Danıştay · 4. Daire

Danıştay 4. Daire 2024/1102 E. 2025/6903 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
4. Daire
Esas No
2024/1102
Karar No
2025/6903
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/1102 Karar No : 2025/6903

DAVACI : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ...

DAVALILAR : 1- ... 2- ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Av. ...

DAVANIN KONUSU : 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 17/01/2024 tarih ve 8112 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla yürürlüğe konulan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : İzmir İli bütününde 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli mekânsal planların onayladığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca hazırlanarak onaylanan ve ülke genelinde planlama ve uygulama birliği oluşturmaya çalışan üst ölçekli çevre düzeni planlarında “eko-turizm alanları” fonksiyonlarına yönelik hükümlerin belirlendiği, örneğin İzmir-Manisa Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının eko-turizm alanları başlıklı plan hükmünde ilgili kurum ve kuruluşlardan uygun görüş alınarak, plan hükmü ile belirlenen parsel büyüklüğü ve diğer şartların sağlanması halinde kentin herhangi bir noktasında eko-turizm alanı amaçlı imar planlarının parçacıl/münferit bir şekilde yapılabilmesinin öngörüldüğü, Büyükşehir Belediye sınırları dahilinde hazırlanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planının 2012 yılında onandığı, 6360 sayılı Kanunla idareleri yetki alanına dahil edilen ilçelere ilişkin 1/25000 ölçekli Nazım İmar Planlarının 2017 yılında hazırlanarak onandığı, böylece il bütününde üst ölçekli plan sürecinin tamamlandığı, 1/25.000 ölçekli planların plan uygulama hükümlerinde plan sınırları içerisinde plan bütünlüğünü bozucu yönde noktasal sanayi, konut, ikinci konut, turizm tesisi vb.kullanım kararları oluşturulamayacağı hükmünün bulunduğu, bu hükümle söz konusu planların yeşil kuşak stratejilerinin bütünlüğünü bozucu özelliğe sahip mevzii nitelikli girişimlerin engellendiği ve taleplerin planlarda bu amaç için ayrılmış/öngörülmüş alanlara yönlendirildiği, plan bütünlüğünü bozucu nitelikteki parçacıl/mevzii niteliğe sahip taleplerin 1/25000 ölçekli planların genel ilke, karar ve uygulama hükümleri ile örtüşmediği, 1/25.000 ölçekli planlarda, ekolojik tarım turizmi yapılabilecek alanların, Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğe tabi olmayan küçük işletmelerin yer alabileceği alanlar olarak tanımlandığı, eko turizm alanlarına ilişkin tanımdan anlaşılacağı üzere ekolojik tarım turizmine yönelik yapılmak istenilen tesislerin ürün desenine göre yapılacak olan tarımsal amaçlı yapıların tamamlayıcı unsuru olarak alt ölçekli imar planına ihtiyaç olmaksızın yapılabildiği, dava konusu Yönetmelikte yer alan mobil ev düzenlemesinin, tarım alanları ve doğal/ekolojik bölgelerde noktasal ve parsel bazlı kamping-kırsal/eko turizm amaçlı imar planı taleplerini gündeme getireceği, bu alanların ülkemizde yüksek talep görmeye başlayan karavan ev, tiny house konsepti altında bir tür “yeni nesil 2.konut” kullanımlarına dönüşmesine olanak sağlayabileceği, mevcut kaçak hobi bahçeleri ve tiny house kullanımlarının bulunduğu parçacıl alanların imar planı yolu ile yasal statüye kavuşma taleplerinin söz konusu olacağı, iptali istenilen Yönetmelik değişikliğinin tarım arazileri, doğal/ekolojik bölgeler ve ağaçlandırılarak rehabilite edilmesi gereken bölgeler gibi korunması gereken alanlar üzerinde tehdit oluşturacağı, parçacıl bir planlama yaklaşımına sebep olacağı, imar planları ile “tarla” nitelikli parsellerin “arsa” vasıflı parsellere dönüştürülmesine neden olacağı ve bu alanların koruma kullanma dengesini olumsuz etkileyeceği, kentin farklı noktalarında kontrolsüz şekilde gelişen ve çevresi ile entegre olamayarak amacı dışında kullanılan çok sayıda eko-turizm ve kamping alanı taleplerini tetikleyeceği, oluşacak baskının, planlamanın bütünlük, koruma ve süreklilik ilkesini zedeleyeceği, doğal-ekolojik ve tarımsal alanların geçici konaklama amacı dışında (daimi yerleşim olarak) kullanımına kolaylık oluşturacağı, kamu yatırımlarının, mevcut plan kararları dışında talebe konu olacak mobil ev kullanımları karşısında yetersiz kalacağı, imar programlarının dışında altyapı ve kentsel hizmet gereksinimlerinin ortaya çıkmasına neden olacağı, dolayısıyla gerek belediyelere gerek kamu kurumlarına program dışı ilave maliyetler yükleneceği ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI : Usule ilişkin olarak, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüştür. Esasa ilişkin olarak, 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu'na göre turizm işletmelerinin turizm işletmesi belgesi almaksızın turizm faaliyetlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığı, dava dilekçesinde, 1/25000 ölçekli plan notlarına gönderme yapılarak ekolojik tarım turizmi yapabilecek işletmeler arasında Kültür ve Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik’e tabi olmayan küçük işletmelerin yer alabileceği ifade edilmiş olsa da 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 2012 yılında, 1/25000 ölçekli Nazım İmar Planının 2017 yılında onandığı, ancak dava konusu Yönetmeliğin 18.01.2024 tarih ve 32433 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği 1/25000 plan notlarının üst düzenleme niteliğinde olan Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik hükümlerine aykırı kısımlarının uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı, daha alt düzenleme niteliğindeki eski tarihli plan notlarından hareketle Yönetmeliğin hukuka aykırı olduğu iddiasının da açıkça dayanaktan yoksun olduğu, 3194 sayılı İmar Kanununun "Tanımlar" başlıklı 5. maddesindeki "Yapı" tanımı uyarınca bir tesisin yapı olarak tanımlanabilmesinin ilk şartının sabit olması olduğu, aynı Kanunun "Yapı ruhsatiyesi" başlıklı 21. maddesinde ise Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınmasının mecburi olduğunun hüküm altına alındığı, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinde, mobil ev tesislerinin konaklama birimlerinin hareket kabiliyetini ortadan kaldırıcı düzenleme yapılamayacağının hüküm altına alındığı, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 3. maddesinde, mobil evlerin içinde yer aldığı O2 sınıfı araçların azami ağırlığının 3.5 ton olacağının, aynı Yönetmeliğin 128. maddesinde ise azami genişliklerinin 2,55 metre, uzunluklarının ise azami 12 metre olacağının düzenlendiği, uygulamada mobil evlerin en fazla 30-35 metrekare arası büyüklükte üretilebildiği, mevcut durumda O2 sınıfı tip onay belgesine sahip, yapı niteliğinde olmayan, bir motorlu araç tarafından çekilmek üzere tasarlanan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa tabi araç olarak tanımlanan ve en fazla 30-35 metrekare üretilebilen mobil evler için konaklama birimi başına en az iki yüz elli metrekare alan ayrılacağı ve maksimum 49 konaklama tesisini içereceği de dikkate alındığında, ekoturizme ayrılmış alanlarda alanın bütünlüğünü bozacağı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 35/A maddesi uyarınca, mobil evlerin sadece kırsal/ekoturizme ayrılan alanlarda değil, aynı zamanda kamping kullanımlarına ayrılmış alanlarda da kullanılabildiği, Bakanlık tarafından, turizm yatırımı belgesi başvurularında taşınmazda talep edilen türde tesis yapılabileceğine ilişkin yetkili kuruluştan belge, turizm işletme belgesi başvurularında ise işyeri açma ve çalışma ruhsatı istenildiği, Yönetmelikte tanımlanan mobil ev türünün de bu konuda herhangi bir istisnaya tabi olmadığı, dolayısyla dava dilekçesinde belirtilen türde sakıncaların doğmasının söz konusu olmayacağı, “Tiny House” olarak da bilinen mobil evlerin yayılması ile birlikte mobil evlerin özellikle tarım arazileri ile yapılaşmanın yasak olduğu veya sınırlandırıldığı doğal ve tarihi sit alanlarında kullanılmaya başlandığı, bu durumun tarımsal ürün arzını etkilediği aynı zamanda görüntü kirliliği ile çevresel sorunlara yol açmaya başladığı, dava konusu düzenlemenin, mobil evlerin ekoturizm kavramı ile uyumlu olacak şekilde, doğal/ekolojik bölgeler ile kamping ya da kırsal/ekoturizm alanlarında kullanılmasına yönelik olarak yürürlüğe konulduğu, tarım arazileri, doğal ve tarihi sit alanları üzerinde tesis kurulmasının ve işletilmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığı, düzenlemenin tarla nitelikli parsellerin arsa vasıflı parsellere dönüşmesine neden olmasının söz konusu olmadığı, Yönetmeliğin 35/A maddesinde, açıkça mobil evlerin imar planlarında kamping ya da kırsa/ekoturizm kullanımlarına ayrılmış alanlarda kurulabileceğinin ifade edildiği, mevcut durumda, tarla vasıflı bir parsel üzerinde kurulan mobil evlerin Bakanlıktan işletme belgesi almasının mümkün olmadığı, belgelendirilen tesisler tarafından anılan Yönetmelikte belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi durumunda, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda yer alan para cezası ve belge iptali gibi yaptırımların uygulanabileceği, Yönetmeliğin 35/A maddesinde, mobil evlerin hareket kabiliyetlerini ortadan kaldırıcı düzenleme yapılamayacağının belirtildiği, aynı maddede, turizm işletmesi belgesi alınmasından sonra da teknik muayenelerin yaptırıldığına ilişkin geçerli muayene belgesinin Bakanlığa ibraz edileceğinin öngörüldüğü, böylece mobil evlerin düzenli olarak yerlerinden hareket ettirilerek muayenelerinin yapılmasının zorunlu kılındığı, geçici konaklama amacı dışında daimi yerleşim alanları olarak kullanımın kolaylaşacağı iddiasının gerçeği yansıtmadığı, mobil evlerin orman, milli park vb. gibi kamu taşınmazları üzerinde yapılmasının mümkün olmadığı savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, Cumhurbaşkanı kararıyla yürürlüğe konulan ve 18.01.2024 tarihli, 32433 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik yapılmasına Dair Yönetmeliğin, Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğe eklenen mobil evlere ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır. Yönetmelik değişikliğinin 3. maddesi ile Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin 14. maddesinin 5. fıkrasının (v) bendine 5. alt bent eklenmiş olup dava dilekçesinin içeriğinden, mobil evlerle ilgili olmayan bu değişikliğin dava konusu edilmediği, Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğe mobil evlerle ilgili olarak getirilen düzenlemelerin iptalinin istenildiği anlaşıldığından anılan 5. alt bent dava konusu olarak alınmamıştır. Davacının dava açma ehliyeti olduğu görüldüğünden esasa geçilmiştir. 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; turizm sektörünü düzenleyecek, geliştirecek, dinamik bir yapı ve işleyişe kavuşturacak tertip ve tedbirlerin alınmasını sağlamaktır." hükmü, 2. maddesinde, "Bu Kanun, turizm hizmeti ile bu hizmetin gereği kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinin tespiti ile geliştirilmelerine, turizm yatırım ve işletmelerinin teşvik edilmesine, düzenlenmesine ve denetlenmesine ilişkin hükümleri kapsar." hükmü yer almış, 4. maddesinde, turizm belgesinin; turizm yatırımı belgesi, turizm işletmesi belgesi ve basit konaklama turizm işletmesi belgesini, turizm yatırım belgesinin; turizm sektöründe yatırım yapana tespit edilen yatırım dönemi için Bakanlıkça verilen belgeyi, turizm işletme belgesinin; basit konaklama tesisleri hariç olmak üzere, turizm sektöründe faaliyet gösteren turizm işletmelerine Bakanlıkça verilen belgeyi ifade ettiği, 5. maddesinde de yetkili idare tarafından işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilen konaklama işletmelerinin bu ruhsatı aldıkları tarihten itibaren altı ay içinde Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almalarının zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Kanun'un "Doğal turizm kaynaklarının korunması ve kullanılması" başlıklı 6. maddesinde, "Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerinde; Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kamu yararına korunmasına veya kamu yararına kullanılmasına katkıda bulunacak yapı ve tesisler, bu Kanunun 3 üncü maddesindeki belgelere sahip olmak kaydıyla, tapu kaydı aranmaksızın 8 inci maddedeki koşullara uygun olarak, imar planlarına göre yapılabilir ve işletilebilir." hükmü yer almış, 8. maddesinde, Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden; eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan, yerlerin Tarım ve Orman Bakanlığınca Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edileceği, bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; turizme tahsis edilecek alanın, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemeyeceği, yapılaşmaya esas inşaat hakkının, emsal (E) 0.30’u geçemeyeceği, öte yandan 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde, ilgili Bakanlıkça belirlenen ve üzerinde turizm maksatlı konaklama tesisi bulunan veya konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanları, uzun devreli gelişme planları ve gelişme planlarına uygun olarak, gelirleri Tarım ve Orman Bakanlığı döner sermayesine ait olmak üzere yatırımcılara tahsis etmeye sadece Kültür ve Turizm Bakanlığının yetkili olduğu, bu fıkrada belirtilen yerlerde sadece çadır ve karavan içeren kamp alanları yapılması ve işletilmesi amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca ilgili kurum tarafından kiralama yapılabileceği, bu şekilde kiralanan taşınmazların tahsis amacı ve kullanım şeklinin değiştirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Turizmi Teşvik Kanununun 37. maddesinin A fıkrası uyarınca çıkarılan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesinde, belge sahibinin, adına turizm belgesi düzenlenen gerçek veya tüzel kişiler, işletmecinin ise turizm tesisini kendi nam ve hesabına işleten gerçek veya tüzel kişi olduğu düzenlenmiş, 18.01.2024 tarih ve 32433 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklik ile anılan 4. maddenin 1. fıkrasının (t) bendi olarak, "Mobil ev: İlgili mevzuata uygun şekilde O2 sınıfı tip onay belgesine sahip, bir motorlu araç tarafından çekilmek üzere tasarlanmış, konaklama birimi şeklinde düzenlenmiş, içinde yaşam alanı, yatak ile banyo-tuvalet bulunan 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa tabi aracı ifade eder." tanımlaması eklenmiş, 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "pansiyonlara ve" ibaresi "pansiyonlara, mobil evlere ve" şeklinde değiştirilmiş anılan fıkra, "Özel tesislere, gastronomi tesislerine, apart otellere, pansiyonlara, mobil evlere ve korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olan yapılarda yer almayan özel konaklama tesislerine turizm yatırımı belgesi verilmez." şeklini almış, 18. maddesinin 1. fıkrasından sora gelmek üzere 2. fıkra eklenmiş, fıkrada, "Türün niteliklerinin belirtildiği maddede açık olarak izin verilenler hariç olmak üzere, konaklama tesislerinin konaklama birimleri, hareket kabiliyetinin ortadan kaldırılmış olup olmamasına bakılmaksızın, kısmen ya da tamamen mobil evlerden oluşturulamaz. Bu tesislere ilişkin belge talepleri reddedilir." düzenlemesi yer almış, 35. maddesinden sonra gelmek üzere 35/A maddesi eklenmiş, maddede, "(1) Mobil evler, tahsisli kamu taşınmazları hariç olmak üzere, imar planlarında kamping ya da kırsal/eko turizm kullanımlarına ayrılmış alanlarda düzenlenen, tamamı mobil evlerden oluşan, en az beş, en fazla kırk dokuz konaklama birimi içeren tesislerdir. Bu tesisler aşağıda belirtilen nitelikleri taşır: a) Konaklama birimi başına en az iki yüz elli metrekare alan. b) Tesis alanının çit, duvar, yeşillik gibi düzenlemeler ile çevreden tecrit edilerek aydınlatılması. c) Girişte konaklama birimi başına bir araç olmak üzere otopark, resepsiyon-idare ünitesi. ç) Mobil evlerin tamamının tescil belgesinin mal sahibi veya belge sahibi ya da işletmeci adına düzenlenmiş olması. (2) Konaklama birimleri doğal ışık alacak şekilde düzenlenir. Uygun tefriş elemanlarıyla rahat kullanım imkânı verebilecek şekilde dekore edilir. Bu birimlerde yatak, kişi başı bir yastık, yastık kılıfı, çarşaf, iklim koşullarına göre pike veya yorgan, kıymetli eşya kasası, minibar, sıcak içecek hazırlanmasına imkan sağlayan donanım ve servis malzemesi, genel aydınlatma, priz, çöp kutusu, perde veya benzeri düzenleme bulunur. Banyolarda, vitrifiye, armatür, batarya, duş donanımı, ayna, priz, çöp kutusu, sabun, şampuan ile el ve banyo havlusu bulundurulur. Her konaklama birimi iki kişiliktir. (3) Bu tesislerde, 14 üncü maddenin beşinci fıkrası kapsamında lokanta, alakart lokanta, kafeterya, bar salonu, pasta salonu, kafe ve kahvaltı salonu düzenlenmesi durumunda, bu ünitelerin toplam kapasitesi yüz kişiyi geçemez; toplantı salonu ve çok amaçlı salon yapılamaz. (4) Konaklama birimlerinin hareket kabiliyetini ortadan kaldırıcı düzenleme yapılamaz. (5) Bu tesislere ilişkin turizm işletmesi belgesi başvurusunda tescil belgesi ibraz edilir. Başvuru tarihi itibarıyla 2918 sayılı Kanun kapsamında geçerli teknik muayene bulunması zorunludur. Turizm işletmesi belgesi alınmasından sonra da teknik muayenelerin yaptırıldığına ilişkin geçerli muayene belgesi Bakanlığa ibraz edilir.” düzenlemesine yer verilmiş, 29.08.2024 tarihli, 32647 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile maddenin 1. fıkrasının (a) bendi, "Konaklama birimlerinin yaygın yerleşim düzeninde oluşturulması ve her bir konaklama biriminin en az iki yüz elli metrekare alan içerisinde yer alması." şeklini almış, 3. fıkrasının sonuna " Bu üniteler, konaklama birimlerinin toplam alanı içerisinde yer alamaz." cümlesi eklenmiştir. Öncelikle konunun açıklığa kavuşturulabilmesi için "imar planında kamping ya da kırsal/eko turizm kullanımına ayrılması" kavramının açıklanması gerekmektedir. Çünkü nerelerde kamping ya da kırsal/eko turizm işlevi için imar planı yapılabileceği, dolayısıyla bu tesislerin nerelerde kurulabileceği, bu kapsamda ekoturizmin ne olduğunun tanımlanması önem arz etmektedir. "Ekoturizm; eğlenmeyi, doğayı ve kültürel kaynakları anlayarak korumayı destekleyen, düşük ziyaretçi etkisi olan ve yerel halka sosyoekonomik fayda sağlayan, bozulmamış doğal alanlara çevresel açıdan sorumlu seyahat ve ziyaret şeklidir (Turizm Terimler Sözlüğü, 1999: 66). Başka bir tanıma göre ekoturizm, doğal alanlara yapılan, doğal çevre ve biyolojik çeşitliliği korumayı, doğal çevre ile etkileşim içerisinde yaşayarak kendine özgü bir kültür oluşturmuş olan yöre insanını ve kültürünü tanımayı amaçlayan, onların sosyo-ekonomik refahını yükselten, küçük ölçekli işletmeler tarafından küçük turist gruplarına hizmet veren bir turizm çeşididir (Karademir vd. 2013: 431). Diğer bir tanıma göre ekoturizm, çevre ve kültür değerlerine koruyup, onlara karşı duyarlı olan ekolojik ve sürdürülebilir bir turizmdir. (Beeton, 1998: 2). Ekoturizm ile ilgili yapılan tanımlar farklılaşmasına rağmen, ekoturizm, doğayı koruyan, bioçeşitliliğe katkı sağlayan, yenilenemez kaynakları kullanmayan yada kullanımını en aza indiren, sürdürülebilir bir doğa odaklı bir turizm çeşididir. Yani turizm faaliyeti ile doğal çevreyi bağdaştıran, sorumlu insan bilinciyle hareket edip doğal çevrenin olumsuz etkilenmesine izin vermeme esasına dayalı bir bakış açısına sahip turizm faaliyetidir." (Apalı Yasemin(2015), Ekoturizmin Sosyolojik Açıdan Değerlendirilmesi ve Ardahan’ın Ekoturizm Potansiyeli. Ardahan Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 1(2), 111-124. https://dergipark.org.tr) UYAP Bilişim Sisteminde bulunan ve ekoturizm amaçlı 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının askıya çıkarılması üzerine imar planlarının dayanağı olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının ekoturizm alanlarına ilişkin düzenlemeleri ile plan notlarının iptali istemiyle açılan davaya ilişkin olarak Danıştay Altıncı Dairesinin 05.06.2023 tarihli, E:2021/7305, K:2023/5501 sayılı kararında ise "...plan notunda; "Eko-Turizm Alanları; doğal kaynakların sürdürülebilirliğini güvence altına alarak; yayla turizmi, ornitoloji (kuş gözleme) turizmi, foto safari, akarsu sporları (kano-rafting), çiftlik turizmi, botanik ( bitki inceleme) turizmi, bisiklet turları, atlı doğa yürüyüşü, kamp-karavan turizmi, mağara turizmi ve dağ turizmi gibi doğal çevreyi ve biyoçeşitliliği koruyan, yöre halkının refahını ve yöre kültürünü gözeten turizm faaliyetlerinin gerçekleştirildiği alanlardır." şeklinde tanımlanmıştır. Eko-turizm ile ilgili uluslararası tanımlara bakıldığında; -1990 yılında, Uluslararası Eko-turizm Derneği (TIES The International Ecotourism Society) tarafından; "çevreyi koruyan ve yerel halkın refahını geliştiren, doğal alanlara yapılan sorumlu seyahattir." şeklinde yorumlandığı, -1996 yılında Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN), tarafından; “geçmiş ve gelecekteki kültürel özelliklerin her birine eşlik ederek düşük ziyaretçi etkisi ile korumayı geliştiren, yerel halkın aktif sosyo-ekonomik katılımına olanak tanıyan, doğadan zevk almak ve doğanın değerini anlamak amacıyla doğal alanda yapılan çevresel açıdan sorumlu seyahat”, olarak ifade edildiği, -Doğa İçin Dünya Fonu (WWF) tarafından; "vahşi doğa çevresinde doğal çevreye en az etkide bulunan ve bu arada yerel topluluklara ekonomik fayda sağlayan turizm türü" olarak tanımlandığı görülmektedir. ... Dünya Ticaret Örgütü (WTO)'ne göre ekoturizmin amaçları; -Turizmin doğal ve geleneksel çevreye verdiği tahribatın en alt düzeye indirilmesi, -Turistlere ve yerel halka doğanın ve geleneksel sosyo-kültürel çevrenin korunmasına yönelik eğitim verilmesi, -Turizmin yerel halkın ihtiyaçlarının karşılayan, yerel yönetim ve halkla işbirliği içinde gelişen sorumlu bir ticaret olarak özendirilmesinin sağlanması, -Koruma kapsamındaki (doğal ve sosyokültürel) alanların yönetim için kaynak ayrılması, -Turizmin negatif etkisinin en alt düzeye indirilmesi amacıyla sosyo-kültürel ve doğal çevreye yönelik uzun vadeli takip ve değerlendirme programlarının desteklenmesi, -Turizmin yerel halkın geçimine katkıda bulunmasını sağlayacak şekilde geliştirilmesinin temini, -Turizmin gelişiminin yörenin sosyal ve çevresel kapasitesini artıracak şekilde gelişmesinin temini -Çevreyle uyumlu, doğal ve geleneksel sosyo-kültürel yaşamla iç içe geçen, yöresel bitki örtüsünü ve yaban hayatını koruyan turizmin alt yapı yatırımlarının gerçekleştirilmesidir. (Özkan Yürik 2003) ..." açıklamalarına yer verilmiştir. Bütün bu açıklamalardan ekoturizmin hedefinin kentler olmadığı, kırsal ve doğal alanlar olduğu, bu doğal alanların bir sınırının çizilmediği, milli parklar, orman alanları, doğal sit alanları gibi kanunlarla korunan alanları da kapsadığı, nitekim Turizmi Teşvik Kanununun 8. maddesinde, Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerde, ekoturizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceğinin ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde de turizm maksatlı konaklama tesisi bulunan veya konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanların ilgili Bakanlıkça belirleneceğinin hükme bağlandığı görülmektedir. Bu alanlarda turizm gelişirken doğanın korunması da amaçlandığından, Turizmi Teşvik Kanununda, turizm amaçlı konaklama tesislerinin nerelerde yapılacağının ilgili bakanlıklarca belirlenerek Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edileceğinin düzenlendiği, orman alanlarında yapılaşma için sınır da getirildiği görülmektedir. Öte yandan davalı idarelerce de savunma dilekçesinde ekoturizmin bozulmamış doğal çevre içindeki doğaya yönelik, belirli seyahat hedefi ve tecrübesi olan insanlar tarafından oluşturulan doğa destekli bir turizm çeşidi olduğu ve ekosistemin bütünlüğünün değişmemesine dikkat edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Dolayısıyla koruma ilkeleri ve koruma kanunları dikkate alınarak turizm tesislerinin ve yapılaşmanın sıkı bir denetim altında tutulması ve doğal çevreyi bozmayan yapılaşmanın ortaya çıkacağı koruma planlarına göre bu tesislerin yapılması gerekmektedir. Doğal alanlara ya da korunan alanlara yapılacak olan bu yapıların niteliğine, başka bir ifadeyle mobil evlerin yapı olup olmadığına gelince; 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 5. maddesinde, "...Yapı; karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesislerdir. Bina; kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarıyan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır..." hükmü yer almıştır. Yukarıdaki Kanun maddesi uyarınca bir şeyin yapı sayılması için sabit olması koşulunun aranmadığı gibi kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebileceği ve kullanabileceği bu tür yapıların bina vasfında olduğu ve ayrıca temelinin olmasının gerekmediği anlaşılmaktadır. Yine UYAP Bilişim Sisteminde bulunan bazı kararlar şöyledir: "Dava ... izinsiz ve ruhsatsız olarak prefabrik karavan ve ahşap sundurma yaptığından bahisle, 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca söz konusu yapıların yıkımı ve aynı Kanunun 42. maddesi uyarınca, ... para cezası verilmesine ilişkin ... kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden, taşınmaz üzerinde bulunan yapı niteliğindeki karavanlar ve sundurmaya ilişkin olarak, ilgili idareden ruhsat alınmadığı anlaşıldığından ... davanın reddine ... kararın yıkıma ilişkin kısmının ONANMASINA ..." (Danıştay Ondördüncü Daire, 08.05.2018 tarihli, E:2015/9207, K:2018/3463 sayılı karar). "...baraka olarak belirtilen römorklu karavanın kızağa çekilerek üzerinin saçtan bir çatı ile kapatılmış yaşam alanı olarak kalıcı bir şekilde düzenlendiği yapı olarak nitelendirilmesi gerektiği anlaşıldığından..." (Danıştay Ondördüncü Daire, 18.10.2012 tarihli, E:2011/10799, K:2012/7318 sayılı karar). " ...3194 sayılı Kanun kapsamında yapı olarak tanımlanan sabit karavanların 1.derece doğal sit alanında Koruma Kurulundan izin alınmaksızın ruhsatsız olarak inşa edildiği gerekçesiyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından..." (Danıştay Altıncı Daire, 04.05.2010 tarihli, E:2008/7586, K:2010/4441 sayılı karar). "...Trebenna 1'inci derece doğal sit alanı sınırları içinde bulunan davacıya ait bir adet iki katlı ev, bir adet tekerlekli ev, bir adet tuvalet, bir adet su deposu ve otuzdokuz adet havuzun kaldırılması için 30 günlük süre verilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; 1. derece doğal sit alanında kalan davacıya ait yapıların, 1991 yılından önce yapılmış olması halinde dahi korunmasının mümkün olmadığı gibi, 728 sayılı ilke kararında tahdidi olarak sayılan yapılardan da olmadığı..." (Danıştay Ondördüncü Daire, 12.11.2013 tarihli, E:2013/1281, K:2013/7809 sayılı karar). "...imalatların tiny house adı verilen karavanlar olduğu ve ruhsat gerektirmediği, söz konusu karavanların taşınmaza park etmiş araç niteliğinde olduğu ileri sürülmüş ise de dava dosyasında bulunan görseller incelendiğinde, bahse konu karavanların dava konusu taşınmazda sabitlenerek bu taşınmaza özgülendiği, taşınmaz üzerinde bulunan yapı niteliğine büründüğü karavanın taşınabilir olup plakasının bulunmasının yapı olma niteliğini değiştirmediği..." ... İdare Mahkemesi, ... tarihli, E:..., K:... sayılı karar. İstinaf başvurusu ret, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi, ... tarihli, E:..., K:... sayılı karar. "...bir otomobilin veya başka bir taşıtın arkasına takılarak seyahat amacıyla ev olarak kullanılabilen aracın, bağlı olacağı taşıttan ayrılmış bağımsız halde kullanılıyor olması halinin karavanı araç niteliğinden çıkardığı, römork vasfındaki araca ait trafik tescil belgesi düzenlenmekle birlikte davacının mükiyetindeki parsel içine yerleştirilmiş durumda ayrıca etrafında tasarlanmış bir peyzaj düzenlemesinin bulunduğu..." ... İdare Mahkemesi, ... tarihli, E:..., K:... sayılı karar. İstinaf başvurusu ret, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi ... tarihli, E:..., K:... sayılı karar. Benzer karar: ... İdare Mahkemesi, ... tarihli, E:..., K:... sayılı karar. İstinaf başvurusu ret, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi, ... tarihli, E:..., K:... sayılı karar. "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde römork, “motorlu araçla çekilen insan veya yük taşımak için imal edilmiş motorsuz taşıt” şeklinde tanımlanmıştır. Türkiye’de tiny house’lara ilişkin bir hukuki düzenleme bulunmaması nedeniyle mevcut düzenlemeler kapsamında tiny house’lar römork olarak kabul edilmektedir. Ancak 2918 sayılı Kanun’daki römork tanımına bakıldığında, tiny house’lar için uygun bir niteleme olmadığı sonucuna varılmaktadır. Nitekim tiny house’lar sadece insan taşımak için imal edilen motorsuz araçlardan ibaret değildir. Tiny house’lar insanlara günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, sürekli bir yaşam imkanı sunmaktadır. Bu sebeple tiny house’ların römork statüsünden kurtartılarak özel bir hukuki statüye kavuşturulması gerekir. ... Tiny house’ların bir yerde park edilmesine ilişkin süre sınırı ABD’de 30 gün, Avustralya’da ise 15 gündür. Bu sürelerin dolmasıyla birlikte tiny house, park edildiği yerden kaldırılmalıdır. Türkiye’de ise tekerlek üzerindeki tiny house’lar genel olarak bir karavan olarak muamele gördüğünden, ABD ve Avustralya’nın aksine, belirli bir yerde kalmasına ilişkin bir süre sınırı bulunmamaktadır. Belirli bir yerde uzun süre kalma hususunda bir süre sınırının veya alan sınırlarının bulunmaması, birçok vatandaşın tepkisine de neden olabilmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de tiny houselar, gerek imarlı araziye gerek imarsız araziye veya park edilebilecek kamusal bir yere sürekli olarak park edilebilir. ... İmar Kanunu’nun 5. maddesinde yapı kavramının çok geniş bir şekilde tanımlandığı görülmektedir. İmar hukukunda gerek sabit olsun gerek hareketli olsun sadece ana yapı değil; ana yapıya ek olarak yapılan ilaveler, ana yapı üzerinde yapılan değişiklikler ve onarımlar da yapı sayılmaktadır. Görüldüğü üzere İmar Kanunu’nda, inşaatın yapı olarak nitelendirilebilmesi için daimi ya da muvakkat olması bakımından bir ayrım yapılmamıştır." (Baş, S., Kozanoğlu, G. ve Baş, S. (2023). Hukuki Boyutlarıyla Tiny House, Adalet Dergisi(71), 999-1038, https://dergipark.org.tr ) "Tekerlekli küçük evlerin kısa süreliğine park edilmesi halinde ruhsat aranması söz konusu olmazken, sabit hale gelecek şekilde uzun süreli park edilmeleri halinde tekerlekli olmaları sonucu değiştirmeyecek ruhsat alınması gerekecektir. Tekerlekli küçük evin, bulunduğu taşınmaz üzerinde kısa süreliğine mi park etmiş olduğu yoksa sabit kalmak amacıyla mı bırakıldığının tespiti için elektrik, su ve foseptik ihtiyaçlarının karşılanmasının ne şekilde olduğuna bakılabilir. Elektrik, su, foseptik gibi alt yapı ihtiyaçları araziden karşılanıyorsa, küçük evin sabit olduğu, “araç” statüsünden çıktığı ve “yapı” statüsüne geçtiği kabul edilmelidir." (Gök, H. (2023), Küçük Ev (Tiny House) Ve Ağaç Evlerin (Bungalov) İmar Hukukundaki Yeri, Kırklareli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1(2), 559-574, https://dergipark.org.tr) "1- Hareketli evlerin (tiny house) konut ya da ticari amaçlı olarak kullanılması veya ısıtma, elektrik, su, kanalizasyon vb. altyapı hizmetlerinden faydalandırılmaları veya inşai faaliyete konu edilmeleri halinde yapı niteliği taşıdığı ve 3194 sayılı İmar Kanununun 27 nci maddesindeki istisna dışında yapı ruhsatına da tabi olduğu; belirtilen niteliklerden herhangi birine sahip olmayan tekerlekli, plakalı ve araç ruhsatlı karavanların yapı niteliği taşımadığı ve dolayısıyla yapı ruhsatına tabi olmayacağı, 2- Hareketli evlerin (tiny house) İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik uyarınca iş yeri tanımı kapsamında bir faaliyette kullanılması durumunda işyeri açma ve çalışma ruhsatına tabi olduğu, 3- Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin Uygulanmasına Dair Tebliğ çerçevesinde, konaklama tesisleri için konaklama tesisinin türüne uygun işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi gerektiği, Değerlendirilmektedir." (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğünün 04.10.2023 tarihli, 14399437-622.02-7538631 sayılı, Görüş; Hareketli evler - tiny house konulu yazısı, https://yerelyonetimler.csb.gov.tr/isyeri-gorusleri). Doktrindeki açıklamalar, yargı kararları ve anılan Bakanlığın görüş yazısı birlikte değerlendirildiğinde, mobil evlerin temelinin olmamasının, lastik tekerler üzerinde olmasının ve 2918 sayılı Kanun kapsamında geçerli teknik muayene tabi tutulmasının bu evleri yapı olma vasfından çıkarmadığı, üzerinin saç ve benzeri bir çatı ile kapatılarak bir yaşam alanı olarak yapılması nedeniyle bina vasfında da olduğu, ısıtma, elektrik, su, kanalizasyon vb. altyapı hizmetlerinden faydalandırılmaları ve park edildiği yerden kaldırılmamaları ve sürekli kalmaları nedeniyle, adında bile "ev" ifadesi geçen anılan mobil evlerin, İmar Kanununda öngörülen yapı ruhsatına tabi olan yapı niteliğinde olduğu sonucuna varılmaktadır. Nitekim Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin mobil evlere ilişkin maddelerinin incelenmesinden, turizm tesislerin kurulabilmesi için öncelikle taşınmazların imar planında kamping ya da kırsal/eko turizm kullanım alanı olarak belirlenmesi, kırk dokuz konaklama birimi yer alabilen bu alanlarda her bir konaklama birimi için en az iki yüz elli metrekare alan ayrılması, ayrıca otopark, resepsiyon-idare ünitesinin yer almasının gerekmesi, bu alanlarda yüz kişilik lokanta, alakart lokanta, kafeterya, bar salonu, pasta salonu, kafe ve kahvaltı salonu yapılmasının mümkün olması ve bu yapılar için hareket kabiliyetinin ortadan kaldırılmaması koşulunun da bulunmaması karşısında imar planı kararıyla uzun süreliğine inşa edilen bu yapıların hareket halinde olduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki konaklama tesislerinin konaklama birimleri, hareket kabiliyetinin ortadan kaldırılmış olup olmamasına bakılmaksızın, kısmen ya da tamamen mobil evlerden oluşturulamayacağı, bu tesislere ilişkin belge taleplerinin reddedileceğine ilişkin Yönetmelik düzenlemesi ile turizm tesisinin sadece mobil evlerden oluşamayacağı da belirtilmiş olmaktadır. Öte yandan davalı idare savunmasında, Karayolları Trafik Yönetmeliğine göre 3,5 ton ağırlığında, 2,55 metre genişliğinde, 12 metre uzunluğunda mobil ev yapılabileceğini belirtmekte olup imar planı kararıyla yerleri belirlenen ve diğer tesisler hariç kırk dokuz tane yapılabilen ve Yönetmelikte nitelikleri belirtilen mobil evlerin taşıt statüsünde olduğunun, işletme sahibinin, imar planında belirlenen yerde kısa süreliğine kalacağının, tesisin sonra başka bir yere taşınacağının kabul edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu açıktır. Bu durumda Ülkemizin çok önemli kaynaklarının üzerinde, yani koruma altında olan orman alanı, milli park, birinci derece doğal sit alanı, yayla ve benzeri alanlarda da turizm işletme belgesi sahibi tarafından turizm tesisi niteliğinde yapılabilecek olan bu mobil evlerin, çevresine ve doğaya etkileri değerlendirilmeden ve nerede ne kadar yapılabileceği, tesislerin ve yapıların büyüklükleri, yapımı ve sonrasında gerekli denetimleri konusunda yasal düzenleme yapılmadan, başka bir ifadeyle bozulmamış bir doğal çevrede, Yönetmeliğe yapılan bir ilave madde ile yapı ruhsatına tabi olmaksızın ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tescil edilmek suretiyle tesislerin kurulmasına ilişkin getirilen düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 169. maddesinde, "Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz." hükmü yer almıştır. 6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesinde, tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık topluluklarının yerleriyle birlikte orman sayıldığı hükmüne yer verildikten sonra orman sayılmayan yerler sayma suretiyle belirtilmiş, 4. maddesinde, ormanların mülkiyet ve idare bakımından: "Devlet ormanları"; "Hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlar"; "Hususi ormanlar"; vasıf ve karakter bakımından: "Muhafaza ormanları"; "Milli parklar"; "İstihsal ormanları" olarak ayrıldığı hükmüne, 6. maddesinde de "Devlet ormanlarına ve Devlet ormanı sayılan yerlere ait her çeşit işlerin Orman Genel Müdürlüğünce yapılacağı ve yaptırılacağı hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'da Devlet ormanlarının kanuna göre Devletçe yönetileceği ve işletileceği hükme bağlandığından ormanların korunmasına yönelik özel kanun olan Orman Kanununda, Devlet ormanlarına ve Devlet ormanı sayılan yerlere ait her çeşit işlerin Orman Genel Müdürlüğünce yapılacağı ve yaptırılacağının hükme bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Devlet ormanları sınırları içerisinde, Orman Genel Müdürlüğü tarafından kamping ya da ekoturizm alanları belirlenerek yine bu alanların anılan Genel Müdürlük tarafından işletilmesi Anayasa hükmü gereği olup Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca Devlet ormanlarının Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmesi ve yine Turizm Teşvik Kanunu uyarınca özel kişilere işletme belgesi verilmesi suretiyle Devlet ormanlarında sabit ya da mobil ev şeklinde yapılaşmaya gidilmesi mümkün değildir. Ayrıca imar mevzuatı kapsamında, imar planları veya yürürlükten kalkmış olan mevzi imar planının hazırlanması ve onaylanmasında, belirli bir alanın yerleşime açılması ve sağlıklı bir çevrede yaşanılabilmesi için yerleşime açılan alanın düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Nitekim 3194 sayılı İmar Kanununda mevzi imar planı yapılabileceğine ilişkin hüküm yer almakta iken mülga Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelikte mevzi imar planı "Mevcut planların yerleşmiş nüfusa yetersiz kalması veya yeni yerleşim alanlarının kullanıma açılması gereğinin ve sınırlarının ilgili idarece belirlenmesi halinde, bu Yönetmeliğin plan yapım kararına uyulmak üzere yapımı mümkün olan, yürürlükteki her tür ve ölçekteki plan sınırları dışında, planla bütünleşmeyen konumdaki, sosyal ve teknik altyapı ihtiyaçlarını kendi bünyesinde sağlayan, raporuyla bir bütün olan imar planıdır." olarak tanımlanmıştır. İmar Kanununda bulunan mevzi imar planına ilişkin hüküm kaldırıldığından 14/06/2014 tarihli, 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde ise mevzi imar planı tanımına yer verilmemiştir. Anılan Kanun'un 6. maddesinde, "Mekânsal planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından Mekânsal Strateji Planlarına uygun olarak; “Çevre Düzeni Planları” ve “İmar Planları” kademelerinden oluşur. İmar planları ise nazım imar planı ve uygulama imar planı olarak hazırlanır. Her plan bir üst kademedeki plana uygun olarak hazırlanır." hükmü yer almış, 5. maddesinde, nazım imar planı, "varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plandır." şeklinde, uygulama imar planı, "tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plandır." şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla orman alanı, tarım alanı gibi yerleşime ve bu amaçla yapılaşmaya açılamayacak olan alanların, çevre düzeni planlarında gösterilmesi, ancak imar planı kapsamına alınmaması, kent içinde kalması nedeniyle imar planı kapsamına alınması zorunlu ise "orman alanı", "tarım alanı" olarak işlevlendirilerek bırakılması gerekmektedir. Öte yandan mevcut yerleşim alanları ile bağlantısı olmayan ve mevcut imar planları sınırları dışında, örneğin orman alanının belirli bir kısmında yapılacak olan bu planların mevzi imar planı niteliğinde olduğu da açıktır. Bu durumda Anayasa'ya göre, ister milli park niteliğinde ister istihsal ya da muhafaza niteliğinde orman olsun, imar planına konu edilmeksizin, Orman Genel Müdürlüğünce ormanın tespit edilecek yerlerinde, yine Orman Genel Müdürlüğünce doğayı ve ormanı koruyucu, doğa dostu, ekoturizmi geliştiren, destekleyen sabit ya da mobil yapıların yapılması mümkün olduğundan, orman alanlarını da kapsayacak şekilde mobil evlerin önünün açılması ve özel sektör tarafından gerçekleştirilecek bu tesislerin niteliğinin belirlenmesine ilişkin Yönetmelik maddelerinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptalinin gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: Dava; 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 17/01/2024 tarih ve 8112 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla yürürlüğe konulan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istemiyle açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT: 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 1.maddesinde,"Bu Kanunun amacı; turizm sektörünü düzenleyecek, geliştirecek, dinamik bir yapı ve işleyişe kavuşturacak tertip ve tedbirlerin alınmasını sağlamaktır." hükmüne, 2.maddesinde,"Bu Kanun, turizm hizmeti ile bu hizmetin gereği kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinin tespiti ile geliştirilmelerine, turizm yatırım ve işletmelerinin teşvik edilmesine, düzenlenmesine ve denetlenmesine ilişkin hükümleri kapsar." hükmüne yer verilmiş, aynı Kanunun 8. maddesinde, Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden; eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan, yerlerin Tarım ve Orman Bakanlığınca Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edileceği, bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; turizme tahsis edilecek alanın, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemeyeceği, yapılaşmaya esas inşaat hakkının, emsal (E) 0.30’u geçemeyeceği, turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedelinin ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedelinin, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedileceği ve kaydedilen tutarın karşılığı ödenek öngörüleceği, belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilemeyeceği düzenlenmiştir. Yeni turizm tesisi türlerinin gelişmesine olanak sağlanması, mevcut turizm tesislerinin geliştirilmesi, turizm tesislerinin asgari niteliklerinin belirlenmesi, bu tesisler arasında standart birliğinin sağlanması, kalitenin korunması, sürekliliğinin sağlanması ve yükseltilmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 37 nci maddesinin (A) bendinin (2) numaralı alt bendine dayanılarak hazırlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının (s) bendinde, tahsisli kamu taşınmazı "10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamındaki genel ve özel bütçeli kamu idareleri tarafından ön izin, kesin izin, tahsis, irtifak hakkı, kullanma izni veya kiralama sözleşmesi ile turizm tesisi gerçekleştirilmek üzere yatırımcıların kullanımına bırakılan taşınmaz" olarak tanımlanmış, aynı fıkranın (t) bendine dava konusu değişikliğe ilişkin Yönetmeliğin 1. maddesiyle ana Yönetmeliğin 4. maddesinin (t) bendine "Mobil ev: İlgili mevzuata uygun şekilde O2 sınıfı tip onay belgesine sahip, bir motorlu araç tarafından çekilmek üzere tasarlanmış, konaklama birimi şeklinde düzenlenmiş, içinde yaşam alanı, yatak ile banyo-tuvalet bulunan 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa tabi araç" tanımı eklenmiş, 2.maddesiyle ana Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "pansiyonlara ve" ibaresi "pansiyonlara, mobil evlere ve" şeklinde değiştirilmiş anılan fıkra, "Özel tesislere, gastronomi tesislerine, apart otellere, pansiyonlara, mobil evlere ve korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olan yapılarda yer almayan özel konaklama tesislerine turizm yatırımı belgesi verilmez." şeklini almış, 4. maddesiyle ana Yönetmeliğin 18. maddesine 2. fıkra olarak "Türün niteliklerinin belirtildiği maddede açık olarak izin verilenler hariç olmak üzere, konaklama tesislerinin konaklama birimleri, hareket kabiliyetinin ortadan kaldırılmış olup olmamasına bakılmaksızın, kısmen ya da tamamen mobil evlerden oluşturulamaz. Bu tesislere ilişkin belge talepleri reddedilir." hükmü eklenmiş, 5. maddesiyle ana Yönetmeliğin "Kırsal Turizm Tesisleri" başlıklı Altıncı Bölümüne eklenen "Mobil evler" başlıklı 35/A maddesinde ise, "(1) Mobil evler, tahsisli kamu taşınmazları hariç olmak üzere, imar planlarında kamping ya da kırsal/eko turizm kullanımlarına ayrılmış alanlarda düzenlenen, tamamı mobil evlerden oluşan, en az beş, en fazla kırk dokuz konaklama birimi içeren tesislerdir. Bu tesisler aşağıda belirtilen nitelikleri taşır: a) Konaklama birimi başına en az iki yüz elli metrekare alan. b) Tesis alanının çit, duvar, yeşillik gibi düzenlemeler ile çevreden tecrit edilerek aydınlatılması. c) Girişte konaklama birimi başına bir araç olmak üzere otopark, resepsiyon-idare ünitesi. ç) Mobil evlerin tamamının tescil belgesinin mal sahibi veya belge sahibi ya da işletmeci adına düzenlenmiş olması. (2) Konaklama birimleri doğal ışık alacak şekilde düzenlenir. Uygun tefriş elemanlarıyla rahat kullanım imkânı verebilecek şekilde dekore edilir. Bu birimlerde yatak, kişi başı bir yastık, yastık kılıfı, çarşaf, iklim koşullarına göre pike veya yorgan, kıymetli eşya kasası, minibar, sıcak içecek hazırlanmasına imkan sağlayan donanım ve servis malzemesi, genel aydınlatma, priz, çöp kutusu, perde veya benzeri düzenleme bulunur. Banyolarda, vitrifiye, armatür, batarya, duş donanımı, ayna, priz, çöp kutusu, sabun, şampuan ile el ve banyo havlusu bulundurulur. Her konaklama birimi iki kişiliktir. (3) Bu tesislerde, 14 üncü maddenin beşinci fıkrası kapsamında lokanta, alakart lokanta, kafeterya, bar salonu, pasta salonu, kafe ve kahvaltı salonu düzenlenmesi durumunda, bu ünitelerin toplam kapasitesi yüz kişiyi geçemez; toplantı salonu ve çok amaçlı salon yapılamaz. (4) Konaklama birimlerinin hareket kabiliyetini ortadan kaldırıcı düzenleme yapılamaz. (5) Bu tesislere ilişkin turizm işletmesi belgesi başvurusunda tescil belgesi ibraz edilir. Başvuru