İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2022/188 E. 2024/488 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2022/188
- Karar No
- 2024/488
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/188 Esas - 2024/488 T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2022/188 KARAR NO : 2024/488
DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali DAVA TARİHİ : 23/05/2022 KARAR TARİHİ : 19/11/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/12/2024
Mahkememizde görülmekte olan marka ile ilgili kurum kararının iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesiyle; müvekkili davacının tütün sektöründe faaliyet gösterdiğini, dünyaca tanındığını ve alanında lider bir firma olduğunu, “..., ...” gibi dünya çapında tescilli ve tanınmış markaların sahibi olduğunu, Türkiye’de en çok satılan sigara markası olduğunu, ...’in de “...” markasını tanınmış marka olarak ... sayı ile tescil ettiğini, davalının ... sayılı “...” ibareli marka başvurusuna itirazlarının, SMK 6/1 kapsamında markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, SMK m. 6/5 kapsamında müvekkilinin markasının tanınmışlığı sebebiyle haksız yararın sağlanması, önceki markanın itibarının zarar görmesi veya ayırt edici karakterinin zedelenmesi ihtimallerinin bulunduğu, SMK m. 6/9 kapsamında kötü niyetin ispat edilmediği gerekçeleriyle markanın kısmen reddine ve marka başvurusunun 35. Sınıfta yer alan perakendecilik hizmetleri kapsamında 34. sınıftaki emtialar bakımından reddine karar verildiğini, bunun üzerine karara yeniden itiraz ettiklerini, ...’nın karıştırılma ihtimali bulunan malların kısmen çıkarıldığını kalan emtialar bakımından böyle bir tehlikenin bulunmadığını belirterek itirazı reddettiğini, müvekkilinin “...” markasının tanınmış marka olarak tescilli olduğunu, 144 adet marka tescili bulunduğunu, Türkiye dahil 11 ülkede en çok tercih edilen tütün markası olduğunu, SMK 6/4 ve 6/5 kapsamında markasının korunması gerektiğini ve ... kararının hatalı olduğunu, ...’nın vermiş olduğu kararda dava konusu marka ile müvekkiline ait " ... " ibareli markalar arasındaki benzerlik mevcut olduğu tespit edildiğini ve işbu davaya konu ... kararında markalar arası benzerliğin kurum tarafından da kabul edildiğini, 6/5 hükmünün somut olayda geçerli olduğunun tespit edildiğini ancak karar kapsamında marka kapsamından sadece 34. Sınıftaki emtiaların çıkartılmasının bu maddenin yanlış uygulandığını gösterdiğini, SMK m. 6/5 kapsamında müvekkilinin markasının tanmmışlığından haksız yarar sağlanması, markanın ayırt ediciliği ya da itibarının zarar görmesi risklerinin varlığı tespit edildiğini, bu tespite rağmen markanın sadece tütün ürünlerinin satışında kullanılmamasıyla bu riskin eleneceğini düşünmenin mümkün olmadığını, markaların benzerliğinin hali hazırda zaten kabul edildiğini, bu noktada fazla bir açıklamaya gerek duyulmadığını ancak, ... ibaresinin çok küçük yazıldığını, tüketicinin bunu görmesinin mümkün olmadığını, ayrıca kazananlar şehrinin ... değil, ... ... şeklinde çevrileceğini, markanın esas unsurunun ... olduğunu, ve bu anlamda müvekilinin markasına ayırt edilemeyecek derecede benzerlik teşkil ettiğini Müvekkil'in "..." markasının Türkiye’deki yaygın bilinirliği de göz önünde bulundurulduğunda, ortalama tüketici tarafından markanın ilk bakışta markalarının karıştırılacağını açık olduğunu ve markaya eklenen "...” harfinin markayı ayırt edici kılmaya yeterli olmadığını, markaların görünüm, okunuş, anlam ve genel izlenim olarak ortalama tüketiciyi yanıltacak şekilde aynı olduğunu ve tüketicilerin söz konusu markaların sahibi firmalar arasında ticari, idari, ekonomik bir ilişki olabileceği yanılgısına düşebileceği ve her iki marka arasında bağlantı olduğu düşüncesine kapılabileceğini, markalar sınıfsal olarak farklı olsa da marka başvurusu ile müvekkil markaları ile ayırt edilemez derecede benzer "...” ibaresi tescil edilecek, davalının markası bakımından tüketici nezdinde müvekkiline ait tanınmış "..." markaları algısı oluşacak ve bu durum müvekkiline ait tanınmış "...” markalarının sulandırılmasına sebep olacağını, sigara ve tütün ürünlerine getirilen düz paketleme uygulaması uyarınca tütün emtiaları üzerinde hiçbir şekil, avırt edici unsur bulunmamakta olup marka yalnızca kelime unsuru ile kullanılabilmekte ve bu şekilde tüketici algısına sunulduğunu, bu nedenle markada yer alan kelime unsuru nun daha çok önem taşımaya başladığını, bu nedenle fonetik benzerliği yüksek olan bu ibarelerin karıştırılmamasının mümkün olmadığını, bu noktada tanınmış markanın yanında dava konusu başvurunun direk olarak müvekkilinin markalarını hatırlatacağını ve bu durumun markanın ayırt edici karakterini zedeleyeceğini, müvekkilinin markalarının sektörü aşan bir tanınmışlığa sahip olduğunu, bununla birlikte sigara kullanmayan tüketicilerin dahi "...'' ibaresini bileceğini, bilmese bile günlük hayatta sıkça karşılaşabileceği göz önünde bulundurulduğunda, "...” ibaresi ile bir şekilde karşılaşan aynı tüketicinin bir algı sonucunda bir anlık yanılsama ile davalıya ait markayı müvekkili markalarına ait zannedeceğini, davalının markasının tescilinin devamına izin verilmesi halinde, müvekkilinin “...” markalarının ayırt edici gücünün zayıflayacağını ve davalının müvekkilinin markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağını, markanın itibarına zarar vereceği ve müvekkilinin menfaatlerinin zedeleneceğini, markaların sulandırılması hususunun ortaya çıkacağını iddia ederek 18.03.2022 tarih ve ... sayılı ... kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili cevap dilekçesiyle; müvekkiline ait ‘... ...’ markası ile davacı tarafın markaları hem esas unsurları açısından hem de görsel, işitsel veya kavramsal olarak tüketicide bıraktığı intiba açısından tamamen farklı olduğunu, iltibas tehlikesinin bulunmadığını, markaların görsel, fonetik ve anlamsal açıdan farklı olduğunu, müvekkili markalarının bir bütün halinde değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkil şirketin hiçbir şekilde davacı firmanın markasının tanınmışlığıyla karıştırılmak adına başvuru yapmadığını, nitekim toplum sağlığına çok ciddi zararı olan, ülkemizin yasama ve yürütme organları ile sivil toplum örgütleri tarafından kullanımının azaltılması bakımından çok yüksek çaba sarfedilen tütün mamüllerinin markasından haksız yarar sağlanacağı iddiasının da mesnetsiz olduğunu, mevzuata göre tütün mamüllerinin tanıtım ve reklam yapmasının yasak olduğunuı, bu nedenle davacı firmanın sigara markalarını hiçbir şekilde herhangi bir pano veya tabelada sergilemesi hukuken mümkün olmadığını, hatta davacı firma kendisine ait "..." markasını kendisine ait araçlara dahi koyamadığını, bu durumda AVM de sigara markasını gösterecek şekilde herhangi bir ibare kullanılamayacağını, müvekkilinin bu ibareyi ...'da yer alan açık çarşı avm projesi için kullandığını, bu noktada bir tütün markası ile karıştırılmasının mümkün olmadığını belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. YARGILAMA: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı başvurusuna davacı tarafından yapılan itirazın ... tarafından kısmen kabulü akabinde reddedilen kısımla ilgili davacı tarafından yapılan itirazın reddiyle ilgili verilen ... kararının yerinde olup olmadığı iptal şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. ...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; dava konusu "... ..." ibaresinin 35. Sınıfta yer alan hizmetlerin tescili amacıyla 10.06.2020 tarih ve ... sayısı ile marka başvurusuna konu edildiği, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun 29.06.2020 tarih ve 351 sayılı bültende ilana çıktığı, anılan ilana karşı, davacı yanın önceki tarihli birtakım markalarına dayalı olarak itiraz ettiği, ... tarafından yapılan inceleme sonucunda itirazların kısmen kabul edildiği, başvuru kapsamından" 35/05Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için (34. Sınıf)Tütün, çiğneme tütünleri, sigaralar, purolar. Değerli metalden olanlar da dahil olmak üzere, tütün içenlere mahsus malzemeler: pipolar, puro ve sigara ağızlıkları, küllükler, tütün kutuları, sigara sarmak için aletleri, sigara kağıtları, nargileler, çakmaktaşları, çakmaklar, elektronik sigaralar ve bunlarla kullanılan kartuşlar. Kibritler, mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) " in çıkarılmasına, tescil işlemlerinin kalan mal ve hizmetler için devam ettirilmesine karar verildiği, söz konusu kısmi red kararına karşı davacı yanın yeniden itirazda bulunduğu, itirazları inceleyen ...’nun 18.03.2022 tarih ve ... sayılı kararı neticesinde özetle; “... başvuru numaralı "... ..