İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2015/1048 E. 2019/658 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2015/1048
Karar No
2019/658
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/448 KARAR NO : 2024/23 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 10/06/2022 KARAR TARİHİ : 10/01/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı aleyhine Antalya Genel İcra Dairesi ... ve ... Esas sayılı icra dosyasıyla ilamsız takiplere özgü takip başlattıklarını, davalı adına ödeme emri gönderildiğini, ödeme emrinin tebliği davalı borcu olmadığını ileri sürerek itirazda bulunduğunu, itiraz üzerine takiplerin durdurulmasına karar verildiğini, davacının Antalya Ticaret sicil Müdürlüğünde davalının ise ... Ticaret Sicil Müdürlüğünde kayıtlı tacir olduklarını, davacının, alacaklı bulunduğu dava dışı ... A.Ş. den alacağı bulunmduğunu, borçlu şirketin borcunu ödeyemeyeceğini, ticari alacağının bulunduğu,borcunu karşılık alacaklarının temlikini vererek borcunu ödeyebileceğini beyan ettiğini, davacının alacağının tahsili amacıyla bu öneriyi kabul ettiğini, anlaşma sağlanması üzereni davacı ile ... A.Ş. ... ve ... temlik sözleşmesi yaptığını, temlik sözleşmesine göre ... A.Ş. nin davalıya sattığı mallara ilişkin düzenlediği ... Tarih, ... No.lu, ...-TL.lık fatura alacağının ... TL.lık kısmının, ... Tarih, ... No.lu, ...-TL.lık fatura alacağının ...- TL.lık kısmının davacıya alacağına karşılık olmak üzere temlik edildiğini, temlik sözleşmeleri gereğince davacı davalıdan anılan fatura bedellerinden temlik sözleşmesinde yazılı tutarlar kadar alacaklı konumuna geldiğini, davalı, temlik sözleşmesini yaptığı ... A.Ş. olan borcunu temlik alan davacıya borçlu konumunda olduğunu, davalının, temlik bedelleri kadar tutarı davacıya ödemekle yükümlü olduğunu, davalıdan alacaklı olan ... A.Ş. kayıtlarında halen davalı temlike konu fatura bedellerini ödemediğinin görüldüğünü, davalının, fatura bedellerini ödemesi gerekmesine, borcunu, edimini yerine getirmekle yükümlü olmasına karşın icra takiplerine karşı borcunun bulunmadığını ileri sürerek itiraz etmekle takiplerin durmasına neden olduğunu, davalının, borcunu ödemekten kaçınmakta, alacağın tahsilini sürüncemede bırakmaya yönelik eylemde bulunduğunu, davalının borcunun bulunmadığı itirazı gerçeğe aykırı olduğunu, davalının halen davaya konu alacak tutarı kadar davacıya borcu bulunduğunu, davalının, ticari ilişkisi sonucu aldığı malları almasına, aldığı malların bedelini ödemesi gerektiğini bilmesine ve fatura bedellerini ödememesine karşın borcu olmadığını ileri sürerek icra takiplerine itiraz etmekle tamamen haksız ve kötüniyetli olduğunu beyan ederek; itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; Yetki itirazında bulunduklarını, davalının şirketinin merkezinin ... ...'de bulunduğunu, yetkili mahkemenin ... mahkemeleri olduğunu, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin davacıya ve davada belirtilen üçüncü şahıs olan ... ... A.Ş.'ye borcunun bulunmadığını, davacının üçüncü şahıs ile aralarında yaptıkları temlik sözleşmesine istinaden başlattıkları icra takibine müvekkilinin borçları olmaması dolayısıyla itiraz ettiklerini, üçüncü şahıs olan şirket tarafından müvekkiline ... TL, ... TL, ... TL, ... TL, ... TL, ... TL, ... TL, ... TL, ... TL, ... TL, ... TL olmak üzere 11 adet fatura bedeli toplamı olan ... TL'lik fatura düzenlendiğini, bunların ticari defterlerine işlendiğini, fatura bedellerine karşılık müvekkili tarafından üçüncü şahıs olan ... ... A.Ş.'ye ... ait ... nolu çek ile ... TL, ... nolu çek ile ... TL, ... nolu çek ile ... TL, şirket sahibi ... tarafından ... tarihinde ... TL havale yapılmak üzere toplam ... TL ödeme yapıldığını, müvekkilinin borcu değil yaklaşık ... TL alacağının bulunduğunu belirterek, davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir. Dava, itirazın iptali talebinden ibarettir. Belirtmek gerekir ki; Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/19-2415 esas, 2015/2335 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından (süresi içinde) ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı bu davada, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkar tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (KURU, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul, Kasım 2004, s. 220-221). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak ta yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu yanca itiraza uğrayan alacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2006/19-260 esas, 2006/251 karar) Bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; davaya konu icra dosyası, iş bu dosyaları ile uyaptan ilişkilendirilmiştir. Davalı, yetki itirazında bulunmuştur. Ancak, davalı taraf, adı geçen davacıya temlik edenle aralarındaki hukuki ilişkiyi reddetmemiş ve özetle aralarındaki ticari ilişki dolayısıyla fazlasıyla ödeme yaptıklarını (cevap dilekçesi, 2 numaralı paragraf) beyan etmiştir. Söylemek gerekir ki; İİK’nın 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK’nın yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. HMK’nın 6. maddesine göre, genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Aynı Kanun’un “Sözleşmelerden doğan davalarda yetki” başlıklı 10. maddesinde ise, sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği hüküm altına alınmıştır. İcra takibinin yapıldığı ve eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan TBK’nın 89. maddesinde ise borcun ifa edileceği yer düzenlenmiştir. Buna göre; “Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1- Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2- Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3- Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir. Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir”. Somut olayda da, sözleşme ilişkisi açıkça reddedilmediğinden, talep para alacağına ilişkin oluğundan, davacının yani iddia gereği alacaklının yerleşim yeri Antalya olduğundan, yetki itirazı usulen yerinde bulunmamıştır. Dosyaya bakıldığında; Antalya Genel İcra Dairesinin ... sayılı takip talebine göre yapılan incelemede; Davacı vekilinin Antalya Genel İcra Dairesinin ... sayılı dosyasında ilamsız takipte ödeme emri örnek no:7 ile ... Şirketi Tarafından Satılan Ürün Alacağının Alacaklıya Devredilmesi ... TL açıklaması ile ... TL asıl alacak 5.444,00 TL Yıllık İşlemiş Reeskont Avans Faiz ... TL toplam alacak olmak üzere ... tarihinde davalı borçlu ... ... Ltd. Şti. Aleyhine takip başlattığı, Davalı Şirket Yetkilisi ...'nın 'ödeme emrine esas olan ... A.Ş.'ye bir borcun bulunmadığı,' şeklinde ... tarihinde itiraz ettiği; Antalya Genel İcra Dairesinin ... sayılı takip talebine göre yapılan incelemede; Davacı vekilinin Antalya Genel İcra Dairesinin ... sayılı dosyasında ilamsız takipte ödeme emri örnek no:7 ile ... Şirketi Tarafından Satılan Ürün Alacağının temliki ... TL açıklaması ile ... TL asıl alacak 12.591,00 TL Yıllık İşlemiş Reeskont Avans Faiz ... TL toplam alacak olmak üzere ... tarihinde davalı borçlu ... ... Ltd. Şti. Aleyhine takip başlatıldığı, tespit edilmiştir. Davacı, talep konusu alacağı üçüncü kişi şirket ... A.Ş. den temlik aldığını ileri sürmüştür. Bu noktada “alacağın temliki (devri)” konusunu kısaca açıklamak gerekirse; alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukuki işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Turgut Uygur : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 2013, C. 1, s. 1096). Başka bir ifadeyle alacağın temliki (devri), mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacaklının bir borç ilişkisinden doğan alacağını borçlunun rızasına gerek olmadan bir sözleşmeye dayanarak üçüncü bir kişiye devretmesine "alacağın temliki" adı verilir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s.1248). Alacağın temliki ile borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 Esas, 2021/685 Karar sayılı kararı). Türk Borçlar Kanunu'nun 183 üncü maddesinin birinci fıkrasında da;“Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir” şeklinde kural olarak alacağın temlikinde borçlunun rızasına gerek olmadığı, sadece alacağı talep hakkının devredildiği, borcun özünün muhafaza edildiği belirtilmiştir. Alacağın iradî devrinin (sözleşmeye dayanan devir) geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetine sahip olması, geçerli bir sözleşmenin bulunması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-565 Esas, 2021/1464 Karar; 29.03.2023 tarihli ve 2021/(15)6-535 Esas, 2023/266 Karar sayılı kararları). 6098 sayılı Kanun'un 186 ıncı maddesi gereğince; Borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur. 6098 sayılı Kanun'un 188 ıncı maddesi gereğince; Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir. Davalı, somut dosyada, ödemelerin fazlasıyla yapıldığını, borcunun bulunmadığını beyan etmektedir. Mahkememizce aşamalarda, tarafların ve üçüncü kişi temlik verenin ticari defterlerinin incelenmesine dair ara karar kurulmuştur. HMK m. 222 gereği; Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın kanuni şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. 7251 sayılı kanunla, 6100 sayılı Kanunun 222 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir; “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz.” Usul hükümleri derhal uygulanırlılık ilkesine tabidir. 15/12/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davacının atemlik sözleşmeleri ile devraldığı alacak miktarlarına ilişkin ... ve ... takip başlangıç tarihleri itibariyle davalı ...'ın dava dışı ... ... A.Ş.'ye borcunun kayıtlı yer almadığı, takip tarihleri itibariyle 5.868,55 TL alacağının kayıtlı yer aldığı, tarafların 2021-2022 yılı Ticari Defterlerinin açılış ve kapanış Noter Tasdiklerini Yasal sürelerde yapıldığı, onaylattırıldığı, davalı ... ile Dava Dışı ... ... arasında 2021 yılında yapılan ticari ilişkiye istinaden düzenlenen faturaların tarafların defterlerinde ve bağlı vergi dairelerinde uyumlu olarak kayıtlı yer aldığı, davacının ticari defter tutmadığı, temlik sözleşmelerine istinaden devraldığı dava dışı şirket alacaklarına ilişkin tarafların defterlerinde yapılan incelemede dava dışı ... ... şirketinin ... tarihli ... TL havale ile ... seri ... TL ve ... seri nolu ... TL tutarlı çekleri VUK kapsamında yasal sürelerinde defterlerine kayıt etmediği, defterlerine göre takip tarihleri itibariyle ... TL davalıdan alacağının kayıtlı olduğu tespit edilmiş ise de ... tarihli ... TL havale ile + ... TL + ... TL'lik çeklerin ödemeleri mahsup edilmesi ile ... TL davalı ...'a borcunun bulunacağı hesap edildiği, aksini senet veya sair tevsik edici belgeler ile dosyaya sunması halinde takip alacaklarına ilişkin hak talep edebileceği hususları belirtilmiştir. Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve itirazlar/beyanlar alınmıştır. İtirazların karşılanması amacıyla bilirkişiden ek rapor alınmıştır. 19/03/2023 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; Davacının temlik sözleşmeleri ile devraldığı alacak miktarlarına ilişkin davalı aleyhine başlatılan Antalya Genel İcra Dairesinin ... ve ... sayılı dosyalarında ki takip alacağına kavuşabilmesi için; ... numaralı ... TL'lik çek ve ... numaralı ... TL'lik çekin davalı ... ... Ltd. Şti. tarafından dava dışı ... A.Ş. Şirketine düzenlenip düzenlenmediği, ya da cirolanıp cirolanmadığı, veya ciranta sinsilesini gösteren çek görüntülerini dosyaya sunulması hususunda, ... A.Ş. Genel Müdürlüğüne tekrar müzekkere yazılarak kesinleştirilebilineceği; ... numaralı ... TL'lik çek ve ... numaralı ... TL'lik çekin davalı ... ... Ltd. Şti. tarafından dava dışı ... A.Ş.'ye verildiğini gösteren çek teslim tediye görüntüleri veya çek örneklerini dosyaya sunması halinde davalı ... ... Ltd. Şti. 'nin borcunu ödemiş olacağını kanıtlamış olacağı hususları belirtilmiştir. Mahkememizce banka ile yazışma yapılmış ve f6/05/2023 havale tarihli yazı cevabında özetle; ... seri numaralı çekin 13/12/2021 tarihinde banka nezdinde ... şubesinden ibraz edildiği, tahsil işlemi gördüğü; ... seri numaralı çekin 11/03/2022 tarihinde banka ... şubesinde ibraz edildiği, tahsil işlemi gördüğü belirtilmiş, ekte çeklerin görüntüleri sunulmuştur. Bakıldığında; ... ... numaralı ... TL bedelli çekin ... ... Ltd.Şti. Tarafından dava dışı ... A.Ş. Şirketine düzenlendiği, çekin arkasının bu şirket kaşesi ile ciro edildiği, çekin ... tarihinde ... ... şubesinden ... tarafından tahsil edildiği ve tahsil makbuzunun dosyaya sunulduğu; ... ... numaralı ... TL bedelli çekin ... ... Ltd.Şti. Tarafından dava dışı ... A.Ş. Şirketine düzenlendiği, çekin arkasının bu şirket kaşesi ile ciro edildiği, çekin ... şubesinden ... tarihinde ... tarafından tahsil edildiği, tahsil makbuzunun dosyaya sunulduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili, çeklerdeki imzanın davacıya ait olmadığının görüldüğünü ileri sürmüştür. Oysaki, davanın ileri sürülüşüne bakıldığında da davacının temlik alan olduğu anlaşılmakla, çekte imzasının olmaması doğaldır. Davacı vekilinin bu yöne isabet eden itirazı/beyanı hukuken yerinde bulunmamıştır. Çekler, ticari defterlerde yer almasa da esasen Yargıtay 19. HD'nin 2016/17145 E, 2018/1865 K sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; taraflar tacir dahi olsa kambiyo senetlerinin deftere kayıt zorunluluğu bulunmamaktadır. Bankadan gelen yazı cevabında dekontlar da sunulmuştur. Ayrıca söylemek gerekir ki; 6102 sayılı TTK'nın 818. (eTTK.nun 730) maddesi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken aynı yasanın 677. (eTTK.nun589) maddesi uyarınca ''bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez''. İmzaların bağımsızlığı (istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Somut olayda, davalı, düzenleyeni olduğu çeklerin bedellerini şeklen yetkili hamile ödemiştir. Çek, yetkili hamil üçüncü kişiler tarafından ibraz edilmiştir. Ciro zinciri görünürde kopuk değildir ve 6102 sayılı TTK’nun 686/1. (eTTK 598) maddesi ; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır”. hükmünü içermektedir. Davalının kötü niyetli olduğunu gösterir dosyada bir delil yoktur. TMK gereği iyi niyet asıldır. Davalı, iyi niyetle yaptığı ödeme ile borcundan kurtulmuştur. Tüm dosya kapsamı, yukarıdaki açıklamalar, bilirkişi kök ve ek raporları göz önüne alındığında; davalının, temlik eden şirkete borcunun olmadığı, bu durumu temlik alan davacıya karşı da ileri sürebileceği anlaşılmakla; davacı tarafından ispat edilemeyen davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı, kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuştur. 2004 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca alacaklının kötü niyet tazminatına mahkûm edilebilmesi için takibin haksız ve kötü niyetle yapılmış olması gerekir. Alacaklının icra takibini kötü niyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretide ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu hâlde icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli olduğu kabul edilmektedir. Anılan kanun hükmünde düzenlenen ve ‘kötü niyet tazminatı’ olarak adlandırılan tazminat, takibe girişmekte kötü niyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Alacağının varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak icra takibine girişen; ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, 2004 sayılı Kanun’un 67 nci maddesi anlamında "haksız ise de "kötü niyetli" olarak kabul edilmesine ve dolayısıyla bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2019 tarihli ve 2017/19-928 E., 2019/658 K., 01.03.2017 tarihli ve 2015/1048 E., 2017/380 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre itirazın iptali davasının davalı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davalı (borçlu) lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Burada takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davalı (borçlu)’nun üzerindedir. Bu açıklamalar ışığında bakıldığında, davacı/takip alacaklısı her ne kadar haksız bulunsa da davacı temlik alan konumunda da olmakla, takibin kötü niyetli yapıldığına dair bir delil dosyada kabule göre mevcut değildir. Bu nedenle, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştri. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 3-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 80,70 ₺ başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 4-Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak, alınması gerekli maktu ret karar harcı olan 427,60 ₺'nin, davacı tarafça yatırılan 4.280,94 ₺'den mahsubu ile hazineye gelir kaydına, bakiye kalan harç miktarının karar kesinleştiğinde istek halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; 1.560,00 ₺ 'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... ₺ vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, davalı tarafından yatırılan gider avansının aynı şekilde istek halinde iadesine, Dair, davacı vekili Sn. Av. ... ve davalı vekili Sn. Av. ...'ın yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.di.10/01/2024 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2015/1048, K. 2019/658, T. 01.03.2017, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2015-1048-e-2019-658-k-1d2046aba7bd