik ile dengelenebileceği, nitekim bu hususun ...'ın "..." kararında da ifade edildiği (....), somut olayda, karşılaştırılan markalar arasındaki benzerlik ilişkisini dengeleyebilecek ölçüde işaretler arasında güçlü benzerlik bulunduğunun söylenemeyeceği, şöyle ki; dava konusu marka kapsamında yer alan emtialar ile davacı markası kapsamında yer alan ve kullanımı ispatlanan emtianın tüketici kitlesinin, dağıtım kanallarının, satış yerlerinin birbirinden farklı olduğu, dava konusu marka ile davacı markasının görsel ve işitsel olarak benzerliğinin bulunmadığı, zira karşılaştırılan markaların uzun kelime markaları olduğu, farklılığın ise tek harften kaynaklandığı ve farklı olarak nitelenen harfin, markaların ilk harfini oluşturduğu, Türkçe’nin soldan sağa okunan bir dil olması nedeniyle, ilk harfte oluşturulan farklılığın markaların ayırt edilebilmesi için yeterli olduğu, farklı olarak kabul edilen “T” ve “P” harflerinin de görsel ve işitsel olarak benzer harfler olmaması ve markalar arasında emtia benzerliğinin düşük seviyede olduğu gözetildiğinde, makul düzeyde bilgili, ihtiyatlı ve dikkatli ortalama tüketicinin taraf markalarını, aralarında hammadde-mamul ilişkisi bulunan ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, davaya konu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Davalı yan "..." markasının 1990 yılında yaratıldığını, 22/11/1990 tarihinde ... sayı ile herhangi bir itirazla karşılaşmadan tescil edildiğini, söz konusu markanın yenilenmemesi nedeniyle hükümden düştüğünü, bu markanın temizlik sektöründe kullanımlarının çok eskiye dayandığını ileri sürdüğünden, 6100 sayılı HMK m.33 hükmü uyarınca hukuki tavsifin mahkememize ait olmasından hareketle, davalı yanın söz konusu argümanı "birlikte var olma" koşulunun somut olayda mevcut olup olmadığı bakımından, yargılamanın sonucuna etki etmese de, eksiklik bulunmaması adına mahkememizce incelenmiştir. İlk kullanılmaya başlandıkları noktada karıştırılma tehlikesi yaratabilecek nitelikteki markaların, uzun yıllar piyasada kullanılması ve hukuki bir çatışmanın gündeme gelmemesi halinde, tüketicilerin de ilgili markaları ayırt edebildiği ve bu noktada karıştırılma tehlikesi yaratmayacağı kabul edilmektedir. (....) Barışçıl şekilde birlikte var olmanın söz konusu olabilmesi için gereken ilk unsur; tarafların uzun bir dönem boyunca piyasada çatışma yaşamaksızın birlikte var olmasıdır. Tarafların hali hazırda karşı tarafın kullanımını bilmesi ya da bilmemesi, iş bu doktrin bağlamında önem arz etmez. Esas olan, çatışma yaşanmaksızın, uzun bir döneme yayılmış aktif bir kullanımın gerçekleştirilmiş olmasıdır. Piyasada uzun süre barış içinde var olunduktan sonra ortaya çıkan ihtilaflar, durumun barışçıl şekilde var olma olarak nitelendirilmesine engel olmaz. Barışçıl şekilde birlikte var olmanın söz konusu olabilmesi için gereken ikincil unsur; gerçekleştirilen uzun süreli yoğun kullanım neticesinde, markaların piyasada ayırt edilebilmesidir. İlgili kullanımın belli bir yoğunluğa ulaşması ve markaların farklılığını ortaya koyması gerekir (....). .....Hukuk Dairesi'nin 11.11.2019 tarih .... sayılı kararında da;"Dairemizin daha önceki bir çok kararına konu olan ve Öğretide “birlikte var olma” olarak tanımlanan ilke (....) uyarınca, itiraza gerekçe markanın tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetler yönünden, anılan markaya kural olarak karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzer olan bir işaretin uzun yıllar marka olarak kullanılması, kullanımın sürekli ve yoğun şekilde olması ve kuvvetli tanıtımla markanın ayırt edici kılınması, buna karşılık tescilli marka sahibinin marka başvuru tarihine kadar niza çıkarmaması halinde her iki markanın uzun yıllardır barış içinde birlikte var oldukları ve artık tescilsiz markanın başvuru tarihi itibariyle kullanım sonucu ayırt edici hale geldiğinin ve markalar arasında karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceğinin kabulü gerekir. Önceki markanın sahibince kullanılmaması halinde, markanın kullanım sonucu ayırt edici kılınmasının daha kolay