Danıştay · Danıştay
Danıştay 2023/2989 E. 2025/326 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2023/2989
- Karar No
- 2025/326
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2989 Karar No : 2025/326
TEMYİZ EDENLER :I-(DAVACILAR): 1- ... 2-... Odası 3- ...Odası 4-... Derneği 5- ...Odası 6- ... Emlak Komisyoncuları Arz. Kuyum. E. Ev. Eşy. Odası VEKİLİ: Av. ... II-(DAVALI): ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ...
DİĞER DAVACILAR : 1- ... Odası ... 2-... 3- ... Derneği 4- ... Federasyonu 5- ... Odası VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 09/02/2023 tarih ve E:2018/3688, K:2023/420 sayılı kararının, davacılar tarafından davanın reddine ilişkin kısmının; davalı idare tarafından yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması karşılıklı olarak istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik'in 2. maddesinin 1. fıkrasının, 4. maddesinin 1. fıkrasının (d), (h), (j) bentlerinin, c) 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarının, 6. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin, 7. maddesinin 1. ve 3. fıkralarının, 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarının, 13. maddesinin 1. fıkrasının (a), (d), (e), (f) bentlerinin, 14. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 15. maddesinin 3. fıkrasının (b) ve (e) bentlerinin, 17. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin, 18. maddesinin 3. fıkrasının, 19. maddesinin 1. ve 3. fıkralarının, 20. maddesinin 1., 3. ve 6. fıkralarının, Geçici 1. maddesinin 1. ve 4. fıkralarının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 09/02/2023 tarih ve E:2018/3688, K:2023/420 sayılı kararıyla; Usul Yönünden: Davanın, Davacılardan ... Derneği, ... Odası, ... ve ...Federasyonu Bakımından İncelenmesi: Davacı vekili tarafından verilen ve 05/08/2018 tarihinde kayda giren dilekçeyle, davacılardan ... Derneği, ... Odası, ... ve ...Federasyonu bakımından davadan feragat edildiği, yasal şekle uygun olarak yapılan davadan feragat başvurusu nedeniyle adı geçen davacılar açısından davanın esasının incelenmesine hukuki olanak bulunmadığı, Davalı İdarenin Süre Aşımı İtirazının İncelenmesi: Uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu düzenlemeleri içeren Yönetmelik'in, 05/06/2018 tarihli Resmi Gazete nüshasında yayımlandığı, davacılar tarafından 03/08/2018 tarihinde Danıştaya sunulan dava dilekçesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca 60 gün içinde bakılan davanın açıldığı anlaşıldığından, davalı idarenin süre aşımı itirazının yerinde görülmediği, Esas Yönünden: A) Davanın Konusuz Kalıp Kalmadığı Hususunun İncelenmesi: 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik'in dava konusu maddelerinin tamamında, özellikle 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile birtakım değişikliklerin yapıldığı görüldüğünden, dava açıldıktan sonra yapılan söz konusu değişiklikler nedeniyle bakılan davanın konusuz kalıp kalmadığının ayrıca irdelenmesi gereğinin doğduğu; bununla birlikte, Yönetmelik değişikliklerinin içerik, anlam ve kapsamlarının farklılığı (örneğin, bazı hükümler herhangi bir değişikliğe uğramamasına rağmen Resmi Gazete'de yeniden yayımlanmıştır) nedeniyle söz konusu değerlendirmenin her madde yönünden ayrı ayrı yapılmasının uygun olacağı sonucuna varıldığı, bu itibarla dava konusu Yönetmelik kurallarının bu yönden incelenmesine geçildiği, 1) Yönetmelik'in 2. maddesinin 1. fıkrasının, 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (j) bentlerinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının, 6. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin, 7. maddesinin 3. fıkrasının, 10. maddesinin 2. fıkrasının, 13. maddesinin 1. fıkrasının (d), (e) ve (f) bentlerinin, 15. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin, 20. maddesinin 6. fıkrasının, Geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi: Anılan maddelerde yapılan değişikliklerin, uyuşmazlığın esasına etkili ve davacıların iddialarını karşılar nitelikte olmaması, bazı kuralların içerik açısından herhangi bir değişikliğe uğramaksızın Resmi Gazete'de (başka fıkra ve bentlerde de olsa) aynen yeniden yayımlanması karşısında; anılan madde, fıkra, bent ve kısımlar yönünden uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı, 2) Yönetmelik'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin incelenmesi: Taşınmaz ticaretinin, sadece alım-satım ve kiralamaya aracılık faaliyeti ile sınırlı olmamak üzere "devir, trampa, kat karşılığı inşaat" gibi mülkiyeti devir borcu doğuran işlemler ile ayni veya şahsi hak tesis eden işlemlere aracılık etmeyi de içerecek şekilde genişletildiği anlaşıldığından, davacıların iddia ettiği eksikliğin değişiklikle giderilmesi karşısında, bu maddenin iptali istemi yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna varıldığı, 3) Yönetmelik'in 5. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesi: Davacılar tarafından dava konusu edilen ve yürürlükten kaldırılan "Bir işletmede birden fazla tacir veya esnaf ve sanatkârın taşınmaz ticareti faaliyetinde bulunması durumunda işletme adına yalnızca bir yetki belgesi düzenlenir." düzenlemesinin dışında bu düzenlemeye dayanılarak tesis edilen herhangi bir uygulama işleminin iptalinin de istenilmediği ve bu hâliyle davanın konusunun kalmadığı anlaşıldığından, bu kısım yönünden, konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığı, 4) Yönetmelik'in 7. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi: Söz konusu maddede yer alan ve davacılar tarafından iptali istenilen cümlenin, 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'in 6. maddesiyle yapılan değişiklik sonucunda yürürlükten kaldırıldığı, bu hâliyle davanın konusunun kalmadığı anlaşıldığından, bu kısım yönünden, konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığı, 5) Yönetmelik'in 10. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesi: 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le anılan maddede yapılan değişiklikle dava konusu fıkrada yer alan hükmün ilga edildiği anlaşıldığından, bu fıkranın iptali istemi yönünden davanın konusuz kaldığı, 6) Yönetmelik'in 13. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin incelenmesi: Taşınmaz ticaretinin, sadece alım-satım ve kiralamaya aracılık faaliyeti ile sınırlı olmamak üzere "devir, trampa, kat karşılığı inşaat" gibi mülkiyeti devir borcu doğuran işlemler ile ayni veya şahsi hak tesis eden işlemlere aracılık etmeyi de içerecek şekilde genişletildiği anlaşıldığından, davacıların iddia ettiği eksikliğin değişiklikle giderilmesi karşısında, bu maddenin iptali istemi yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna varıldığı, 7) Yönetmelik'in 14. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin incelenmesi: 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le yapılan değişiklik sonucu, dava konusu bendin, "Taşınmaz ticaretiyle iştigal edilen iş yeri ikamet amacıyla kullanılamaz ve bu iş yerinde başka bir ticari faaliyette bulunulamaz." halini aldığı, dolayısıyla davacıların iddia ettiği eksikliğin anılan değişiklikle giderilmesi karşısında, bu maddenin iptali istemi yönünden davanın konusuz kaldığı, 8) Yönetmelik'in 15. maddesinin 3. fıkrasının (e) bendinin incelenmesi: 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le yapılan değişiklikle, 15. maddenin 2. fıkrasının (e) bendinde, yetkilendirme sözleşmesinde yer alacak hususlar arasında sadece "sözleşmenin süresi" ibaresine yer verilmek suretiyle dava konusu bentte sözleşmenin süresi yönünden taraflara getirilen kısıtlama kaldırılarak taraflara bu konuda serbesti tanındığı, bu haliyle, aktarılan değişiklik ile davacıların anılan maddeye yönelik hukuka aykırılık iddiaları giderilerek talepleri yerine getirilmiş bulunduğundan, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı sonucuna varıldığı, 9) Yönetmelik'in 17. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin incelenmesi: 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le yapılan değişiklik ile 17. maddenin 2. fıkrasının (d) bendinde, aynı düzenlemenin prensip itibarıyla korunduğu, ancak "iş sahibi veya alıcının" ibaresi yerine "kiracı veya kiralayanın" ifadesine yer verilmek suretiyle davacıların anılan maddeye yönelik hukuka aykırılık iddiaları giderilerek talepleri yerine getirilmiş bulunduğundan, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığının anlaşıldığı, 10) Yönetmelik'in 18. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesi: 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le dava konusu düzenlemede yapılan değişiklik ile hizmet ortaklığı sözleşmesinin bir örneğinin düzenlenme tarihinden itibaren üç iş günü içinde iş sahibine yazılı olarak veya elektronik ortamda gönderileceğinin kural altına alındığı, davacıların anılan maddeye yönelik talepleri yerine getirilmiş bulunduğundan, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığının anlaşıldığı, 11) Yönetmelik'in 19. maddesinin 1. ve 3. fıkralarının incelenmesi: 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le dava konusu düzenlemede yapılan değişiklik ile alım satımına veya kiralanmasına aracılık edilen taşınmazın alıcı veya kiracıya fiziksel olarak veya elektronik ortamda gösterilmesi hizmetinin, taşınmaz gösterme belgesi düzenlenmek suretiyle verileceğinin öngörüldüğü, her bir taşınmaz için ayrı ayrı taşınmaz gösterme belgesi düzenlenmesi şeklindeki kuralın yürürlükten kaldırıldığı, aynı maddenin -değişiklikle eklenen- 4. fıkrasında da, taşınmaz gösterme belgesinin (her bir taşınmaz için değil) her bir alıcı veya kiracı için ayrı ayrı düzenleneceğinin belirtildiğinin görüldüğü, bu itibarla, davacıların anılan maddeye yönelik talepleri yerine getirilmiş bulunduğundan, 1. fıkra yönünden davanın konusuz kaldığı, 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile yapılan değişiklik sonucu 19. maddenin yeniden düzenlenen halinde, ilçe sınırları dışında gösterme hizmeti için ulaşım masrafları istenileceğine dair kurala yer verilmediği ve maddeye eklenen 4. fıkrada, taşınmazı gösterme hizmeti karşılığında herhangi bir bedel talep edilemeyeceğinin -istisnaya yer verilmeksizin- belirtildiğinin görüldüğü, bu haliyle anılan düzenlemenin iptali istemi yönünden de davanın konusuz kaldığının anlaşıldığı, 12) Yönetmelik'in 20. maddesinin 1. ve 3. fıkralarının incelenmesi: 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile 20. maddenin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle, "Alım satım veya kiralamaya aracılık hizmetleri ile aynı anda bu hizmetlerle ilişkili olarak 13 üncü maddede belirtilen diğer hizmetlerin de verilmesi durumunda, ayrı yetkilendirme sözleşmesi düzenlenmiş olsa dahi sadece bir hizmet bedeli alınabilir ve bu bedel, alım satıma aracılık hizmeti için birinci fıkrada belirtilen orandan, kiralamaya aracılık hizmeti için ise ikinci fıkrada belirtilen tutardan fazla olamaz." kuralının getirildiği, davacıların iddia ettiği üzere 13. madde kapsamında kalan diğer hizmetlerin de bedele dahil edildiği görüldüğünden, 1. fıkra yönünden davanın konusuz kaldığının anlaşıldığı, 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le 20. maddenin 4. fıkrasında yapılan değişiklikle, "İşletme ve sözleşmeli işletme, yetkilendirme sözleşmesine konu hizmetin verilmesi ile hizmet bedeline hak kazanır. " kuralına yer verildiği, dolayısıyla işletmenin taşınmaz alım-satım işlerine aracılık hizmetinde tapuya tescilin yapılması, kiralamaya aracılık hizmetinde ise kira sözleşmesinin kurulması halinde değil, yetkilendirme sözleşmesine konu hizmeti vermesi ile hizmet bedeline hak kazanacağının öngörüldüğü, bu haliyle, davacıların anılan maddeye yönelik hukuka aykırılık iddiaları giderilerek talepleri yerine getirilmiş bulunduğundan, 3. fıkra yönünden de davanın konusuz kaldığının anlaşıldığı, 13) Yönetmelik'in Geçici 1. maddesinin 4. fıkrasının incelenmesi: 14/10/2020 tarih ve 31274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'le Geçici 1. maddede yapılan değişiklikle, maddenin 3. fıkrasında, 05/06/2018 tarihi itibarıyla taşınmaz ticaretine ilişkin gelir veya kurumlar vergisi ya da meslek odası kaydı bulunan işletmeler adına ikinci fıkrada belirtilen kişiler tarafından 31/07/2021 tarihine kadar yapılan yetki belgesi başvurularında, 05/06/2018 tarihinden önce Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığınca yetkilendirilen kurum ve kuruluşlar veya üniversitelerden taşınmaz ticaretine ilişkin eğitim sertifikası alınmış olması koşuluyla, 6. maddenin 1. fıkrasının (ç) bendinde belirtilen mesleki yeterlilik belgesi şartının aranmayacağının öngörüldüğü, bu haliyle, davacıların anılan fıkraya yönelik hukuka aykırılık iddiaları giderilerek talepleri yerine getirilmiş bulunduğundan, anılan fıkra yönünden de davanın konusuz kaldığı, Sonuç olarak, anılan değişiklikler ile Yönetmelik'in dava konusu 4. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin, 5. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. fıkrasının, 10. maddesinin 3. fıkrasının, 13. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 14. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 15. maddesinin 3. fıkrasının (e) bendinin, 17. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin, 18. maddesinin 3. fıkrasının, 19. maddesinin 1. ve 3. fıkralarının, 20. maddesinin 1. ve 3. fıkralarının ve Geçici 1. maddesinin 4. fıkrasının iptalleri istemi yönünden davanın konusuz kaldığının anlaşıldığı, B) Yönetmelik'in Yetki Yönünden İncelenmesi: Kararda yer verilen mevzuat hükümleri bir arada değerlendirildiğinde; perakende sektörünün ve perakende işletmelerin ülke genelinde dengeli bir şekilde yayılması, büyümesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar yapmak, taşınmaz ve ikinci el motorlu kara taşıtı alım satımı gibi ticari faaliyetleri yürütenlere yönelik mesleki davranış kurallarını belirlemeye ve bu faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin düzenlemeler yapmak, Kanun'un uygulanmasıyla ilgili olarak oluşan tereddütleri gidermek, perakende ticarete yönelik düzenlemeler yapmak ve her türlü idari tedbiri almak, perakende ticarete ilişkin mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek konusunda Ticaret Bakanlığının yetkili olduğu; tapu kütüğüne kayıtlı olsun ya da olmasın taşınmaz alım satımı ve kiralanması ile tapu işlemlerine aracılık eden, taşınmazla ilgili danışmanlık ve yönetim hizmeti veren gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların mesleki faaliyetlerini, yetki belgesinin verilmesi, yenilenmesi, askıya alınması ve iptaline ilişkin usul ve esasları, taşınmaz ticaretiyle iştigal eden işletmelerde aranan şartları, bu işletmelerin faaliyetlerine ilişkin yükümlülüklerini ve Bakanlık, yetkili idareler ile ilgili diğer kurum ve kuruluşların taşınmaz ticaretine ilişkin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik'in de anılan yetki kapsamında kaldığı; dolayısıyla dava konusu kuralları içeren Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik'te yetki yönünden hukuka aykırılık bulunmadığının açık olduğu, C) Davanın, Konusuz Kalmadığı Sonucuna Varılan Yönetmelik Kuralları Yönünden, Davacıların İddiaları İle Sınırlı Olarak İncelenmesi: 1) Yönetmelik'in 2. maddesinin 1. fıkrasının, 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin ve 5. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi: Dava konusu maddelerin işlem tarihinde yürürlükte bulunan halinde, taşınmaz ticaretiyle iştigal eden kişilerin, gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkarlar olarak kabul edildiği; davacılar tarafından, konunun muhatapları olmayan diğer tacirler ile esnaf ve sanatkarların Yönetmelik kapsamına dahil olmaması için, dava konusu kurallarda geçen "tacirler", "esnaf ve sanatkarlar" ile "ticari işletme" ifadelerinin önüne, "NACE kodu uyumlu" ibaresinin eklenmesi gerektiği ileri sürülerek eksik düzenleme nedeniyle anılan kuralların iptalinin istenildiği, (NACE kodu, Avrupa Birliği'nde Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması anlamına gelmekte olup, meslek kodlarının ve ekonomik faaliyetlerin tehlike sınıflarının belirlendiği bir kodlama sistemidir.) Dava konusu Yönetmelik'in adı, amaç ve kapsam maddeleri ile diğer maddelerinin bir bütün olarak incelenmesinden; Yönetmelik'in yalnızca "taşınmaz ticareti ile iştigal eden tacir, esnaf ve sanatkar ile ticari işletmeleri" kapsadığı, dolayısıyla taşınmaz ticareti ile iştigal etmeyen diğer tacirler ile esnaf ve sanatkarların Yönetmelik kapsamında bulunmadığının sabit olduğu, nitekim Yönetmelik'in 6. maddesinde, işletme sahibinin, taşınmaz ticaretiyle iştigal ettiği hususunu, "meslek odası kaydı" ve "gelir veya kurumlar vergisi kaydı" ile ispatlaması kaydıyla yetki belgesi düzenleneceğinin öngörüldüğü, bu haliyle Yönetmelik kapsamındaki "tacirler", "esnaf ve sanatkarlar" ile "ticari işletme" ibarelerinin anlam ve kapsamının muğlak, müphem olduğundan ve dolayısıyla bu konuda eksik düzenleme bulunduğundan söz edilemeyeceği sonucuna varıldığı, 2) Yönetmelik'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinin incelenmesi: Dava konusu bentte, yetkili idarenin, "işyeri açma ve çalışma ruhsatını vermeye yetkili belediye veya il özel idareleri ile diğer idareler" olarak tanımlandığı; davacılar tarafından, anılan tanıma "meslek odaları"nın da eklenmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verildiği, Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabildikleri, Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeninin, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içerdiği ve her normun geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan aldığı, normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceğinin hukukun genel ilkelerinden olduğu, Yönetmelik'in dava konusu bendindeki tanımın, dayanağı 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinde yer alan hüküm ile birebir aynı olduğu, bu haliyle dava konusu düzenlemenin Kanun'un tekrarından ibaret bulunduğu ve Kanun'u aşar şekilde düzenleme yapılmasının hukuken mümkün bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu kuralda eksik düzenleme olmadığı ve davacıların iddialarının hukuki dayanaktan yoksun bulunduğu sonucuna varıldığı, 3) Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin incelenmesi: Dava konusu bendin işlem tarihinde yürürlükte bulunan halinde, işletmeye yetki belgesi verilebilmesi için, gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerinin, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin temsile yetkili kişilerinden en az birinin, şubelerde ise şube müdürünün sorumlu emlak danışmanı (seviye 5) ulusal yeterliliğine dayalı mesleki yeterlilik belgesine sahip olması gerektiğinin kurala bağlandığı; davacılar tarafından, anılan kuralla, yetki belgesi sahibi herhangi bir şirkete ortak olmayıp da yetkili temsilci olarak atanan kişilerin Yönetmelik'in 6. maddesinde aranılan koşullardan muaf tutularak faaliyette bulunmasına yol açıldığı, bu nedenle bentte yer alan "tüzel kişi tacirlerin temsile yetkili kişilerden en az birinin" ifadesinin, "temsile yetkili ortaklardan en az birinin" şeklinde değiştirilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, Dava konusu Yönetmelik'in taşınmaz ticaretine yönelik getirdiği sisteme bakıldığında; taşınmaz ticareti ile iştigal eden gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkarların ticari işletmeleri için "yetki belgesi", bu işletmelerin sahibi gerçek kişi tacir, esnaf ve sanatkarların kendileri için, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin ise görevlendirdikleri temsile yetkili kişiler ve varsa şube müdürleri için sorumlu emlak danışmanı (seviye 5) ulusal yeterliliğine dayalı "mesleki yeterlilik belgesi", bu işletmelerde pazarlama ve satış personeli olarak çalışan kişiler için ise sorumlu emlak danışmanı (seviye 5) veya emlak danışmanı (seviye 4) ulusal yeterliliğine dayalı "mesleki yeterlilik belgesi" alınmasının öngörüldüğü, Dolayısıyla, dava konusu Yönetmelik'in, sermaye (meslek odası ve vergi kaydı) sahibi ticari işletme için "yetki belgesi", işgücü/emek sahibi temsile yetkili kişi, şube müdürü ile pazarlama ve satış personeli için "mesleki yeterlilik belgesi" koşullarını aradığı, söz konusu ikili sistemin, dayanağı 6585 sayılı Kanun'la verilen yetki kapsamında bulunduğu gibi, davacıların iddia ettiklerinin aksine, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirleri temsile yetkili kişilerin taşınmaz ticareti alanında yetkisiz, kayıtsız veya liyakatsiz bir şekilde çalışmalarına da neden olmadığının anlaşıldığı, Öte yandan, mesleki yeterlilik sisteminde, bir meslek dalının icra edilebilmesi için gerekli bilgi, beceri, tavır ve tutumların belirlendiği; saha tecrübesi, işyeri eğitimleri, sertifika programları ve mesleki kurslar gibi farklı eğitim yollarından da yararlanılarak bu yetkinliklere sahip işgücü yetiştirildiği, başarılı olanlara ise "mesleki yeterlilik belgesi"nin verildiği, Buna göre, dava konusu kuralla, taşınmaz ticaretinin, bent kapsamında olup da katıldıkları mesleki yeterlilik eğitimi sonucunda başarılı bulunarak mesleki yeterlilik belgesi alan nitelik kazandırılmış kişiler tarafından yürütülmesinin, böylelikle mesleki kalitenin artırılmasının amaçlandığı, ayrıca tüzel kişi tacirlerin mesleki yeterlilik belgesi sahibi ortaklarının temsile yetkili olması halinde taşınmaz ticareti faaliyetinde bulunmasına da bir engel/sınırlama getirilmediği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede dayanağı mevzuata, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, 4) Yönetmelik'in 7. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesi: Anılan fıkrada, yetki belgesi verilmesinde aranan şartları taşıdığı anlaşılan işletmelere, başvuru tarihinden itibaren on gün içinde yetki belgesinin verilmesinin öngörüldüğü, davacılar tarafından, işin kapsamı dikkate alındığında bu sürenin yetersiz olduğunun ileri sürüldüğü, Bununla birlikte, davacılar tarafından iddialarını kanıtlayacak herhangi bir somut bilgi ve belge sunulamadığı gibi davalı idare tarafından da halihazırda yetki belgesi başvurularının süresi içinde tamamlanabildiğinin belirtildiği görüldüğünden, davacının hukuki dayanaktan yoksun bulunan iddiasına itibar edilmediği, Kaldı ki, dava konusu kuralda belirtilen sürenin, hukuki belirlilik ve düzenli idare ilkelerinin gereği olarak idare için tanınan bir süre olduğu, başvurucular yönünden hak düşürücü nitelik arz etmediği; başka bir ifadeyle, idarece anılan sürenin dolmasına rağmen yetki belgesi düzenlenmemiş olmasının, yetki belgesi başvurucuları yönünden herhangi bir hak kaybına neden olmadığı, Bu durumda, anılan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, 5) Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi: Dava konusu fıkrada, Yönetmelik'in 6. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen kişiler (temsile yetkili kişiler ile şube müdürleri) ile işletmede pazarlama ve satış personeli olarak çalıştırılan kişilerin ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarının taşınmaz ticareti ile ilgili alanlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki öğretim kurumlarından mezun olmaları durumunda mesleki yeterlilik belgesi şartının aranmayacağının düzenlendiği; davacılar tarafından, anılan kuralla yükseköğretim veya ortaöğretim kurumlarının taşınmaz ticareti ile ilgili kısımlarından mezun olan kişilere ayrıcalık tanındığı iddiasıyla kuralın iptalinin istenildiği, Anayasa Mahkemesinin de kararlarında belirttiği gibi, Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitliğin öngörüldüğü, eşitlik ilkesinin amacının, aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğu, bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlalinin yasaklandığı, Kanun önünde eşitlik ilkesinin herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediği, durum ve konumlardaki özelliklerin, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kurallara bağlı tutulması halinde Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesinin ihlal edilmiş olmayacağı, Bu bakımdan, davacıların iddialarının aksine, "temsile yetkili kişiler", "şube müdürleri" ve "pazarlama ve satış personeli"nin, kendi aralarında, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarının taşınmaz ticareti ile ilgili alanlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki öğretim kurumlarından mezun olup olmamaları yönünden eşitliğe aykırı, ayrıcalık içeren farklı düzenlemelere tabi tutulmasının söz konusu olmadığı, başka bir ifadeyle, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarının taşınmaz ticareti ile ilgili bölümlerinden mezun olanlar ile bu bölümlerden mezun olmayanların eşit statüde kabulü mümkün olmadığından, aynı kurallara tabi tutulmasını beklemenin hakkaniyete uygun olmadığı gibi, öğrenim sürecinde kazandıkları yeterlikleri gözetilerek "mesleki yeterlik belgesinden" muaf tutulmalarının da eşitlik ilkesinin ihlali sonucunu doğurmadığı, Bu durumda, anılan bölümlerden mezun olan bu kişilerden ayrıca mesleki yeterlilik belgesi istenilmesinde hukuki yarar bulunmadığı da gözetildiğinde; dava konusu fıkrada hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, 6) Yönetmelik'in 13. maddesinin 1. fıkrasının (d), (e) ve (f) bentlerinin incelenmesi: Dava konusu bentlerde, taşınmaz ticaretiyle iştigal edenlerin, "alıcı veya kiracı ile sözleşme yapmak, kira bedeli ödemeleri ile abonelik işlemlerini takip etmek, taşınmazın tamiri, bakımı ve onarımı gibi hizmetlerin verilmesini sağlamak ve bu hususlarla ilgili süreç hakkında iş sahibini bilgilendirmek; taşınmazla ilgili danışmanlık ve yönetim hizmeti vermek; taşınmaz ticaretine ilişkin diğer hizmetleri yürütmek" hususlarında hizmet verebileceğinin düzenlendiği; davacılar tarafından ise, anılan bentlerde sayılan işlerin doğrudan emlakçılık işi ile ilgili olmadığı, emlak hizmeti veren kişilerin, sanki bu hizmetleri de işin bir parçası olarak vermek zorunda oldukları gibi bir tereddüdün oluştuğu ileri sürülerek kuralların iptalinin istenildiği, 13. madde, işlem tarihinde yürürlükte olan haliyle bir bütün olarak incelendiğinde; maddenin 1. fıkrasının ilk cümlesinde, "Taşınmaz ticaretiyle iştigal edenler aşağıdaki hizmetleri verebilir:" kuralının yer aldığı, dolayısıyla dava konusu bentlerde sayılan işlerin taşınmaz ticareti kapsamına dahil edilmekle birlikte, mutlak surette bu hizmetlerin de verilmesi zorunluluğunun getirilmediği, daha açık bir anlatımla, taşınmaz ticareti ile iştigal eden işletmelerin iştigal sahalarının sınırlarının belirlenmesiyle yetinilip bu alanların hepsinde ayrı ayrı ya da birlikte hizmet verilmesine yönelik zorlayıcı ya da sınırlayıcı bir kurala yer verilmediği, bentler halinde sayılan alanların hangisinde faaliyette bulunulacağı hususun işletmelerin ihtiyarına bırakıldığının anlaşıldığı, Bu haliyle iptali istenilen düzenlemelerde hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, 7) Yönetmelik'in 15. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin incelenmesi: Dava konusu bentte, iş sahibi ile işletme arasında yazılı şekilde yapılan yetkilendirme sözleşmesinde taşınmazın durumu ile ilgili yer alması gereken bilgilere yer verildiği; davacılar tarafından, dava konusu kuralla belirlenen yetkilendirme sözleşmesinin kapsamının, emlak ofisleri tarafından kullanılamaz boyutta genişletildiği, bu bilgilerin bazılarının doldurulmasının pratikte mümkün olmadığı, yapı kullanma izni, tapu kaydı bilgileri, cinsi ve adresi, büyüklüğü, fiili kullanım durumu, kat, cephe özellikleri, üzerinde ipotek, haciz ve benzeri kısıtlamaların bulunup bulunmadığı hususlarının sözleşmede yer almasının esasen yeterli olduğu, yetkilendirilen işletmenin edinemeyeceği, edinse dahi somut olarak karmaşa yaratacak sosyal donatılara, duraklara uzaklık vs. gibi kriterlerin sözleşmeye yazılmasının mümkün olmadığının ileri sürüldüğü, Taşınmaz satışına veya kiralanmasına muhatap olan alıcı veya kiracıların, satışa veya kiralamaya konu olan taşınmaz hakkında tam ve yeterli bilgiye ulaşmaları, bu kapsamda taşınmazın fiziki ve çevresel özelliklerini net olarak bilmeleri, bu kişilerin ihtiyaçlarının ve ekonomik çıkarlarının sağlanması suretiyle davranışlarının doğru yönlendirilmesi, güvenli bir piyasa ortamının temin edilmesi açısından önem arz ettiği gibi, bentte sayılan taşınmaza yönelik bilgilerin, taşınmaz ticaretiyle iştigal eden işletmelerin erişebileceği ve mesleklerinin gereği olarak ilgililere aktarmakla yükümlü/görevli bulundukları hususlar olduğunun görüldüğü, Bu bağlamda, taşınmaz ticaretinin Yönetmelik ile belirlenen kurallar çerçevesinde belirli düzen içerisinde yapılması ve alıcı ile kiracıların korunması amacıyla, 6585 sayılı Kanun'un davalı idareye verdiği yetki kapsamında tesis edildiği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmediği, Öte yandan, Yönetmelik'in dava konusu bentlerinde yer alan hususların, işletme ve iş sahibiyle birlikte somut olarak tespiti, basit ve kolay bir araştırma yapılması sonucu olanaklı olduğundan, yetkilendirme sözleşmesinde bu bilgilere yer verilmesinin pratikte uygulanamaz olduğu yönündeki davacılar iddiasının da yerinde görülmediği, 8) Yönetmelik'in 20. maddesinin 6. fıkrasının incelenmesi: Dava konusu fıkrada, taşınmazın, yetkilendirme sözleşmesinin süresi içinde, taşınmaz gösterme belgesini düzenleyen işletmenin bertaraf edilerek doğrudan iş sahibinden satın alınması veya kiralanması durumunda işletme hizmet bedeline hak kazanılacağının öngörüldüğü; davacılar tarafından, iş sahibinin kasıtlı olarak yetkilendirme süresinin bitimini bekledikten sonra işlem yapması halinde işletmenin mağdur olacağı, Yönetmelik hükmünün Borçlar Kanunu ilkelerine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, Anılan kuralın, bir yandan, sözleşme kapsamında taşınmazı alıcıya veya kiracıya göstermek suretiyle işletmenin sarf etmiş olduğu emek ve zamanın karşılığı olarak hizmet bedelinin ödenmesini temin ederek işletmenin; diğer yandan, sözleşmenin süresi, dolayısıyla işletmenin taşınmaz gösterme hizmeti sona erdikten sonra alıcı veya kiracının satın alma veya kiralama yönünde nihai iradesini ortaya koyması halinde alıcı/satıcının veya kiracı/kiralayanın bu aşamada hak edilmemiş olan hizmet bedelini ödememesini sağlayarak alıcı/satıcının veya kiracı/kiralayanın; bir başka yönden de, iş sahibinin mülkiyet hakkının bir gereği olarak taşınmazını bizzat istediği kişiye kiralama veya satma yetkisini gözeterek alıcı/satıcının hakkını koruyucu bir düzenleme niteliğinde olduğu; bu haliyle dava konusu kuralla, çatışan menfaatler arasında makul ve adil bir denge kurulduğu sonucuna varıldığından, düzenlemede hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmediği, Öte yandan; dava konusu düzenlemenin genel bir "kural" içerdiği, işletme tarafından, iş sahibinin (satıcı/kiralayan) sözleşmenin sona ermesinin ardından işletmeyi devre dışı bırakmak suretiyle kusurlu davranışta bulunduğu ve bu nedenle culpa post pactum perfectum (sözleşmenin art etkisi) kapsamında sözleşmeden kaynaklanan sorumluluğunun olduğu ileri sürülerek adli yargıda dava açılabileceği; bir başka ifadeyle, dava konusu kuralın, "istisnai" durumlarda somut olaya göre (örneğin, sözleşmenin bitimi üzerinden geçen süre vb.) adli yargı mercilerince yapılacak değerlendirmeyi ve verilecek hükmü kısıtlayıcı nitelik arz etmediğinin de açık olduğu, 9) Yönetmelik'in Geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi: Dava konusu düzenleme ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte taşınmaz ticareti ile iştigal eden, ancak gelir/kurumlar vergisi kaydı ile meslek odası kaydı bulunmayan tacirler ile esnaf ve sanatkarların, faaliyetlerine devam koşulu olarak Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasına uyum sağlaması için bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 18 aylık süre verildiği; davacılar tarafından, odaya kayıtlı olmaksızın taşınmaz ticaretiyle iştigal edenlerin faaliyetlerine 18 aylık süre boyunca izin verilmesi sonucunun doğduğu, bu süre boyunca kaçak çalışan ile yasal çalışan emlakçıların aynı kefeye konulduğu, düzenlemenin iptali gerektiğinin ileri sürüldüğü, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı haline gelmiş hukuk devleti tanımına göre hukuk devletinin, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olduğu, Hukuk devletinin unsurlarının, doktrin ve yargı kararlarıyla belirlenmiş olduğu, bunlardan konuyla ilgili iki tanesinin “hukuki güvenlik” ve “belirlilik” ilkeleri olduğu, bireyin devlete güven duymasının, ancak hukuki güvenliğin sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde mümkün olabileceği, Anayasa'da öngörülen temel hak ve hürriyetlerin kullanılması ve insan haklarının insan hayatına egemen kılınması için devletin, bireylerin hukuka olan inançlarını ve güvenlerini korumakla yükümlü olduğu, Başka bir ifadeyle, hukuk devletinin ön koşullarından biri olan hukuk güvenliği ile kişilerin yasalar karşısında güvenliğinin sağlanmasının amaçlandığı, hukuk güvenliği ilkesinin, hukuk normlarının öngörülebilir ve belirli olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı, Belirlilik ilkesinin, hukuki güvenlikle bağlantılı olup bireyin hangi somut eylem ve olguya hangi hukuki müeyyidenin veya neticenin bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmesi anlamına geldiği, Taşınmaz ticareti faaliyetlerinin usul ve esaslarının, kimler tarafından hangi şartlarda yürütülebileceği, taşınmaz ticaretine ilişkin ilke, kural ve yükümlülüklerin ilk defa 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava konusu Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik hükümleri ile belirlendiği, başka bir anlatımla anılan Yönetmelik'in yürürlüğünden önce taşınmaz ticareti alanındaki faaliyetlerin sektörel bir düzenleme ve hatta kayıt olmaksızın yürütüldüğü (gelir/kurumlar vergisi ve meslek odası kaydı bulunmayanlar dahi faaliyette bulunmuştur) gözetildiğinde; Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce taşınmaz ticareti alanında halihazırda faaliyet sürdüren işletmelerin, tâbi olacakları kuralların açık, net olarak ortaya konulması ve haklarının gözetilmesi amacıyla yeni düzenlemeye intibak etmelerini teminen 18 aylık geçiş süresi tanınmasının hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerinin bir gereği olduğu, bu yönde bir düzenleme sevk edilmemesinin bahse konu işletmelerin derhal faaliyetten alıkonulmalarına ve hak ihlaline neden olacağı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, Davacılardan ... Derneği, ... Odası, ... ve ...Federasyonu yönünden, dava hakkında feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, diğer davacılar yönünden, 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik'in; 4. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi, 5. maddesinin 3. fıkrası, 7. maddesinin 1. fıkrası, 10. maddesinin 3. fıkrası, 13. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi, 14. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi, 15. maddesinin 3. fıkrasının (e) bendi, 17. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi, 18. maddesinin 3. fıkrası, 19. maddesinin 1. ve 3. fıkraları, 20. maddesinin 1. ve 3. fıkraları ve Geçici 1. maddesinin 4. fıkrası yönünden konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 2. maddesinin 1. fıkrası, 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (j) bentleri, 5. maddesinin 1. fıkrası, 6. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, 7. maddesinin 3. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrası, 13. maddesinin 1. fıkrasının (d), (e) ve (f) bentleri, 15. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi, 20. maddesinin 6. fıkrası, Geçici 1. maddesinin 1. fıkrası yönünden davanın reddine, toplam 302,20 TL yargılama giderinin, haklılık oranına göre 1/2'si olan 151,10 TL'sinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 1/2'si olan 151,10 TL'sinin ise davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 9.500,00 TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, 9.500,00 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, davadan feragat eden davacılar yönünden vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, dava konusu Yönetmelik'in 2. maddesinin 1. fıkrası, 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrası yönünden, anılan hükümlerde geçen tacirler, esnaf ve sanatkarlar, ticari işletme ifadelerinin ön kısmına, "NACE kodu uyumlu" ibaresinin eklenmesi gerektiği, Yönetmelik'in mevcut haliyle inşaat şirketleri, apartman yönetim firmaları veya mesleği taşınmaz aracılık ve danışmanlık hizmeti olmayan firmaları da kapsadığı, konunun muhatapları olmayan kişileri de içine aldığı ve kapsam konusunda belirsizlik hakim olduğu, "NACE kodu uyumlu" ibaresinin, mesleği taşınmaz aracılık ve danışmanlık hizmeti olan işletmelerin bu işi yapmasını sağlayacağı, 4. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi yönünden, bentte "yetkili idare"nin tanımının yapıldığı, anılan tanımda işyeri açma ve çalışma ruhsatını vermeye yetkili belediye veya il özel idareleri ve diğer idareler ifadesine yer verilmesine karşın "meslek odası" ifadesine yer verilmediği, il müdürlüklerinin yoğun iş yükü altında ezilmesini önlemek, ilgili meslek odalarının oda üyeleri ile olan ilişkilerini artırmak, geliştirmek ve meslek odası olmanın gereği olarak meslek mensuplarına hizmet sunmak, mesleğin hak ettiği itibarı sağlamak adına üyenin denetim ve takibini sağlamak için yasal bir zemin hazırlamak amacıyla "meslek odası" ibaresinin eklenmesi gerektiği, 6. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi yönünden, anılan bentte işletmeye yetki belgesi verilebilmesi için; gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkarların kendilerinin, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin temsile yetkili kişilerinden en az birinin, şubelerde ise şube müdürünün sorumlu emlak danışmanı (Seviye 5) ulusal yeterliliğine dayalı mesleki yeterlilik belgesine sahip olması gerektiğinin düzenlendiği, dolayısıyla temsile yetkili kişi olabilmek için şirkete ortak olma şartının aranmadığı, bu nedenle şirketlerin ortak olmayan birçok kişiyi temsile yetkili kişi olarak atayarak Yönetmelik hükümlerinde öngörülen şartları taşımadığı halde yetki belgesi varmış gibi işlem yapmasını sağlayabileceği, yetki belgesi sahibi herhangi bir şirkete ortak olmayıp da yetkili temsilci olarak atanan kişilerin Yönetmelik dışına çıkmasına sebep olacağı, başka bir anlatımla anılan maddeye, "tüzel kişi tacirlerin temsile yetkili kişilerden en az birinin" yerine "temsile yetkili ortaklardan en az birinin" ifadesinin eklenmesi gerektiği, 7. maddesinin 3. fıkrası yönünden, yetki belgesi başvurusu tarihinden on gün içinde yetki belgesi verilmesinin öngörüldüğü, ancak bu sürenin, yapılacak işin kapsamı ve sayısı dikkate alındığında yetersiz kaldığı, "10 gün" ibaresinin "40 gün" olarak düzeltilmesi gerektiği, 10. maddesinin 2. fıkrası yönünden, bu fıkranın tamamen Yönetmelik'ten çıkarılması gerektiği, aksi halde yüksek öğretim veya orta öğretim kurumlarının taşınmaz ticareti ile ilgili kısımlarından mezun olan kişilere ayrıcalık tanınacağı, hiçbir zaman bu kişilerden mesleki yeterlilik belgesi istenilemeyeceği; 13. maddesinin 1. fıkrasının (d), (e) ve (f) bentleri yönünden, anılan bentlerde sayılan işlerin doğrudan emlakçılık işi ile ilgili olmadığı, bu bentlerde sayılan işleri emlakçıların yapacak olması halinde bu işlerle ilgili ayrıca anlaşma yapmaları gerektiği, emlak hizmeti veren kişilerin, bu hizmetleri de sanki işin bir parçası olarak vermek zorunda bulundukları gibi bir tereddüt oluştuğu, 15. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi yönünden, bent ile getirilen yetkilendirme sözleşmesinin kapsamının, emlak ofisleri tarafından kullanılamaz boyutta genişletildiği, bu bilgilerin bazılarının doldurulmasının pratikte mümkün olmadığı, yapı kullanma izni, tapu kaydı bilgileri, cinsi ve adresi, büyüklüğü, fiili kullanım durumu, kat, cephe özellikleri, üzerinde ipotek, haciz ve benzeri kısıtlamaların bulunup bulunmadığı hususlarının sözleşmede yer almasının esasen yeterli olduğu, yetkilendirilen işletmenin edinemeyeceği, edinse dahi somut olarak karmaşa yaratacak sosyal donatılara, duraklara uzaklık vs. gibi kriterlerin sözleşmeye yazılmasının mümkün olmadığı, 20. maddesinin 6. fıkrası yönünden, hizmet bedeline hak kazanma halinin, yalnızca sözleşme süresi içerisinde alım-satımın gerçekleşmesi koşuluna bağlandığı, bu durumda iş sahibi tarafından kasıtlı olarak yetkilendirme süresinin bitimi beklendikten sonra işlem yapılarak işletmenin mağdur olmasının önünün açıldığı, uygulamada da sözleşme süresi bittikten sonra emlakçının yer gösterdiği kişiler ile iş sahibinin alım-satım işlemini yapması durumunda hizmet bedelinin ödeneceğinin kararlaştırıldığı ve Yönetmelik hükmünün Borçlar Kanunu ilkelerine aykırı olduğu, Geçici 1. maddesinin 1. fıkrası yönünden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla taşınmaz ticaretiyle iştigal eden ve gelir/ kurumlar vergisi kaydı ile meslek odası kaydı bulunmayan tacirler ile esnaf ve sanatkarların durumlarını 18 ay içinde 6. maddenin birinci fıkrasındaki şartlara uygun hale getirerek yetki belgesi alması koşulunun getirildiği, bu maddenin tamamen kaldırılması gerektiği, 18 aylık süre boyunca odaya kayıtlı olmadan bu işi yapan kişilerin önünün açıldığı, bu süre boyunca kaçak çalışan ile yasal çalışan emlakçıların aynı kefeye koyulduğu, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, taraflardan hangisinin yargılama giderini ödemekle yükümlü tutulacağına karar vermek için dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla hukuka uygunluğunun denetlenmesinin elzem olduğu, gerekçesiz ve hukuka aykırı bir şekilde idareleri aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedildiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir. Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının temyize konu kısımlarının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmı nedeniyle davalı idare aleyhine hükmedilen yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı ve davanın reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın temyize konu bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine, 2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen davanın reddi, kısmen feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığı, kısmen konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığı yolundaki Danıştay Onuncu Dairesinin 09/02/2023 tarih ve E:2018/3688, K:2023/420 sayılı kararının temyize konu konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmı nedeniyle davalı idare aleyhine hükmedilen yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı ve davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 13/02/2025 tarihinde, yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden oyçokluğu, diğer kısım yönünden oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde, bu Kanun'da hüküm bulunmayan ve madde metninde sayılan hallerde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağı belirtilmiş, sözü edilen haller arasında “yargılama giderlerine” de yer verilmiş, 04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesiyle 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” hükmüne yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Yargılama giderinin kapsamı” başlıklı 331. maddesinde yargılama giderlerini oluşturan unsurlar sayılmış, maddenin 1/ğ bendinde; vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderleri arasında olduğu belirtilmiş, Kanun’un “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri” başlıklı 331. maddesinin 1. fıkrasında da; “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.” kuralına yer verilmiştir. Temyiz başvurusuna konu kararda, kısmen davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle, işin esasına girilerek haklılık/haksızlık değerlendirmesi yapılmaksızın kısmen karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesine rağmen yargılama giderlerinin ve bu giderler arasında yer alan vekâlet ücretinin bu kısım yönünden davalı idarece davacılara ödenmesine hükmedildiği görülmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan atıf hükmü uyarınca yargılama giderleri konusunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. 6100 sayılı Kanun’un 331. maddesinin 1. fıkrasında, davanın konusuz kalması nedeniyle esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde yargılama giderlerinin ne şekilde takdir edileceği hususu düzenlenmiştir. Temyiz başvurusuna konu kararda, dava konusu düzenlemelerin bir kısmının daha sonra yürürlükten kaldırıldığından veya değiştirildiğinden bahisle söz konusu düzenlemeler yönünden uyuşmazlığın esası hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiş olması nedeniyle, başvuruya konu kararın hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine ve bu giderler arasında yer alan vekalet ücretine 6100 sayılı Kanun’un metnine yer verilen 331. maddesinin 1. fıkrasındaki kural çerçevesinde hükmedilmesi gerekir. Bu durumda; kısmen konusu kalmadığından bahisle karar verilmesine yer olmadığı kararıyla neticelenen davada, tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumları belirlenip buna göre yargılama giderleri ve bu kapsamdaki vekalet ücreti konusunda hüküm kurulması gerekirken, böyle bir değerlendirme yapılmaksızın, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin yarısının davalı idareye yükletilmesine hükmedilmiş olduğundan, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın, konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmı nedeniyle davalı idare aleyhine hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.