İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 1957/13 E. 1959/5 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 1957/13
- Karar No
- 1959/5
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2023/710 Esas KARAR NO :2023/980 DAVA:Tazminat DAVA TARİHİ:19/09/2014 KARAR TARİHİ:26/12/2023 Mahkememizde görülmekte olan Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Tazminat) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'un , davalı bankaya devrinden önce 31.260 USD mevduatlarını 29.11.1999 tarihinde yatırdığını, 21.12.1999 tarihinde ... A.Ş yönetimine BDDK tarafından el konularak bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılarak yönetiminin ...’ye devredildiğini, bu bankanın daha sonra ... A.Ş ile birleştirildiğini, ... A.Ş.nin ise, ... BANK’a satılarak, ... BANK olduğunu, banka yönetimine el konulmasından sonra müvekkilinin mevduatının “... ... LTD.” adlı banka hesabına aktarılmış olduğunu ve ... mevduatların sigorta kapsamı dışında olduğu" gerekçesi ile ödenmediğini, aşağıda açıklanacağı üzere davalı ...'ın, ... .... LTD adlı paravan kıyı bankasını kurarak ve iki bankanın tek elden yönetimi sağlanarak, suç işleme amacına yönelik olarak planlı ve kasıtlı iş birliği içinde, mevduat sahiplerinin ve müvekkilin dolandırıldığını ve zarara uğratılmış olduğu kanıtlanacak olup, zararın oluşmasına, ... A.Ş yönetimi sebep olduğundan ... A.Ş.nin devir sonucu birleşmiş olduğu ... BANK A.Ş.nin oluşan zarardan sorumlu bulunduğunu, Yargıtay 11.nci Hukuk Dairesi’nin, "öncelikle ... bankaya başvuru gerektiği" şeklindeki önceki içtihadından döndüğünü, yeni içtihatlarında "... ... LTD adlı kıyı bankasının hiçbir mal varlığının bulunmadığı, bu banka hakkında çok sayıda aciz vesikası alınmış olması, ... EKONOMİ VE TURİZM BAKANLIĞININ "...'a ait hiçbir mal varlığının bulunmadığı, yıllık 20.000 USD lisans bedelini yatırmadığı, bankanın bankacılık lisansının iptal edilerek kapatılmış olması nedeniyle ve bu banka hakkında çok sayıda ACİZ VESİKASI alınmış olması nedeniyle bu bankaya başvurunun sonuçsuz kalacağının anlaşılmış olduğu" vurgulanarak "... bankaya dava açmaya veya icra takibi yapmaya ve başvurunun sonuçsuz kaldığının kanıtlanmasına gerek bulunmadığı" yönünde karar oluşturduğunu, böylece, eski içtihatlarından dönülmüş olduğunu, ... A.Ş yetkililerinin "bankaları aracı olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık "suçundan İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak mahkum olduklarını, yine ceza dosyasına sunulan müfettiş raporlarında bankanın ... mevduat adı altında topladıkları mevduatı kasıtlı olarak Demirel grubu şirketlere ve hayali şirketlere usulsüz kredi vermek suretiyle tükettiklerinin açıklandığını, belirterek müvekkili tarafından davalı bankaya yatırılan toplam 31.260 USD mevduat alacağının davalı bankadan hükmen tahsiline, alacağa paranın bankaya yattığı 29.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayıı yasanın 4/a maddesi gereğince temerrüt faizi uygulanmasına, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşıldı. Davalı ... Bank (... A.Ş'ye izafeten) vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkilleri bankadan tahsilini talep ettiği alacağın, davacı tarafça ... Off-Shore Limited’e havale edilmiş ve müvekkili bankadan çıkarak ... ... Limited nezdinde bir alacak haline geldiği; davacının parasını ... ... Limited nezdinde bir hesapta değerlendirmeyi seçtiği; müvekkili banka ile ... ... Limited’in farklı tüzel kişiliklere sahip kuruluşlar olduğu ve davanın öncelikle husumet yönünden reddini talep ettikleri, huzurdaki davanın zamanaşımına uğradığı, davanın zamanında açılmadığı ve dava açma süresinin de sona erdiği, davacıların Off-Shore hesap cüzdanını aldıktan sonra hiçbir itirazda bulunmadığını; bu durumun beraberinde bir takım sonuçlar doğurduğu, davacının serbest iradesiyle daha fazla faiz getirisi sağlayan bir yatırım alternatifi olarak kıyı bankacılığını tercih ettiği; davacının yine serbest iradesi ile parasının ... bankasına gönderilmesine yönelik havale talimat formunu imzaladığı; davacının imzaladığı havale formunun gayet açık ve anlaşılır olup