olacağının da kabulü gerekir." şeklinde değerlendirmede bulunularak, birlikte var olma ilkesinin uygulama alanı açıklanmıştır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olayda yapılan değerlendirmede; dava konusu markanın başvuru tarihi 13.05.2022 olup, birlikte var olma koşulunun bu tarih baz alınarak incelenmesi gerekmektedir. Davacı tarafın dosyaya sunduğu belgeler, “kullanmama def’i” iddiası kapsamında incelenmiş olup, davacı taraf, en eski tarihli olarak 2020 yılına ilişkin faturalar sunmuştur. Davalı şirketin "..." markasının kullanımını gösterir herhangi bir belge ise, dosya kapsamında bulunmamaktadır. Birlikte var olma ilkesinin somut olay bakımından mevcut olup olmadığının incelenebilmesi için, Yargıtay Kararlarında da ifade edildiği üzere, “uzun yıllar marka olarak kullanılması”, “kullanımın sürekli ve yoğun şekilde olması”, “kuvvetli tanıtımla markanın ayırt edici kılınması” gibi hususların irdelenmesi gerekmektedir. Somut olayda yapılan incelemede; davalı şirketin önceki tarihli kullanımı ile ilgili yeterli belgenin dosya kapsamında yer almadığı gözetildiğinde, birlikte var olma koşulunun somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (....) Somut olayda yapılan değerlendirmede; itiraz ve dava aşamasında sunulan belgeler incelendiğinde, davacının "..." markasını “Su sertliğini giderme maddesi” emtiası bakımından kullandığı tespit edilmiştir. "..." markasının kullanıldığı emtialar ile "..." markasının başvurusuna konu emtialar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi doğuracak derecede bir benzerlik bulunmadığı hususu yukarıda detaylı olarak izah edilmişti. Bunun haricinde, dava konusu marka ile aynı veya benzer tescilsiz bir işaretin, dava konusu marka başvuru tarihinden önce yoğun ve sıkı bir şekilde kullanıldığını gösterir yeterli nitelik ve nicelikte evrakın dosya kapsamında bulunmaması nedeniyle davacı yanın gerçek hak sahipliği iddiası yerinde bulunmamıştır. SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için; A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi, B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi, C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir. Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir. Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır. Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir. Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır. Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı tarafça gerekçe gösterilen markanın tanınmışlığın ispatına yönelik Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin gerek itiraz gerek dava aşamasında dosyaya yeterli nitelik ve nicelikte ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, sunulan belgelerin markanın olağan kullanımını gösterir belgeler olup, davacının sosyal medya hesaplarından alınan ekran görüntüleri ile sınırlı olduğu, dolayısıyla tanınmışlığın değerlendirilebileceği yeterli belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, mahkememizce oluşturulan bilirkişi heyetinin bilgi ve tecrübeleri kapsamında da davacı markasının tanınmış olarak değerlendirilemeyeceği, ayrıca karşılaştırılan markalar arasında işaret benzerliği de bulunmadığı anlaşıldığından SMK m.6/5 hükmü koşulunun somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....) Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markanın iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: 1-DAVANIN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 99,20 TL vekalet harcı, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, 21.200,00 TL mütercim bilirkişi ücreti, 200,00 TL yurtdışı tebligat harcı, 865,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 30.403,90 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine, Dair, davacı vekilinin, davalı Kurum vekilinin ve davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.25/09/2024

Katip .... e-imzalıdır

Hakim .... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/483, K. 2024/351, T. 25.09.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-483-e-2024-351-k-b77c39d1125e