İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2022/45 E. 2024/552 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2022/45
Karar No
2024/552
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2022/45 KARAR NO : 2024/552

DAVA : Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini DAVA TARİHİ : 25/01/2021 KARAR TARİHİ : 17/12/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/12/2024

Mahkememizde görülmekte bulunan Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesiyle; davalının ... isimli 2019 yılında basılan kitabının ... tableti başlıklı bölümünde davacının 2012 yılında basılan ... isimli kitabın ... başlıklı bölümünün neredeyse tamamen kopyalanmış oldu ve usulüne uygun atıfta bulunmadığını, davalının kitabındaki dipnot 19 da yer verdiği “Ağustos 2011 tarihinde ... kazısında ele geçirilen çivi yazılı Hitit tabletini 26 Eylül 2011 tarihinde ...’da toplanan 2. ... Sempozyumda ... tableti konulu bildirimde tabletin transkripsiyonunu ve tercümesini vererek olası ...-... eşitliğini savunmuştum ancak ... bu durumu gözardı ederek beni hiç referans vermeden benim sunduğum bu tabletin transkripsiyon ve tercümesini hiç görmemiş gibi davranarak “...” diyerek bir bilim insana yakışmayacak bir şekilde bu eşitliği kendi bulmuş gibi yayınlarında ifade etmektedir. (...)” ifadeleri ile davacıya iftirada bulunduğunu, davalının dipnotta bahsettiği eserin davacının makalesi olduğunu İtalya’da seçkin bir dergi olan Kaskal’da yayınlandığını ve bu makalede sayfa 38’de davacının yer verdiği ve burada ... tabletini ... ve ... in kazı çalışmalarında bulunduğunu ve bu tabletin bulunduğunu 26 Eylül 2011 tarihli 2. ... Sempozyumunda duyurduklarından bahsettiğini, davalının bugüne kadar hiçbir makalesinde, bilimsel herhangi bir çalışmasında aslında ...-... eşitliğini savunmadığını 26 Eylül 2011 tarihindeki 2. ... sempozyumunda buna ilişkin hiçbir ifadesinin bulunmadığını sadece ... ile birlikte ... tabletini bulduğunu içerisinde ..., ... isimlerinin geçtiğini tabletin yakında yayınlanacağını duyurduğunu, bu açıdan bu eşitliği bilim camiasına öneren ilk kişinin davacı olduğunu, davacının 26 Eylül 2011 tarihinde yapılan sempozyumda ...-... eşitliğini savunduğunu ve sunumunu yaptığını, davacıdan sonra söz alan davalının “Bu genç bilim insanları çok heyecanlı, henüz daha ortada bir şey yok, ... da olabilir.” Dediğini ve buna dair kayıtların olduğunu, davacının 16 Eylül 2011 tarihinde teslim ettiği doktora tezinde 05-09 Eylül 2011 tarihleri arasında ...’nın ... şehrinde düzenlenen 8. Uluslararası ... kongresinde sunduğunu ve bildirisini 928. Sayfasında, daha sonra yayınlanan ...adlı kitabında da bahsettiğini, davalının ise bu eşitliği ilk olarak 2019 yılında basılan ... bildirileri Kitabında yer alan “... Tableti” makalesinde savunduğunu ve davacının kitabını kopyaladığını, davalıya ait dava konusu kitabın ... kongresi bildirileri isimli kitap academi.edu, ... (...) ve bir çok sitede yayınlandığını ayrıca ... projesi kapsamında kitabın 300 adet basıldığını, davalının davacıya ait mali ve manevi haklarını ihlal ettiğini ifade ederek FSEK m. 68 ve 70 çerçevesinde zararın ayrı ayrı tespitine ve davacıya ait kitabın ... başlıklı bölümünün davalının kitabında ... başlıklı bölümünde izinsiz şekilde neredeyse birebir kopyalanması sebebiyle FSEK m. 68 gereğince maddi tazminat ve manevi tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesiyle; davalının ... ve ... alanında önemli bir bilim insanı olduğunu, Çivi yazısını, tabletlerden doğrudan okuyabilen davalının, bir bilimsel bilginin asıl üretildiği kazı çalışmalarında hiç bulunmamış eski bir öğrencisinden intihal yapmış olduğu iddiasının yerinde olmadığını, dava konusu olan ... çivi yazısı tabletinin ilk transkripsiyonunu ve tercümesinin davalı tarafından bizzat yapıldığını, 26.09.2011 tarihli sempozyumda davalının iki adet sunum yaptığını bunlardan ikincisi ...'nin anılan tabletin sunumunu birlikte yapma teklifini davalının kabul etmesiyle gerçekleştiğini, burada yapılan müşterek sunuma ilişkin davalının hazırladığı ... tablet isimli ... belgesini davalının bilgisayarında mevcut olduğunu ve 2011 yılında bilim dünyasında kazandırmış olduğu ve ... dosyasını aktardığı bilgilere gerek 2014 yılındaki kongrede gerekse 2019 yılındaki aynı kongrenin bildirimi makalesinde yinelediğini buna ilişkin kronolojinin tablo üçte gösterildiğini, öte yandan davacının 26.09.2011 tarihli aynı sempozyumda kendi tebliğini sunduğu sırada davalının görüşlerinin kendi doktora çalışmasını desteklediğini ifade ettiğini, kaldı ki davalının davacının benimsediği yöntemden farklı bir usulü takip ettiğini belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacıya ait kitabın "..." başlıklı bölümün davalının kitabının "..." başlıklı bölümünde kullanılması suretiyle intihal oluşup oluşmadığı davacının fikir ve sanat eseri sahipliğinden doğan haklarının tecavüze uğrayıp uğramadığı tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. Soruşturma aşamasında alınan 18.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda, dava konusu taraflara ait kitapların ve tezin ayrı ayrı ilim-edebiyat eseri olduğu, anılan eserler üzerindeki hak sahipliğinin ayrı ayrı katılan ve sanık olduğu, ... bildirileri yayını kapsamında basılan ... tableti başlıklı bildirinin şikayetçinin ... tarih anabilim dalı bünyesinde sunduğu “...” başlıklı doktora tezinden intihaller içerdiği ve söz konusu intihallerin iltibas sınırını aşar mahiyette olduğu ve usulüne uygun atıf olmaması nedeniyle FSEK madde 71 de tanımlanan suçun unsurlarının oluştuğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Mahkememizce bilirkişilerden rapor ve itirazlar bağlamında ek raporlar alınmıştır. Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen RAPORDA ve EK RAPORDA özetle: 1. Dava konusu, taraflara ait kitapların FSEK m.2 hükmü kapsamında ayrı ayrı ilim ve edebiyat eseri olduğu, 2. Anılan eserler üzerinde davacı ve davalının isimlerinin yer alması karşısında söz konusu eserlerin eser sahiplerinin ayrı ayrı davacı ve davalı olduğu, 3. Dava konusu hususların, taraflarca ifade ediliş şekillerinde var olan benzerliklerin, o bilimsel gerçekliğin ifade edilebilmesi için zorunlu olan terim / ifadelerin kullanılmasından kaynaklı olması dikkate alındığında intihal şartlarının oluşmadığı, 4. (3) numaralı kısımda varılan sonuç nedeniyle tazminat hesabı yapılmasına gerek bulunmadığı, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Bilirkişi tarafından düzenlenen (Tazminat Yönünden) RAPORDA özetle: Davacıya ait kitabın ... başlıklı bölümünün davalının 2019 yılında basılan ... Bildirileri isimli kitabının “ ...” başlıklı bölümünde kullanılması kapsamında; alıntı yapılarak basılan kitabın 2019 yılında basılmış olması, 1. baskısının 300 adet basılması, kitabın 1267 sayfadan ibaret olup 969-983. Sayfaları arasında alıntının yer alması, kitabın satılıp satılmadığı ve bu şekilde davalının gelir elde edip elde etmediğinin belirgin olmaması hususları birlikte dikkate alındığında davacının uğramış olduğu maddi zararının 3.000,00TL ila 5.000,00TL arasında olabileceği, takdirin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir. Bilirkişi HEYETİ tarafından düzenlenen EK RAPORDA özetle: Kök raporla aynı görüş bildirilmiştir. ISLAH: Davacı vekili ıslah dilekçesi vererek, davalı yanın eylemleri nedeni ile FSEK m. 70/1 ve FSEK m.70/2 uyarınca 5.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın eylemin gerçekleştiği 02.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama sonucunda hükmün Türkiye'de yayınlanan 3 büyük gazetede masrafları davalıya ait olmak üzere yayınlanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. GEREKÇE: Bilindiği gibi 5846 sayılı FSEK’nun 1/B maddesinin ‘a’ bendinde eser, “sahibinin hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini” ifade eder. Buna göre bir fikri ürünün eser sayılabilmesi için iki koşulu birlikte gerçekleştirmesi gereklidir. İlk olarak fikri ürünün sahibinin hususiyetini taşıması, bir başka deyişle kendinden önce ortaya konmuş benzerlerine göre özgün bir niteliğe sahip olması gerekir. İkinci olarak bu fikri ürünün FSEK’nun ikinci ve devamı maddelerinde belirlenen eser kategorilerinden birine dahil edilebilmesi aranmalıdır. Yasada fikir ve sanat eserlerinin çeşitleri ikinci maddede düzenlenen ilim ve edebiyat eserleri, üçüncü maddede yer verilen musiki eserleri, dördüncü maddede tanımlanan güzel sanat eserleri, beşinci maddede düzenleme bulan sinema eserleri ve son olarak altıncı maddedeki işleme ve derlemeler olarak sayma yöntemiyle belirlenmiş bulunmaktadır. Yasa eser sahibini bir eseri meydana getiren kişi olarak belirlemiştir. (FSEK md. 8/1) Yasanın 9. maddesinde eser sahiplerinin birden fazla oluşu hallerine yer verilmiştir. Buna göre birden fazla kimsenin birlikte vücuda getirdiği eserin kısımlara ayrılması mümkünse, bunlardan her biri meydana getirdiği bölümün sahibi sayılır. Ancak birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, bu takdirde eserin sahibi onu meydana getirenlerin oluşturduğu birliktir. (FSEK md. 10/1) Bu ikinci hale yasa eser sahipleri arasındaki birlik adını vermiştir. Yine eser sahipliği yönünden belirlenen karineler yasanın 11 ve 12. maddelerinde yer almaktadır. Buna göre FSEK 11 uyarınca yayınlanmış eser nüshalarında veya güzel sanat eserlerinin aslında eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse aksi kanıtlanıncaya kadar bu eserin sahibi sayılır. Yayımlanmış olan bir eserin sahibi, eser nüshalarında veya aslında mutat olduğu şekilde belirtilmemiş ise bu takdirde eseri yayımlayan, o da belli değilse çoğaltan eser sahibine ait hak ve yetkileri kendi adına kullanabilir. Diğer taraftan memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki mali hakları, kullanma yetkisi aralarındaki sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça, bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır. Tüzel kişilerin organları hakkında da bu kural uygulanır. (FSEK 18/1). Eser sahibinin kullanabileceği mali haklar, FSEK 21 ve devamında düzenlenmiştir. Buna göre, mali haklar, FSEK’nun, 21. maddesindeki işleme hakkı, 22. maddesinde düzenlemesini bulan eserin aslı veya kopyalarının herhangi bir şekil veya yöntemle tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli çoğaltma hakkı; 23. maddede belirlenen eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını kiralama, ödünç verme, satışa çıkarma veya diğer yollarla yayma hakkı; 24. maddede doğrudan veya dolaylı olarak bir eserden ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynatmak, göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı; 25. maddedeki işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı olarak belirlenmiş bulunmaktadır. FSEK'nun 48.maddesi uyarınca mali haklar süre, yer ve içerik itibariyle sınırlı veya sınırsız; karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredilebilir. Mali hakların sadece kullanma yetkisi de bir başkasına bırakılabilir. Diğer taraftan, mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre yetkili olmayan kimseden kazanan kimse, iyiniyet sahibi olsa bile korunmaz. Ancak, yetkili olmaksızın mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma ruhsatını veren kimse; salahiyeti bulunmadığına diğer tarafın vakıf olduğunu veya vakıf olması lazım geldiğini ispat etmedikçe tasarrufun hükümsüz kalmasından doğan zararı tazminle yükümlüdür. Kusur halinde mahkeme; hakkaniyet gerektiriyorsa daha geniş bir tazminata hükmedebilir (FSEK m. 54). Tüm dosya kapsamına göre: Eser, kendi yaratıcısının bilimsel ve sanatsal özelliğini, hususiyetini yansıtan fikri bir emeğin ürünüdür. Eser niteliğinde subjektif şartı oluşturan hususiyet kavramı, yenilik unsuruyla ifade olunmaktadır. Öte yandan FSEK belli zamanlarda eserlerden faydalanılmasına sınırlar koyarak izin vermiştir. FSEK 35. Maddede yazılı sınırlar içinde iktibas serbestisi tanınmıştır. İktibasın “aynen” veya “mealen” yapılmasının mümkün olduğuna işaret etmekte yarar görülmektedir. Aynen iktibasta, eser sahibinin kelime ve cümleleri hiçbir değişiklik yapılmadan, birebir alınır ve bunu belirtmek için de alıntıya konu bölüm örneğin tırnak içinde veya farklı yazı karakteriyle gösterilebilir. Buna karşılık mealen iktibasta, alıntıyı yapan, alıntıya konu ifadeleri, anlamda (mealde) herhangi bir değişikliğe meydan vermeden, bozmadan, kendi kelime ve cümleleriyle ifade eder. Telif korumasına konu olan, soyut fikirler değil, bunların ifade ediliş biçimidir. Bunun yanı sıra, herkesin malumu olan anonim nitelikteki bilgiler; mevzuat; hususiyeti olmayan ifadeler; tarihi olaylar; isimler; doğum ve ölüm tarihleri, günleri için kaynak belirtme zorunluluğu söz konusu değildir. Aynı şekilde, fikirler gibi, telif koruması dışında bırakılan usuller, iş yöntemleri veya salt matematiksel kavramların kullanılmasında, iktibas serbestisinin varlığına ihtiyaç olmadığı gibi, atıf yapılması vb. şekli koşulların yerine getirilmesi de zorunlu değildir. Bu kapsamda örnek olarak, topluma mal olmuş fikirler, bir eserin oluşturulmasında kullanılan üslup, tarz, teknik, metot gibi herkesin kullanımına açık unsurlar sayılabilir. Taraflara ait eserlerin, sahibinin hususiyetini yansıtacak biçimde şekillenmiş bulunması, FSEK’de öngörülen eser türlerinden birinin içine girmesi ve fikri bir çabanın ürünü olması nedeniyle FSEK anlamında “ilim ve edebiyat eseri" vasfında oldukları; dosya kapsamındaki ... kitabının eser sahibinin davacı, ... adlı doktora tezinin eser sahibinin davacı, ... bildirileri Kitabında yer alan “... Tableti” makalesinin eser sahibinin ise davalı olduğu anlaşılmıştır. Bilirkişi raporlarındaki karşılaştırmalı tablolardan: ...’ın ... (..., ...” ... ... bölümü sayfa ...’de (özetle): başlangıçta bilimsel olarak beklenildiği gibi daha önce ... kenti üzerine yapılan çalışmalardan bahsedilerek gerek lokalizasyon gerekse identifikasyon önerilerinden bahsedildiği; çivi yazılı metinlerde geçen nuntarriyašhaš ve ... bayramlarında yine daha önce ele alınmış gün ve güzergahlara göre yapılan değerlendirmelerin ele alındığı, sonuç olarak ise tüm bu bilimsel veriler ışığında ... kenti için “...=... eşitliğine inanıldığı”, “... için uygun yerlerden biri de ...” olduğu ifade edilerek yeni bilimsel tekliflerin sunulduğu; ...’ın söz konusu kitabındaki önerilerini, henüz basılı hale getirmeden önce 16.09.2011 tarihli doktora tezinde de aynı düşünceyle dile getirdiği; ...’ın tezi ile kitabının ilgili bölümü karşılaştırıldığında, ... alanı açısından; tartışma ve değerlendirmeler sonrasında, nuntarriyašhaš ve ... bayram metinlerinde ortaya çıkan güzergâhlara ve ... kazı sonuçlarından çıkarılan malzemeye göre ...-... ile eşitlenebileceği önerisi getirdiği, bu eşitliğin yanısıra ...’ün de ... önerisi için uygun olduğunu belirttiği; tez ve kitap baskılarında genel yazımın ve ifade edilen düşüncelerin birbiri ile uyumlu olduğu tespit edilmekle birlikte; kitabına ait sayfa 178-179’da yer alan, “... daha sonra ...’ta bulunan ...’ün ... için iyi bir aday olabileceğini, De Martino ise, Forlanini gibi, ... ...’te aranmasını önermişlerdir. ... 1988 yılında sadece nuntarriyašhaš bayramını ele alarak yapmış olduğu çalışmada Karasu, ...’nın ...’nın kuzeyinde ya da kuzey doğusunda yakın bir yerde aranmasını söylemiş fakat hem belirli bir öneride bulunmamış hem de başkente ne kadar uzaklıkta aranmasına dair bir ifadeye yer vermemiştir. Bu durumda başkentin kuzeyinde herhangi bir Hitit yerleşimi aday olarak gösterilebilir. Ayrıca çalışmada sunduğu nuntarriyašhaš bayramına ait güzergâh krokisi, herhalde diğer kült gezilerini içeren bayramlar dikkate alınmadığı için muhtemel kült güzergâhlarından oldukça uzaktır. Bu bağlamda söz konusu çalışmada ... ile ilgili yapılan öneri, tedbirli bir yaklaşımdan öteye gitmemiştir. ...” ifadelerinin tezinde yer almadığı; tez çalışması s.226’da “... Fakat nuntarriyašhaš ve ... bayramları, ...’nın ...’nın kuzey ya da kuzey doğusunda aranması gerektiğini ortaya koymaktadır.” ifadesinin herhangi bir atıfta bulunulmadan ...’ya ait “... – ... makalesinden alıntılandığı, ...’ya ait ve ...’nın identifikasyon önerilerine son derece önemli bir katkı sağlayacak ilgili makalesinde geçen aynı ifadelerin kitapta da kullanıldığı, ancak yazar tarafından yeniden gözden geçirilerek konu bütünlüğünde kitaba dahil edildiği ve eklendiği, (...’ya ait aynı makaleye atıfla) “hem belirli bir öneride bulunmamış hem de başkente ne kadar uzaklıkta aranmasına dair bir ifadeye yer vermemiştir”. ifadesinde ...’nun bir öneride bulunmadığı tespitinin doğru olduğu; ancak “...’ya ne kadar uzaklıkla aranması gerektiği” bilgisinin bulunmadığına dair tespitinin ise makalenin bütünü dikkate alındığında (en fazla) 1 günlük mesafede yer alması gerektiği çıkarımının yapılabileceği; diğer yandan; ...’in söz konusu makalesinde, s.975 “...’nın, ...’nın kuzey ya da kuzey doğusunda aranması gerektiğini ortaya koymaktadır.” ifadesiyle, “... – ...herhangi bir atıfta bulunulmadan ...’ya ait “... makalesinden alıntılandığı, dn.14 olarak belirtilen ...’de benzer bir ifadeye veya sonuç çıkarımında bulunulamayacağı; ilgili ... kitap ...’de kentin ...’nın kuzey, kuzeydoğusunda yer aldığına dair bir güzargah çizimi ile çıkarılabileceği, ... araştırmacıları açısından ...’nın ...’nın güneyinde aranmasına dair fikirlerin aksine, ...’nın kuzey, kuzeydoğusunda (...) ve bir günlük mesafede yer aldığı (...) bilgisinin verildiği ve her iki araştırmacının da fikir/tez/iddia/kuramının bilimsel temelini oluşturan (...) “ ... (...) araştırmasına ...’ın da tezinde (belirtildiği üzere sonradan kitaba dahil edilmiştir); ...’in de makalesinde bu araştırmaya yer vermedikleri; taraflarca ele alınan söz konusu araştırmalarda: (...) “... (..., ...” kitabının, ... sırasında özellikle Orta Anadolu tarihi coğrafyası hakkında yapılan değerlendirmelerin ele alındığı ve 2011 yılında bitirilen doktora tezinin gözden geçirilmiş halinin basımıyla yeniden düzenlendiği; kitabın p) ... başlıklı bölümü de bu konu kapsamında sayfa 178-187 sayfalarda çeşitli tartışmalarla değerlendirildiği, bu değerlendirmelerin kralın kült gezisi esnasında izlediği güzergahların tartışmalarından oluşturulduğu; bu değerlendirmeler sonucunda da yazarın “...=... eşitliğine inanıyoruz. Öte yandan ... için uygun yerlerden biri de ....” çıkarımlarını yaptığı; (...) ... Tableti (...) makalesinde, ... ...’ün kazı tarihçesi ile ilgili o güne kadar yapılan çalışmaların tarihsel bilgilerinin verildiği; 2011 yılı kazılarında ... kazı envanterine (...) kayıtlı daha önce yayınlanmamış, orijinal Hititçe çiviyazılı belgenin transliterasyon ve çevirilerinin işlendiği/değerlendirildiği; söz konusu mektupta adı geçen kent isimlerinden biri olan ...’nın güzergah tartışmalarından oluşturulduğu; bu değerlendirmeler sonucunda da “... tabletinin içeriğinde yer alan coğrafi isimler ...’ın bulunduğu coğrafyaya uymaktadır. ... mektubu, ...-... eşitliğini destekler niteliktedir. Ancak, ... eşitliğinin kesin olması halinde, ...’ın çağındaki adının ... olması olasıdır.” çıkarımlarını yaptığı; İncelenen her iki yayında yukarıda (koyu yazı ile işaretlendiği üzere) benzer/aynı cümlelerin bulunduğu, çalışmaların ilgili kısımlarını oluşturan bu bilimsel bilgilerin, büyük ölçüde ... sahasında araştırma yapan diğer bilim adamlarınca genel kabul gören ve benzerlik taşıyan yönler olarak değerlendirilmesi gerektiği; “...” kent adını taşıyan bir başlıkla Hitit bilimi açısından son derece önemli bir yayın serisi olan (...) ...: (...) zaten bilinen bu bilgilerin tekrarı ve açıklamalarının ve sunumunun aynı/benzer biçimde ele alındığı: * ...’nun örnek verdiğimiz söz konusu bu yayınında, ...’nun önerisi hatalı bir biçimde yazılmış olmasına karşın, daha önceki lokalizasyon çalışmaları aktarılırken tıpkı her iki yazar gibi ifadelerinde, cümle diziliminde benzerlikler taşıdığı ya da ...’da zaten bilinen bu bilgilerin tekrarı ve açıklamalarının ve sunumunun aynı/benzer biçimde ele alındığı: konu üzerine çalışan diğer araştırmacılardan örnekler ile sunulduğu, her iki tarafın yazılarında belirttiği bu genel ifadelerin zaten daha önce bu konu üzerine çalışanların değindiği bilgilerden oluştuğu, yazarların eserinde de bu yönüyle bir hususiyet taşımadığı, ... üzerine yapılan diğer yayın çalışmalarında da aynı/benzer bir biçimde ele alındığı; ... makalelerinde görülebildiği gibi ifadeler aynı/benzerliklerle ele alındığı, bu olağan benzerliklerin yanı sıra iddiaya konu olan, dipnotlardaki ve sayfa numaralarındaki aynı hataların tekrarlanması ise ancak aynı çevirilerden ve/ya çevirmenlerden yararlanılması halinde mümkün olabileceği, ancak ihtilafa yol açan işbu davanın içeriği, bu benzerliklerin bulunmasından öte “... eşitliğinin dayandırıldığı özgün bilginin hangi bilimsel yöntem/analiz ile ve kim tarafından daha önce dile getirildiği ile ilgili olduğu hususudur. Tarafların dosyada bildirdikleri iddia/ifade/savunma belgelerine göre: Ağustos 2011 ... tabletinin bulunmasından önce, kent ile ilgili önerinin ... tarafından (19 Mart 2011 tarihli e-postasına istinaden) dile getirildiği; (16 Eylül 2011 tarihli doktora tezi içeriğine istinaden) ...-...’nın eşitlenebileceği veya yine ...’ün de ... için uygun olabileceği önerilerinin kronolojik olarak daha öncelik taşıdığı anlaşılmaktadır. ...’ın bu önerisinin en erken alenileşme tarihinin 5-9.09.2011 tarihli ... [09.09.2011]: ..., “Yaptığımız doktora tez çalışması sonucunda; henüz ele alınmamış bazı lokalizasyon tekliflerimiz olmuştur. Bunlar ... = ..., ... = ... eşitlikleridir. Özellikle ... tarafından ...’da yürütülen kazılar sonucunda çıkacak buluntuların ...=... eşitliğini doğrulayacağı kanısındayız.” olduğu ve burada ifade edildiği gibi tezi ile kitabında kullandığı bu eşitliğin yanı sıra ihtiyatlı bir yaklaşımla yine ...’ya aday “...” önerisini 2012’den sonraki diğer bilimsel araştırmalarında kullanmadığı (...); ve alenileşme tarihinin ...’da bulunan tablet sonrasında olduğu tespit edilebilmektedir.  ...’in ...’da bulunmuş bir çivi yazılı belgenin ilk defa okunması ve bunun bilim dünyasına sunması ve transkripsiyonu-çevirisi ve içerdiği konunun yorumlanarak 26.09.2011 tarihli ... dile getirmiş olduğu ve (sadece ...’in beyanına istinaden) “... olabileceğini belirttiği” yine tabletin bulunduğu Ağustos 2011 tarihinde söz konusu transkripsiyonu yaptığı anlaşılmaktadır. Her iki tarafında (davacı/davalı) sunduğu bilimsel verilere göre araştırmalarında kullanılan yöntemler dikkate alındığında: ...’ın ...-... eşitliği ve ...’ya aday olabilecek bir diğer “...” önerilerinin bayram metinlerinde geçen güzergahların değerlendirilmesi sonucuna varmış olduğu özgün bilimsel bir yorum ve çıkarımlarda bulunduğu; ...’in bayram metinlerinde geçen güzergahların değerlendirilmesi ile orijinal bir çiviyazılı metne göre filolojik aktarımlarla ve içeriğinde tespit edilen üç kent adından dolayı (...-...) özgün bilimsel bir yorum ve çıkarımlarda bulunduğu; ...’nın lokalizasyonu/identifikasyonuna dair verilen tüm bu ortak ifadeler göz ardı edilse bile makalesinde ...’dan intihal yaptığı öne sürülen ...’in yine de makalesinin orijinalliğini ve özgünlüğünü koruyacağı; “söz konusu ... eşitliğinin yapılmasında bulunan ... dayandırıldığı”, ... Kazı Başkanı ...’nin ve ... sahası araştırmacılarının da kabul ettiği üzere (...) bu öneriler hususunda “bu eşitliğin tam olarak kabul görebilmesi için daha fazla kanıta ihtiyaç olduğunu belirtmekte”yken, ...’ın tezi ve kitabında kullandığı “...=... eşitliğine inanıyoruz. Öte yandan ... için uygun yerlerden biri de ....” ifadesindeki “...” önerisinin ... tarafından kullanılmadığı, şayet iddia edildiği gibi bir kopya yapılacak olsaydı intihale konu olan araştırmada bu önerinin de dile getirilmesinin beklenmesi gerekeceği; davacı ve davalı tarafların çalışmalarındaki yöntem ve içerik farklılarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Neticeten, söz konusu Hitit kentine dair tarafların birbirinden bağımsız olarak eşitlik önerilerini dile getirilebilmesi mümkün müdür? yönünde bir soruya verilecek cevabın; ... tabletinin bulunduğu zaman aralığında, henüz alenileşmemiş ...’ın tez ve kitabındaki bilimsel önerilerinin; ... tabletinin bulunmasıyla bilimsel önerilerini dile getiren ...’in “birbirinden intihal yapılmış bir fikir/tez/öneri değil de birbirini destekler ve benzerlikler oluşturan ancak yöntemsel farklılıklarla aynı sonuca varılmasının” mümkün olabileceği; işbu davanın konusu olan ...’a ait tez ve kitap çalışmaları ile ...’e ait makale çalışmasındaki intihal iddialarını oluşturan ifadelerin, daha önce bu konuda araştırma yapan bilim adamlarının çalışmalarında sıklıkla aynı/benzer biçimde belirtmiş oldukları bilgi bütününden oluştuğu, belirtilen ve zaten bilinen bu benzerliklerin intihale konu oluşturacak nitelikte değerlendirilebilecek bir hususiyet taşımadığı, Hitit bilimi açısından ... 1988 makalesinde belirtilen ...’nın ...’ya bir günlük mesafede kuzey/kuzeydoğuda olduğu bilgisi ve yine ... eşitleme teklifleri zaten bilim dünyasınca değerlendirildiğinden hareketle taraflarca dile getirilen ...-... eşitleneceği öneri/fikir/tezinin ortaya konmasında her iki araştırmacının izledikleri “bilimsel yöntemlerinin farklılaştığı”; “tespitlerini dayandırdıkları hususların birbirinden bağımsız bağlantılarla” olduğu; dava konusu eşitliğin taraflarca ifade ediliş şekillerinde var olan benzerliklerin, o bilimsel gerçekliğin ifade edilebilmesi için zorunlu olan terim / ifadelerin kullanılmasından kaynaklı olması dikkate alındığında intihal şartlarının oluşmadığı kabul edilmiş, varılan sonuç nedeniyle tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşılmış, aksi yöndeki beyan ve görüşlere itibar edilmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere: 1-DAVANIN REDDİNE, 2-Harçlar Yasasına göre hesaplanan 427,60-TL karar harcından (peşin harç + ıslah harcı) alınan toplam 142,98-TL’nin mahsubu ile bakiye 284,62‬-‬TL’nin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00-TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair, verilen karar hazır olan taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/12/2024

Katip ... Hakim ... e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2022/45, K. 2024/552, T. 17.12.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2022-45-e-2024-552-k-54268b77c0c4