tarihi itibarıyla 2918 sayılı Kanun kapsamında geçerli teknik muayene bulunması zorunludur. Turizm işletmesi belgesi alınmasından sonra da teknik muayenelerin yaptırıldığına ilişkin geçerli muayene belgesi Bakanlığa ibraz edilir.” düzenlemesine yer verilmiş, 29.08.2024 tarihli, 32647 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile maddenin 1. fıkrasının (a) bendi, "Konaklama birimlerinin yaygın yerleşim düzeninde oluşturulması ve her bir konaklama biriminin en az iki yüz elli metrekare alan içerisinde yer alması." şeklini almış, 3. fıkrasının sonuna, "Bu üniteler, konaklama birimlerinin toplam alanı içerisinde yer alamaz." cümlesi eklenmiştir. Karayolları Trafik Kanununun "Tescil belgesi alma zorunluluğu" başlıklı 19. maddesinde, "Araç sahipleri araçlarını yönetmelikte belirtilen esaslara göre yetkili kuruluşa tescil ettirmek ve tescil belgesi almak zorundadırlar." hükmüne yer verilmiştir. Diğer taraftan, 18/07/1997 tarih ve 23053 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 3. maddesinde "Araç: Karayollarında kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adıdır." olarak, "O Sınıfı – Bir motorlu araç tarafından çekilen römork veya yarı römork motorsuz yük taşıma araçlarıdır." olarak, "O2 Sınıfı: Azami ağırlığı 0.75 tonu aşan, ancak 3.5 tonu aşmayan motorsuz yük taşıma aracıdır." olarak, "Römork: Motorlu araçla çekilen insan veya yük taşımak için imal edilmiş motorsuz araçtır." olarak tanımlanmıştır. Araçların satış, devir ve tescil hizmetlerinin yapılmasına ilişkin usul ve esaslar ile bu işlemler dolayısıyla alınacak ücretleri belirlemek amacıyla 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20, 22 ve Ek 18 inci maddelerine dayanılarak hazırlanan ve 31/01/2018 tarih ve 30318 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Araçların Satış, Devir ve Tescil İşlemlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönetmeliğin 3. maddesinde "Araç: Karayollarında kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adıdır." hükmüne, "Römork: Motorlu araçla çekilen insan veya yük taşımak için imal edilmiş motorsuz araçtır." hükmüne, 9.maddesinin 3.fıkrasında, "Bu Yönetmelik hükümlerine göre Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından tescil edilecek araçlar, askeri araçlar, iş makineleri ve raylı sistemle çalışanlar dışındaki bütün motorlu araçlar ile tescile tabi motorlu araçlara takılarak kullanılacak yapıda (Mülga ibare:RG-4/12/2024-32742)(4) olan römork ve yarı römorkların (traktör römorkları takıldığı traktörden ayrı olarak tescil edilmez) tescilleri noterler tarafından yapılır, araç tescil belgesi ve plaka basım talep belgesi verilir." hükmüne, 11.maddesinde "(1) Bütün motorlu araçlar ile bu Yönetmelikte tescili zorunlu kılınan motorsuz araçların sahipleri, araçlarını noterlere ya da ilgili tescil kuruluşlarına tescil ettirmek ve araç tescil belgesi almak zorundadırlar." hükmüne, 15.maddesinde "(1) Çekici araçlar ile (Mülga ibare:RG-4/12/2024-32742)(4) römork ve yarı römorklar (traktör römorkları hariç), bu Yönetmelikte belirlenen usul ve esaslara uygun olarak ayrı ayrı tescil edilir." hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanununun "Tanımlar" başlıklı 5. maddesinde, "Yapı; karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesislerdir." hükmüne, "Yapı ruhsatiyesi" başlıklı 21.maddesinde, "Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden ... yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir." hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usul Yönünden: Davalı idarenin ehliyete ilişkin itirazları incelenip değerlendirilmiş olup, Yönetmeliğin konusu itibarıyla davacının menfaatinin ihlal edildiği anlaşıldığından, bu konudaki itiraz yerinde görülmemiştir. Esas Yönünden: Her ne kadar davacı tarafından, 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin tamamının iptali istenilmiş ise de dava dilekçesinde ileri sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak, anılan Yönetmeliğe ilişkin iptal istemi, ana Yönetmeliğe "Mobil evler" başlıklı 35/A maddesinin eklenmesine ilişkin 5. maddesi ile sınırlı olarak incelenmiştir. Anayasa'nın 123. maddesinde; "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" hükmüne, 124. maddesinde ise; "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler." kuralına yer verilmiştir. Anayasa'nın anılan hükmü ve normlar hiyerarşisi ilkesi uyarınca, alt hukuk normlarının üst hukuk normuna aykırı hükümler içermemesi gerekmektedir. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen tüzük, yönetmelik, genelge, tebliğ kılavuz gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği, yeni bir yöntem ve usul getiremeyeceği, dayanağı olan mevzuatta yer alan hükümler dışında yeni bir düzenleme içeremeyeceği hukukun genel ilkelerindendir. İdarenin düzenleyici idari işlem tesis etme yetkisinin "Yasama yetkisinin devredilmezliği" ilkesinin bir sonucu olarak ikincil nitelikte bir kural koyma yetkisi olduğu göz önüne alındığında; söz konusu yetkinin kanunların çizdiği çerçeve içinde kalması ve kanunlara uygun olarak kullanması zorunludur. Bu bağlamda kanunun öngördüğü düzenleme yetkisinin yine kanunda belirtildiği gibi kullanılması, kanun hükmü bir konunun yönetmelikle düzenlenmesini öngörüyorsa düzenlemenin yönetmelikle yapılması, ayrıca normlar hiyerarşisinde yönetmeliğe göre daha alt düzeyde yer alan düzenleyici işlemlerin yönetmelikle çizilen sınırı aşmaması ve yönetmeliğe uygun olması bir diğer zorunluluktur. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında ifade edildiği üzere, hukuk devletinin bir gereği olan "hukuki belirlilik ilkesi"; kanuni ve idari düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, keyfiliğe yani idare tarafından takdir yetkisine dayanılarak keyfi uygulamalar yapılmasına imkan vermeyecek şekilde yapılmasını gerektirmektedir. 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 17/01/2024 tarih ve 8112 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla yürürlüğe konulan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik yapılmasına Dair Yönetmelik ile ana Yönetmelikte yeni bir turizm tesisi türü olarak "mobil ev"lere ilişkin düzenlemeler yapılmış, bu kapsamda ana Yönetmeliğin 4.maddesinde "mobil ev" tanımına yer verilmiş, 6. maddesinde, turizm yatırımı belgesi düzenlenemeyecek turizm tesisleri arasına mobil evler de eklenmiş, konaklama tesislerinin asgari niteliklerinin sayıldığı 18. maddenin 2. fıkrasında, türün niteliklerinin belirtildiği maddede açık olarak izin verilenler hariç olmak üzere, konaklama tesislerinin konaklama birimlerinin, hareket kabiliyetinin ortadan kaldırılmış olup olmamasına bakılmaksızın, kısmen ya da tamamen mobil evlerden oluşturulamayacağı, bu tesislere ilişkin belge taleplerinin reddedileceği düzenlenmiş ve ana Yönetmeliğin kırsal turizm tesisleri başlıklı altıncı bölümüne mobil evlerin niteliklerinin sayıldığı 35/A maddesi eklenmiştir. 29/8/2024 tarihli ve 32647 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 8864 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 1. maddesiyle, ana Yönetmeliğin anılan 35/A maddesinin 1. fıkrasına "yerleşim düzenini gösteren krokisi bulunan" ibaresi eklenmiş, mobil evlerin aynı fıkrada sayılan nitelikleri arasına (a) bendi olarak "Konaklama birimlerinin yaygın yerleşim düzeninde oluşturulması ve her bir konaklama biriminin en az iki yüz elli metrekare alan içerisinde yer alması." eklenmiş, aynı maddenin 3. fıkrasında yer alan "Bu tesislerde, 14 üncü maddenin beşinci fıkrası kapsamında lokanta, alakart lokanta, kafeterya, bar salonu, pasta salonu, kafe ve kahvaltı salonu düzenlenmesi durumunda, bu ünitelerin toplam kapasitesi yüz kişiyi geçemez; toplantı salonu ve çok amaçlı salon yapılamaz." cümlesinden sonra gelmek üzere "Bu üniteler, konaklama birimlerinin toplam alanı içerisinde yer alamaz." cümlesi eklenmiştir. Yeni turizm tesisi türlerinin gelişmesine olanak sağlanması, mevcut turizm tesislerinin geliştirilmesi, turizm tesislerinin asgari niteliklerinin belirlenmesi, bu tesisler arasında standart birliğinin sağlanması, kalitenin korunması, sürekliliğinin sağlanması ve yükseltilmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 37. maddesinin (A) bendinin (2) numaralı alt bendine dayanılarak hazırlanan ve 01/06/2019 tarih ve 30791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan dava konusu Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendinde mobil ev, ilgili mevzuata uygun şekilde O2 sınıfı tip onay belgesine sahip, bir motorlu araç tarafından çekilmek üzere tasarlanmış, konaklama birimi şeklinde düzenlenmiş, içinde yaşam alanı, yatak ile banyo-tuvalet bulunan 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa tabi "araç" olarak tanımlanmış, Yönetmeliğin 35/A maddesinin 29/8/2024 tarihli ve 32647 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 8864 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yapılan değişiklikten önceki ve iptali istenilen ilk halinde mobil evlerin, tahsisli kamu taşınmazları hariç olmak üzere, imar planlarında kamping ya da kırsal/eko turizm kullanımlarına ayrılmış alanlarda düzenlenen, tamamı mobil evlerden oluşan, en az beş, en fazla kırk dokuz konaklama birimi içeren tesisler olduğu belirtildikten sonra, anılan tesislerin taşıması gereken nitelikler sayılmış, bu kapsamda, tesis alanının çit, duvar, yeşillik gibi düzenlemeler ile çevreden tecrit edilerek aydınlatılması, girişte konaklama birimi başına bir araç olmak üzere otopark, resepsiyon-idare ünitesi bulunması, mobil evlerin tamamının tescil belgesinin mal sahibi veya belge sahibi ya da işletmeci adına düzenlenmiş olması, bu tesislerde, Yönetmeliğin 14. maddesinin 5. fıkrası kapsamında lokanta, alakart lokanta, kafeterya, bar salonu, pasta salonu, kafe ve kahvaltı salonu düzenlenmesi durumunda, bu ünitelerin toplam kapasitesinin yüz kişiyi geçemeyeceği; toplantı salonu ve çok amaçlı salon yapılamayacağı, konaklama birimlerinin hareket kabiliyetini ortadan kaldırıcı düzenleme yapılamayacağı, bu tesislere ilişkin turizm işletmesi belgesi başvurusunda tescil belgesinin ibraz edileceği, başvuru tarihi itibarıyla 2918 sayılı Kanun kapsamında geçerli teknik muayenesinin bulunmasının zorunlu olduğu, turizm işletmesi belgesi alınmasından sonra da teknik muayenelerin yaptırıldığına ilişkin geçerli muayene belgesinin Bakanlığa ibraz edilmesi gerektiği anılan tesislerin taşıması gerekli nitelikler arasında sayılmıştır. Diğer taraftan, anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (n) bendinde, turizm işletmesi belgesi, bu Yönetmelikte nitelikleri belirtilen turizm işletmelerine işletme aşamasında verilen belge olarak tanımlanmış, 5. maddesinde, turizm işletmesi belgesinin turizm işletmelerinin bu Yönetmelikte belirtilen nitelikleri sağladığını gösterir nitelikte belge olduğu belirtilmiş, 8. maddesinde, turizm işletmesi belgesi başvurularında, 6. maddenin 1. fıkrasının (g), (ğ) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde ve 7. maddede belirtilen bilgi ve belgelerin isteneceği kurala bağlanmış, 7.maddenin 1. fıkrasının (b) bendinde, işyeri açma ve çalışma ruhsatının, turizm işletmesi belgesi başvurularında aranacak belgeler arasında sayılmıştır. Davacı tarafından, özetle, iptali istenilen Yönetmelik ile yapılan mobil ev düzenlemesinin, noktasal ve parsel bazlı kamping-kırsal/eko turizm amaçlı imar planı taleplerine neden olacağı bu yönde oluşacak baskının, planlamanın bütünlük, koruma ve süreklilik ilkesini zedeleyeceği, mevcut mobil evlerin bulunduğu alanların imar planı yolu ile yasal statüye kavuşma taleplerinin söz konusu olacağı, tarım arazileri, doğal/ekolojik bölgeler ve ağaçlandırılarak rehabilite edilmesi gereken bölgeler gibi korunması gereken alanlar üzerinde tehdit oluşturacağı, kamu yatırımlarının, mevcut plan kararları dışında talebe konu olacak mobil ev kullanımları karşısında yetersiz kalacağı ileri sürülmektedir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri birlikte incelenip değerlendirildiğinde; mobil evlerin ilgili mevzuata uygun şekilde O2 sınıfı tip onay belgesine sahip, bir motorlu araç tarafından çekilmek üzere tasarlanmış, konaklama birimi şeklinde düzenlenmiş, Karayolları Trafik Kanununa tabi "araç" niteliğinde oldukları, Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili Yönetmelikleri uyarınca tescile tabi oldukları, tesiste yer alan mobil evlerin tamamının tescil belgesinin mal sahibi veya belge sahibi ya da işletmeci adına düzenlenerek bu tesislere ilişkin turizm işletmesi belgesi başvurusunda işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile birlikte davalı Bakanlığa ibraz edilmesinin gerektiği, başvuru tarihi itibarıyla 2918 sayılı Kanun kapsamında geçerli teknik muayenesinin bulunmasının zorunlu olduğu, turizm işletmesi belgesi alınmasından sonra da teknik muayenelerin yaptırıldığına ilişkin geçerli muayene belgesinin davalı Bakanlığa ibraz edilmesi gerektiği, tesiste yer alan konaklama birimlerinin hareket kabiliyetini ortadan kaldırıcı düzenleme yapılamayacağı, mobil ev tesislerinin tahsisli kamu taşınmazları hariç olmak üzere, imar planlarında kamping ya da kırsal/eko turizm kullanımlarına ayrılmış alanlarda tamamı mobil evlerden oluşan, en az beş, en fazla kırk dokuz konaklama birimi içerecek şekilde düzenlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, sabit olmayan, yerden bağımsız ve hareket kabiliyeti olan, tescile tabi "araç" niteliğindeki mobil evlerden oluşan tesislerin ruhsatsız kalıcı konaklama tesisi/ 2.konut olarak değerlendirilemeyeceği, anılan tesislerin imar planlarında kamping ya da kırsal/eko turizm kullanımlarına ayrılmış alanlarda ve imar planında öngörülen sınırlamalara tabi olarak gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu da dikkate alındığında, korunan alanların yapılaşmaya açılmasının söz konusu olmadığı, imar uygulamalarının gerçekleştirilmesi ve mobil ev tesisleri için işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi görev ve yetkisinin yerel idarelerde olduğu, kamping-kırsal/eko turizm amaçlı parçacıl imar planı taleplerinin plan bütünlüğünü bozacağı varsayımının dava konusu düzenleyici işlemin hukuka aykırı olması sonucunu doğurmayacağı sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, dava konusu düzenleme ile imar planlarında kamping ya da kırsal/eko turizm kullanımlarına ayrılmış alanlar dışında tarım ve orman alanlarında tesis kurulması engellenerek bu alanların amacı dışında plansız yerleşim alanları olarak kullanılmamasının ve bu amaçla kullanımın yaratması muhtemel görüntü kirliliği ile çevresel sorunların engellenmesinin ve yeni bir turizm tesisi türü düzenlenerek söz konusu tesisler arasında standart birliğinin sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmakta olup, iptali istenilen düzenlemede dava konusu Yönetmeliğin amacına ve üst hukuk normlarına aykırılık görülmemiştir.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız davalar için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 23/12/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Danıştay 4. Daire, E. 2024/1102, K. 2025/6903, T. 23.12.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-4-daire-2024-1102-e-2025-6903-k-100b08fa8d3d