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın kısmen reddi yönündeki ... kararına karşı, yayına itiraz sahibi firma tarafından, başvurunun ... sayılı "... ...", "...", "..." ibareli markalara dayanılarak 6769 s. SMK'nın 6 ncı maddesi uyarınca tümden reddi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. (...) Yapılan inceleme sonucunda, başvurunun "..." ve "..." kelimelerinden oluşması nedeniyle “...” asli unsurunu içeren muteriz markalarından kavramsal bakımdan uzaklaşması, muteriz markaları kapsamında yer alan mallar ile aynı ya da benzer hizmetlerin yayına ilk itiraz aşamasında başvuru kapsamından çıkartılmış olması gibi somut olaya özgü tüm hususlar birlikte göz önüne alındığında, başvuru ile itiraz gerekçesi diğer markalar arasında başvuru kapsamında kalan hizmetler yönünden ilişkilendirilme/karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağı kanaatine varılmıştır. Bu nedenle, markalar arasında SMK'nın 6/1 maddesi hükmü anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varıldığından, muterizin md. 6/4, 6/5 ve 6/9 gerekçeli itirazları da haklı bulunmayarak işbu itirazın tüm gerekçeleri açısından reddine karar verilmiştir.'' şeklinde karar verildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde tarihinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir. Bilirkişi HEYETİ tarafından düzenlenen RAPORDA ve EK RAPORDA özetle: -Dava konusu ... sayılı marka başvurusu kapsamında 35.Sınıfta yer alan mal/hizmetlerin TAMAMI BAKIMINDAN taraf markaları arasında emtia benzerliğinin mevcut olmadığı, -Dava konusu marka ile davacı markaları karşılaştırıldıklarında, rapor kapsamında ayrıntılı olarak izah olunan nedenlerle işaretler arasında ilişkilendirilme ve karıştırılma ihtimalinin var olduğu ancak, davaya konu marka başvurusunda yer alan emtialar yönünden 6769 sayılı SMK’nın 6/1. maddesi bağlamında iltibas ihtimali bulunmadığı, -Davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir.
(5) Kişilik Bilirkişi HEYETİ tarafından düzenlenen RAPORDA özetle: -Dava konusu başvuru kapsamında ... kararı sonrasında kalan emtialar ile davacı yanın yalnızca 34. Sınıfta tescilli markaları arasında aynı, aynı tür ya da benzerlik düzeyinde dahi bir mal ve hizmet ilişkisinin mevcut olmadığı, -Bu nedenle iltibas ihtimaline yönelik ilk şart meydana gelmediğinden, işaretler arasında görsel, işitsel veya kavramsal bir benzerliğin var olup olmadığı noktasında 6/1 maddesi kapsamında ayrıca bir karşılaştırma yapılmasına da gerek olmadığı, -Davacı yanın “...” markaları “tütün ve tütün mamulleri”nde tanınmış olmakla birlikte uyuşmazlığa konu marka örneği ile birlikte anılan marka kapsamında kalan hizmetler kapsamında söz konusu tanınmışlık değerlendirildiğinde, bu tanınmışlığın, davacı lehine geniş bir koruma sağlamayacağı ve 6/5 maddesindeki koşulların davacı lehine oluşmayacağı, -Kötü niyet iddialarının takdirinin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir. Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzenlendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. GEREKÇE: Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise; (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir. Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (...). Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. SMK m.6/3 hükmü bağlamında tescil engelinden veya hükümsüz nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacaktır: -Tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret olmalıdır. -Başvuru veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmiş olmalıdır. Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. SMK m.6/6 hükmüne göre; tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir. Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. ... ’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Dava konusu markanın başvuru tarihi itibariyle davacı yanın iddialarına dayanak markalarının 34. Sınıftaki sigara ve tütün mamulleri dışında hiçbir emtia sınıfı içermemekte olduğu görülmüş ve davacı markalarının tamamı “...” esas unsuruna haiz olduğundan temsili olarak bazı markalarına yer verilmiş, davacı yanın 45 sınıflı ... sayılı başvurusunun ise dava konusu markadan sonraki tarihli olması nedeniyle değerlendirmede dikkate alınması mümkün olmamıştır. Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;
Davalı Markası Örnek Davacı Markaları
... ...