davacıyı yanıltabilecek bir unsur taşımadığı, davacı parasını yatıracağı finans kuruluşu hakkında gerekli araştırmayı yapmak suretiyle tedbirli bir tutum içerisine girmesi gerekirken, kendisinden beklenen bu özeni göstermediği, müvekkili bankanın, ... ... Limited nezdindeki mevduatları için herhangi bir garantisi bulunmadığı, müvekkili bankanın vekalet görevini yerine getirdiği; bankalara duyulan güvenin önemli göstergelerinden birinin de banka aracılığı ile yapılan ödeme nakil işlemleri olduğu; havalenin özellikle ödeme ve kabzetme yetkilerini içeren iki taraflı bir vekaletname niteliğinde görüldüğü, müvekkili banka ve bankaların bankacılık işlemlerini yerine getirirken özen borcunun sınırsız olduğunun söylenemeyeceği, dava konusu işlemlerin yapıldığı tarihte ... bankalarının bankalar Kanunu’na tabi olmadıklarını ve bu bankalara yatırılan mevduatların tasarruf sigortası kapsamında olmadığını mudilere bildirmek gibi bir yükümlülükleri bulunduğu şeklinde bir kabulün mevcut olmadığını, huzurdaki davada davacının, kapital faizi esasına göre ve avans faizi talep ettiği; dava konusu miktar, ... ... Limited’e havale edilmeden önce, müvekkili banka nezdinde vadesiz bir hesapta olduğundan, Sayın Mahkemenin davacıların iddialarını haklı bulması halinde uygulanması gereken faiz oranının yasal faiz oranı olması gerektiği, ortada davacının daha fazla faiz getirisi elde etmek için seçtiği bir hesap türü ve parasını bu hesapta değerlendirmek üzere verdiği talimat ve müvekkili bankanın da davacının bu talimatına uygun gerçekleştirdiği bir havale işleminin mevcut olduğu; davacının fazla faiz getirili ancak, devlet güvencesinde olmayan bu yatırımı sebebiyle ulaşamadığı alacağını, gerçeğe aykırı ve mesnetsiz iddialarla müvekkili bankadan tahsil ederek, haksız menfaat temin etmeye çalışmasının, hukuk düzeni tarafından korunmaması gerektiği, hususlarını beyanla; öncelikle davanın usulden reddine, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini cevaben beyan ve talep etmiştir. İhbar olunan ... Vekili ihbara cevap dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile birleştirilen Sümerbank Aş hisselerinin 09.08.2001 tarihinde ... ile ... arasında yapılan hissede devir sözleşmesi ile ...'a devredildiğini, devir öncesi borçlarından arındırılmış Sümerbank Aş'nin daha sonra ... Aş ile birleştirildiğini, 2007 tarihinde ...'ın ... Aş'deki hisselerini ... kaynaklı her türlü sorunun muhatabı kendi olmak üzere müvekkili bankaya taahhütte bulanarak ... dışında mukim ... .... ünvanlı şirkete sattığını, bu satışı takiben ... AŞ ünvanının ... Bank AŞ olarak değiştirildiğini, ... ile ... .... arasında imzalanan 18.06.2007 tarihli hisse satım sözleşmesi gereğince eski bankalar kaynaklı ... 'nin üstlenmiş olduğu borçlardan dolayı ... A.Ş nin arındırılıp olası bir sorunla karşılaşılması halinde her türlü mali ve hukuki sorumluluğu ve borcu ...'a ait olmak üzere ... tarafından hisseler devir edilmiş olduğundan bu yönü ile müvekkili bankanın borçlu sıfatı olmadığını, ... ile ... arasında yapılan hisse devir sözleşmesi gereğince hisse devir tarihinden önceye tekabül eden ve açılacak olan tüm davaların ...'ye yazılı olarak bildirileceği ve davanın ihbar olunacağı sorumluluğun ...'ye ait olacağının kararlaştırıldığını, bu bağlamda hisse devir protokolü gereği bu tip davaların ...'ye ihbar edildiğini, borcu üstlenen sıfatı ve davanın asli yükümlüsü olarak ... tarafından yürütülmesi gerektiğini, 18.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerine göre ... 'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesinin mali ve hukuki sorumlusunun ... olacağını belirterek davanın ...'a ihbar edilmesini, HMK 124 maddesi uyarınca da taraf değiştirilmesini ve davacı tarafın taraf değiştirmesine peşinen muvafakat ettiklerini bildirmiştir. İhbar olunan Ordu Yardımlaşma Kurumu vekili ihbara karşı verdiği cevap dilekçesinde özetle; davalı yanın atıfta bulunduğu 18.06.2007 tarihli hissede devir sözleşmesinin ... Bank Aş ile değil Merkezi ... dışında bulunan ... .... ile imzalandığını, hisse devir sözleşmesine davacının iddia ettiği şekilde müvekkilini sorumluluk altına sokmadığını, açılan davaya benzer daha önce açılmış bir çok davada davalı banka lehine kararlar verildiğini, ... borcu üstlendiğini kabul ettiğinde hükümlerin ... aleyhine kurulduğunu, uyuşmazlığın asıl muhatabının ... olduğunu belirterek davalı yanında davaya feri müdahil olarak katılmak istediklerini bildirmiştir.HMK'nun 114/1-c maddesi gereğince mahkemenin görevli olması dava şartı olduğundan ve HMK'nun 115.maddesine göre dava şartlarının mevcut olup olmadığı mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılabileceğinden HMK'nun 137/1 maddesi gereğince duruşma yapılmaksızın tarafların yokluğunda karar verilebilecek haller bulunduğunda bu yönde karar verilebileceği, mahkemenin görevinin kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemenin görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında re'sen nazara almas gerektiğinden; Müvekkili ...'un , davalı bankaya devrinden önce 31.260 USD mevduatlarını 29.11.1999 tarihinde yatırdığını, 21.12.1999 tarihinde ... A.Ş yönetimine BDDK tarafından el konularak bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılarak yönetiminin ...’ye devredildiğini, bu bankanın daha sonra ... A.Ş ile birleştirildiğini, ... A.Ş.nin ise, ... BANK’a satılarak, ... BANK olduğunu, Banka yönetimine el konulmasından sonra müvekkilinin mevduatının “... BANK ... LTD.”adlı banka hesabına aktarılmış olduğunu ve ... mevduatların sigorta kapsamı dışında olduğu" gerekçesi ile ödenmediğini, aşağıda açıklanacağı üzere davalı ...'İN, ... SHORE LTD adlı paravan kıyı bankasını kurarak ve iki bankanın tek elden yönetimi sağlanarak, suç işleme amacına yönelik olarak planlı ve kasıtlı iş birliği içinde, mevduat sahiplerinin ve müvekkilin dolandırıldığını ve zarara uğratılmış olduğu kanıtlanacak olup, zararın oluşmasına, ... A.Ş yönetimi sebep olduğundan ... A.Ş.nin devir sonucu birleşmiş olduğu ... BANK A.Ş.nin oluşan zarardan sorumlu bulunduğunu, Yargıtay 11.nci Hukuk Dairesi’nin, "öncelikle ... bankaya başvuru gerektiği" şeklindeki önceki içtihadından döndüğünü, yeni içtihatlarında "... ... LTD adlı kıyı bankasının hiçbir mal varlığının bulunmadığı, bu banka hakkında çok sayıda aciz vesikası alınmış olması, KKTC EKONOMİ VE TURİZM BAKANLIĞININ "...'a ait hiçbir mal varlığının bulunmadığı, yıllık 20.000 USD lisans bedelini yatırmadığı, bankanın bankacılık lisansının iptal edilerek kapatılmış olması nedeniyle ve bu banka hakkında çok sayıda ACİZ VESİKASI alınmış olması nedeniyle bu bankaya başvurunun sonuçsuz kalacağının anlaşılmış olduğu" vurgulanarak "... bankaya dava açmaya veya icra takibi yapmaya ve başvurunun sonuçsuz kaldığının kanıtlanmasına gerek bulunmadığı" yönünde karar oluşturduğunu, böylece, eski içtihatlarından dönülmüş olduğunu, ... A.Ş yetkilileri "bankaları aracı olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık "suçundan .... Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak mahkum olduklarını, yine ceza dosyasına sunulan müfettiş raporlarında bankanın ... mevduat adı altında topladıkları mevduatı kasıtlı olarak Demirel grubu şirketlere ve hayali şirketlere usulsüz kredi vermek suretiyle tükettiklerinin açıklandığını, belirterek müvekkili tarafından davalı bankaya yatırılan toplam 31.260 USD mevduat alacağının davalı bankadan hükmen tahsiline, alacağa paranın bankaya yattığı 29.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince temerrüt faizi uygulanmasını talep ettiği anlaşılmıştır. DELİLLER VE GEREKÇE; Mahkememizin 21/12/2015 Tarih 2014/... Es., 2015/... K. Sayılı ilamında "Mahkememizce Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16/09/2015 tarihli 2015/... esas ve 2015/... karar sayılı ilamı incelendiğinde, davacının tüketici olduğu, uyuşmazlığın bankacılık işleminden kaynaklandığı, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6502 sayılı Kanun'un 3/k-1 ve 73. maddeleri gereğince görevli mahkemenin tüketici mahkemeleri olduğu, mahkememizin görevsizliği ile görevli mahkemenin tüketici mahkemeleri olduğu anlaşıldığından görevsizlik..." kararı verildiği, Kararın davalı ve ihbar olunan vekilleri tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 19. Hukuk Mahkemesi 31/10/2016 Tarih 2016/... Es., 2016/... K. Sayılı ilamı ile; "... Uyuşmazlık "..." hesabından kaynaklanmakta olup "Off-Shore" hesabı kısaca uluslararası bankalar arasındaki geçici para alışverişine, bankadaki hesap sahiplerinin direkt olarak katılması yolu ile bankaların öz sermaye risk oranları düşmekte olduğu için katılım gösteren yatırımcılara bir ülkenin iç faiz oranlarına göre daha yüksek faiz getirisi olan bir bankacılık işlemidir ve ticari niteliktedir. Mahkemece verilen görevsizlik kararının gerekçesinde davacının tüketici olduğundan bahisle karar verilmesine rağmen bu tür hesaplara ilişkin işlem ticari nitelikte olduğundan ve bu durumda mahkemece işin esasına girilerek inceleme yapılması gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, yerel mahkeme kararının bozulmasına..." karar verildiği, Bozma kararı sonrası mahkememize gelerek 2018/869 Esas sayıya kaydı yapılan dosyada, yargılamaya devam olunduğu; Mahkememizin 27/02/2019 tarih, 2018/869 Esas ve 2019/293 Karar sayılı kararı ile; "...Davacının 29/11/1999 tarihinde 31.260 USD tutarını ... A.Ş. Ye yatırdığı, hesabına alacak olarak geçtiği, ... A.Ş. Ye BDDK tarafından el konularak ... Bank ile birleştirildiği, ... Bank'ın ... Bank'a satılarak ... Bank olduğu, davacının alacağını ... Security ... Bank Ltd. 'den tahsil edemediği, taraflar arasında ihtilaf konusu olan olayın hukuki tanımının havale görünümlü mevduat toplamak olarak değerlendirilmesi gerektiği, ... A.Ş. Yönetiminin ... Security ... Bank'ın paravan bir banka olduğunu bildiği, buna rağmen bu banka adına mevduat toplamak suretiyle davacının zararına sebep olduğu bilirkişi raporu ile anlaşıldığından davacının talebinin kabul ile 31.260 USD'nin 29/11/1999 tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince USD cinsinden 1 yıl vadeli mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ..." karar verildiği, Kararın davacı vekili ile davalı banka vekili ve fer'i müdahilleri vekilleri tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/11/2022 tarih, 2019/... Esas ve 2022/... Karar sayılı ilamı ile; "...(1)Dava, davalı ... Bank A.Ş'nin külli halefi olduğu ... A.Ş’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda ... dışında faaliyet gösteren ... bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak ... bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu ... bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda ... bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın ... bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın ... bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı def’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve ... Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil BK'nın 41. maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49. maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek BK'nın 41. maddesi gerekse TBK'nın 49. maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı 6098 sayılı TBK’nın 72. maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demekte, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7. Bası, İstanbul 1993,s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). Borçlar Kanunu’nun 128. maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s.651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler BK’nın 133. (TBK m. 154) maddesinde gösterilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, def’î dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nın 60. (TBK'nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/...-... E. 2013/... K.). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66. (mülga 765 sayılı TCK’nın 102. maddesine) göre belirlenecektir. Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usulî kazanılmış hak oluşması mümkün değildir. Yine yargılamada davalının yanında feri müdahil sıfatıyla yer alan ... ve ...’