İlk Derece Mahkemesi · Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/335 E. 2023/525 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2021/335
Karar No
2023/525
Karar Tarihi

T.C. GAZİANTEP 2 ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : ... KARAR NO : ... HAKİM : ... KATİP : ... ... DAVACILAR : 1- ... - ... 2- ... - ... VEKİLLERİ : Av. ... -... Av. ... ... DAVALI : ... - ..... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 01/05/2021 KARAR TARİHİ : 11/10/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/11/2023 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafça müvekkili aleyhine Gaziantep İcra Müdürlüğü’nün 2020/66951 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, itiraz süresini kaçıran müvekkilinin aleyhine icra takibinin kesinleştiğini, kesinleşen icra takibinden ötürü iş bu davayı açma zarureti hasıl olduğunu, ödeme emrine dayanak olan çekin tedavüle koyulurken ilk cironun lehtar ... Medikal Sağlık San. Ve Tic. Ltd. Şti. sahibi ve yetkilisi ... tarafından imzalanması gerekirken müvekkilinin haberi ve dahili olmada çek başkaları tarafından imzalanarak tedavüle koyulduğunu, bu sebeple icraya konu çek geçersiz olup icraya konu edilmemesi gerekirken icra takibine konu edilerek müvekkil aleyhine haksız ve kötü niyetli icra takibi başlatıldığını, 2020/66951 Esas sayılı icra takibine ihtiyadi haciz aldırılıp müvekkiline ait ... Eczanesine hacze çıkıldığını, haciz tehdidi altında müvekkil ödeme yapmak zorunda kaldığını, bu ödemelere ilişkin dekontlar ekte sunulduğunu, yapılan bu ödemelerin iptaline ve müvekkile iadesine karar verilmesi gerektiğini, bu sebeple her hangi bir borç ilişkisine dayanmayan ve müvekkilinin imzası taklit edilerek oluşturulmuş olan sahte çeke dayanılarak haksız ve kötü niyetli başlatılmış iş bu icra takibinde borçlu olmadıklarının tespiti ile takibin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Söz konusu olayda ... kendi ticari işletmesi için müvekkilinden elektrik hizmeti talep etmiş ve bu hizmetin karşılığı olarak söz konusu çeki müvekkiline verdiğini, müvekkili kendisine verilen bu çekin karşılığının ödenmemesi sonucunda alacağını tahsil etmek gayesiyle icra takibinde bulunmuş ve kesinleşen icra takibinin akabinde borçlu ...'a ait olan eczaneye hacze gidildiğini, ancak ... haczin yapılmaması amacıyla borcunu kabul ederek borç için kısmi bir ödeme yaptığını, bu durum Gaziantep icra müdürlüğü kayıtlarında da mevcut olduğunu, söz konusu çeklerin karşı tarafın bahsettiği gibi şirket yetkilisinin imzası ve bilgisi olmadan tedavüle konulmuş olması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkiline aynı bedelle iki adet 1'er ay vadeyle verildiğini, ilk keşide tarihli çek bankadan ödendiğini, yine bundaki imza da aynı olduğunu, dava konusu çekteki imza da ...'a ait olduğunu, işleri kötüye giden davacının en son olarak bu yola başvurarak alacaklarını sürümceme de bırakmak istediğini, ayrıca söz konusu diğer çekler hakkında bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen menfi tespit davası açılmadığını, bu durum da açıkça göstermektedir ki karşı taraf söz konusu çeklere ait borçlarını ikrar ettiğini, davacılar bu konuda kötüniyetli bir şekilde hareket ettiğini, ...' ın müvekkiline iki çek vermiş ekonomik sıkıntıya girmesi sonucunda 1 adet çek bankadan ödenmesine karşılık dava konusu çek de bir kısmı haciz mahalinde avukatı aracılığıyla ödendiğini, hukuki destek alan davacılar bu aşamada ödeme yaptıktan hemen sonra bu davayı açmaması ve piyasaya bunun gibi ödenmiş ödenmemiş bir çok çek sürmesi kötü niyetini gösterdiğini beyanla iş bu nedenle tüm bu araştırmalar yapıldıktan sonra davanın reddi ile birlikte kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. DELİLLER: 1-Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları, 2-Jandarma Kriminal Raporu, Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesi Raporu 3-İlgili kamu kurumlarından celp edilen cevabi yazılar, 4-İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar, HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE : Dava Nevi İtibari İle Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasına İlişkindir. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuki normların tespiti; Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845). Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; “Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi; “(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. (2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. (3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir. (4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir”; “Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi; “(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir” “Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise; “(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir: a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir”. şeklinde düzenlemeler içermektedir. İmza incelemesine ilişkin değerlendirme; 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 211. maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur ( Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.:Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1795). Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir. Açıklanan hükümler dikkate alınarak mahkememizin ara kararı gereği, imza incelemesi yapılmak üzere dosya kül halinde Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'na tevdi edilmiş olup, inceleme sonrası hazırlanan 28/09/2022 tarihli raporda özetle; İmza İncelemesinde; 1.İnceleme konusu çekin arka yüzende birinci ciranta hanesinde "... Medikal Sağlık..." adına atfen atılı bulunan imzanın; kişiye atfedilebilecek yeterlilikte kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeye, basit tersimli imza olduğu kanaatine varılmıştır. 2.İnceleme konusu çekin arka yüzende birinci ciranta hanesinde "... Medikal Sağlık..." adına atfen atılı bulunan imza ile ... ... mevcut mukayese imzaları arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada; yukarıda birinci matidede belirtilen sebeplerden dolayı, inceleme konusu çekin arka yüzende birinci ciranta hanesinde atılı bulunan söz konusu imzanın ... ... eli ürünü olup olmadığı hususunda müspet ya da menfi bir kanaat bildirmek mümkün olmamıştır. 3.İnceleme konusu çekin ön yüzü keşideci hanesinde "... ECZANESİ ... ..." adına atfen atılı bulunan imza ile ... ... mukayese imzaları arasında yapılan inceleme ve karşılatırmada; A. İmzaların genel şekli ve işleklik derecesi, B. İmzaların başlangı harektinin yapılışı, C. İmzalardaki buklesel hareketlerinin yapılışı, Ç. İmzalardaki dönüş hareketlerinin yapılışı, D. İmzalardaki el kaldırma hareketlerinin yapılışı, E. İmzalardaki sedil işaretlerinin yapılışı, F. İmzalardaki meyil ve istikamet pozisyonu, G.İmzalardaki bitim hareketinin yapılışı, Ğ.Kaligrafik ve karakteristik özellikler yönünden benzerlikler görülmüş olup, inceleme konusu çekin ön yüzü keşideci hanesinde atılı bulunan söz konusu imzanın ... ... ELİ ÜRÜN OLDUĞU kanaatine varılmıştır. El Yazısı İncelemesinde; İnceleme konusu çekin ön yüzünde bulunan el yazıları ve arka yüzende birinci cinata hanesinde bulunan el yazılarının birbirleri arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada; 1.Yazıların genel şekli ve işleklik derecesi, 2.Ortak harf ve rakamların tersimi, 3.Yuvarlak harflerin başlangıç ve bitim noktası, 4.Noktalama işaretlerinin yapılışı, 5.Kaligrafik ve karakteristik özellikler yönünden benzerlikler görülmüş olup, inceleme konusu çekin ön yüzünde ve arka yüzü birinci ciranta hanesinde bulunan el yazılarının AYNI ŞAHIS ELİ ÜRÜNÜ OLDUĞU kanaatine varılmıştır. Denetime elverişli ve ayrıntılı olarak düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır. Alınan raporda keşideci imzasının ...'a ait olduğunun belirlenmesine rağmen 1. Ciro üzerindeki imzanın kime ait olduğunun belirlenemediği görülmüştür. Davacı ise davasının ikame ederken münhasrıan 1. Ciro üzerindeki imzayı inkar yoluna gittiğinden 1. Ciro üzerindeki imzanın sıhhatinin tespiti için Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nden rapor alınması zorunluluğu hasıl olmuştur. Mahkememizin ara karar gereği Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin 11/08/2023 tarihli ve adli tıp raporunda özetle; Tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından yapılan incelemede; İnceleme konusu çekte yer alan basit tersimli 1. ciro imzası ile ...'ın mevcut mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği mahkememize bildirilmiştir. ATK raporunda da tespit üzerine 1. Ciro üzerindeki imzanın davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenlerle davacı lehtarın imzanın sıhhati sakata uğradığından dava konusu çekten sorumlu olmadığı yönünde hüküm tesisine gidilmiştir. Bu noktada davacı keşidecinin ciranta imzasının sahteliğine dayanıp dayanamayacağını irdelemek gerekecektir. İmzaların istiklali ilkesi bakımından yapılan değerlendirme; TTK'nun 667'nci "Geçerli olmayan imzaların bulunması" başlıklı maddesi; "Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını, sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez." şeklinde düzenlenmiştir. 6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nu da aynı esas benimsemiştir. Çek, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanununun 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, A /Göle, C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK' nın 778 ve 6762 sayılı eTTK.’nın 690, 730. maddeleri) Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir:Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268). Çek bir kıymetli evraktır. Her kıymetli evrak gibi çek te bir hak içerir ve bu hak çeklerde bir alacak hakkıdır. Çeke bağlanmış olan alacak hakkının istenebilmesi için çekin ibrazı şarttır. Başka bir kişiye devri de ancak çekin devri yoluyla sağlanabilir (6762 sayılı TTK’nın 557., 6102 sayılı TTK’nın 645. maddesi). Türk hukukunda çek kıymetli evrak olmasının yanı sıra kambiyo senedi de sayılır ve diğer kambiyo senetleri poliçe ve bono gibi sıkı şekil şartlarına tabidir. Çek diğer kambiyo senetleri olan poliçe ve bono gibi, kanunen emre yazılı bir kıymetli evraktır. Kanunen emre yazılı olduğu için "emre" kaydını kapsamadan bir kişi adına düzenlenen çek de emre yazılı sayılır. Çekin nama ve hamiline yazılı olarak düzenlenmesi de mümkündür (Bozer /Göle -s:225 vd). Poliçe ve bononun aksine çekte lehtarın gösterilmemesi çeki geçersiz kılmaz. Çekte lehdar gösterilmemişse bu çek hamile yazılı çek olarak geçerliliğini sürdürür (eTTK 697, TTK 795, Kayıhan, Ş.:Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018,s:107). 6102 sayılı TTK’nun 667'inci maddesine göre , bir poliçe, ehliyeti olmayan kimselerin imzalarını ihtiva ederse, sahte imzalar veya gerçekte mevcut olmayan (mevhum) kimselerin imzalarını taşırsa yahut senedi imzalayan kişiler (veya namına imzalanan) açısından herhangi bir sebepten bağlayıcı olmayan imzalar mevcutsa, bütün bu durumlar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez. Kambiyo senetlerinde (ticari senetler) “taahhütlerin bağımsızlığı” (imzaların istiklâli) ilkesi caridir (Ö., Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 1997, s: 414vd). Anılan madde eTTK’nın 730/3. maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, poliçeye atılan her geçerli imzanın (düzenleyenin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzaların sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen, poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların geçersizliği ilkesi ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak tanımaz. Poliçeye imza koyan kişi diğer imzaların geçersiz veya sahte olmasının riskini de taşır. Sahte imza sahibini bağlamaz, ancak sahte imzanın sahibi, sonradan onay verirse senetten dolayı egemen olan görüşe göre sorumlu tutulabilir. Kamu güvenliğini haiz bir senedin dolaşım gücü böyle sağlanabilir. Maddeye göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar (P., Reha/ T., Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul 2018, s: 178). Ticari senetlerde, senedin geçerliliği meselesi ile sorumluluk meselesi birbirinden tamamen ayrıdır. Kanun yapıcı, 667. maddede senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir (sahte imzayı atan dâhil olmak üzere). Borç yaratmayan imzalar yönünden müracaat kullanılmasına muhatap olmak da söz konusu değildir. Demek oluyor ki bu gibi imzaların varlığı hâlinde bütün riskler geçerli kalan imza sahiplerine kaymaktadır. Kambiyo senetlerine karşı güveni arttırmak, dolayısıyla da bu senetlerin tedavül gücünü yükseltmek bakımından taahhütlerin geçerliliği ilkesi Kıymetli Evrak Hukukunda büyük önem arzeder. Ticari senetlerin tedavül gücünü korumak açısından, poliçeyi iktisap edecek kimselerden, sadece kendilerini hak sahibi yapacak beyanın (doğrudan doğruya) geçerliliğini araştırmaları istenmiş; buna karşılık kendilerine poliçeyi (bonoyu veya çeki) devreden şahsı hak sahibi yapan beyanların da sıhhatini her yönüyle araştırmaları talep olunmamıştır. Bununla beraber Kanun yapıcının, poliçeyi iktisap eden kimseden doğrudan doğruya ilişkide bulunmadığı şahısların, özellikle temel poliçede yer alan temel beyanlar, sahipleri (bu beyanları yapmış görünen kimseler) yönünden geçersiz de olsa “sonraki beyanlar” geçerli kalır, yani bağımsızdır. Mamafih, bunun için, temel borçların, dış görünüşleri itibari ile yani şeklen kusursuz olması gerekir. Kısacası, maksat temel beyanın "geçerli olduğu hukukî görünümüne" güvenen kimselerin bu güvenini korumaktır. Bu himaye poliçe hukukunda görünüşe itimat esasının söz konusu olduğu diğer bütün hâllerden daha öteye gitmektedir; zira, bu hâllerde sadece iyiniyetli üçüncü şahısların iktisapları korunmaktadır; halbuki 667. madde, bunlardan da önce, lehtarın korunmasını da mümkün kılmıştır. Sahte imza, bir başkasının imzasının taklit edilmesi hâli olup, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı mülga TTK'nın 667. maddesi hükmü gereğince; ticari senetteki geçersiz imza zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Gürbüz,H ; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s.295; Doğanay s.1646-1647; Alışkan, M; Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998, s. 255 vd; Başbuğoğlu, T; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807;l Ertekin, E./ Karataş, İ; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998, s. 363). Eldeki davada davacılar vekili; çekin davacı lehdar elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı taraf ise çeki şeklen düzgün olan ciro silsilesine göre iktisap eden davalının iyiniyetli hamil olduğunu belirtmiştir. Lehtar cirosunun sahte olduğu ileri sürülmüş, keşidecinin imzası inkâr edilmemiş ve tartışma konusu yapılmamıştır. Ticari senetteki geçersiz imza sadece imza sahibi yönünden hükümsüzlük sonucu doğurur ve senetteki her imza diğerlerinden bağımsız olarak sadece imza sahibini bağlar. İmzaların bağımsızlığı ilkesi olarak adlandırılan bu ilke gereğince de geçerli imzaların sahipleri başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kendi sorumluluğundan kurtulamazlar. Bu nedenle de kendi imzasını inkâr etmeyen davacı keşideci lehtarın imzasının sahte olduğuna dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Eş söyleyişle; lehtar imzasının sahte olması hâli, keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Öte yandan; Senedi şeklen düzgün silsileye dayalı olarak ele geçiren hamilin son cirodan önceki cirolardaki imzaların sahte olduğunu bilmesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir sorumluluk da kendisine yüklenemez. Senet borçlusu ile senet alacaklısı arasındaki kişisel itiraz ve savunmalar senedi şeklen düzgün ciro silsilesi yolu ile ele geçirmiş olan iyi niyetli hamile karşı da ileri sürülemez. O hâlde, imzaların bağımsızlığı ilkesi gereğince imzası inkâr edilmeyip tartışma konusu yapılmayan davacı keşidecinin davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması mümkün görülmemiştir. (Emsal karar için bknz. YHGK 2017/19-1636 Esas ve 2019/319 Karar sayılı ilamı) Bu nedenlerle davacı çek keşidecisi konumundaki ... bakımından davanın reddi yönünde hüküm tesis edilmiştir. Arabuluculuk bakımından yapılan değerlendirme; Böylece 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanunla 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen 5/A maddesi, ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını dava şartı haline getirmiştir. 01.01.2019 Tarihinden bu yana zorunlu hale gelen ticari davalarda dava şartı arabuluculuk bulunmaktadır. Davanın açıldığı tarihte menfi tespit davalarında 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanun’un 5. Maddesine eklenen 5/A –(1) maddesinde aranan “……….. konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri………..” şartı bulunmamaktadır. Bu nedenle de ticari uyuşmazlığa konu menfi tespit davalarında dava şartı arabuluculuğa başvurulmasının zorunlu değildir. Davacılar ise dava açılmadan önce dava şartı arabuluculuk yoluna başvurmuşlardır. Hazineden karşılanan arabuluculuk ücretinin davada haksız çıkan kişi tarafından ödenmesi düzenlenmiştir. Fakat yukarıda bahsedildiği üzere bu husus ilgili davada arabululuculuğun dava şartı olması halinde geçerlidir. Davanın ikame edildiği tarihte menfi tespit davaları bakımından arabuluculuk dava şartı olmadığından arabuluculuk ücreti arabuluculuk yoluna başvuran kimse üzerine bırakılmıştır. Kötü niyet tazminatı bakımından yapılan değerlendirme; Öte yandan davacı taraf menfi tespit isteminin yanında ayrıca kötü niyet tazminatı talebinde de bulunmuştur. İİK'nun 72/4 maddesi; "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez." şeklinde düzenlenmiştir. İİK'nun 72/5 maddesi; "Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre davanın alacaklı lehine neticelenmesi halinde ihtiyati tedbir kararı uygulanmış ise kötü niyet tazminatına hükmedilecektir. Davanın borçlu lehine neticelenmesi halinde ise takibin, haksız ve kötü niyetli olması ve istemin bulunması halinde, davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Eldeki davada ihtiyati tedbir kararı uygulanmadığından hakkında red kararı verilen borçlu aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir. Dava lehine neticelenen borçlu lehine ise davalı alacaklının imzanın davacıya ait olup olmadığını bilebilecek durumda olmaması ve kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir. Neticen; Tüm dosya kapsamı denetime elverişli olarak alınmış bilirkişi raporları, taraf beyanları, birlikte değerlendirildiğinde davacı ... Sağlık San. ve Tic. Ltd. Şti. adına atfen atılan imzanın cirantaya ait olmaması dikkate alınarak davasının kabulüne; keşideci ... bakımından ise imzaların istiklali ilkesi gereği davasının reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda yazılı olan nedenlerle; A1-Davanın davacı ... Sağlık San. ve Tic. Ltd. Şti. Bakımından KABULÜ ile; Gaziantep İcra Dairesi'nin 2020/66951 Esas sayılı dosyasında takibe konu ... ... Gaziantep ... Şubesi'ne ait keşidecisi ... Eczanesi ... olan ... seri numaralı 30/08/2020 keşide tarihli 30.000,00 TL çekten kaynaklı alacaktan dolayı BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, A2-Şartlar oluşmadığından kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, A3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 31.538,07 TL üzerinden alınması gereken 2.154,37 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 538,60 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye ‭1.615,77‬ TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, A4-Davacı tarafından yatırılan 538,60 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, A5-Davacı ... Medical Sağlık San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen‭ 1.842,15‬ TL posta, tebligat ve bilirkişi ücretinden oranlama yapılmaksızın oluşan hesaplanan yargılama gideri ve 179,90 TL başvurma harcı olmak üzere toplam ‭2.022,05‬ TL'nin davalıdan alınarak davacı ... Medical Sağlık San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne VERİLMESİNE, A6-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, A7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 17.900 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı ... Medical Sağlık San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne VERİLMESİNE, B1-Davanın davacı ... bakımından REDDİNE; B2-Şartlar oluşmadığından kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, B3- Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 saylı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL ilam harcından dava açılırken yatırılan 80,70 TL peşin harç ve 457,90 tamamlama harcının toplamı olan 538,60 TL'nin mahsubu fazladan alınan 268,75 TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğine davacıya İADESİNE , B4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca madii tazminat bakımından hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, B5-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, B6-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, B7- Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE, B8-Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk dava şartı nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin 02/06/2018 Tarihli ve 30439 Sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m.26/4 hükmü uyarınca davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi. 11/10/2023

Atıf: Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/335, K. 2023/525, T. 11.10.2023, www.arakarar.com/karar/gaziantep-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2021-335-e-2023-525-k-c9ab08595d2e