İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/179 E. 2026/143 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2022/179
Karar No
2026/143
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2022/... Esas KARAR NO:2026/143

DAVA:Menfi Tespit (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ :26/01/2021 KARAR TARİHİ:12/02/2026

Davacı taraf davasını 26.01.2021 tarihinde .... Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olup, bu mahkemenin ... sayılı ve 20.09.2021 tarihli kararı ile görevsizlik kararı verilmiş olup, kararın 02.02.2022 tarihinde istinaf başvurusunun esas reddine kararı ile kesinleştiği, davacı tarafın 01.10.2021 tarihli dilekçesinde dosyanın görevli Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini talep ettiği ve dosyanın mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedildiği anlaşılmıştır. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... tarafından ....İcra Müdürlüğü’ nün ... Esas sayılı dosyası ile aleyhlerine gerçekleştirilen icra takibine istinaden işbu menfi tespit davasını açtıklarını, taraflar arasında avukat-müvekkil ilişkisi bulunduğunu, davalı kendine ait avukatlık ofisinde müvekkiline boş senede zorla imza attırdığını, dava konusu senedin incelendiğinde senet üzerindeki imza dışındaki unsurların müvekkiline ait olmadığını, yazıların müvekkilinin el yazısı ile yazılmadığını, davacı tarafın .... Noterliği marifetiyle ... yevmiye numaralı ve 06/01/2021 tarihli azilname ile kendisi ile avukatlık ilişkisini sonlandırdığını, bu kapsamda kendisine e-tebligat yoluyla ilgili azilname aynı gün tebliğ edildiğini, ... ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... D.iş numaralı dosyası ile ihtiyati haciz kararı aldığını ve akabinde .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Numaralı icra dosyası ile icra takibi başlattığını ve müvekkilin 65 taşınmazına birden haciz konulduğunu, icra takibinin kötü niyetli olarak başlatıldığını ve müvekkilinin taşınmazlarının üzerine haciz koyarak zor duruma düşürmeyi amaçladığını beyanla kötüniyetle açılan takibin tedbiren durdurulmasını akabinde iptalini, .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı icra dosyasına konu senedin teminat senedi olduğunun tespitini ve teminat senedi ile kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamayacağından takibin iptalini, .... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyasına dayanak teşkil eden senedin (teminat senedi olması) herhangi bir dayanağının olmadığı ve müvekkil üzerinde baskı kurarak imzalatıldığını, bedelin neye dayanarak belirlendiğini, neyin gerekçe gösterildiğini, muaccel bir borcunun da bulunmaması dikkate alınarak müvekkilin borçlu olmadığının tespitini, takibin iptaline karar verilene kadar mahkeme tarafından belirlenen oranda teminat mektubu sunulması yahut taşınmazlardan birinin teminat olarak gösterilmesi suretiyle takibin durması ve taşınmazlar üzerindeki haczin kaldırılmasını ve taşkın haczin düzeltilmesini, ...'nin %20 den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davanın Ticaret Mahkemelerinde açılması gerektiğini, davacı, icraya konu edilen söz konusu senedi kendi hür idaresiyle imzaladığını, davacının beyanlarının aksine söz konusu senedi vekalet borcunu ödemek adına düzenlediğini, davacı tarafından düzenlenen senedin teminat senedi olmadığını, senedin incelendiğinde teminat senedi özelliklerini de taşımadığını, davacının kötüniyetli bir şekilde müvekkili tarafından yapılan tüm işler ve masraflar hakkında doğru olmayan beyanlarda bulunarak borcunu ödememek için elinden geleni yaptığını, Müvekkilinin davacı tarafından verilen vekalet ve yetkiler çerçevesinde hareket ettiğini ve tüm yasal haklarını muntazam olarak takip ettiğini, davacının kötüniyetli olarak gerçekleştirdiği işlemlerin ortaya çıkmaması adına müvekkilleri ilgili davaları takip etmediğinden bahsederek mahkemeyi yanıltmaya ve borcunun olmadığı izlenimini vermeye çalıştığını, davacının tüm çabası müvekkilinin hakettiği vekalet ücretini ödememeye çalışmak olduğunu, beyanla davanın reddini talep etmiştir. İcra takip dosyasının incelenmesinde, alacaklı ... taraından borçlu ... aleyhine ....İcra Dairesinin ... esas sayılı takip dosyasında senet alacağından kaynaklanan 1.000.000,00-TL asıl alacak 165,50-TL ihtiyati haciz alacağı, 910,00-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti alacağı olmak üzere toplam 1.001.075,50-TL takip yapıldığı, ödeme emrinin 18.02.2021 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun da süresi içerisinde 12.01.2021 tarihinde borca itiraz ettiği, takip kambiyo senedine dayanan takip yolu olduğundan İ.İ.K. 169 ve 169/a maddeleri gereğince; borca karşı itirazların bir dilekçe ile İcra Mahkemesine yapılması gerektiğinden borçlunun takibin durdurulması talebinin icra dairesince reddine, takibin devamına karar verildiği görülmüştür. Nitelikli Hesaplama Uzmanı bilirkişinin 09.10.2024 tarihli 12 sayfadan ibaret raporunda özetle; Taraflar arasında 1.000.000,00-TL avukatlık ücreti kararlaştırıldığı, davacının iddia ettiği 14 farklı davada dosya kapsamında 39 duruşma zaptı yer aldığı, davalının bunlardan 22 tanesine mazeret dilekçesi sunarak katılmadığı, ancak dosyaların takipsiz bırakılmadığı, davacının birçok duruşmaya katılmaması sebebiyle TBK m. 506/f.2 uyarınca davalı vekilin özen yükümlülüğünü tam olarak yerine getirdiğinin söylenemeyeceği, TBK m. 114/f.2 atfıyla davalının hafif kusurlu sayılabileceği, davacının azlinin haklı olmadığı kanaatine varılması halinde davalının kusurunun (müterafik kusur) tazminatta indirim sebebi teşkil edebileceği, davalının Antalya ... Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunun ... sayılı dosyaya ilişkin kıymet takdirine itiraz davasını zamanında açtığı, ancak itiraz dilekçesinin UYAP üzerinden sehven ... Sulh Hukuk Mahkemesine gönderdiği, 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin gerekçeli kararla dosyayı tekrar ... Hukuk Mahkemesine gönderdiği, dosya ... Hukuk Mahkemesinin önünde iken davacının davadan feragat ettiği ve ... Hukuk Mahkemesinin feragat sebebiyle işin esasına girmeden davayı feragat sebebiyle reddettiği, Davalının davacıyı temsilen tahsil ettiği kira alacaklarına ilişkin olarak dosya arasında iki adet ibra sözleşmesi yer aldığı, bu sözleşmelerde davacının davalıya kira alacaklarını da kapsayacak şekilde ibra ettiği, 26.11.2020 tarihli ibraname ile 06.02.2021 tarihli azilname arasında ise davalının kira tahsil edip etmediğine ilişkin dosyada herhangi bir belge veya kayda rastlanılamadığı, tespitler neticesinde davalının davacıyı azline ilişkin sözleşme ilişkisini taraflar arasında çekilmez hale getirecek düzeyde belirli bir yoğunluğa ulaşmadığı, bu sebeple davalının azlinin haksız azil teşkil ettiği, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m 174/f.2 uyarınca davalı avukatın avukatlık ücretinin tamamına hak kazanacağı, davalının katılım sağlamadığı duruşmalar nedeniyle hafif kusuru sebebiyle takdir Mahkemenin olmak üzere indirim yapılabileceği belirtilmiştir. Nitelikli Hesaplama Uzmanı bilirkişinin 22.10.2025 tarihli 8 sayfadan ibaret ek raporunda özetle; Taraflar arasında 1.000.000 (Bir Milyon) TL avukatlık ücreti kararlaştırıldığı, tespitler neticesinde davalının davacıyı azline ilişkin sözleşme ilişkisini taraflar arasında çekilmez hale getirecek düzeyde belirli bir yoğunluğa ulaşmadığı, bu sebeple nihai takdir Mahkemede olmak üzere davalının azlinin haksız azil teşkil ettiği, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 174İ.2 uyarınca kural olarak davalı avukatın avukatlık ücretinin tamamına (1.000.000,00-TL) hak kazanacağı (ayrıca bkz. 4 numaralı sonuç), Davalının Antalya ... Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunun ... sayılı dosyaya ilişkin kıymet takdirine itiraz davasını zamanında açtığı, ancak itiraz dilekçesinin UYAP üzerinden sehven Antalya 7. Sulh Hukuk Mahkemesine gönderdiği, 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin gerekçeli kararla dosyayı tekrar 9. Sulh Hukuk Mahkemesine gönderdiği, dosya ... Hukuk Mahkemesinin önünde iken davacının davadan feragat ettiği ve ... Hukuk Mahkemesinin feragat sebebiyle işin esasına girmeden davayı feragat sebebiyle reddettiği, Netice itibariyle feragat sebebiyle sonuç doğurmamış olsa da davalının dilekçesi yanlış yere gönderdiğinin mevcut durum itibariyle anlaşıldığı, Davacının iddia ettiği 14 farklı davada dosya kapsamında 39 duruşma zaptı yer aldığı, davalının bunlardan 22 tanesine mazeret dilekçesi sunarak katılmadığı, ancak dosyaların takipsiz bırakılmadığı, davacının birçok duruşmaya katılmaması ve bahsi geçen dilekçeyi yanlış yere göndermesi de dikkate alındığında, TBK m. 506/f.2 uyarınca davalı vekilin Özen yükümlülüğünü tam olarak yerine getirdiğinin söylenemeyeceği, TBK m. 114/f.2 atfıyla davalının hafif kusurlu sayılabileceği, davacının azlinin haklı olmadığı kanaatine varılması halinde davalının kusurunun (müterafik kusur) tazminatta indirim sebebi teşkil edebileceği, Davalının davacıyı temsilen tahsil ettiği kira alacaklarına ilişkin olarak dosya arasında iki adet ibra sözleşmesi yer aldığı, bu sözleşmelerde davacının davalıya kira alacaklarını da kapsayacak şekilde ibra ettiği, 26.11.2020 tarihli ibraname ile 06.02.2021 tarihli azilname arasında İse davalının kira tahsil edip etmediğine ilişkin dosyada herhangi bir belge veyâ kayda rastlanılamadığı, davalının hafif kusuru sebebiyle takdir Mahkemenin olmak üzere indirim yapılabileceği, tarafların kök rapora ilişkin itirazlarının dikkate alındığı ancak kök raporda değişikliğe gidilmesini gerektiren bir sebep bulunamadığı, tarafların itirazlarını karşılar gerekçelere yukarıda yer verilmeye çalışıldığı, uyuşmazlık konusu senedin yukarıda açıklandığı üzere teminat senedi olduğunu gerek senet metni gerek harici bir belge ile davacının ispat edemediği, ancak davalının 12.03.2021 tarihli cevap dilekçesinde senedin vekalet ücretine ilişkin alındığını ikrar ettiği, bunun da nihai takdir mahkemede olmak üzere davacıya temel ilişkiden kaynaklanan itiraz ve defilere dayanabilme imkanı tanıdığı belirtilmiştir. Sözleşmenin incelenmesinde; davacı ile davalı arasında 04.04.2016 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesi ve dava değerinin müvekkil lehine elde edilecek bedelin %25'ini avukat vekalet ücreti olarak alacağı hususunun akdedildiği görülmüştür. Ek Protokol incelenmesinde; aynı taraflar arasında 27.04.2017 tarihli Ek Protokol akdedildiği, ek protokolde iş sahibi davacı ... adına takip edilen davalara ilişkin olarak avukat dava değerinin müvekkil lehine elde edilecek bedelin ki bu bedel ortalama 4.000.000-TL yapmaktadır, avukat iş bu bedelin %25'ini yani ortalama 1.000.000-TL'yi avukatlık vekalet ücreti olarak alacağı, karşılık dava açılması veya bu işle ilgili diğer uyuşmazlıkların çıkması halinde bu hüküm her iş için ayrıca uygulanacağı, avukat tarafından takibi yapılarak hak kazanılan her bedel için avukat bedelin %25'ini vekalet ücreti olarak alacağı, ilk yapılacak tahsilatta avukat, vekalet ücreti ve diğer tüm masraflarını öncelikle olarak elde edilecek paradan iş bu alacağını alacağı, bu hüküm kayıtsız ve şartsız olarak iş sahibince kabul edildiği akdedilmiştir. Dava, taraflar arasındaki vekalet sözleşmesi gereğince tanzim edilen senet nedeniyle başlatılan takipten kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. İbra; Antalya ... Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğu ... satış sayılı dosya kapsamında iş bu dosya ve diğer dosyalarında yapılan masrafların vekili tarafından yapıldığı ve tüm işlemler yönünden vekilini ibra ettiğini, bu dava sonucu tahsil edilecek bedelden avukatına sadece bu dava sonucu hissesine düşen bedelin %25 ödemeyi yaptığı avukatlık sözleşmesi karşılığında kabul ettiğine ilişkin ibra ettiği görülmüştür. Makbuz ve İbraname; 10.07.2019 tarihli davacı imzalı ibraname ile ... Asliye hukuk Mahkemesi... Esas ve ... Asliye hukuk Mahkemesi ... Esas sayılı dosyaları için avukatına şahsi alacağın %25'ii tutarında ödeme yapması gerektiği ancak hesapları üzerinde haciz olduğundan ödeyemediği, bu borcun 2019 yılı kira alacağından kalan bedelden düşülmesine muvafakat edildiğini ve avukatı ...'yi ibra ettiğini belirttiği görülmüştür. Takip edilen davalar: Taraflar arasında akdedilen avukatlık sözleşmesi uyarınca davalının vekil olarak takip ettiği bir kısım dosyalar celbedilmiş olup, ilgili dosyalar şu şekildedir: ....Asliye Hukuk Mahkemesi 2020/... Esas ....Sulh Hukuk Mahkemesi 2020/... Esas ... Asliye Hukuk Mahkemesi... Esas ...Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/... Esas ....Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/.. Esas ... Asliye hukuk Mahkemesi 2022/... Esas ... Sulh Hukuk Mahkemesi 2017/161 Esas ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/... Esas ... Sulh hukuk Mahkemesi 2016/...sas ... Sulh Hukuk Mahkemesi 2017/... Esas ... Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/... Esas ... Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/... Esas .... Asliye Hukuk Mahkemesi 2019/... Esas ... Sulh Hukuk Mahkemesi 2019/... Esas ....Sulh Hukuk Mahkemesi 2019/...04 Esas Somut olaya gelindiğinde; Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, taraf beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle aşağıdaki sonuca varılmıştır. Davacı ... vekili aracılığıyla açtığı menfi tespit davasında özetle; davalı Av. ...'nin 1.000.000 TL bedelli senet ile başlattığı icra takibinde borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir. Davacı iddialarını birden fazla hukuki zemine dayandırmıştır. Davacı birincisi olarak dava konusu senedin teminat senedi niteliğinde olduğunu, kambiyo senedi vasfını taşımadığını, iş ilişkisinin başlangıcında henüz muaccel bir alacak doğmadan "ortalama" gibi belirsiz bir ifadeye dayanılarak düzenlendiğini ileri sürmüştür. Bu çerçevede senedin avukatlık ofisinde müvekkiline zorla ve baskı altında boş olarak imzalatıldığını iddia etmiştir. Davacı ikincisi olarak davalı avukatın vekalet sözleşmesinden doğan özen yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal ettiğini ve bu nedenle haklı olarak azledildiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda altı somut iddia ortaya koymuştur: davalının yaklaşık iki yüze yakın duruşmaya girmediği, dilekçelerin süresinde sunulmadığı, ara kararların eksik yerine getirildiği, yapılan masrafların olduğundan fazla bildirildiği, kira gelirlerinden açıklamasız kesintiler yapıldığı ve çoğu işlemin bizzat müvekkil veya muhasebeci tarafından gerçekleştirildiği iddialarıdır. Davacı üçüncüsü olarak haklı azil nedeniyle davalının vekalet ücretine hak kazanmadığını, dolayısıyla senedin karşılıksız kaldığını ve borçlu olmadığını savunmuştur.

Davalı Av. ... cevap dilekçesinde özetle; dava konusu senedin kambiyo senedi niteliğinde bono olduğunu, davacının kendi hür iradesiyle vekalet ücreti borcunu ödemek amacıyla düzenlediğini savunmuştur. Azlin haksız olduğunu, vekalet sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirdiğini, davacının iddia ettiği özen ihlallerinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür. Buna göre Avukatlık Kanunu m. 174/2 gereğince vekalet ücretinin tamamına hak kazandığını, 04.04.2016 tarihli sözleşmenin 6. maddesinin de müvekkilin tek taraflı feshi halinde ücretin tamamının ödeneceğini açıkça düzenlediğini, icra takibinin yerinde olduğunu ve davanın reddini talep etmiştir. Davalı ayrıca yargılama masraflarını, kendi hesabından karşıladığı harç ve giderleri, tüm dosyalardaki işlemleri ayrıntılı olarak açıklamıştır. Tarafların iddia ve savunmaları karşılaştırıldığında, çekişmesiz olan hususlar şunlardır: Taraflar arasında 04.04.2016 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesi ve 27.04.2017 tarihli Ek Protokol imzalanmıştır. Aynı tarihte dava konusu 1.000.000 TL bedelli senet düzenlenmiştir. Davacı 06.01.2021 tarihinde davalıyı azletmiştir. Davalı azil sonrasında ihtarname göndermiş ve icra takibi başlatmıştır. Taraflar arasında çekişmeli olan hususlar ise şunlardır: Senedin hukuki niteliği (teminat senedi mi, kambiyo senedi mi), senedin imzalanma koşulları (irade sakatlığı iddiası), davalının özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği, azlin haklı olup olmadığı, vekalet ücretine hak kazanılıp kazanılmadığı, borcun miktarı ve muacceliyeti. Dava, İİK m. 72 kapsamında menfi tespit davası olup, davacı icra takibine konu edilen 1.000.000 TL'yi borçlu olmadığının tespitini talep etmektedir. Menfi tespit davasının hukuki niteliği gereği, davanın reddi halinde iki yönlü bir tespit yapılmış olur: davacının borçlu olduğu ve davalının alacaklı olduğu hükme bağlanır. Bu çift yönlülük, uyuşmazlığın tüm boyutlarının değerlendirilmesinde gözetilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü, birbiriyle bağlantılı beş ana meselenin incelenmesini gerektirmektedir. Bu meseleler şu sırayla ele alınacaktır: birincisi, 26.11.2020 tarihli belgenin hukuki niteliğinin ve sonuçlarının belirlenmesi; ikincisi, dava konusu senedin hukuki niteliği ve irade sakatlığı iddiası; üçüncüsü, vekalet sözleşmesinin feshinin haklı olup olmadığının tespiti; dördüncüsü, vekalet ücreti borcunun miktarının belirlenmesi; beşincisi ise borcun muaccel olup olmadığının değerlendirilmesidir. İnceleme sırasının bu şekilde belirlenmesinin nedeni, 26.11.2020 tarihli belgenin sonraki dört meselenin her birinde dayanak teşkil etmesi ve bu belgenin hukuki sonuçlarının öncelikle tespit edilmesinin gerekli olmasıdır. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davacı 26.11.2020 tarihinde "Bilirkişi Raporu Teslim Tutanağı ve Yapılan İşlemlerin İbrası" başlıklı bir belge düzenlemiştir. Bu belge, Antalya ... Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğu'nun ... satış sayılı dosyasına ilişkin bilirkişi raporunun teslim alınması vesilesiyle tanzim edilmiş olmakla birlikte, içeriği itibarıyla taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin tamamını kapsayan çok daha geniş bir nitelik taşımaktadır. Davacı bu belgede aşağıdaki beyanları kendi el yazısı ve imzasıyla kayıt altına almıştır: "İş bu dosyada ve DİĞER dosyalarımda yapılan tüm masraflar vekilim tarafından yapılmaktadır. Vekilim tarafından kendi hesabından yapmış olduğu masrafların tümünü ilk yapılacak tahsilatta kendisi alabilmesi yönünde kabulüm vardır ve yapılacak bu kesiniye ilişkin işlemler yönünden vekilimi ibra ediyorum." "Ayrıca vekilim ile yapmış olduğum yazılı vekalet ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretleri de kendisi ilk yapılacak tahsilatta alabilir." "Vekilim ile aramızda yapmış olduğumuz 27.04.2017 tarihli yazılı ücret sözleşmesi gereğince kararlaştırılan vekalet ücretini, hisseme düşecek bedelin %25'ini ve yapmış olduğu masrafları ödemeyi taahhüt ve kabul ediyorum. Dosyada ödeme benim hesabıma yatırılması durumunda paranın hesabına yatırıldığı tarihten itibaren 3 gün içinde masrafları ve kararlaştırılan vekalet ücretini ödemeyi taahhüt ve kabul ediyorum." "Vekilim tarafından bu güne kadar yapılmış tüm işlemler hakkında tarafıma yeterince bilgi verilmiştir. (Ofisinde sözlü olarak, sms ile ve watsap yazışmaları ile) Vekilim tarafından bu tarihe kadar yapılmış tüm işlemler yönüyle kendisini ibra ederim. Kendisinden hiçbir hak ve alacağım yoktur." Davacının "iş bu dosyada ve DİĞER dosyalarımda" ifadesini kullanması, belgenin yalnızca Antalya satış dosyasına özgü olmadığını, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin tamamını kapsadığını göstermektedir. Nitekim davacı, 27.04.2017 tarihli Ek Protokol'e açıkça atıfta bulunarak "kararlaştırılan vekalet ücretini, hisseme düşecek bedelin %25'ini ve yapmış olduğu masrafları ödemeyi taahhüt ve kabul ediyorum" demek suretiyle, ücret sözleşmesinin tamamını kapsar biçimde beyanda bulunmuştur. Davacı "bu tarihe kadar yapılmış tüm işlemler yönüyle kendisini ibra ederim" ifadesiyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 132 anlamında bir ibra beyanında bulunmuştur. Menfi tespit davasının çift yönlü yapısı gereğince, bu ibranın iki boyutu bulunmaktadır. Birinci boyut davacı açısındandır: davacı, davalıdan herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığını beyan etmiştir. İkinci ve daha önemli boyut ise davalı açısındandır. Davacının belgedeki beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, salt ibra beyanının ötesinde, davalının vekalet sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirdiğinin kabulü niteliğinde bir ifa ikrarı da içerdiği görülmektedir. Davacı, "bu güne kadar yapılmış tüm işlemler hakkında tarafıma yeterince bilgi verilmiştir" diyerek bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiğini; "bu tarihe kadar yapılmış tüm işlemler yönüyle kendisini ibra ederim" diyerek işlemlerin yeterli görüldüğünü; "kararlaştırılan vekalet ücretini... ödemeyi taahhüt ve kabul ediyorum" diyerek ücret hakkının doğduğunu kabul etmiştir. Bu beyanlar, ibranın borçtan kurtarma fonksiyonunun (TBK m. 132) yanı sıra, HMK m. 188 anlamında bir ifa ikrarı niteliği de taşımakta olup davalının özen yükümlülüğü de dahil olmak üzere sözleşmesel yükümlülüklerini bu tarihe kadar gereği gibi yerine getirdiğinin davacı tarafından kabul edildiğini göstermektedir. Bu ibra, davacının el yazısıyla ve imzasıyla düzenlenmiş adi senet niteliğinde bir belge olup, HMK m. 205 gereğince düzenleyeni aleyhine kesin delil teşkil eder. Davacının "bu güne kadar yapılmış tüm işlemler hakkında tarafıma yeterince bilgi verilmiştir (ofisinde sözlü olarak, sms ile ve watsap yazışmaları ile)" beyanı, sadece bilgilendirildiğini değil, bilgilendirmeyi "yeterli" olarak nitelendirdiğini de göstermektedir. Davacı, bilgilendirme kanallarını tek tek saymak suretiyle iletişimin düzenli ve çok kanallı olduğunu teyit etmiştir. Bu beyan, davacının daha sonra ileri sürdüğü duruşmalara katılmama ve işlemlerin aşaması gibi hususlardan bu tarih itibarıyla haberdar olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Davacının "ilk yapılacak tahsilatta kendisi alabilmesi yönünde kabulüm vardır" ve "kararlaştırılan vekalet ücretini... ödemeyi taahhüt ve kabul ediyorum" ifadeleri ise bir taraftan masrafların davalı tarafından karşılandığının kabulünü, diğer taraftan vekalet ücretinin ödeneceğinin taahhüdünü içermektedir. "Kendisinden hiçbir hak ve alacağım yoktur" ifadesi, davacının davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığını, tersine davalının davacıdan alacağının olduğunu kabul ettiğini göstermektedir. Bu beyanlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının 26.11.2020 tarihi itibarıyla şu hususları kabul ettiği anlaşılmaktadır: davalı, bu tarihe kadar vekalet sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmiştir; bu işlemler davacı tarafından bilinmekte ve yeterli görülmektedir; masraflar davalı tarafından karşılanmış olup ilk tahsilatta masraflar ve vekalet ücreti davalıya ödenecektir; davacının davalıdan herhangi bir alacağı yoktur, tersine davacının davalıya vekalet ücreti ve masraf borcu bulunmaktadır. Bu belge, uyuşmazlığın çözümünde temel dayanak teşkil etmekte olup sonraki bölümlerde her bir mesele değerlendirilirken bu belgenin hukuki sonuçları gözetilecektir. Davacı, dava konusu senedin teminat senedi olduğunu ve kambiyo senedi niteliği taşımadığını ileri sürmektedir. Davalı ise senedin kambiyo senedi niteliğinde bono olduğunu savunmaktadır. Mahkememizce senedin hukuki niteliği, kronolojik bir değerlendirme ile belirlenmiştir. Taraflar arasında 04.04.2016 tarihinde Avukatlık Ücret Sözleşmesi imzalanmış, yaklaşık bir yıl sonra 27.04.2017 tarihinde Ek Protokol düzenlenmiş ve aynı gün dava konusu senet verilmiştir. Senedin verildiği 27.04.2017 tarihi itibarıyla, henüz davacı lehine kesinleşmiş somut bir alacak bulunmamaktadır. Davalar yeni açılmış veya devam etmekte olup, vekalet ücreti alacağı henüz muaccel hale gelmemiştir. Bu durumda, senedin o tarihte teminat amacıyla verildiğinin kabulü gerekmektedir. Teminat amacıyla verilen senet, belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı bir borç güvencesidir; koşullar gerçekleşmediği sürece senet yalnızca teminat fonksiyonu görür ve alacaklının senedi icraya koyma hakkı doğmaz, koşullar gerçekleştiğinde ise teminat fonksiyonu ortadan kalkar ve alacaklıya takip hakkı doğar. 26.11.2020 tarihinde davacının yukarıda ayrıntılı olarak değerlendirilen beyanları, teminat senedinin koşullarının kısmen gerçekleştiğini göstermektedir. Davacı bu tarihte tüm dosyalardaki işlemleri kabul etmiş, vekalet ücretini ödemeyi taahhüt etmiş ve davalıdan herhangi bir alacağının olmadığını beyan etmiştir. Ancak davacının "ilk yapılacak tahsilatta alabilir" beyanı, henüz muacceliyetin doğmadığına işaret etmekte olup teminat fonksiyonu kısmen devam etmektedir. 06.01.2021 tarihinde davacının davalıyı azletmesi ile birlikte — aşağıda V. bölümde ayrıntılı olarak inceleneceği üzere azil haksızdır — Avukatlık Kanunu m. 174/2 gereğince davalının vekalet ücretine hakkı kesinleşmiştir. Haksız azil ile birlikte borç muaccel hale gelmiş, teminat senedinin koşulları tam olarak gerçekleşmiştir. Bu tarih itibarıyla teminat fonksiyonu ortadan kalkmış ve alacaklıya takip hakkı doğmuştur. Davacının senedin "boş imzalatıldığı" iddiası, herhangi bir delile dayanmamaktadır. Davacı, senedi 2017 yılında verdiği tarihten 2021 yılında dava açtığı tarihe kadar yaklaşık dört yıl boyunca herhangi bir itirazda bulunmamış, üstelik 26.11.2020 tarihinde yukarıda açıklanan kapsamlı kabul ve ibra beyanlarında bulunmuştur. Boş imza iddiası, davacının 26.11.2020 tarihli kabulü ile açıkça çeliştiği gibi, boş verildiğinin kabulü halinde ise anlaşmaya aykırı doldurulduğunu davacı ispatlamalıdır. Davacı, dava dilekçesinde "davalı kendine ait avukatlık ofisinde müvekkilime boş senede zorla imza attırmıştır" ve "müvekkil üzerinde baskı kurarak imzalatıldığı" iddialarında bulunmuştur. Bu ifadeler, özü itibarıyla TBK m. 37-38 kapsamında ikrah (korkutma) iddiasına işaret etmektedir. TBK m. 39 ve HMK m. 190 gereğince, irade sakatlığının ispatı bunu iddia eden tarafa aittir. Davacının bu iddiası üç nedenle yerinde görülmemiştir. Birincisi, davacı ikrah iddiasını hukuki bir çerçeveye oturtmamıştır. TBK m. 37-38 hükümlerine doğrudan atıf yapılmamış, ikrahın unsurları olan ciddi ve yakın bir tehlike tehdidi, tehdidin senet imzalanması anındaki belirleyici etkisi ve tehdidin hukuka aykırılığı ayrı ayrı somutlaştırılmamıştır. İddia, bağımsız bir hukuki sebep olarak formüle edilmemiş; daha çok senedin teminat senedi niteliğini destekleyen olgusal bir anlatım içinde kalmıştır. İkincisi, ikrahın unsurlarına ilişkin somut delil sunulmamıştır. "Zorla" ve "baskı" ifadeleri genel niteliktedir. Baskının ne şekilde gerçekleştiği, hangi sözlerin söylendiği, hangi tehdidin yapıldığı, davacının bu baskı karşısında neden alternatif yollara başvurmadığı açıklanmamıştır. Üçüncüsü ve en önemlisi, davacının sonraki davranışları ikrah iddiasıyla bağdaşmamaktadır. TBK m. 39 hükmüne göre, irade sakatlığı ile bağlanan taraf, durumun öğrenilmesinden veya korkunun ortadan kalkmasından itibaren bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmezse sözleşme geçerli sayılır. Davacı, 27.04.2017 tarihinde senedi imzaladıktan sonra yaklaşık dört yıl boyunca herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Üstelik 10.07.2019 tarihli makbuz ve ibranamede borç hesaplayıp muvafakat vermiş, 26.11.2020 tarihli belgede 27.04.2017 tarihli Ek Protokol'e açıkça atıfta bulunarak "kararlaştırılan vekalet ücretini... ödemeyi taahhüt ve kabul ediyorum" demiş ve davalıyı kapsamlı biçimde ibra etmiştir. Zorlama altında senet imzaladığını iddia eden bir kişinin, yaklaşık üç buçuk yıl sonra aynı senede konu olan ücret sözleşmesini gönüllü olarak teyit edip ibra vermesi, ikrah iddiasının ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır. Sonuç olarak, davacının senedin imzalanmasına yönelik irade sakatlığı iddiası yerinde görülmemiştir. Yukarıda III. bölümde ayrıntılı olarak değerlendirilen 26.11.2020 tarihli belge, bu gerekçenin birçok bölümünde temel dayanak olarak kullanılmaktadır. Bu belgenin hukuki sonuç doğurabilmesi, geçerli bir iradeyle düzenlenmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle belgenin irade sakatlığı açısından durumunun ayrıca ele alınması gerekmektedir. Davacı, yargılama boyunca dava dilekçesinde, cevaba cevap dilekçesinde ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde 26.11.2020 tarihli belgeye ilişkin herhangi bir irade sakatlığı iddiasında bulunmamıştır. Belgenin hile, ikrah veya yanılma sonucu düzenlendiği ileri sürülmemiş, dilekçelerde bu belgeye doğrudan atıf dahi yapılmamıştır. Bu husus yalnızca usuli bir tespitten ibaret değildir; esasa ilişkin önemli bir sonuç da doğurmaktadır. Avukat-müvekkil ilişkisinin doğası gereği taraflar arasında hukuki bilgi bakımından bir asimetri bulunabilir. Bu asimetrinin ibranın geçerliliğini etkileyip etkilemediği meselesi, ancak irade sakatlığı çerçevesinde — hata (TBK m. 30-35) veya hile (TBK m. 36) iddiası olarak — ileri sürülebilir. Davacı böyle bir iddiada bulunmadığına göre, mahkemenin bu meseleyi resen incelemesine olanak bulunmamaktadır. Kaldı ki, somut olayın koşulları bilgi asimetrisi varsayımını da fiilen çürütmektedir. Davacı, 26.11.2020 tarihli belgede "bu güne kadar yapılmış tüm işlemler hakkında tarafıma yeterince bilgi verilmiştir (ofisinde sözlü olarak, sms ile ve watsap yazışmaları ile)" diyerek bilgilendirilmenin yeterliliğini bizzat ve açıkça kabul etmiştir. Davacı kendi itiraz dilekçesinde "çoğu işlem bizzat müvekkil tarafından veya davalının muhasebecisi tarafından gerçekleştirilmiştir" beyanında bulunmuş olup, bu beyan davacının dosyaların aşamalarını ve süreçleri bizzat takip edecek kadar yakından bildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca belge, davacının kendi el yazısıyla, bilgilendirme kanallarını tek tek sayan, ücret formülüne açıkça atıf yapan ve masraf durumunu ayrıntılı biçimde tasvir eden ifadelerle kaleme alınmış olup avukatın hazırladığı matbu bir metin değildir. Tüm bu koşullar, ibranın bilinçli ve iradi bir hukuki tasarruf olduğunu ortaya koymaktadır. 26.11.2020 tarihli belgenin geçerli bir iradeyle düzenlendiği kabul edilmiştir. Uyuşmazlığın en kapsamlı inceleme gerektiren kısmı, davacının davalıyı 06.01.2021 tarihinde azletmesinin haklı olup olmadığı meselesidir. Davacı, davalıyı haklı şekilde azlettiğini ve bu nedenle davalının vekalet ücretine hak kazanmadığını ileri sürmektedir. Davalı ise azlin haksız olduğunu, ücretin tamamına hak kazandığını savunmaktadır. Avukatlık Kanunu ve Yargıtay içtihatlarına göre, vekalet sözleşmesinin müvekkil tarafından feshinin haklı sayılabilmesi için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi aranır. Birincisi, vekilin özen yükümlülüğünü objektif olarak ihlal etmesidir; bu değerlendirmede zarar koşulu aranmaz, basit ihmal dahi yeterlidir ve ölçüt "tedbirli bir avukat bu durumda nasıl davranırdı" sorusuna göre belirlenir. İkincisi, bu ihlalin somut olarak ispat edilmesidir; ispat yükü azleden müvekkil üzerindedir. Üçüncüsü ise ihlalin vekil-müvekkil arasındaki güven ilişkisini zedeleyecek nitelikte olmasıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, azilde somut sebep gösterilmediği hallerde azil haksız sayılır ve vekil Avukatlık Kanunu m. 174/2 uyarınca ücretin tamamına hak kazanır. Tarafların çekişmeli iddia ve savunmalarının çözümlenmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi raporunda şu tespitler yer almaktadır: davalının takip ettiği dava dosyalarında toplam 39 duruşma yapılmış olup bunlardan 22'sine davalı katılmamıştır; bu oran %56'ya tekabül etmektedir. Davalının sunduğu mazeretlerin tamamı mahkemelerce kabul edilmiştir. Hiçbir dosya HMK m. 150 gereğince işlemden kaldırılmamış ve hiçbir hak kaybı yaşanmamıştır. Antalya ... Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğu'nun ... sayılı dosyasında kıymet takdiri itiraz dilekçesinin yanlış mahkemeye gönderildiği, ancak davacının feragat etmesi nedeniyle bu hatanın sonuç doğurmadığı belirlenmiştir. Bilirkişi raporunun yanı sıra, dosyaya sunulan sözleşme belgeleri de maddi vakıaların tespitinde esas alınmıştır. 04.04.2016 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesinde "yargılama harç ve giderleri Av. ... tarafından karşılanacaktır" hükmü yer almaktadır. Sözleşmenin 2. maddesinde avukatın "işi yasalar ve meslek kuralları uyarınca sonuna kadar kovuşturacağı, bu görevi kendisi yapacağı gibi gözetimi altında başka Avukatlarla işbirliği yaparak onları da kovuşturma ve savunmasına alabileceği" düzenlenmiştir. Sözleşmenin 6. maddesinde "sözleşme iş sahibince herhangi bir nedenle, tek taraflı olarak fesh edilirse avukat, yukarıda belirtilen ücretin tamamını isteme hakkını kazanır" hükmü bulunmaktadır. Davacı kendi itiraz dilekçesinde "çoğu işlem bizzat müvekkil tarafından veya davalının muhasebecisi tarafından gerçekleştirilmiştir" beyanında bulunmuştur. Son olarak, 26.11.2020 tarihli ibra ile 06.01.2021 tarihli azil arasında 41 gün bulunmaktadır. Davacının fesih gerekçesi olarak ileri sürdüğü iddiaların değerlendirilmesine geçilmeden önce, bu iddiaların HMK m. 194 anlamında somutlaştırma yükünün yerine getirilip getirilmediğinin tespiti gerekmektedir. HMK m. 194/1 hükmüne göre taraflar, dayandıkları vakıaları ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Bu yükümlülük iki katmanlıdır: birincisi vakıanın somutlaştırılması, yani hangi olay, ne zaman, hangi dosyada, hangi sonucu doğurdu sorularının cevaplanması; ikincisi ise delil ileri sürülmesi, yani bu vakıanın hangi delille ispat edileceğinin gösterilmesidir. Her iki yük de iddia eden tarafa aittir; mahkeme veya bilirkişi, davacının yerine araştırma yapma yükümlülüğünde değildir. Davacı, dava dilekçesinde davalının "iki yüze yakın duruşmaya girmediğini" ileri sürmüş, ancak bu iddiayı desteklemek için yalnızca on adet duruşma zaptı sunmuştur. Dava dilekçesinde 200 duruşmaya ilişkin dosya numaraları, tarihleri ve mahkeme isimleri belirtilmemiştir. Cevaba cevap dilekçesinde ise "örnek olarak şimdilik on adet duruşma zaptını sunar, fazlasının istenmesi durumunda ayrıca sunabileceğimizi belirtiriz" denilmiştir. Davacı ayrıca delil listesinde "celp edilecek dava dosyaları" deliline dayanmıştır. Davacının bu yaklaşımı, somutlaştırma yükünün mahkemeye ve bilirkişiye devredilmesi anlamına gelmektedir. Nitekim bilirkişi incelemesinde toplam duruşma sayısının 39 olduğu ve bunun 22'sine katılınmadığı tespit edilmiştir. Davacının iddia ettiği 200 rakamı ile bilirkişi tarafından tespit edilen 39 rakamı arasındaki uçurum, davacının iddialarının dosyadaki tespitlerle örtüşmediğini göstermektedir. Bununla birlikte, bilirkişi raporuyla tespit edilen 22/39 duruşma katılımsızlığı olgusu dosyada yer almakta olup aşağıda ayrıca değerlendirilecektir. Davacı, "dilekçelerin süresinde sunulmadığını" genel ifadeyle ileri sürmüştür. Ancak çoğul ifade kullanılmasına rağmen, somutlaştırma anlamında yalnızca tek bir örnek gösterilmiştir: Antalya satış dosyasındaki kıymet takdirine itiraz dilekçesinin zamanında ve doğru mahkemeye sunulmaması. Hangi dosyada, hangi tarihte, hangi dilekçenin geç verildiğine dair başka bir somut vakıa ortaya konulmamıştır. Somutlaştırılan tek örnek aşağıda ayrıca değerlendirilecektir. Davacı, dava dilekçesinde "ara kararların eksik yerine getirildiğini" diğer şikayetlerle birlikte sıralayarak ileri sürmüştür. Ancak bu iddia, davacının dilekçelerinin hiçbirinde somutlaştırılmamıştır. Hangi ara karar, hangi dosyada, hangi tarihte, ne şekilde eksik yerine getirilmiş ve eksikliğin sonucu ne olmuştur — bu soruların hiçbiri cevaplanmamıştır. Cevaba cevap dilekçesinde ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde bu iddiaya geri dönülmemiş, delil listesinde bu iddiaya özgü bir delil gösterilmemiştir. Bu iddia, HMK m. 194 anlamında somutlaştırılmamış soyut bir vakıa beyanı olup mahkemece dikkate alınmasına olanak bulunmamaktadır. Davacı, "yapılan masrafların olduğundan daha fazla söylendiğini" ileri sürmüştür. Masrafların fazla bildirildiği iddiası, doğası gereği karşılaştırmalı bir ispat gerektirir: davalı şu masrafı X TL olarak bildirmiştir, ancak gerçek masraf Y TL'dir şeklinde somut bir karşılaştırma yapılmalıdır. Davacı bu karşılaştırmayı yapmamıştır. Hangi masrafın, hangi dönemde, ne tutarda fazla gösterildiğine dair tek bir somut veri ortaya konulmamış, cevaba cevap dilekçesinde ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde bu iddiaya geri dönülmemiştir. Bu iddia ayrıca davacının kendi imzaladığı belgelerle doğrudan çelişmektedir. 04.04.2016 tarihli sözleşmede masrafların davalı tarafından karşılanacağı kararlaştırılmış, davacı 26.11.2020 tarihli belgede "tüm masraflar vekilim tarafından yapılmaktadır, ilk tahsilatta alabilmesi yönünde kabulüm vardır" demiştir. Masrafları kabul edip ibra veren davacının, somut bir karşılaştırma yapmaksızın "fazla bildirildi" demesi, ne somutlaştırma yükünü ne de ispat yükünü karşılamaktadır. Davacı, "hesabına ödemesi gerçekleşen kira gelirlerinden açıklaması olmayan kesintiler gerçekleştirildiğini" ileri sürmüştür. Hangi tarihte, hangi kira gelirinden, ne tutarda ve hangi açıklama olmaksızın kesinti yapıldığı belirtilmemiş, bu iddiaya cevaba cevap ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde geri dönülmemiştir. Üstelik bu iddia, dosyadaki somut bir belgeyle doğrudan çürütülmektedir. 10.07.2019 tarihli "Makbuz ve İbraname" başlıklı belgede davacı, kendi el yazısıyla ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .... sayılı dosyalarından doğan borcunu bizzat hesaplamış, "bu borcumun 2018 yılı Temmuz, Ağustos ve Eylül ayı kira alacağından kalan 1.000 USD'den düşülmesine muvafakat ediyorum" demiş ve "kira alacağım ile ilgili olarak geriye dönük hiçbir hak ve alacağım kalmamış olup bu konuda Av. ...'yi en geniş manada ibra ediyorum" beyanında bulunmuştur. Muvafakat verilen ve ibra edilen bir kesinti, tanım gereği "açıklamasız" olamaz. Bu iddia hem somutlaştırılmamış hem de dosyadaki belgeyle çürütülmüştür. Davacı, cevaba cevap dilekçesinde "bahsedilen çoğu işlem bizzat müvekkil tarafından yahut muhasebecisi tarafından gerçekleştirilmiştir" beyanında bulunmuştur. Ancak hangi işlemin kim tarafından yapıldığına dair somut bir liste, belge veya örnek sunulmamıştır. Bu iddia ayrıca davacının kendi aleyhine de sonuç doğurmaktadır. Davacı işlemleri bizzat kendisi yapıyorsa, dosyaların aşamalarını, duruşma katılım durumunu ve hukuki süreçleri bildiği anlamına gelir. Bu bilgi dahilinde 26.11.2020'de kapsamlı ibra vermesi, bilinçli bir kabul olduğunu teyit eder. Öte yandan, 04.04.2016 tarihli sözleşmenin 2. maddesi, davalının gözetimi altında başka kişilerle işbirliği yaparak işleri kovuşturmasına açıkça cevaz vermiştir. Davacının ileri sürdüğü altı iddianın birlikte değerlendirilmesinde ortaya çıkan genel tablo şudur: davacı, geniş kapsamlı iddialar ileri sürmüş, ancak bunları destekleyecek somut vakıalar ve deliller ya hiç sunmamış ya da çok sınırlı tutmuştur. Davacının sistematik yaklaşımı, genel ve soyut iddialar ortaya koyduktan sonra "celp edilecek dava dosyaları" deliliyle araştırma ve somutlaştırma yükünü mahkemeye ve bilirkişiye devretmek şeklinde tezahür etmiştir. HMK m. 194 gereğince bu yük davacıya aittir ve mahkemeye veya bilirkişiye devredilemez. Bununla birlikte somutlaştırma eksikliği, iddiaların maddi gerçekliğinin bulunmadığı anlamına gelmez; yalnızca usuli olarak yeterli biçimde ileri sürülemediği anlamına gelir. Bilirkişi raporuyla dosyaya giren tespitler — 39 duruşmanın 22'sine katılmama olgusu ve Antalya dosyasındaki dilekçe hatası — somutlaştırma eksikliğine rağmen dosyada mevcut olup değerlendirmeye alınması gereken olgulardır. Somutlaştırma yükü yerine getirilmemiş olan iddialar (ara kararların eksik yerine getirilmesi, masrafların fazla bildirilmesi, kira kesintileri ve işlemlerin müvekkil tarafından yapıldığı iddiaları) bir kenara bırakıldığında, bilirkişi raporuyla somut olarak tespit edilen iki husus bulunmaktadır. Bilirkişi raporuyla tespit edilen 39 duruşmanın 22'sine katılmama olgusunun değerlendirilmesinde, duruşmaya fiziken katılmama ile dosyayı takip etmeme kavramlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Avukatın duruşmaya mazeret bildirerek katılmaması, dosyanın takipsiz bırakıldığı anlamına gelmez. Mazeret sunan avukat, mahkemeye bu dosyayla ilgilendiğini ancak o celsede fiziken bulunamadığını bildirmektedir. Bilirkişi raporuna göre davalının sunduğu mazeretlerin tamamı mahkemelerce kabul edilmiş, hiçbir dosya HMK m. 150 gereğince işlemden kaldırılmamış ve hiçbir hak kaybı yaşanmamıştır. Ayrıca sözleşmenin 2. maddesi, davalının gözetimi altında başka avukatlarla işbirliği yaparak dosyaları kovuşturmasına açıkça cevaz vermiş olup davalının her duruşmaya bizzat katılması gerektiğine ilişkin bir sözleşmesel yükümlülük bulunmamaktadır. Bu hususun objektif özen ihlali teşkil edip etmediğinin kesin olarak belirlenmesine gerek bulunmamaktadır. Zira aşağıda açıklanacağı üzere, bu hususun fesih gerekçesi olarak ileri sürülmesi hukuken mümkün değildir. Antalya ... Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğu'nun ... sayılı dosyasında kıymet takdirine itiraz dilekçesinin yanlış mahkemeye gönderildiği bilirkişi raporuyla tespit edilmiştir. Bu olgunun değerlendirilmesinde özellikle dikkat çeken husus şudur: davacı, 26.11.2020 tarihli belgede bizzat "satış memurluğunca yapılmış bulunan kıymet takdirinde belirtilen toplam değer 5.062.380,00 TL'yi düşük bulduğumdan dolayı vekilim tarafından itiraz edilmesini talep ederim" yazmıştır. Davacı bu belgeyle, kıymet takdiri sürecindeki aksaklıktan haberdar olduğunu, buna rağmen düzeltme talebinde bulunup davalıyı ibra ettiğini ortaya koymuştur. Davacının dava dilekçesinde "müvekkil zarara uğramış ve talepleri reddedilmiştir" iddiasına gelince, bilirkişi raporunda davacının feragat etmesi nedeniyle hatanın sonuç doğmadığı tespit edilmiştir. Feragat eden tarafın, feragat ettiği işlem nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmesi çelişkili bir tutumdur. Bu husus da, duruşma katılımsızlığı gibi, objektif özen ihlali teşkil edip etmediğinin kesin olarak belirlenmesine gerek bulunmayan bir husus olup ileri sürülebilirlik meselesi aşağıda ele alınmıştır. Bilirkişi raporuyla tespit edilen duruşmaların %56'sına katılmama ve kıymet takdiri dilekçesinin yanlış mahkemeye gönderilmesi hususlarının, objektif özen ihlali teşkil edip etmediğinin kesin olarak belirlenmesine gerek bulunmamaktadır. Zira bu hususların fesih gerekçesi olarak ileri sürülmesi, aşağıda açıklanan nedenlerle hukuken mümkün değildir. Davacı, 26.11.2020 tarihli belge ile o tarihe kadar gerçekleştirilen tüm işlemlere ilişkin yukarıda açıklanan davacı ikrarı yanında tüm bu işlemler yönünden davalıyı ibra etmiştir. Bu ibra, TBK m. 132 gereğince davalının o tarihe kadar olan tüm yükümlülüklerini — özen yükümlülüğü de dahil olmak üzere — gereği gibi yerine getirdiğinin kabulü anlamına gelmektedir. Davacının fesih gerekçesi olarak ileri sürdüğü hususların tamamı (duruşmalara katılmama, kıymet takdiri dilekçesi hatası) 26.11.2020 tarihinden önce gerçekleşmiş olup ibra kapsamındadır. İbra edilen yükümlülük ihlalleri, sonradan fesih gerekçesi olarak kullanılamaz. Bu ibra engeli, tek başına özen ihlali iddiasının fesih gerekçesi olarak ileri sürülmesini engellemekte olup aşağıdaki nedenler bu sonucu ayrıca desteklemektedir. Burada önemle vurgulanması gereken husus şudur: davacı, iddia edilen kusurları salt "bilmiyordu" değildir; aksine biliyordu ve buna rağmen aktif bir hukuki işlem olan ibrayı vermiştir. "Bilmek" pasif bir durumdur; "ibra etmek" ise iradi bir hukuki tasarruftur. İbranın bu şekilde belirleyici neden olarak kabulünde, 26.11.2020 tarihli belgenin geçerli bir iradeyle düzenlendiği hususu da gözetilmiştir. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacı ibraya ilişkin herhangi bir irade sakatlığı iddiasında bulunmamış olup somut olayın koşulları da ibranın bilinçli ve iradi bir hukuki tasarruf olduğunu ortaya koymaktadır. Davacı, dosyaların aşamalarını ve işlemlerin durumunu bilmekteydi. Kendi itiraz dilekçesinde "çoğu işlem bizzat müvekkil tarafından veya davalının muhasebecisi tarafından gerçekleştirilmiştir" beyanıyla bunu açıkça ortaya koymuştur. 26.11.2020 tarihli belgede bilgilendirmeyi yeterli bulmuş, mevzuata göre müvekkile ait olan yargılama harç ve masraflarının sözleşme gereği davalı avukat tarafından karşılandığını bilmekte ve kabul etmektedir. Tüm bu bilgilere rağmen vekalet ilişkisini sürdürmüş ve kapsamlı bir ibra vermiştir. Kusurları bilerek ve rıza dahilinde kabul eden, üstelik ibra veren müvekkilin, aynı kusurları sonradan fesih gerekçesi yapması hukuki dayanaktan yoksundur. Davacı 26.11.2020 tarihinde davalının tüm işlemlerini ibra etmiş, vekalet ücretini ödemeyi taahhüt etmiş ve vekilinden herhangi bir alacağının olmadığını beyan etmiştir. 26.11.2020 ile 06.01.2021 tarihleri arasında geçen 41 günlük sürede, feshi haklı kılacak yeni bir özen ihlali, yeni bir vakıa veya yeni bir bilgi edinildiğine ilişkin herhangi bir iddia veya delil ileri sürülmemiştir. Davacının fesih gerekçesi olarak dayandığı hususların tamamı, ibra tarihinden önce gerçekleşmiş ve davacı tarafından bilinip kabul edilmiş olgulardır. Buna rağmen davacı, ibra edilmiş olan aynı hususları gerekçe göstererek davalıyı azletmiştir. Dürüstlük kuralı gereği kimse kendi önceki davranışıyla çelişecek şekilde hareket edemez. Davacının 26.11.2020'de ibra verip 41 gün sonra aynı gerekçelerle azletmesi, bu ilkenin doğrudan ihlalidir. Haklı azil için ihlalin güven ilişkisini zedeleyecek nitelikte olması aranır. Somut olayda bilirkişi raporuyla tespit edildiği üzere hiçbir dosya işlemden kalkmamış, hiçbir hak kaybı yaşanmamış, mazeretler mahkemelerce kabul edilmiştir. Daha da önemlisi, davacı 26.11.2020 tarihinde kapsamlı bir ibra ve kabul beyanı vererek güveninin devam ettiğini bizzat ortaya koymuştur. İbra veren bir müvekkilin, aynı dönem için güveninin sarsıldığını iddia etmesi mantıksal bir çelişkidir; ibra, güvenin ifadesidir. Mevzuata göre müvekkile ait olan yargılama harç ve masraflarının, 04.04.2016 tarihli sözleşme gereğince davalı avukat tarafından kendi cebinden karşılanması, davalının vekalet ilişkisine olan bağlılığını göstermektedir. Davacı, üzerine düşen mali yükü dahi taşımamış, bu yük davalı tarafından üstlenilmiştir. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde başlangıçta dava dilekçesinde ileri sürdüğü 200 duruşma iddiasını fiilen daraltarak, 22 duruşma katılımsızlığını Yargıtay HGK'nın 2014/16879 E. kararına dayandırmıştır. Davacının bu atfı doğru olmakla birlikte, söz konusu kararda belirtilen objektif özen standardı, müvekkilin kusurları bilmediği, kabul etmediği ve ibra vermediği koşullar için uygulanacak bir standarttır. Somut olayda ise müvekkil kusurları bilmekte, yeterli görmekte, ibra etmekte ve ücret ödemeyi taahhüt etmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, ibra engeli tek başına bu hususların fesih gerekçesi olarak ileri sürülmesini engellemektedir. Yukarıda açıklanan değerlendirmeler neticesinde, davacının 06.01.2021 tarihli azlinin haksız olduğu sonucuna varılmıştır. Davacının ileri sürdüğü iddiaların büyük çoğunluğu HMK m. 194 anlamında somutlaştırılamamıştır. Dosyada somut olarak tespit edilen hususlar ise, bu hususların objektif özen ihlali teşkil edip etmediğinin kesin olarak belirlenmesine gerek bulunmaksızın, ibra engeli nedeniyle fesih gerekçesi olarak ileri sürülmesi hukuken mümkün değildir. İbra engeli tek başına bu sonucu doğurmakta olup bilgi dahilinde rıza, çelişkili davranış yasağı, güven sarsıntısının gerçekleşmemesi ve masrafların avukat tarafından karşılanması bu sonucu ayrıca desteklemektedir. Azil haksız olduğundan, Avukatlık Kanunu m. 174/2 gereğince davalı, işi bitirmese dahi kararlaştırılan vekalet ücretinin tamamına hak kazanmıştır. Yukarıdaki değerlendirmeden bağımsız olarak ayrıca belirtmek gerekir ki, 04.04.2016 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesinin 6. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir: "Sözleşme İŞ SAHİBİ'NCE herhangi bir nedenle, tek taraflı olarak fesh edilirse AVUKAT, yukarıda belirtilen ücretin tamamını isteme hakkını kazanır." Bu hüküm, sözleşmenin müvekkil tarafından feshi halinde — fesih gerekçesinden bağımsız olarak — vekilin ücretin tamamına hak kazanacağını açıkça düzenlemektedir. Davacı, bu hükmü bilerek ve okuyarak imzalamıştır. Bu sözleşmesel düzenleme, tek başına da ücretin tamamının ödenmesi sonucunu doğurmaktadır.

Davalının vekalet ücretine hak kazandığı yukarıda tespit edilmiştir. Borcun miktarının belirlenmesi gerekmektedir. 04.04.2016 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesinde, avukatın "dava değerinin müvekkil lehine elde edilecek bedelin %25'ini" vekalet ücreti olarak alacağı kararlaştırılmıştır. 27.04.2017 tarihli Ek Protokol'de bu düzenleme somutlaştırılmıştır: "Dava değerinin müvekkil lehine elde edilecek bedelin ki bu bedel (gerek sözleşme gerek dava yoluyla) ortalama 4.000.000 TL yapmaktadır. Avukat, iş bu bedelin %25'ini yani ortalama 1.000.000 TL'yi Avukatlık vekâlet ücreti olarak alacaktır." Her iki belgede de "bu hüküm kayıtsız ve şartsız olarak iş sahibince kabul edilmiştir" ifadesi yer almaktadır. 26.11.2020 tarihli belgede davacı, "vekilim ile aramızda yapmış olduğumuz 27.04.2017 tarihli yazılı ücret sözleşmesi gereğince kararlaştırılan vekalet ücretini, hisseme düşecek bedelin %25'ini ve yapmış olduğu masrafları ödemeyi taahhüt ve kabul ediyorum" demiştir. Davacı bu beyanıyla Ek Protokol'deki ücret formülünü bir kez daha açıkça kabul etmiş ve ödemeyi taahhüt etmiştir. Aynı belgede davacı, dava konusu taşınmazın kıymet takdirinde belirlenen toplam değerinin 5.062.380,00 TL olduğunu bizzat belirtmiş olup davacının payı dahi hesaba katıldığında, sözleşmedeki 4.000.000 TL dava değeri tahmininin makul bir hesaplamaya dayandığı görülmektedir. Taraflar arası tüm yazılı belgelerde — 04.04.2016 tarihli sözleşme, 27.04.2017 tarihli Ek Protokol, 10.07.2019 tarihli makbuz ve 26.11.2020 tarihli belge — %25 oranı tutarlı şekilde tekrarlanmaktadır. Dava konusu senet de 1.000.000 TL olarak düzenlenmiş olup beş belge arasında tam bir tutarlılık bulunmaktadır. Davacı, Ek Protokol'deki "ortalama" ifadesinin belirsizlik içerdiğini, henüz elde edilmemiş bir bedel üzerinden kesin bir miktardan söz edilemeyeceğini ileri sürmektedir. Ek Protokol'de "ortalama 4.000.000 TL" ifadesi kullanılmış olup "yaklaşık", "tahminen" veya "aşağı yukarı" gibi belirsizlik bildiren ifadeler tercih edilmemiştir. "Ortalama" kelimesi, Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü'ne göre "birkaç sayının toplamının bu sayıların adedine bölünmesiyle elde edilen sonuç" anlamına gelmekte olup matematiksel bir hesaplama yöntemini ifade etmektedir. TBK m. 19 gereğince sözleşme hükümlerinin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Tarafların dört ayrı belgede tutarlı şekilde %25 oranını tekrarlamaları ve davacının 26.11.2020'de bu oranı bir kez daha kabul etmesi, tarafların ortak iradesinin %25 = 1.000.000 TL olduğunu açıkça göstermektedir. Davacının "elde edilecek bedel henüz elde edilmemiştir" itirazına gelince: davalar tamamlanamamıştır, ancak tamamlanmasını engelleyen davacının haksız azlidir. Avukatlık Kanunu m. 174/2 gereğince haksız azil halinde vekil, işi bitirmese dahi kararlaştırılan ücretin tamamına hak kazanır. Müvekkil haksız azil yapıp sonra "iş bitmedi, bedel elde edilmedi, ücret yok" diyemez; aksi halde haksız azil meşrulaştırılmış olur. Ek Protokol'de kararlaştırılan 1.000.000 TL vekalet ücreti, tarafların ortak iradesiyle belirlenen, davacı tarafından 26.11.2020'de bir kez daha teyit edilen ve senet tutarıyla örtüşen bir miktardır. Davalının 1.000.000 TL vekalet ücreti alacağı bulunmaktadır. Davalının vekalet ücreti alacağının varlığı ve miktarı yukarıda tespit edilmiştir. Borcun muaccel olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Dava konusu senedin vadesi bulunmamaktadır. 06.01.2021 tarihinde davacının davalıyı haksız olarak azletmesi ile birlikte, Avukatlık Kanunu m. 174/2 gereğince davalının ücret hakkı kesinleşmiş ve borç muaccel hale gelmiştir. 07.01.2021 ve 11.01.2021 tarihlerinde davalı tarafından ihtarname gönderilmek suretiyle kesin talep yapılmıştır. Davacının "işler bitmedi" itirazı, Avukatlık Kanunu m. 174/2 gereğince haksız azil halinde işler bitmese dahi ücrete hak kazanılacağı kuralı karşısında yerinde değildir. "Tahsilat olmadı" itirazı da, haksız azil nedeniyle tahsilatın gerçekleşememesinin sonuçlarının davacıya yükletilemeyeceği ilkesi gereğince kabul görmemiştir. Borç, en geç 06.01.2021 tarihinde muaccel hale gelmiş, 07.01.2021 tarihli ihtarname ile kesinleşmiştir. Muacceliyetin doğması ile birlikte, yukarıda IV. bölümde açıklandığı üzere teminat amacıyla verilen senedin koşulları tam olarak gerçekleşmiş ve alacaklıya takip hakkı doğmuştur. İcra takibi yerindedir. Tüm bunlara göre Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-İhtiyati tedbir kararı uygulanmamış olması nedeni ile İİK 72 maddesi gereği davacı aleyhine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına, 3-Alınması gereken maktu 732,00-TL harcın, peşin alınan 17.077,50-TL harçtan mahsubu ile bakiye 16.345,50-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 156.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yapılan 57,00-TL yargılama giderinin, davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.12/02/2026

Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/179, K. 2026/143, T. 12.02.2026, www.arakarar.com/karar/istanbul-14-asliye-ticaret-mahkemesi-2022-179-e-2026-143-k-95cca11511f5