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 68. maddesinde (HUMK m. 57) feri müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. HMK'nın 68. maddesinde de belirtildiği üzere, feri müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani, onun yardımcısıdır; hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse, müdahilinde kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (Hukuk Genel Kurulu’nun, 26.11.2014 tarihli, 1329, 985 K sayılı ilamı) Feri müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık feri müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilakis, o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar;yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde fer’i müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler fer'i müdahil tarafından yapılamaz (HMK 68/1.c.2). (Pekcanıtez Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s.732). Fer’i müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir(veya genişletir) şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse, bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse, bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s.3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarih 3828 /... E.K sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletilebileceği veya değiştirilebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Özetle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 Tarihli ve ... Karar sayılı kararı gereğince, mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi, feri müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın off-shore hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 2014 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı, bu itibarla davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığı anlaşıldığından mahkeme kararının bozulmasına ...", Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05/09/2023 tarih, 2023/... Esas ve 2023/... Karar sayılı ilamı ile de ".. Karar düzeltme talebinin reddine..." karar verildiği, bozma kararı sonrası, mahkememize gelen dosyanın 2023/710 Esas sayıya kaydının yapılarak yargılamaya devam olunduğu anlaşıldı. Dava, davalı ... Bank A.Ş'nin külli halefi olduğu ... A.Ş’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde (6098 Sayılı (TBK) 49.) kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiş olup, haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 72.) haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir (TBK.72 iki) yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve ... Karar sayılı kararı ile mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. .... Ağır Ceza Mahkemesinin 29/11/2005 T., ...K. sayılı kararı ile, dava konusu devralınan ... Şirketi hakim ortağı ve yöneticileri hakkında banka vasıta kılınmak sureti ile dolandırıcılık suçlaması ile ceza verildiği ve iş bu kararın Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19/10/2006 T., ... K. sayılı ilamı ile kesinleştiği anlaşılmıştır. Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi, ancak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın off-shore hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 2014 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı anlaşıldığından, davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre hesap edilen 269,85-TL. maktu karar ve ilam harcı dava açılırken peşin olarak alınmadığından 269,85-TL. harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 17.900-TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan 300-TL. yargılama masraflarının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Fer'i müdahil ... Fonu tarafından yapılan 250-TL. yargılama masraflarının davacıdan alınarak Fer'i Müdahil ... Fonu'na verilmesine, 7-Davacı tarafından yatırılan bakiye gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran davacı tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin, davalı vekilinin, fer’i müdahil ... vekilinin yüzüne karşı, feri müdahil ... vekilinin yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde YARGITAY'a gönderilmek üzere mahkememize hitaben yazılmış, mahkememize verilecek ya da başka mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderilecek bir dilekçe ile gidilebilecek YARGITAY yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.26/12/2023 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır