İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/524 E. 2020/434 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2019/524
- Karar No
- 2020/434
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/524 KARAR NO : 2020/434 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/10/2019 KARAR TARİHİ : 22/09/2020
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili .../.../... dava dilekçesinde; davacının ...’nın ... ülkesinde ... ... adlı otelin sahibi olduğunu, davalının ise yurt dışında inşaat işleri yapan bir şirket olduğunu, davacının ... yılında otelinin dış cephe, bar, restoran ve lobisini baştan aşağı yenileyip lüks bir hale getirmek için davalı şirketi şirket müdürü ... ... ile iletişimi geçtiğini, davalı tarafından davacıya gönderilen 3-D çizimleriyle otelin inşaattan sonraki halinin görsel olarak tasarlandığını, böylece davacıya kaliteli malzemelerle yapılacak bir inşaat/ tadilat ile otelin istenilen lüks görünümlü hale getirileceğinin sözlü ve yazılı olarak taahhüt edildiğini, inşaatın detayları ve kullanılacak malzemeler üzerinde de anlaşılması üzerine davacının ... ... ... tarihinde davalının ... ... Bankasındaki Euro hesabına ... Euro ve ... ... Euro’luk 2 transferle toplam ... Euro gönderdiğini, ancak aradan aylar geçmesine rağmen davalının inşaata başlamadığını ve çeşitli bahanelerle davacıyı oyaladığını, davacıdan ilaveten .... Euro talep ettiğini, bu paranın ödenmemesi halinde davalının fatura konusu malları ... ’da davacıya teslim ederek sözleşmesel borcunu ifa etmiş olacağını iddia ettiğini ve bu iddiaya gerekçe olarak da düzenlendiği proforma faturada işçilik ve taşıma bedellerinin gösterilmediğini ileri sürdüğünü, davalı ile davacı arasındaki sözleşmenin bir mal satımı sözleşmesi olmadığını, eser sözleşmesi niteliğinde bir inşaat / tadilat anlaşması olduğunu ve anahtar teslim olarak anlaşıldığını, davacıya gönderilen 3-D çizimlerin de bu anahtar teslim anlaşmasının bir kanıtı olduğunu, bir inşaat şirketinin inşaatın bitmiş halinin görüntülerini pazarlamasının sadece inşaat malzemesi satmadığının ve inşaatı anahtar teslim usulü üstlendiğinin ispatı olduğunu, yaşanan anlaşmazlık üzerine davalıya Antalya ... .Noterliği’nin .... tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile sözleşmeyi ifa etmesinin talep edilerek davalının temerrüde düşürüldüğünü, ardından düzenlenen Antalya ... .Noterliği’nden ... tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarname ile de sözleşmeden dönüldüğünü, söz konusu ihtarnamelerde fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydı ile menfi zararlar olarak karşı tarafa gönderilen tüm ücret ve ayrıca sözleşmeye güvenerek veya sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle davacının yaptığı masrafların .... USD (... –... arası 2 gidiş-dönüş), ... TL (... - ... arası 3 gidiş-dönüş) ve ... TL Noter ihtar ücreti olmak üzere talep edildiğini, bu alacak kalemlerine ilişkin olarak davalıya karşı Antalya ... .İcra Müdürlüğü’nün .../... Esas nolu dosyası üzerinden takip başlatıldığını, borçlununn 7 gün içinde itiraz etmesi üzerine ticari arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu ancak sonuç alınamadığını beyanla davanın kabulüne, Antalya ... .İcra Müdürlüğü’nün .../... Esas nolu dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, takibe haksız nedenle itiraz eden davalının dava değerinin %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının sunduğu ... tarihli proforma faturadaki malzemelerin alımı için şirketlerine toplam ... Euro gönderdiğini, belirtilen fatura ve davacının gönderdiği para miktarı dikkate alındığında gönderilen paranın malzemenin alımı için gönderildiğinin anlaşıldığını, malzemelerin taraflarından temin edildiğini ancak davacıların malzemeleri almaktan imtina ettiklerini, Antalya ... .Noterliği’nin .... tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile davacıya malzemeleri teslim almasının ihtar edilmesine rağmen teslimden imtina ettiğini, ... tarihli sözleşme ile dava konusu malzemelerin satın alındığını, davacının malzemeleri teslim almamasından dolayı hukuki sorumluluklarının bulunmadığını, dava konusu uyuşmazlığın davacının daha fazla malzeme ve malzemelerin uygulamasının yapılmasını istemesinden kaynaklandığını, davacının sunduğu yazışmalarda belirttiği gibi fazla talep ve uygulama ücretlerinin ödenmesi halinde taleplerinin karşılanacağını belirttildiğini, mevcut hali ile taraflar arasındaki ticari ilişkinin inşaat malzemesi satımına ilişkin olup malzemelerin uygulanmasını kapsamadığını, davacının sebepsiz zenginleşme taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, malzemeleri teslim almayan davacının kendi kusuru nedeni ile zarara uğradığını, sunmuş oldukları deliller ve davaya ilişkin cevapları değerlendirildiğinde davacının haksız olan davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ve Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak davacının tacir olarak kaydının bulunup bulunmadığı sorulmuş, gelen yazı cevaplarında davacının tacir olarak kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır. DEĞERLENDİRME ve GEREKÇE: Dava itirazın iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın inşaat malzemesi alım satımı ve anahtar teslim tadilat işi yapımına ilişkin olduğu, davacı tarafça sadece inşaat malzemesi alım satım sözleşmesi değil anahtar teslim malzemelerin uygulanmasını da içerir eser sözleşmesi niteliğinde anlaşma olduğu, davalı tarafından eser sözleşmesine ilişkin edimin yerine getirilmediğinin iddia edildiği, davalı tarafça ise ticari ilişkinin yalnızca inşaat malzemesi alım satımına ilişkin olduğu, inşaat malzemelerinin uygulanmasına ilişkin eser sözleşmesi niteliğinde bir sözleşmenin bulunmadığı savunmasında bulunduğu görülmüştür. 6100 sayılı H.M.K. 2. Maddesinde; "...Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir..." 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın, Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı, ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Buna göre işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Yine aynı kanunun 11. Maddesinde “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.'' 15.maddesinde de “İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11'inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır“ düzenlemesi bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun29/11/2017 tarihli 2017/19-1658 Esas - 2017/1464 Karar sayılı emsal içtihatında; "...uyuşmazlık, davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi, yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) yürürlüğe girdiği 01.11.2011 tarihinden sonra 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5. maddesinde 6335 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olmasının yanında HMK'nın 114. maddesinde açıkça dava şartı olarak düzenlenmiş olduğundan, mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay'ca re'sen dikkate alınması gerekir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez. Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir. Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "ticari işletme", "ticari iş", "tacir" ve "ticari dava" kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır. Belirtmek gerekir ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle "ticari işletme" temelinden hareket edilmiş ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve "...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır..." denilmiştir. Ticari işletme, TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır. TTK'nın 3. maddesinde "ticari iş" kavramı açıklanmış ve "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılmıştır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari iş sayılmazlar (Eriş, G.: Ticari İşletme ve Şirketler, Ekim 2014, C. I, s.292). Ticaret hayatının temel süjesi olan "tacir" de yine işletme kavramı bağlamında tanımlanmış ve "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi"ye tacir deneceği TTK'nın 12/1. maddesinde belirtilmiştir. Maddenin devam eden bentlerinde; bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağı ve bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. Türk Ticaret Kanunu tacir kavramını gerçek kişiler ve tüzel kişilerde ayrı ayrı ele almış, gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması bir ticari işletmenin mevcut olması, bir ticari işletmenin işletilmesi ve ticari işletmenin kısmen de olsa o kişi adına işletilmesi unsurlarına bağlanmıştır. Tüzel kişi tacir kavramının kapsamı ise TTK'nın 16/1. maddesinde düzenlenmiştir. ... Az yukarıda açıklandığı gibi ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür. ... eldeki davanın ticari dava olarak kabulü için uyuşmazlık konusunun her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın da tacir olması gerekmektedir..." şeklinde belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen yasa maddesi ve emsal içtihatlar doğrultusunda yarpılan değerlendirmede; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, inşaat malzemesi alım satım sözleşmesinden ve yine taraflar arasında inşaat malzemesinin uygulanmasına ilişkin eser sözleşmesinin bulunup bulunmadığı hususundan kaynaklandığı, 6102 sayılı TTK'nın 4. Maddesinde mutlak ve nispi ticari davaların belirlendiği, 5. Maddede ticari davaların Ticaret Mahkemelerinde görüleceği hususunun düzenlendiği, ancak mahkememiz dosyasında her iki tarafın tacir olmaması (davacı gerçek kişinin tacir olmaması) ve işin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmaması nedeniyle davanın nispi ticari dava da olmadığı görülmüştür. Açıklanan nedenlerle; davaya bakma görevinin Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait olduğu ve dava şartlarından olan görev hususunun yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği anlaşıldığından davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usûlden reddi ile Mahkememizin görevsizliğine, karar kesinleştiği tarihten, kanun yoluna gidilipte başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde başvurulması halinde dosyanın görevli ve yetkili Antalya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermek gerekmiş, oluşan vicdani kanaatle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Ayrıntısı gerekçeli kararda anlaşılacağı üzere; 1-Davanın göreve ilişkin DAVA ŞARTI NOKSANLIĞI NEDENİYLE USULDEN REDDİNE, 2-Davaya bakmaya ANTALYA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN GÖREVLİ OLDUĞUNA, 3-HMK'nun 20/1 maddesindeki düzenleme uyarınca kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren iki hafta içinde istem olması halinde dava dosyasının görevli mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 4-Dava dosyasının süresi içinde görevli mahkemeye aktarılması durumunda, harç ve yargılama giderlerinin HMK'nun 331/2 maddesi uyarınca görevli mahkemece nazara alınmasına, 5-Dosyanın gönderilmesi için süresi içinde başvuru yapılmadığı takdirde, HMK'nun 20/1 ve 331/2 maddeleri gereğince yapılacak işlemin mahkememizce dosya ele alınarak değerlendirilmesine, Dair; davacı vekilinin ve davalı şirket yetkilisinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/09/2020
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır