İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/457 E. 2020/624 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2019/457
- Karar No
- 2020/624
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/457 KARAR NO : 2020/624
DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 26/09/2019 KARAR TARİHİ : 02/12/2020
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: 1.Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile Antalya ... Noterliğinde yapılan ... tarih ve ... yevmiye numaralı devir sözleşmesi ile davalı ...'nin devralmış olduğu ... arasında okul kıyafetleri satış sözleşmesi ve ciro prim sözleşmesi imzalandığını, ...'nin sözleşmeler karşılığında müvekkili firmaya 10 adet senet verdiğini ancak senetlerin ödenmemesi sebebi ile tahsili için Denizli ... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosya ile icra takibine başlandığını, borçlu ... ile Antalya ... noterliğinde yapılmış olan devir sözleşmesinden bir gün sonra davalı şirketin "okulu devraldığını" öğrenci velilerine mesajla bildirdiği ve ödemeleri bildirecek olduğu hesap numaralarına yapmaları gerektiği hususunda bilgilendirme mesajı gönderdiğinin sabit olduğunu, bu nedenle TTK m. 11 ve TBK m. 202 gereği davalıların müteselsilen sorumlu olduğunu, davalıların yapmış oldukları sözleşmede her ne kadar "sözleşme tarihinden önceki borç ve alacaklardan satıcı, satış sonrası borç ve alacaklardan alıcı şirketin sorumlu olduğunu" belirtmiş iseler de bu hükmün üçüncü kişileri bağlamayacağını, bu nedenlerle, davanın kabulü ile, şimdilik ... vadeli ... TL tutarlı senet bedelinin ticari faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir (H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin görevsiz olduğunu, müvekkilinin diğer davalı şirket ile "..." adı altında işlettiği okulun işletmesini devralmak için teşebbüste bulunduğunu, diğer davalının ekonomik olarak çok zor durumda olmasına rağmen bunu müvekkilden sakladığını, devir görüşmeleri devam ederken, müvekkilinin, sözü edilen şirketin büyük bir ekonomik çöküntü ve haciz batağında olduğunu fark ettiğini ve bu sebeple de, devir görüşmelerinin olumsuz sonuçlandığını, devir işleminin gerçekleşmediğini, 5580 sayılı kanun ve bu kanun gereği çıkartılan yönetmelik gereği de devrin gerçekleşmediğini, devir gerçekleşmediğinden sorumluluklarının olmadığını, zaman aşımı itirazlarının da olduğunu, devir gerçekleşeceği umudu ile sadece dört adet veliden tahsilat yapıldığını ve bu dört tahsilatın da derhal iade edildiğini, yine devir işleminin gerçekleşeceği umudu ile çok az sayıda personele ve sadece bir kereye yönelik ödeme yapıldığını, kurucu tescilin gerçekleşmediğini beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 5.Davalı ..., her hangi bir cevap dilekçesi vermemiş ve böylelikle 6100 sayılı HMK m. 128 gereği, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır. D. MAHKEMENİN GÖREVİ ve YETKİSİ HUSUSU: 6.Türk Ticaret Kanunu m. 4 gereği; Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203'da öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. 7.İddia ve savunma içeriklerine bakıldığında, davada TTK m. 11 ve TBK m. 202 hükümlerinin değerlendirilmesinin gerektiği açıktır. Bunun yanında davacı ile davalı ... arasında dosyadaki sözleşmelerden de anlaşılacağı üzere ticari ilişki olduğu, dosyadaki vergi kayıtlarından ve belgelerden davacının tacir olduğu, bilanço esasına göre defter tuttuğu da anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, davada mahkememiz görevli olmakla, bu hususa yönelik davalı ... vekilinin itirazları yerinde bulunmamıştır. 8.Yetki hususuna da kısaca değinmek gerekirse, davacı ile davalı ... arasındaki sözleşmede yetkili mahkeme kaydı olduğu anlaşılmaktadır. HMK m. 17 gereği; Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır. Burada kesin yetki değerlendirmesi yapılması gerekmektedir. Mahkemece re'sen yetkisizlik kararı verilebilecek haller, dava şartı olan, kesin yetki halleridir. HMK'nın 18. maddesi kesin yetkinin olduğu hallerde tarafların yetki sözleşmesi yapamayacaklarını açıkca düzenlemiştir. Bu nedenle yetki sözleşmesi kesin yetkinin olduğu hallerde yapılamaz. Yetki sözleşmesinin yapılmış olması da resen yetkisizlik kararı verilebilecek hallerden değildir. (Yargıtay 11. HD , 2016/15056 -2017/319; Yargıtay 5. HD., 2020/9413 E., 2020/10023 K.) Her hangi bir yetki itirazı/cevap dilekçesi mevcut olmadığından, mahkememiz yetkili hale gelmiştir. Diğer davalını ise yetki itirazı yoktur. E. DAVACININ HUKUKİ YARARI OLUP OLMADIĞI HUSUSU: 9.Dava dilekçesinde geçen Denizli ... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyası, uyap üzerinden dosya arasına alınmıştır. Mahkememizce aşamalarda yapılan yazışmadan da anlaşılacağı üzere, borçlu davalı ... şirket hakkında takip itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. İş bu dava ise alacak davasıdır. İcra takibi kesinleşmesine rağmen, alacak davası açılmasında hukuki yarar olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. İcra takibine nazaran açılan alacak davası sonucunda mahkemece verilen hükme maddi hukuk açısından bağlanan sonuçlar bulunması(ilama bağlı alacağın ilam zamanaşımına bağlı olarak ülkenin her yerinde ilamlı icra yoluyla takip edilebilecek olması ve ilama bağlı alacağa yönelik yapılan takipte menfi tespit veya istirdat davası ile karşılaşılmayacağı hususları ) karşısında, icra takibi yapılıp takip kesinleştikten sonra aynı alacak için alacak davası açılmasında hukuki yarar olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 02/03/2015 tarihli 2014/17032 E., 2015/2812 K. sayılı; 17/06/2013 tarihli 2013/4066 E., 2013/12518 K. sayılı emsal kararları) Davacının, davalı ... yönünden iş bu davayı açmada hukuki yararı vardır. F. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 10.Dava, alacak talebinden ibarettir. 11.İddia edilen alacak ve iddia edilen devir tarihi, dava tarihi göz önüne alınarak, zaman aşımı itirazının yersiz olduğu anlaşılmaktadır. İddia edilen alacak sözleşmeye ve bu sözleşme nedeni ile düzenlendiği söylenen kıymetli evraka dayanmaktadır. Zaman aşımı geçmemiştir. 12.Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3; KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.) Türk Medeni Kanunu m. 6 usul hukukunda ispata ilişkin genel kuralı koymuştur. Buna göre; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. İspat konusunda yapılan bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; somut olayda ispat yükü davacıdadır. 13.Dava dilekçesinde geçen Denizli ... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyası, uyap üzerinden dosya arasına alınmıştır. İcra dosyasına bakıldığında özetle; alacaklının, iş bu davanın davacısı olduğu, iki adet borçlu olduğu, birisinin ... isimli kişi olduğu, diğerinin ise iş bu davanın davalısı ... olduğu, iş bu davanın konusu olan bononun da takipte takip konusu senetlerden birisi olduğu, onun yanında başkaca kambiyo senetleri için de takip yapıldığı anlaşılmaktadır. 14.Mahkememizce Antalya Ticaret Sicil müdürlüğü ile yazışma yapılmış ve ... tarihli yazı cevabında davalı şirketler arasında okul devrinin söz konusu olup olmadığına ilişkin her hangi bir bilgi ve belgenin kayıtlarında olmadığı belirtilmiştir. 15.Antalya İl Milli Eğitim müdürlüğü'nün ... tarihli cevap yazısında özetle; davalılar arasında devre ilişkin kendilerine ulaşan her hangi bir talebin olmadığı belirtilmiştir. 16.HMK m. 293 gereği, davacı vekili, aşamalarda, uzman görüşü sunmuştur. ... tarafından düzenlenen görüşte özetle; devralanın, devredilen mal varlığı veya işletmedeki borçlardan alacaklılara karşı sorumlu olması için geçerli bir devir sözleşmesinin olması, devralanın, devri kanuni şekilde alacaklılara bildirmesi veya ilan yaptırmasının gerektiği, devir sözleşmesinin ticaret siciline tescil ve ilan ettirmesi gerektiği, bu şartlara ilaveten işletme okul olduğu için MEB'in de devre izin vermesi gerektiğini, bu şartlar oluşmadığı için davalı ...'nin, davalı ...'nin borçlarından sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. 17.Türk Ticaret Kanunu m. 11/3 şu şekildedir: "Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir." 18.Türk Borçlar Kanunu m. 202 şu şekildedir: "Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar. Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir. Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz" 19.5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu m. 7 de belirtildiği üzere; Kurumların devri ve nakline ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği m. 14'e göre; Kurum devir işlemleri, kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatını veren merci tarafından sonuçlandırılmadıkça kurum devredilmiş sayılmaz. Kurucu temsilciliği değişikliği işlemleri, kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatını veren merci tarafından sonuçlandırılmadıkça kurucu temsilcisi değişikliği tamamlanmış sayılmaz. 20.TTK m. 11'de de belirtildiği üzere, yazılı şeklin geçerlilik şekli olduğu ve bu sözleşmenin aynı zamanda tasarruf işlemi niteliğindedir. Bu yazılı sözleşme ticaret siciline tescil olunur. Devir tescille hüküm ifade eder.(ARKAN, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2019, s. 43). Tescil, kurucudur. (AYHAN, Rıza/ÇAĞLAR, Hayrettin/ÖZDAMAR, Mehmet., Ticari İşletme Hukuku Genel Esaslar, 12. Bası, Ankara 2019, s. 139) 21.Devrolunan ticari işletmenin borçları, devrin, alacaklılara bildirilmesinden veya Ticaret Sicil Gazetesiyle ilanından itibaren devralana geçer. Devir sözleşmesinin taraflar arasında geçerliliği, bildirme ya da ilanda bulunulmuş olmasına bağlı değildir. Bildirme ya da ilan, devir sözleşmesinin, dış ilişki bakımından sonuç doğurabilmesi için şarttır. Dolayısıyla devralan bildirimde bulunmazsa, borçlardan sorumlu olmaz. Bu durumda devredenin elinde hiç bir şey kalmamış olacağından, alacaklıların devirden zarar görmeleri söz konusu olabilir. İİK'nın m. 280/IV maddesinde bu sakıncayı giderecek hüküm getirilmiştir.(ARKAN, a.g.e, s. 45 ve dpn. 4) Genellikle kabul edildiği üzere, aktifler, işletmeye açılan kredinin ve verilen borçların doğal güvencesini oluşturur. Bu itibarla devrin aktif kalemlerin yanı sıra pasifleri de kapsaması, alacaklıların korunması amacıyla kabul edilmiş emredici bir ilkedir. Sadece aktiflerin devrini öngören bir anlaşma TBK m. 202 gereği geçersizdir. (ARKAN, a.g.e, s. 43; BAHTİYAR, Mehmet., Ticari İşletme Hukuku, 17. Bası, İstanbul 2016, s. 38; POROY, Reha/YASAMAN, Hamdi., Ticari İşletme Hukuku, 14. Bası, İstanbul 2012, s. 42; İMREGÜN, Oğuz., Kara Ticaret Hukuku Dersleri, İstanbul 1989, s. 12; Azınlıkta da olsa sözleşmede öngörülmek koşulu ile pasiflerin devir kapsamı dışında tutulabileceği de savunulmaktadır)Öğretide, AYHAN/ÇAĞLAR/ÖZDAMAR'a göre de, pasiflerin devir kapsamı dışında tutulması ancak alacaklının rızası ile mümkün olabilir.(AYHAN/ÇAĞLAR/ÖZDAMAR, a.g.e, s. 127-128) 22.Somut dosyada, kurucu nitelikte aranan, ticaret siciline tescil edilen yazılı bir devir sözleşmesinin olmadığı anlaşılmaktadır. Aksi bir delil ve iddia dosyada mevcut da değildir. Davalıların kendi aralarındaki sözleşmede bazı borçları kapsam dışında bırakılması da yukarıda anlatıldığı üzere, geçerli bir sözleşmenin ortaya çıkmasına da engeldir. 23.Tüm bu açıklamalar, kanuna (TTK m. 11, TBK m. 202) uygun bir devir sözleşmesinin, kurucu nitelikteki tescilin mevcut olmaması nedeni ile davalı ...'nin, davalı ...'nin borçlarından sorumlu tutulamayacağı anlaşılmaktadır. Davacı tarafça sunulan Bölge Adliye Mahkemesi ve yerel mahkeme kararlarındaki kabullerin de mahkememizle aynı yönde olduğu görülmüştür. Dosya içindeki uzman görüşü de aynı yönde olmakla beraber, mahkememiz de bu hukuki kabuldedir. Davalı ...'nin borcu için davalı ...'ye pasif husumet yüklenemez. Bu nedenle, ...'ye yönelik açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir. Diğer davalı ... yönünden bakıldığında ise, dava dilekçesi ekinde davacı taraf, davalı ... ile aralarındaki sözleşmeleri sunmuştur. Bu hukuki ilişkiye bir itiraz dosyaya yansımamıştır. Dava konusu ... TL'lik senette bu sözleşmelerde (konsinye sözleşmesi) açıkça yer almaktadır. Zaten, Denizli ... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyası da borçlu/davalı şirket için itiraza uğramadığı için kesinleşmiştir. Senet içeriğine/imzaya da bir itiraz dosyaya yansımamıştır. Mahkememizce dava konusu senetten dolayı davalı ...'nin davacıya borçlu olduğu kabul edilerek, adı geçen davalı yönünden davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. 24.Yukarıdaki açıklamalar ışığında, davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalı ... yönünden ise davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. 25.Son olarak belirtmek gerekir ki; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. Bakanlık bütçesinden ödenen arabuluculuk ücreti yargılama giderlerinden sayılır. Bu nedenle zorunlu arabuluculuk ücretinin devlet tarafından ödenen kısmının davada haksız çıkan taraftan re'sen alınmasına karar verilmesi gerekir. Dosyamızda arabuluculuğa, ... TL ücret ödendiği anlaşılmaktadır. ... ile yapılan arabuluculuk süreci yapılmış ve bu davalıya karşı dava pasif husumet ehliyetinden dava reddedilmiştir. Bu nedenle, taraflar arasındaki arabuluculuk sarf miktarının davacıdan alınmasına karar vermek gerekmiştir. Bu hususların yanında, davalı ... yönünden bir başvuru yapıldığı görülmemektedir ancak mahkememizce bu husus gözden kaçmıştır. Bu husus, muhtemel bir kanun yolu incelemesinde incelenebilecektir. Dosyadan, mahkememiz el çekmiştir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davalı ... ... ne açılan davanın PASİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN REDDİNE, 2-Davalı ... ne karşı açılan davanın KABULÜ İLE, ... TL'nin ... tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 3-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL peşin nispi karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, alınması gerekli bakiye ... TL'nin davalı ...'nden alınarak hazineye gelir kaydına, 5-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine, (24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “kararın verilmesinden itibaren iki ay” ibaresi “kararın tebliğinden itibaren bir ay” şeklinde değiştirilmiştir.) 6-Davacı tarafça yatırılan toplam ... TL harç bedelinin davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafça dosyada yapılan ve mahkememizce uyap sisteminden kontrol edilen (denetime elverişlilik açısından, uyap ekranında harç-masraf bölümü altında tahsilat reddiyat bilgileri başlığının içeriğinde masraflar açıkça yazmaktadır) posta-tebligat ücreti gideri toplamı ... TL nin davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, 8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, ... TL vekalet ücretinin davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, 9-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak ...'ne verilmesine, 10-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, davalı ... tarafından yatırılan gider avansının aynı şekilde istek halinde iadesine, diğer davalının yatırdığı bir avans olmadığından bu konuda ise karar verilmesine yer olmadığına, 11-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep ve masraf bulunması halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından kanun yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, 12-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; ... TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Dair, davacı vekili ... ve davalı ... vekili ...'in yüzüne karşı diğer davalının yokluğunda verilen kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.02/12/2020
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır