İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/26 E. 2024/536 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/26
- Karar No
- 2024/536
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/26 Esas - 2024/536 T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2023/26 KARAR NO : 2024/536
DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali DAVA TARİHİ : 19/01/2023 KARAR TARİHİ : 12/12/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/12/2024
Mahkememizde görülmekte olan marka ile ilgili kurum kararının iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesiyle; davalı yanın ... ve ... sayılı markalarına dayalı olarak müvekkilinin marka başvurusuna yapılan itirazların ... tarafından ilk olarak reddedildiğini, ancak ... aşamasında müvekkili başvurusunun SMK m. 6/9 kapsamında reddedildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkili başvurusunun kötü niyetle yapılmış bir başvuru olmadığını, “...” kelimesinin üretimi yapılan ilacın ana etken maddesi olduğunu, “... (...)” ürünün ana etken maddesi olduğunu, hafıza ve konsantrasyonu güçlendiren bir gıda takviyesi olduğunu, bu ürünün tercih edilme sebebinin “... (bilişsel)” ürün olması ve ... etken maddesi içerir olması olduğunu, bu nedenlerle müvekkiline kötü niyetin isnat edilemeyeceğini, taraf markalarının kapsamlarının farklı olduğunu, bu doğrultuda kötü niyetin mevcut olmasının da zaten mümkün olmayacağını, müvekkilinin ... sayılı markasının 05. sınıf emtiaları kapsadığını, davalı markalarının 35 ve 42. sınıf hizmetleri kapsadığını, müvekkili ürünün sektördeki tanıtımı, ambalajı ve kutusu dikkate alındığında da davalı ile hiçbir benzerliği ve ilgisinin olmadığını, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, iddia ederek ... sayılı ... kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili cevap dilekçesiyle; “...” markası üzerinde müvekkilinin hak sahibi olduğunu, davacının bu ibareyi içerir şekilde yaptığı başvurunun tesadüfi olmadığını, Müvemüvekkilininkkilin sağlık, yani ... (...) ve klinik veri yönetimi (...) alanındaki ... faaliyetleri olmakla Müvekkilin tescilleri kapsamında doğrudan “...” yer almak olduğu değerlendirildiğinde başvurunun sağlık alanı ile ilgili 05. sınıftan yapılmasının karıştırılma riski yaratacağını, müvekkili firmanın ... sıralamasında da yer alan sektör lideri bir firma olduğunu, dünya çapında en üst sıralarda yer alan ilaç şirketlerinin 30’unun müvekkili ile çalıştığını, müvekkilinin birçok ödül elde ettiğini, birçok alanda sponsorlukları bulunduğunu, sağlık, ... (...) da dahil olmak üzere pek çok alanda teknik çözüm ve inovasyon çalışması yaptığını, birçok farklı ülkede yaklaşık 275 marka tescili bulunduğunu, müvekkilinin ... nezdindeki tescillerinin ... (...) ve klinik veri yönetimi (...) alanında hizmetleri içerdiğini, bu hizmetlerin ilaç güvenliği; yani ilaç sektörü ile ilgili olduğunu, davacı yanın 05. sınıf ilaç sektörü için tescil başvurusunda bulunmasının doğrudan müvekkili markaları ile ilintilendirileceğini, başvuruda siyah – mavi- beyaz kompozisyon seçilmiş olması bir tesadüf olmayacağını, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, ... alan adının 1995 yılından beri müvekkili adına kayıtlı olduğunu, bu ibare ile yapılan aramaların tamamının müvekkili şirket ve markasına ilişkin sonuçları vereceğini, başvuru sahibinin müvekkilinden ve ... markasından haberdar olmadığı düşünülemeyeceğini belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; ...’nun 08.12.2022 tarihli, ... sayılı ... kararının iptaline karar verilmesi talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. ...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; dava konusu "..." ibaresinin 05.sınıf emtiaları kapsar şekilde tescili amacıyla 05.08.2021 tarih ve ... sayısı ile marka başvurusuna konu edildiği, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun 27.08.2021 tarih ve 379 sayılı ...’nde yayımlanmasına karar verildiği, anılan ilana karşı davalı tarafça itirazda bulunulduğu ancak ...’nın 22.07.2022 tarihli kararı neticesinde itirazların haklı görülmeyerek reddine karar verildiği, söz konusu karara karşı davalı tarafça yeniden itiraz edildiği, davalı itirazlarını inceleyen ...’nun 08.12.2022 tarih ve ... sayılı kararı ile özetle; ... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun ... sayılı "...", "..." ibareli markalar gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6 ncı maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. Başvuru ile itiraz gerekçesi markanın benzerliği hususu itiraza konu ... kararında da kabul edilmiş olduğundan ve söz konusu karara karşı başvuru sahibi tarafından süresi içinde itiraz edilmediğinden bu husus çekişme konusu olmaktan çıkmış durumdadır. Kurul da, başvuru ile söz konusu markaların benzer olduğu yönündeki tespiti onamaktadır. Mal/hizmetlerin benzerliği açısından yapılan incelemede ise, başvuru kapsamında kalan mallar ile itiraz gerekçesi markanın tescil kapsamındaki malların ve hizmetlerin aynı veya benzer olmadığı görüldüğünden kalan mallar yönünden markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. SMK m.6/6 ve 6/4 şartları oluşmadığı kanaatine varıldığından bu yöndeki itirazlar da kabul edilmemiştir. SMK m.6/9 hükmüne göre kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Yapılan inceleme neticesinde, muterize ait olan, Türkiye'de ve yurt dışında tescilleri olan markanın aynısının benzer renkler ile marka olarak seçilip başvurusu yapılmasının, tesadüfi biçimde ve iyi niyetle gerçekleştiğinin kabulünün mümkün olmayacağı kanaatine varıldığından işbu başvurunun SMK m.6/9 hükmü gereğince reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.'' şeklindeki gerekçeler ile davalı itirazlarının yalnızca SMK m.6/9 düzenlemeleri kapsamında kabul edildiği ve başvurunun reddine karar verildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde tarihinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir. Ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlık konusuyla ilgili iddia, savunmalar doğrultusunda rapor düzenlenmesi için AYRI AYRI seçilen 2 bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir. Marka vekili bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: Kötü niyet iddiaları ve kötü niyetin varlığına delalet edebilecek hususlar ile ilgili rapor kapsamında yer verilen tespitlere ilişkin nihai takdir ve hukuki yorumunun mahkemeye ait olması gerektiği, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Sektör uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle: Kötü niyet iddiaları ve kötü niyetin varlığına delalet edebilecek hususlar ile ilgili rapor kapsamında yer verilen tespitlere ilişkin nihai takdir ve hukuki yorumunun mahkemeye ait olması gerektiği, bildirilmiştir. Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. GEREKÇE: Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. “Marka tescilinde nispi ret nedenleri ” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise; (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir. Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (...). Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. SMK m.6/3 hükmü bağlamında tescil engelinden veya hükümsüz nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacaktır: -Tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret olmalıdır. - Başvuru veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmiş olmalıdır. Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. SMK m.6/6 hükmüne göre; tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Dosyanın tetkikinde eldeki davanın ... kararının iptali istemine ilişkin olduğu, ... kararının gerekçesinin temelinin somut uyuşmazlıkta SMK'nın 6/9 maddesine dayandırıldığı ve müktesep hak iddiasının bulunduğu da görülmekle inceleme ve değerlendirme salt bu hususlara ilişkin olarak yapılması gerekmiştir. Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;
Davacı Markası Davalı Kullanımları
...
Tüm dosya kapsamına göre; SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Mahkememizce 6769 sayılı SMK 6/9 genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK’nun 2. maddesi, ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ve yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince somut uyuşmazlıkta, salt benzerlik iddialarının, tek başına başvuru konusu edilen bir işaretin kötü niyetle tescil başvurusuna konu edildiğini ispata elverişli olmadığı, diğer yandan davalı yanca işlem dosyasına sunulan itiraz dilekçeleri ve deliller incelendiğinde davalı yanın sağlık, ... (...) da dahil olmak üzere pek çok alanda teknik çözüm ve inovasyon çalışması, bu sektörlere bilişim teknolojileri yönünden katkı sağlayan, dijital sağlık çözümleri üreten, gerek hastaneler gerek eczaneler gerekse de sektör firmalarına bu hususta teknolojik alt yapı desteği sağlayan ve dünya çapında faaliyet gösteren bir firma olduğu, davalının bu faaliyetlerini “...” markası altında yürüttüğü, ülkemizde ve dünya çapında çok sayıda marka tescilinin bulunduğu; davalı firma esasen doğrudan ilaç sektöründe faaliyet gösteren bir ilaç firması olmamakla birlikte genel anlamda sağlık sektörüne de yönelik olarak doğrudan faaliyet gösteren ve ilgili sektördeki firmalara da dünya çapında danışmanlık sağladığı görülen, yaklaşık 290 bin çalışanı olduğu anlaşılan bir firma olduğu, davalı firmanın “...” markası üzerinde birçok ülkede, muhtelif mal ve hizmet sınıflarında hak sahibi olduğunun da yine ... arama motoru üzerinden yapılan araştırmada tespit edildiği, davalı yanın ... alan adı üzerinde de 1995 yılından beri hak sahibi olduğu; dava konusu başvuru ile davalı yanın web sitesinde yer alan ve fiili kullanım örneğini gösterir kullanımlarının benzer şekilde yazıma konu edildiği, her ne kadar bu durumun tek başına bir kötü niyet göstergesi olmasa da; bununla birlikte “...” kelimesi “bir şey hakkında bilgi veya anlayış sahibi olma” , “farkında olma, haberdar olma” gibi anlamlara gelen bir kelime olup tıbbi bir terim veyahut bir etken madde olmadığı; davacı yanın“... (...)” ürünün ana etken maddesi olduğu” yönündeki beyanı doğrultusunda yapılan araştırmalarda ise; “...” ibaresinin bir marka adı ve geliştirilmiş patentli bir ürün olduğu, davacı yanın “...” markası altında piyasaya sürdüğü ürüne yönelik tanıtımında “... vitamini içermektedir.” şeklinde açıklamasına bizzat kendi sitesinde yer verdiği; dolayısıyla davacının iddiaları doğrultusunda “...” ibaresinin doğrudan bir ilaç etken maddesinden veyahut ... kökünden türetildiği yönünde bir sonuca varılamadığı, uyuşmazlık konusu olmayan ve dava dışı 3. bir firma adına tescilli “...” markası altında geliştirildiği anlaşılan patentli bir ürünün, kendi piyasa sürdüğü ürün içeriğindeki kullanımı nedeniyle bu ibarenin tercih edildiği yönündeki davacı iddiasının “...” kelimesinin doğrudan ilaç/sağlık sektöründe yaygın kullanılan bir terim olduğu kanaatine ise varılamadığı, bu çerçevede davacı yanın iddialarının temelinde yer alan ve yukarıda incelenen hususların somut verilerle desteklenmediği tespit edilmekle birlikte böylesi bir başvurunun, davalı tarafın dünya çapında hak sahibi olduğu görülen “...” ibaresini birebir içerir şekilde, yine davalı yanın temel olarak bilişsel danışmanlık, ... faaliyetleri gösterdiği tespit edilebilen ana sektörlerden biri olan sağlık/tıp alanındaki faaliyetleri ile bağlantılı olarak 05. sınıftaki emtialarda tescil edilmek istenilmesi, davacı yanın, dünya çapında faaliyet gösteren bir markanın sağlık sektörüne de yansıdığı kabul edilebilecek kurumsal kimliği ve bu kimliğin sahip olduğu ticari değerinden doğrudan yararlanmasına yol açacak ve söz gelimi “...” markasının hak sahibi davalı firmanın doğrudan ilaç/takviye gıda ürünleri sektöründe faaliyet göstermeye başladığı yönünde bir algı edinimini öncelikle davalı taraf faaliyetlerini ve markasını bildiği varsayılabilecek sektör aktörleri nezdinde bilahare davalı markasını duymuş, görmüş ya da deneyimlemiş nihai tüketiciler nezdinde yaratabileceği bu durumun ise davacı yanın, davalıya ait markaların ticari değerinden haksız bir menfaat teminine yol açacağı gibi, davalı yanın ilerleyen dönemlerde bu doğrultuda bir faaliyette bulunma ihtimalinde ülkemizde bu işareti kullanmaya devam etmesini engelleyecek sonuçlar ortaya çıkarabilecek, bir nevi baraj marka imajı yaratabileceği; bu halde dünya genelinde çok uzun yıllardır tescilli bir şekilde korunduğu görülen bir markanın davacı tarafça birebir aynısının tercih edilmesi halinin ticari dürüstlük ve haksız rekabet kuralları ile örtüşür olarak nitelendirilemeyeceği, davacı yanın böyle bir başvuru ile elde edeceği menfaatin, davalı yanın markasının ilgili piyasadaki karşılığından yararlanma sonuçlarını sağlayacağı, bu noktada davalı yanın ... nezdinde doğrudan 05. sınıf mallarda bir tescilinin bulunmamasının nihai kanaati etkilemeyeceği, Nihai olarak davacı tarafça başvuru konusu yapılan markada kullanılan bu tercihin rastlantısal bir tercih olarak yorumlanamayacağı, zira takviye gıda ürünleri sektöründe faaliyet gösterdiği anlaşılan tarafın kendisine böyle bir ibareyi seçerken, dünya çapında sağlık hizmetlerine yönelik bilişim teknolojileri, dijital dönüşüm, arge- danışmanlık hizmetleri sunan davalı markasından haberdar olmadığı yönünde bir sonuca varılamayacağı, davacının dava konusu ibare ile yapacağı basit bir arama motoru araştırmasında dahi davalı markaları ile ilgili sonuçlara ulaşacağı bir durumda önceki markadan haberdar olmama ihtimalinin bulunmadığı, SMK m. 6/9 şartlarının oluşmuş olduğu anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere: 1-DAVANIN REDDİNE, 2- Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair, verilen karar hazır olan taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/12/2024
Katip ... Hakim ... e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır