İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2016/1390 E. 2017/2029 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2016/1390
Karar No
2017/2029
Karar Tarihi

T.C. DİYARBAKIR TÜRK MİLLETİ ADINA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO : HAKİM : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 18/09/2025 KARAR TARİHİ : 18/09/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının dosya üzerinden yapılan aincelemesi sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkili firmanın, davalı kurumun .....numaralı abonesi olduğunu, abonelik statüsü yönünden kendi imkânlarıyla elde ettiği suyu kullanarak atık su üreten abone olarak endüstriyel nitelikteki kullanılmış suların uzaklaştırılması tarifesine tabi tutulduğunu, müvekkili firmanın, sondaj ile çıkarmış olduğu doğal kaynak suyunu, ticari işletmesinin bulunduğu mevkide temiz ve atık su şebekesi olmadığından kendi açmış olduğu fosseptik çukurunda biriktirmekte olduğunu, fosseptikte biriken ve endüstriyel niteliği olmayan atık suyun, yine ücreti ödenerek davalı taraftan temin edilen vidanjör ile boşaltıldığını, davalı tarafça müvekkili firmaya tahakkuk edilen her bir faturada atık 1m³ su kullanımının ücretlendirilmesinde, şebeke katılım ve tamir ücreti ve kirlilik önleme payı (KÖP) ücreti adı altında bedeller tahsil edildiğini, bu fatura bileşeninin tahsili haksız ve mesnetsiz olduğunu, davalı tarafın sunmadığı hizmetlerin bedelini müvekkilinden tahsil etmesinin sebepsiz zenginleşme olduğunu, davacıya ait tesislerde endüstriyel bir faaliyet yürütülmediğini, akaryakıt istasyonunda motor yağ değişim istasyonunun bulunmadığını, sadece istasyondaki tuvaletler nedeniyle atık su oluştuğunu, buna göre davacı şirkete ait tesisten çıkan atıksuyun endüstriyel atıksu olmayıp evsel atık su olduğunu, yargı kararlarında tespit edildiğini, davalı DİSKİ'nin kirlilik önlem payı (KÖP) payı talep etme hakkı bulunmadığını, davacıya ait işyerinin çevresinde kanalizasyon ve içme suyu şebekesi bulunmadığı anlaşıldığından davalı DİSKİ'nin şebeke katılım bedeli de talep edemeyeceği kanaatine varıldığını, İİK'nun 72 maddesine göre ileride açılacak icra takiplerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, dava tarihinden geriye dönük son 5 yıllık dönemde müvekkili firmadan tahsil edilen fatura bileşenlerinden şebeke katılım ve tamir bedeli ücretinin 1.000.00 TL, KÖP ücretinin 1.000.00 TL olmak üzere toplam 2.000.00 TL olarak şimdilik menfi tespitini, .....nolu abonelik abone sözleşmesi ve dosyası ile dava tarihinden geriye son 5 yılın tarife bileşenlerini ayrı ayı gösteren fatura tahakkuk listelerinin davalı taraftan istenilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. GEREKÇE : Dava, menfi tespit davasıdır. Davacı vekili, müvekkilinden tahsili mümkün olmayan şebeke katılım ve tamir bedeli ücreti ile KÖP ücreti yönünden davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. 6102 sayılı TTK'nın 16/1. maddesinde, "Ticaret şirketleriyle amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler, kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, İl Özel İdaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılır." hükmüne yer verilmiştir. Ticari işletme, 6102 sayılı TTK'nın 11/1. maddesinde de tanımlanmıştır. Buna göre, "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir." Somut olay hakkında yapılan değerlendirmede; davalı taraf Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine bağlı bulunan Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü olup yukardaki madde uyarınca ticari işletme işletmediği ve tacir sıfatı bulunmadığı, eldeki davanın ticari davaya vücut vermediği anlaşılmakla mahkememizin görevsiz olduğu anlaşılmıştır. (benzer mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 11.04.2017 tarih ve 2016/1390 E. 2017/2029 K. sayılı ilamı). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun .....Esas .....Karar sayılı emsal içtihadı doğrultusunda dava dosyasının sürüncemede kalmaması ve HMK'nın 30. maddeside dikkate alınarak tensiben görevsizlik kararı vermek gerekmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki, görev ilişkisidir ve göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanması gerekir. HMK'nun 115 ve 138. maddeleri gereği görev konusu kamu düzenini ilgilendirdiğinden, mahkemeler resen araştırmakla yükümlüdür ve mahkememizce davanın her aşamasında görevsizlik kararı verilmesi mümkündür. Tüm bu hususlar dikkate alınarak mahkememizin görevsizliğine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK.'nun 114/1-c maddesi ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, 2-Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine, 3-6100 Sayılı HMK'nın 20.maddesi gereği kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kesinleşme tarihinden itibaren, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya bulunulan yer mahkemesine başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dosyanın görevli NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE gönderilmesine, aksi takdirde dosyanın resen ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına, 4-H.M.K.'nın 331/2. maddesi uyarınca harç, vekalet ücreti ve diğer yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, tarafların yokluğunda, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. Katip Hakim

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2016/1390, K. 2017/2029, T. 11.04.2017, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2016-1390-e-2017-2029-k-21d6fe094fe6