İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2019/387 E. 2020/420 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2019/387
Karar No
2020/420
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/387 KARAR NO : 2020/420 DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/08/2019 KARAR TARİHİ : 16/09/2020

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: 1.Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından müvekkili aleyhine Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasına kayden ... tarihinde icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak olarak ... -...- ...- ...-...-...-... ...-...-... ödeme tarihli, ...er TL bedelli 10 adet bono olduğunu, yine davalı tarafından Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı icra dosyasına kayden icra takibi başlatıldığını, bu takipte ... ve ... ödeme tarihli iki adet ... TL lik bonoya dayandığını, davalı tarafın icra takibinin bununla sınırlı kalmadığını, Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasına kayden ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile müvekkil aleyhine takip işlemi başlatıldığını, belirtilen takip dosya dayanağı bonolar nedeni ile ... tarihinde ... TL, ... tarihinde ... TL, ... tarihinde ... TL olmak üzere toplam ... TL ödeme yapıldığını, bu ödemenin davalını kendi el yazısı ve parafıyla kayıt altına aldığını, ödemelerin icra takip tarihi öncesinde olduğunu, yine müvekkil aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan takibe ilişkin de davalı tarafa ödeme yapıldığını, şöyle ki, ekte sundukları ... tarihli satış sözleşmesi adı altında yapılan sözleşme içeriği dikkate alındığında aslında bir hizmet sözleşmesi olduğunu, sözleşmenin 6 ıncı maddesi gereği, satış tutarı kadar iş yapıldığında tapunun hemen devrinin yapılacağının kararlaştırıldığını, aynı sözleşmenin 7 inci maddesi gereği ihtiyaç duyulursa %80 hak edişten sonra geri kalan kısım ipoteklendirilmek üzere tapunun devrinin yapılabileceğinin kararlaştırıldığını, ... tarihinde tapunun davalı tarafından müvekkiline devredildiğini, aynı tarihte müvekkili tarafından ... 'tan ... TL tutarında konut kredisi çekilerek yine davalı tarafa teslim edildiğini ancak ... tarihinde müvekkilin üzerinde yer alan tapu kaydına davalı tarafından ipotek konulduğunu, ... tarihinde müvekkiline tapu devri gerçekleşmişse sözleşmenin 6 ıncı maddesi gereği müvekkilinin satış tutarı kadar (... TL) iş yapmış, tapu devrine kazanmış demek olduğunu, sözleşmenin 7 inci maddesi gereği müvekkil %80 hak edişten sonra tapu devrini aldıysa satış tutarının %80 ninin ... TL olduğunu, müvekkil tarafından kullanılan konut kredisi ile birlikte düşünüldüğünde ... TL yaptığını, müvekkilin elden ödediği ... TL tutarındaki kambiyo senetleri de düşünüldüğünde müvekkil tarafından davalıya yapılan ödemelerin ... TL yaptığını, bu durumda müvekkilin davalıya borcu değil, alacağı olduğunun anlaşıldığını, müvekkilinin he ne kadar ödemeleri yaparken elden aldığı ödeme kağıtlarında ne tür bir borca istinaden aldığı yazılmamışsa da davalı iş verenin, davacının bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden yararlanmak, irade sakatlığından yararlanmak suretiyle eline bir kağıt vermek suretiyle gönderdiğini, zira aralarındaki işçi işveren ilişkisi ve satış sözleşmesi adı altında yapılan hem satış hem hizmet sözleşmesi şartlarını içeren sözleşmenin buna karine olduğunu düşündüklerini beyan ederek, söz konusu icra takiplerinden ötürü borçlu olmadıklarının tespitini talep etmişlerdir. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.(H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında,mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçtiğini, zamanaşımı def-inde bulunduklarını, davayı kabul etmediklerini, davacının, dilekçesinde belirtmiş olduğu ..., ..., ... tarihli belgelerin takip konusu olan üç adet icra dosyası ile ilgisinin olmadığını, bunun, iş bu begleler incelendiğinde de görüleceğini, davacı ile davalı arasında yıllardır süren iş ilişkisinin mevcut olduğunu, bu ödemelerin de taraflar arasındaki diğer para ilişkileri ile ilgili olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da yer aldığı üzere, bono için yapılan ödemelerin geçerli olması için açıkça bonoyu tarif edecek şekilde düzenlenmesinin gerektiğini, davacının tanık dinletme talebini abul etmediklerini, sözleşmeden doğan talebin de zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın ne ... TL lik iş yapmasının ne de ... TL lik kullandığı krediyi müvekkiline vermesinin söz konusu olmadığını, irade sakatlığı koşullarının da mevcut olmadığını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 5.Dava, menfi tespit talebine ilişkindir. 6.Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK)’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. 7.Aşamalarda netleştirildiği üzere; iş bu davaya konu icra takipleri; Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyası, Antalya .... İcra müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası, Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasıdır. 8.Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasına bakıldığında özetle; alacaklının davacı davalı ..., borçlunun davacı ... olduğu, dava dilekçesinde bahsedilen 10 adet bonoya dayalı, toplam ... TL asıl alacak olan, toplam ... TL bedelli takip olduğu anlaşılmaktadır.(dava dilekçesinde ... ödeme tarihli bonodan bahsedildiği, takip talebi ekindeki bono örneklerine bakıldığında da bu tarihli bononun olduğu ancak takip talebinde bu bononun ödeme tarihinin ... olarak belirtildiği anlaşılmaktadır) 9.Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasına bakıldığında özetle; alacaklının davacı davalı ..., borçlunun davacı ... olduğu, dava dilekçesinde bahsedilen 2 adet bonoya dayalı, toplam ... TL asıl alacak olan, toplam ... TL bedelli takip olduğu anlaşılmaktadır. 10.Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasına bakıldığında özetle; alacaklının davacı davalı ... ... Şti olduğu, borçlunun davacı ... olduğu, takibin ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip olduğu, ipotek alacağının ... TL olduğu, takip toplam miktarının ise ... TL olduğu anlaşılmaktadır. 11.Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasında ve Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasında takip alacaklısı ..., Antalya ... . İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasında takip alacaklısı ise ... ... Şti'dir. 12.Dava dilekçesinde de bahsedilen, "satış sözleşmesi" başlıklı, .../.../... tarihli sözleşmeye bakıldığında esasen sözleşmenin bir satış sözleşmesi olmadığı anlaşılmaktadır. Davacı sözleşmenin hizmet sözleşmesi olduğundan bahsetmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19 gereği; Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 393 gereği; Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Aynı kanunun 207'inci maddesinde de satış sözleşmesi tanımlanmış olup; Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Satış sözleşmesinde, alıcının borcu olan bedel, paradır. Malın bedel yerine mal ile değiştirilmesi söz konusu ise bu da mal değişim sözleşmesidir. 13.Satış sözleşmesi, mülkiyetin devri amacını taşır. Satıcı, alıcıya bir eser meydana getirmeyi (imal etmeyi) değil, meydana getirilmiş olan malın mülkiyetini bedel/para karşılığında devretmeyi taahhüt eder. Satış sözleşmesinde, alıcı satıcıdan mevcut, nitelikleri belli, satıcının siparişi üzerine ürettiğini değil, hazır olan ya da benzerleri hazır edilecek olan satılanı ücret/para karşılığı alır. Hizmet sözleşmesine bakıldığında da bu sözleşmede sonuç yaratma taahhüdü yoktur. İşçi, işini özenle yaptığı takdirde sonuç elde edilmese dahi ücrete hak kazanır. İşverenin ücret borcu para borcudur. Eser sözleşmesinde de iş sahibinin borcu para borcudur. İş sahibinin bedel yerine başka bir edim üstlendiği sözleşme eser sözlemesi değildir.(Örneğin, bu anlamda olmak üzere işsahibi, arsasında yüklenici ile inşaat yapılmasını kararlaştırır, yükleniciye bedel yerine onun yapacağı inşaatta kat verilmesini karalaştırırsa karma sözleşme meydana gelir) 14.Bu temel belirlemelerden sonra dosyadaki "satış sözleşmesi" başlıklı, .../.../... tarihli sözleşmeye bakıldığında, iş sahibi tarafından, diğer tarafa bir yerin satışı borçlanılmış, bunun karşılığında iş yapılması kararlaştırılmıştır. Esas anlaşılan ... ada .. parsel üzerinde çalışılması, iş yapılmasıdır. İş sahibinin isteği üzerine başka bir yerde de çalışılabileceği belirtilmiştir. Sözleşme, karşılığında üstlenilen edim para olmadığından satış sözleşmesi değildir. Bağımlılık unsurunun mevcut olmaması, para borcunun olmaması, bir sonucun yaratılacak olması ve ona göre karşı edime hak kazanılacak olması hususları karşısında hizmet sözleşmesi olarak da adlandırılamaz. Sonuç yaratılacak olması ve ona göre karşı edime hak kazanılacak olması hususları eser sözleşmesi olabileceği kanaati doğurmakta ise de karşı edim para olmadığından eser sözleşmesi olarak da kabul edilemez. Bu hususlar göz önüne alındığında, sözleşmenin, kanunda öngörülmüş sözleşme türlerinin kanunun öngörmediği bir şekilde bir araya getirilerek yaratılan sözleşme türü olan karma bir sözleşme olduğu kabul edilmiştir. 15.Bu temel ilkeler ışığında, söz konusu dava işçi işveren ilişkisinden doğan bir uyuşmazlıktan ortaya çıkmamıştır. Göreve ilişkin değerlendirmelere temel olması için yukarıdaki açıklamalar yapılmıştır. 16. Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyası ile Antalya ... .İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasındaki takipler, "çek"e dayanmaktadır ve çek TTK da düzenlendiğinden buna yönelik davalar mutlak ticari davadır. 17.Hukukumuzda, senet delilinin uygulanma alanı oldukça geniştir çünkü hukukumuzda, hukuki işlemler için "senetle ispat" kuralı mevcuttur. Senetle ispat kuralı, kendisini iki temel durumda gösterir. Bunlardan birincisi olarak; Belli bir meblağı aşan hukuki kural olarak yalnız senetle ispat olunur. Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri kanunla belirlenen miktarı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir Senetle ispat kuralının kendisini gösterdiği ikinci durum ise, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler kanunda belirtilen miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz olmasıdır. 18.Davacı, takip konusu çeklerle ilgili olarak borçlu olmadığının tespitini talep etmekle, iddiasını senetle ispat etmek zorundadır. Hem çek, bir senettir hem de miktar itibariyle tanıkla ispat yasağı mevcuttur. Çeklere karşı bir imza itirazı, sahtecilik itirazı mevcut değildir. İş bu davada ispat yükü davacıdadır. 19.Çek, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir:Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268). Çek, bir kambiyo senedidir/kıymetli evraktır ve kambiyo senetlerinin bir özelliği de ibraz senetleri olmalarıdır. Bunun anlamı senet ibraz edilmedikçe, ödeme yapılmayacağıdır. TTK m. 645 gereği de; Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez. 20.Çek, kural olarak ödeme aracıdır ve kambiyo senedi olması dolayısıyla illetten mücerettir. 21.Bu temel ilkeler ışığında tekrar dosyaya bakıldığında; davacı vekili, Antalya .... İcra müdürlüğünün .../.. esas sayılı dosyası ile Antalya ... . İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasındaki takiplere konu çeklerin ödendiğini ileri sürmektedir. Buna dayanak olarak da, dava dilekçesinin ekinde de sunulan ... tarihinde ... TL,... tarihinde ... TL, ... tarihinde... TL olmak üzere toplam ... TL ödeme yapıldığına ilişkin belgeyi göstermektedir. Belgelere bakıldığında, ödemelerin hangi borca ilişkin yapıldığı konusunda bir belirlemenin olmadığı görülmektedir. İlletten müceret olan çek ile ilgili de bir kayıt, bağlantı ibaresi mevcut değildir. Söz konusu iddia edilen ödemelerin dava ve takip konusu çeklere ilişkin yapıldığı anlaşılamamaktadır. Bu husus usul hükümleri gereği ispata muhtaçtır ve usulün aradığı şekilde senetle ispat edilmesi gerekir. Ödemelerin icra takibi öncesi yapılması bunların ilgili icra dosyalarındaki çekler için yapıldığını tek başına göstermez. Davalı söz konusu ödemelerin başka bir ticari ilişkiler için olduğunu, dava konusu çeklerle ilgili olmadığını beyan etmiştir. Burada bir nevi gerekçeli ikrar vardır ve bu ikrar bölünemez nitelikte olup, davacı taraf ödemenin çekler için olduğunu ispat etmelidir. 22.Dosyada, davacı vekilince, söz konusu çeklerden dolayı borçlu olunmadığı iddiası, senetle ispat edilememiştir. 23.Davacı burada, söz konusu ödemeler yapılırken irade fesadı olduğundan ne tür borca istinaden alındığının yazılmadığını belirterek, dolayısıyla tanık dinletmek istediğini beyan etmiştir. Mahkememizce bu husus yerinde görülmemiştir. 24.6100 sayılı HMK m. 202/2 ve 203 de senetle ispat kuralının istisnaları belirtilmiştir. Bunlardan birisi de, HMK m. 203/1,ç 'dir. Buna göre; Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları var ise tanık dinlenebilir. Somut olayda, davacı vekili hata-hile-tehdit, bilgisizlik ve tecrübesizlik hallerinden bahsetmiştir. TBK m. 28 gereği; Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Somut olayda, davacı taraf edimler arasında bir oransızlıktan bahsetmemektedir. Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). Davacı asil, ödediği bir kısım paralar karşılığında senet almıştır ancak senette neye karşı bedellerin alındığı yazılmamıştır. Buradan, lehe, iş bu dosya için hak çıkarmak isteyen davacı bu durumu ispatlamalıdır. Bilgisizlik ve tecrübesizlik nedeni ile iş bu dosyada tanık dinletilmesine olanak kabule göre yoktur. Hata/hile ve tehdit konsunuda bakıldığında ise, 6098 sayılı kanunda bu durumlar, "irade bozukluğu" başlığı altında, yanılma/aldatma ve korkutma olarak düzenlenmiştir. 25.6098 sayılı TBK m. 30 gereği; Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz. TBK m. 36 gereği; Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. TBK m. 37 gereği; Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Buradan anlaşılacağı üzere, hükümler sözleşmenin kurulma aşamasına yöneliktir. Somut durumda, kanunda belirtildiği şekilde bir yanılma veya aldatma yoktur. Kokutma iddiası ise zaten ileri sürülmemiştir. Davacı söz konusu belgelerin yanılma aldatma sonucu verildiğini iddia etmemektedir. Ödeminin de yanılma veya aldatma nedeniyle yapıldığını da iddia etmemektedir. Davacı söz konusu ödemeleri iradesine uygun yapmıştır. Davacı belli bir amaç için ödediğini iddia ettiği belgede ilgili amacın yazmadığı hususunun hata/hile ile oluştuğunu ileri sürmektedir. Oysaki bu husus yukarıda da belirtildiği üzere, taraf için bir külfet olan ispat yükünde kendisi gösterir. Külfet sorumluluktan farklı olarak, yerine getirilmemesinde sorumluluk doğurmaz sadece ilgili hakkın kullanılması güçleşir ya da ilgili hakkın kullanılmasını engeller. Aksi durumun kabulü benzer hususlarda, özellikle illetten mücerret kıymetli evraka dayana davalarda, her hangi bir ödemeye ilişkin belgenin mevcut olup sebebinin belirtilmediği ödeme iddialarında senetle ispat kuralının aşılmasına sebebiyet verecektir. Anlatılan nedenlerle, davacının tanık dinletme talebi kabul edilmemiştir. 26.Tüm bu hususlar göz önüne alınarak, davacının, Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyası ile Antalya .... İcra müdürlüğünün .../.. esas sayılı dosyasındaki takipler bakımından davasını senetle ispat edemediği kanaatiyle bu talepleri bakımından davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının, Antalya .... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasına ilişkin talebi de mahkememizce bu davadan ayrı başkaca usuli konularda değerlendirme yapılması gerektiğinden iş bu dosyadan ayrılarak başka esasa kaydedilmiştir. Son olarak belirtmek gerekir ki; İİK 72. maddesinin 4. fıkrasında "Dava, alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez." hükmü gereği davacı aleyhine ... TLyi ödemesi yönünde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM/ Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davacının dava konusu ettiği bonolara ve buna yönelik Antalya .... İcra Dairesinin .../... esas sayılı dosyasına, Antalya .... İcra Dairesinin .../... esas sayılı dosyasına ilişkin olarak davalı ...'e açtığı anlaşılan davanın REDDİNE, 2-Davacının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takip olan Antalya .... İcra Müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasına ve davalı ... .... Şti'ne açmış olduğu davanın (bu bölümün) ayrılarak başka bir esasa kaydının yapılmasına, 3-Davalının cevap dilekçesindeki talebi gereği ... TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 4-Davacı tarafın başlangıçta yatırmış olduğu ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, harcın davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm gereği alınması gerekli bakiye ,,, TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, harcın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine, (24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “kararın verilmesinden itibaren iki ay” ibaresi “kararın tebliğinden itibaren bir ay” şeklinde değiştirilmiştir.) 7-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davacı ...'dan alınarak davalı ...'e verilmesine, 9-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, 10-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep ve masraf bulunması halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından kanun yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, 11-Dosya içinde bulunan Antalya .... İcra Dairesinin .../... esas sayılı dosyasına, Antalya ..... İcra Dairesinin .../... esas sayılı dosyasının karar kesinleştiğinde mahalline iadesine, Dair, davacı vekili Sn. Av. ... ve davalı vekili Sn. Av. ...'ın yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.16/09/2020

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2019/387, K. 2020/420, T. 16.09.2020, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2019-387-e-2020-420-k-ed478ddaa87b