İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2022/265 E. 2024/447 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2022/265
Karar No
2024/447
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/265 Esas - 2024/447 T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2022/265 KARAR NO : 2024/447

DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 20/07/2022 KARAR TARİHİ : 31/10/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/12/2024

Mahkememizde görülmekte olan marka ile ilgili kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesiyle; davalı şirketin ... numarası ile “...” ibaresinin 36.sınıfta tescili talebinde bulunduğunu, markanın yayınına karşı müvekkili tarafından itiraz edildiğini, itirazlarının ...’nca red edildiğini, verilen red kararına karşı müvekkilinin yayınına itirazın yeniden incelenmesi talep ettiğini, söz konusu itirazlarının ...’nun 20.05.2022 tarih ve ... karar sayılı kararı ile reddedildiğini, Müvekkilinin perakende sektörünün öncülerinden olan bir firma olduğunu, ... ibareli markalarının yoğun kullanım sonucunda tüketici nezdinde ayırt edici nitelik kazandırarak tanınmış olduğunu, ... markasının, ... Kredi Kartı ve ... kart (müşteri sadakat kartı) olarak çok yoğun reklam ve tanıtım çalışmaları neticesinde yurt çapında tanıtıldığını, ... Kredi kartının ..., ... ... ve ... mağazalarında alışveriş sırasında kullanıcısına ayrıcalıklar sağlayan bir kredi kartı olduğunu, ... markası altında, müşteri sadakat kartı niteliğindeki bir kart olan ... Kartın müvekkili şirket mağazalarında ... mağazalarından yapılacak alışverişlerde kullanılabilen, içine bakiye yüklenebilen, alışverişleri karşılığı indirim veya ... puan kazanmayı sağlayan bir kart özelliği taşıdığını, ... markasının piyasaya girdiği günden itibaren yakaladığı ivmeli büyüme ile çok kısa bir zamanda kendi pazarında önemli bir oyuncu haline geldiğini, reklam ve kampanya tanıtımları ve tüketicilere sağlanan faydalarla da pazarın en ideal oyuncusu olduğunu, ... kartlar için gerek yapılan tanıtım ve reklam harcamaları gerekse de “... paradan sonra en büyük icat” şeklindeki çarpıcı sloganıyla tüketicinin hafızasındaki yerini aldığını, ... markasına yaptığı yatırımlar ve yoğun tanıtım faaliyetleri neticesinde tanınmış bir marka haline getirdiğini, davaya konu “...” markasının tescili halinde, müvekkili şirketin yoğun emek, para ve zaman harcayarak markaya kazandırdığı imajdan ve bu markanın reklam gücünden davalı şirketin haksız olarak yararlanacağını, taraf markalarının aynı hizmetleri kapsadığını, “...” markasını müvekkil şirkete ait “...” markalarının devamı zannı ile bu markanın müvekkil şirketin yeni bir markası olduğu sonucunu çıkararak haksız rekabete neden olacağını, taraflar arasında idari-ekonomik bağ bulunduğu, İtiraz konusu “...” ibareli marka başvurusunun müvekkiline ait esas unsuru “...” ibareleri olan markaları ile görsel anlamda ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, İngilizce bir kelime olan ve hızlı, çabuk anlamlarına gelen “...” ibaresinin ayırt edici özelliğinin bulunmadığını, başvuru konusu markanın esas unsurunu ... kelimesinin oluşturduğunu, itiraz konusu ibare ile karşılaşan ortalama tüketicinin zihninde, müvekkili markalarının geleceğini, müvekkili markalarının serisi olarak algılanacağını, taraf markalarının işitsel anlamda da yoğun derecede benzerlik yarattığını, markalar arasında var olan görsel ve işitsel benzerliğe ek olarak sınıfsal benzerliğinde bulunduğunu, davaya konu marka başvurusunda bulunan 36. Sınıfın müvekkili markalarında koruma altında olduğunu, “...” ibareli markaların Müvekkiline ait seri markalar olduğunu, müvekkil Şirket’in “...” ibareli markasının ayırt edicilik kazandığı hususunun ... tarafından da birtakım kararları ile kabul edildiğin, dava konusu ... sayılı kararın çelişkili bir karar olduğunu, ... kapsamında da ... ibareli markalarımızın ayırt ediciliği ve tanınmışlığı sabit olduğunu, itiraz edilen markanın tescili halinde, müvekkili şirkete ait tanınmış marka olan “...” markasından haksız kazanç elde edileceğinden, tescili talep edilen markanın kötü niyetli tescil edildiğini iddia ederek, ...’nun 20.05.2022 tarih ve ... sayılı RED kararının iptaline ve ... sayılı “...” Marka başvurusunun başvurusu devam eden tüm mal ve hizmetler için tümden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; İtiraza mesnet markalar ile Müvekkiline ait dava konusu markanın birbirinden tamamen farklı olduğunu, davacı Taraf markalarının özel yazım ile “... ” ve “...” ibaresinden oluştuğunu, müvekkili şirkete ait davaya konu olan markanın ise herhangi bir şekil unsuru içermeden düz yazı ve aynı sırada "..." ibaresinden oluştuğunu, tüketiciler nezdinde karıştırma ve iltibas tehlikesinin oluşmayacağını, müvekkilinin "Sigortacılık" alanında yıllardır geniş çapta ve pek çok farklı sigorta alanında faaliyet gösterdiğini, ilgili sektörde tüketicileri tarafından tanındığını, müvekkilinin faaliyetlerinin alanında tanınmış olduğunu, reklamlar da yaptığını, dava konusu başvuru sınıfında 36. Sınıfta olarak "Sigorta hizmetleri, Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği hizmetleri" sınıfının bulunduğunu, ilgili sınıfın müvekkili şirketin faaliyet alanı ile ilgili olduğunu, Davacı Tarafın tamamen bambaşka bir ticaret alanında olan perakendecilik hizmet sektöründe faaliyet gösterdiğini bu nedenle tüketici tarafından markaların karıştırılmayacağını, davacı tarafın iddia ettiğinin aksine "... "para anlamına gelen, ayırtediciliği oldukça zayıf ve tasviri bir işaret niteliğinde olduğundan, herkesin kullanabileceği, ayırt ediciliği oldukça zayıf bir ibare olduğunu, tescil edilmiş olsa da koruyuculuğu ve ayırtediciliği oldukça zayıf olduğunu, müvekkilinin yaptığı reklam ve faaliyetler kapsamında ilgili tüketici nezdinde sigortacılık faaliyetinde bulunulduğunun bilindiğini, taraf şirketleri arasında bağ bulunduğuna dair bir algının mevcut olmayacağını, müvekkilinin hem ticaret unvanı olarak hem de 2016 tarihinden beri tescilli markaları olarak 36. ve farklı sınıflarda da pek çok"..." esas ibareli seri markalarının bulunduğunu, müvekkili markasında algının guick ibaresi üzerinde olacağını, taraf markalarının tamamen farklı sektörlerde faaliyet gösterdiğini, markalar arasında görsel, işitsel, fonetik ve anlamsal düzeyde benzerlik olmadığını, müvekkilinin davacı markasından haksız yararlanma, haksız rekabet ve iltibas tehlikesi yaratma çabası içinde olmadığını, farklı firmalara ait 327 adet tescilli "..." ibareli markaların ... kayıtlarında yer aldığını, müvekkilinin “...” ibaresinin ayırtedici olduğunu, taraf markalarının benzer olmadığını, markaların seri markası olarak algılanmayacağını, markaların farklı sektörlerdeki faaliyetlerde kullanıldığını, davacının tanınmışlığını ispatlayamadığını, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını, davanın haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı başvurusunun SMK 5/1-b ve c maddeleri kapsamında kısmen reddi ve yayınlanması akabinde davacı tarafından yapılan itirazın reddiyle ilgili verilen ... kararının yerinde olup olmadığı iptal şartlarının oluşup oluşmadığı ve marka tescil edilmiş ise hükümsüzlük şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. ...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; dava konusu "..." ibaresinin, 36. sınıf hizmetlerde tescili amacıyla 03.07.2020 tarihinde gerçekleştirildiği görülen ... sayılı marka başvurusunun, yapılan ilk incelemeler sonrasında 6769 sayılı SMK’nın 5/1 b ve c maddeleri gereğince “Finansal ve parasal hizmetler.” Başvuru kapsamından çıkartılarak kalan kısım bakımından aynı Kanun’un 16’ncı maddesi gereğince 12.10.2020 tarih ve 358 sayılı Bülten’de ilan edildiği, anılan ilana karşı davacı yanın önceki tarihli ... sayılı "...", ..." ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6/1 ve 6/5, 6/9 ncı maddelerine dayalı olarak itirazda bulunduğu, söz konusu itirazlarının ... red edildiği, söz konusu ret kararına karşı davacı yanın itirazda bulunulduğu, itirazları inceleyen ...’nun 20.05.2022 tarih ve ... sayılı kararıyla; “... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun ... sayılı "..." ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6-1 ve 6/5, 6/9 ncı maddeleri uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir.” (...) Yukarıda bilgiler ışığında yapılan incelemede başvuru markanın "..." ibaresinden oluştuğu; gerek itiraza gerekçe markalar ile ortak unsur olan "..." ibaresinin ayırt edici gücünün zayıflığı, gerekse "..." ibaresinin varlığı dikkate alındığında bütün olarak bıraktığı izlenim olarak itiraza gerekçe gösterilen markalar ile görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığından SMK 6/1 gerekçeli itirazın reddi gerekmiştir. ... Genel Mahkemesinin 01/02/2012 tarihli ... sayılı kararının 90. paragrafında, inceleme konusu işaretlerin aynı olması, kötü niyete ilişkin diğer faktörlerin hiçbirisi mevcut değilken, tek başına kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz tespiti yapılmıştır. Bir diğer deyişle, kötü niyetle başvurusunun yapıldığı iddia edilen işaretle buna karşı öne sürülen itiraz gerekçesi markaların aynı (veya benzer) olması veya markaların benzer olduğu yönündeki iddia, tek başına başvurunun kötü niyetle yapıldığını ispatlamayacaktır. Bu kapsamda itiraz dilekçesinde ifade edilen kötü niyet iddiasını da yeterli bilgi, belge ve delil ile desteklenmediği tespit edildiğinden bu yöndeki iddialar da yerinde görülmemiştir. İtiraz dilekçesinde SMK 6/5 kapsamında tanınmışlık iddiası incelendiğinde ise söz konusu iddianın yeterli bilgi, belge ve delil ile desteklenmediği tespit edildiğinden bu gerekçeli itirazın da reddi gerekmiştir.” şeklindeki gerekçeler ile itirazın reddine karar verildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde tarihinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir. (3) kişilik Bilirkişi HEYETİ tarafından düzenlenen RAPORDA ve EK RAPORDA özetle: -Dava konusu ... sayılı başvuru kapsamında yer alan ve davaya konu edilen 36.sınıfta “Sigorta hizmetleri. Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği hizmetleri.” hizmetleri açısından taraf markalarının aynı, aynı tür ya da benzer mal ve hizmetleri kapsadıkları, -Benzerliği tespit olunan mal ve hizmetler açısından rapor kapsamında ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle taraf markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğu, -Davacı yan markasının kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığı, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. (5) kişilik Bilirkişi HEYETİ tarafından düzenlenen RAPORDA özetle: 1.Dava konusu malların redde gerekçe markaların kapsamında aynen yer aldığı, 2.Dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmadığı, 3.Dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, 4.Davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, 5.Davacının SMK 6/6 maddesi kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, 6.Kötüniyet olup olmadığı değerlendirmesi Mahkemenin takdirinde olduğu, 7.Dava konusu marka başvurusunun kapsamındaki hizmetler için SMK 5/1-(b), (c) ve (d) fıkraları kapsamında tesciline engel bulunmadığı, 8.... ... sayılı ... Kararının yerinde olduğu takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. GEREKÇE: Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. 6769 s. SMK 5/1-b maddesi uyarınca; “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler”in marka olarak tescil edilemeyeceklerini düzenlemektedir. Madde gerekçesi incelendiğinde, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen mal ve hizmetler bakımından herhangi bir şekilde ayırt ediciliği bulunmayan, kaynak gösterme fonksiyonuna sahip olmayan dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. ... sayılı ... 7. maddesinde de marka olarak tescil edilemeyecek herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler benzer şekilde düzenlenmiş olup söz konusu maddeye göre işaretin tescilinin mümkün olmaması için “kaynak gösterme fonksiyonu”na sahip olmaması gerekmektedir. 6769 s. SMK 5/1-c maddesi uyarınca; “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler”in mutlak olarak reddedileceğini hüküm altına almıştır. Burada bahsedilen ticaret alanı mutlak olarak kullanılan ticaret alanı olmayıp, markanın kullanılacağı mal ve hizmetlere ait ticaret alanı olarak değerlendirilmelidir. Bu hükmün kabul edilmesinin birinci nedeni, mal ve hizmetlerin niteliklerini tek unsur veya esas unsur olarak içeren bir işaretin o mal ve hizmetin karşılığı olan kavram ile özdeşleşecek olması, dolayısıyla ayırt edici nitelikten yoksun olmasıdır. İkinci neden ise, malın ve hizmetin kendisini veya onun bazı niteliklerini ifade eden bir ad veya işaretin marka olarak tescili suretiyle, herkesin kullandığı bir işareti bir şahsın inhisarına vermemek düşüncesidir. (...) 6769 s. SMK 5/1-d maddesi uyarınca; “Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.” in mutlak olarak reddedileceğini hüküm altına almıştır.

“Marka tescilinde nispi ret nedenleri ” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise; (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir. Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (...). Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. SMK m.6/3 hükmü bağlamında tescil engelinden veya hükümsüz nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacaktır: -Tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret olmalıdır. - Başvuru veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmiş olmalıdır. Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. SMK m.6/6 hükmüne göre; tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;

Davalı Markası Örnek Davacı Markaları

... ...

Tarafların emtia gruplarına bakıldığında; dava konusu marka kapsamının ''36: Sigorta hizmetleri. Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği hizmetleri'' olduğu; davacının redde gerekçe markaları kapsamında bu hizmetlerin aynen yer aldığı görülmektedir. Şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtialar yönünden gerçekleşmiştir. Davalının markasının incelenmesinde; dava konusu “...” ibareli markası, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, büyük harflerle “...” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markası olduğu, dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “...” ibaresi olduğu anlaşılmaktadır. Davacının markalarının incelenmesinde; davacıya ait markalar, sarı, yeşil, mavi renklerinin kullanıldığı, “...” ibaresini münhasıran içeren veya bu ibare ile birlikte ayırt edici niteliğe haiz olmayan veya ayırt edici niteliği zayıf olan ibarelerin yer adlığı karma markalar olduğu, söz konusu markaların esas unsurlarının “...” ibaresi olduğu anlaşılmaktadır. Markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve ... sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da göz önünde bulundurularak yapılan incelemede, davacı adına tescilli “...” esas ibareli markalar ile davalının “...” ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunup bulunmadığı incelendiğinde, her ne kadar dava konusu marka davacının markalarının esas unsuru olan “...” ibaresini aynen içerse de, dava konusu markada yer alan “...” ve “...” ibarelerinin aynı renkte, aynı büyüklükte, aynı yazı stili ile yazılmaları neticesinde ilgili tüketici tarafından bütüncül olarak “...” şeklinde algılanacağı, “...” ibaresinin ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olması nedeniyle aynı tertip tarzı ile küçük eklemelerin ibareleri farklılaştırabileceği, davacının “...” ibareli markalarının bilinirliklerinin finansal hizmetler sektöründeki hizmetlerle sınırlı kaldığı, dava konusu hizmetler bakımından bilinirliğinden söz edilemeyeceği, bu farklılıkların markalar arasındaki işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibası önleyici mahiyette olduğu, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının “...” markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı, taraf markaları arasında SMK 6/1 maddesi anlamında iltibas bulunmadığı, İltibas tehlikesinin bulunmaması halinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının uygulama alanı bulmayacağı; Davacıya ait ... uzantılı alan adının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, davalının dava konusu markasının esas unsurunun bütüncül olarak “...” ibaresi olduğu, yukarıda SMK 6/1 kapsamında yapılan değerlendirme ile aynı doğrultuda dava konusu markanın esas unsuru ile davacının alan ... uzantılı alan adının esas unsuru olan “...” ibaresi arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak karıştırılma ihtimali bulunmadığı, dolayısıyla davacının SMK 6/6 kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı; Öte yandan dosya kapsamında davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir herhangi bir belge bulunmadığı, davalının kötü niyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı, SMK 6/9 maddesi koşullarının somut olayda oluşmadığı; Dava konusu "..." ibaresinin bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye elverişli, ilgili tüketici kitlesinin algısında belli bir işletmeyle bağ kurabilecek nitelikte olduğu, bu nedenle başvuru konusu ibarenin SMK 5/1-b maddesi kapsamında marka olarak tesciline bir engel bulunmadığı, "..." ibaresinin hiçbir özel bir zihni çabaya gerek kalmadan başvuru kapsamında yer alan hizmetleri veya onların karakteristik özelliklerini akla getirmediği, başvuru konusu ibarenin, başvuru kapsamındaki hizmetlerle birebir özdeşleştiğinin ve akla derhal bu hizmetleri getireceği söylenemeyeceği "..." ibaresinin SMK’nın 5/1-c maddesi kapsamında tesciline bir engel bulunmadığı; Dava konusu “...” ibaresinin, ticaret hayatında, herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler kapsamında değerlendirilemeyeceği; dava konusu marka kapsamındaki hizmetler bakımından 6769 s. SMK’nın 5/1-(d) bendi kapsamında tesciline engel bulunmadığı; hususları dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere: 1-DAVANIN REDDİNE, 2- Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair, verilen karar hazır olan taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 31/10/2024

Katip ... Hakim ... e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2022/265, K. 2024/447, T. 31.10.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2022-265-e-2024-447-k-5246e1343ba8