Tarafların emtia gruplarına bakıldığında; dava konusu başvuru kapsamında ... kararı sonrasında kalan emtialar ile davacı yanın yalnızca 34. Sınıfta tescilli markaları arasında aynı, aynı tür ya da benzerlik düzeyinde dahi bir mal ve hizmet ilişkisinin mevcut olmadığı görülmektedir. Şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtialar yönünden gerçekleşmemiştir. Devamla; Davalının markasının incelenmesinde; dava konusu markanın ... şeklinde yeşil zemin üzerine beyaz harfler ile tümü büyük ve düz yazı karakteri ile oluşturulmuş ... kelimelerinin yer aldığı, kelimenin alt kısmına ise ibareye nazaran çok daha küçük punto ile yine tümü büyük harf ve düz yazı karakteri ile yazılan ve ... kelimesinin anlamı olan “...” ibaresinin yer aldığı , ayrıca “...” kelimesinin üst kısmında figüratif olarak tasarlan altın sarısı renk tonlarında “...” harfinin yer aldığı, “...” ibaresinin bilinen İngilizce bir kelime olduğu “...” anlamına geldiği, yazımına uygun şekilde “...” olarak telaffuz edileceği, dava konusu markanın ilk algısı ve bu algının üçüncü kişilere aktarımında ön plana çıkacak unsur “...” kelimesi olacağı, Davacının markalarının incelenmesinde; davacı yan markaları ise başta olmak üzere “...” ibarelerini esas ya da tali unsur olarak ihtiva edecek şekilde oluşturulduğu görülen ... ..., ... ..., ... ve benzeri şekildeki markalar olduğu, “...” ibaresinin bilinen bir anlama sahip olmadığı, yazımına uygun şekilde “...” olarak telaffuz edileceği, markaların esas unsurunun ... ibaresi olduğu anlaşılmaktadır. Markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve ... sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunup bulunmadığı incelendiğinde, markaların esas unsurlarının ... ve ... olduğu, taraf markaları görsel anlamda karşılaştırıldıklarında, dava konusu markayı oluşturan sözcüğün tamamı büyük harflerle ve beyaz renkle tasarlandığı, davacı yanın redde gerekçe markasının ise tamamı büyük harflerle ve siyah renkte yazıldığı, davalı markasında ayrıca “...” harfleri ile oluşturulmuş bir logonun da bulunduğu, bu halde karşılaştırılan marka görsellerinin salt şekli algıları itibariyle bir benzerlik taşımadıkları davacı yanın “...” esas unsuruna haiz markaları açısından taraf markalarının bütünsel algıları itibariyle harf dizilimsel açıdan bir benzerlik taşıdıkları, davacı yanın yedi harften oluşan “...” markasını oluşturan harflerin, sekiz harften iki kelimeden oluşan “...” dava konusu markadaki son sıralamada yer alan “...” harfinin fazladan yer aldığı, her ne kadar dava konusu iki kelimeden oluşuyor olsa da iki kelimenin birlikte telffuzlarında oluşan benzerlik ve görsel olarak neredeyse aynı harf dizilimine sahip taraf markalarının başlangıç ve bitiş harf dizilimlerinin neredeyse aynı olduğu dikkate alındığında ortalama zeka ve dikkat seviyesindeki bir tüketicinin, dava konusu markanın bitiş kelimesinde yer alan “...” harfinin dikkatinde kaçabileceği, davacı taraf markaları ile ilişkilendirebileceği, davacı markalarında tek sözcük unsuru “...” ve davalı marka başvurusunda “...” iki kelime şeklindeki sözcük unsurları olduğu tereddütsüz olup her iki taraf markasında da neredeyse birebir aynı harfler yer alırken, başlangıç ve bitiş harfleri de yine aynı olduğu, iki kelime arasındaki tek fark markanın davacı markasında ... kelimesinde yer alan “...” harfinin fazlalığından kaynaklandığı, bu durumda ibarelerin “...” ve “...” şeklinde telaffuzlarını beraberinde getirirken, kelimelere somut kavramsal farklılıklar kattığı, her iki kelime de mevcut halleriyle soyut, farazi ya da yaratılmış markalar gibi ayırt edicilikleri yüksek kelimeler olup birebir aynı sesli ve sessiz harflerle oluşturulmuş ve yalnızca davalı markasında fazladan ... harfinin yer aldığı sözcükler olduğu, ayrıca, davaya konu marka her ne kadar anlamsal olarak “kazanlar şehri” anlamına gelse de söz konusu anlamının ortalama tüketici tarafından hemen algılanamayabileceği dikkate alındığından taraf markaları benzer olduğu; taraf markalarının başlangıç ve bitiş sesleri (sesli ve sessiz harfleri ) ile benzerlik taşımakta olduğu gibi telaffuzları ve yazımlarının ortalama bir tüketici nezdinde de yoğun bir benzerlik ilişkisi kurulmasına neden olacağı, dava konusu marka ile aynı ya da benzer mallarda dava konusu marka ile karşılaştığında bu işaretin “...” mu “...” mu olduğu tereddütünü yaşayabileceği, bu durumun ise işaretler arasında doğrudan karıştırılma ihtimaline neden olabileceği, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının "..." markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olduğu, devamla; her ne kadar marka işaretleri arasında ilişkilendirilme ve karıştırılma ihtimali var ise de, dava konusu ... sayılı marka başvurusu kapsamında 35.Sınıfta yer alan mal/hizmetlerin tamamı bakımından taraf markaları arasında emtia benzerliğinin mevcut olmadığı anlaşıldığından SMK 6/1 maddesindeki çifte benzerlik şartının somut olayda oluşmadığı, bu durumda 6769 sayılı SMK’nın 6/1. Maddesi koşullarının somut olayda oluşmadığı; Davacı vekili tarafından ileri sürülen tanınmışlık iddiasının dava dosyası kapsamında sunulan tüm bilgi ve belgeler çerçevesinde incelenmesi neticesinde, davacıya ait “...” ibareli markanın “tütün ve tütün mamulleri”sektöründe, yaygın bilinen tanınmış markalardan olduğu, bu tanınmışlığın ... tarafından da kabul gördüğü ve “...” markasının ... sayı ile tanınmış marka olarak Kurum sicilinde kayıt altına alındığı, ancak 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, dava konusu marka basvurusunda kalan emtialar bakımından hiçbir benzerlik kurulması mümkün olmadığından, davacı markasının imajının davalı markasına devri ve bu bağlamda markanın tanınmışlığından yararlanılmasının mümkün olmadığı, markanın itibarına zarar verilmesi hususunda; bu durum davacı tarafından ispatlanamadığı gibi, davalı markasında yer alan emtialar davacı markasının tanınmış olduğu “ tütün mamülleri”nden doğan marka imajını tehlikeye atacak emtialardan da olmadığı, emtialar bakımından herhangi bir benzerlik ya da bağlantı kurulabilme durumu somut olayda mevcut olmadığından davacı markasının itibarına zarar verilmesi de mümkün görülmemiş, dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/4 ve 6/5 maddelerinin uygulanamayacağı; Dosya kapsamında davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir herhangi bir belge bulunmadığı, davalının kötü niyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı, SMK 6/9 maddesi koşullarının somut olayda oluşmadığı; hususları dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere: 1-DAVANIN REDDİNE, 2- Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333), Dair, verilen karar hazır olan taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 19/11/2024
Katip ... Hakim ... e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır