Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/1675 E. 2025/5533 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/1675
- Karar No
- 2025/5533
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/1675 Karar No : 2025/5533
DAVACI : ... Odası VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Huk. Müş. Av. ...
DAVANIN_KONUSU : Davacı tarafından, 06/10/2022 tarih ve 31975 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ile aynı fıkranın (ı) bendinde yer alan "...ve hastaneyi..." ibaresinin, 5. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "...ya da en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket..." ibaresi ile aynı maddenin 4. fıkrasının, 15. maddesinin 6. fıkrasının, 18. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "...tam zamanlı olarak..." ve "...bir özel sağlık kuruluşunda daha..." ibarelerinin, 22. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "...elektronik ortamda..." ibaresi ile aynı fıkranın 2. cümlesi ile aynı maddenin 3. fıkrası ile 8. fıkrasında yer alan "...çalıştığı sağlık kuruluşunda elektronik reçete düzenler. Gerekli hallerde..." ibaresinin, geçici 1. maddesinin 5. fıkrasının ve anılan Yönetmeliğin eki Ek-1 "Ön İzin Başvurusu İçin Gerekli Belgeler"in 7. maddesinin, Ek-10/a "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Muayenehane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 38. satırının, Ek-10/b "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Poliklinik Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 47. satırının, Ek-10/c "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Merkez Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70. satırının, Ek-10/d "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Hastane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70. satırının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ile aynı fıkranın (ı) bendinde yer alan "...ve hastaneyi..." ibaresi yönünden, hastanenin, hasta ve yaralılara acil sağlık hizmetlerini ayakta veya yatarak veren tıp merkezi ve sağlık kurumu olduğu, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu'na göre de yatırılarak hasta tedavi etmek için açılan ve açılacak olan sağlık yurtlarının "hususi hastanelerden" sayıldığı, Özel Hastaneler Yönetmeliğinde ise, özel hastanelerin en az yüz hasta yataklı olarak açılabileceğinin düzenlendiği, bir sağlık kuruluşuna "hastane" denilebilmesi için yatırılarak hasta tedavi etmek üzere açılması ve en az yüz hasta yatağının bulunmasının gerektiği, hastaların ayakta teşhis ve tedavi hizmetini özel olarak alabileceği yerlerin, diş hekimleri tarafından açılan muayenehaneler olduğu, 1219 sayılı Kanun'un 36. maddesinde, muayenehanenin açılması usulünün bildirim esasına göre tanımlandığı, ancak ağız ve diş sağlığı hizmeti sunmak üzere kurulan bir yapının, yatırılarak hasta tedavi etme durumu ve yatan hasta tedavisine ilişkin ekipman bulundurma zorunluluğunun olmadığı, ağız ve diş sağlığı polikliniklerinde ayakta tedavi hizmeti verildiği, yüz hasta yatağı zorunluluğunun uygulanabilmesinin mümkün olmadığı, dava konusu düzenleme ile de hastane niteliği taşımayan bir yapıya hastane tanımlaması yapılmasının kanuna açıkça aykırı olduğu; 5. maddenin 3. fıkrasında yer alan "...ya da en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket..." ibaresi ile aynı maddenin 4. fıkrası yönünden, 1219 sayılı Kanun’un 30. ve 36. maddelerine göre, diş hekimliğinin, ancak diş hekimliği alanında diploması bulunan diş hekimleri tarafından yapılabileceği ve muayenehanelerin, ancak bu alanda faaliyet gösteren diş hekimleri tarafından açılabileceği, sağlık kuruluşlarının bu alanda yetkili olmayan kimseler tarafından açılabileceğine yönelik dava konusu düzenlemenin Anayasa ve 1219 sayılı Kanun’a aykırı olduğu, diş hekimlerinin birden fazla yerde muayenehane açmasının yasak olduğu, bir diş hekiminin muayenehane açarak faaliyet göstermesi sonucunda karşılacağı sınırlamalar ile şirket tarafından açılan sağlık kuruluşlarının sınırlamaları arasında bir farklılık olmamasının gerektiği, ancak muayenehanesi bulunan diş hekimleri yanında başka bir diş hekimini dahi çalıştıramazken şirket tarafından açılan sağlık kuruluşlarının, istediği kadar diş hekimi çalıştırabileceği, dava konusu düzenleme ile diş hekimlerinin kısıtlandığı, özel sağlık kuruluşlarının yetkileri ve yetkinliklerinin genişletildiği, sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesinin önünün açıldığı; 15. maddenin 6. fıkrası yönünden, dava konusu düzenlemeyle ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarının şubeleştirilmesinin önünün açıldığı, azami ne kadar sağlık kuruluşu veya şube açılabileceğinin belirtilmediği, uygulamada sağlık kuruluşlarının ticarileştirilmesini kolaylaştıracağı, meslek etiğinin ihlal edilmesinin yanı sıra bu düzenlemenin sağlık hizmetini geliştiren ve niteliğini artıran bir yönünün bulunmadığı, diş hekimliği mesleğini itibarsızlaştıran, kamu yararına aykırı düzenleme yapıldığı; 18. maddenin 5. fıkrasında yer alan “...tam zamanlı olarak...” ve “...bir özel sağlık kuruluşunda daha...” ibareleri yönünden, Yönetmeliğin tam zamanlı çalışan diş hekimlerine sadece bir yerde kısmi çalışma yapma imkanı tanıdığı, bu imkandan ancak tam zamanlı çalışan diş hekimlerinin yararlanabilmesinin yasal dayanağının bulunmadığı, diş hekimlerinin çalışma koşullarının sınırlandırıldığı; 22. maddenin 1. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "...elektronik ortamda..." ibaresi ile aynı fıkranın 2. cümlesi ile aynı maddenin 3. fıkrası yönünden, hasta kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasını gerektirir herhangi bir kanun bulunmadığı, Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte de bu yönde bir düzenlemenin yer almadığı, bu kayıtların elektronik olarak tutulma zorunluluğunun hastaya hiçbir ek menfaat sağlamayacağı, diş hekimine elektronik teçhizat bulundurma zorunluluğu, ekstra iş yükü ve daha da önemlisi hukuki ve cezai olmak üzere pek çok yaptırım ve sorumluluk yüklediği, verilerin elektronik ortama işlenmesi ile birlikte nasıl, kim tarafından ve ne şekilde gizliliğinin korunacağının belirli olmadığı, özel nitelikli veri olan sağlık verilerinin, 6698 sayılı Kanun’a göre işlenmesinde uyulacak önlemleri belirlemekte yetkili olan Kişisel Verileri Koruma Kurulundan görüş alınmadan düzenleme yapıldığı, özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesinin yasak olduğu, ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği, ülkemizdeki mevcut alt yapının bu denli bir korumaya uygun olmadığı, sağlık kuruluşları ya da diş hekimleri tarafından tutulan sağlık verilerinin ne kadarının sisteme aktarılacağı, bu bilgilerin Bakanlık sistemine aktarılmasındaki gerekliliğin ne olduğu, kimlerin bu verilere erişebileceği, bu kişilerin sağlık hizmetindeki etkisinin ne olduğu, verinin ne kadarına ulaşabileceği, bu verilere hangi gerekçe ile ulaşabileceği hususlarının belirsiz olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları incelendiğinde, kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, toplanması ve saklanması işlemlerinin nasıl ve hangi amaç ile yapılacağının açık bir düzenleme ile belirtilmesi gerektiği, bununla birlikte kamu yararı ve ulusal güvenliğin temel amaç olma şartının da arandığı, Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmelik hükümlerinin de dikkate alınmasının gerektiği, benzer düzenlemelerin Danıştay Onuncu ve (Kapatılan) Onbeşinci Dairelerince hukuka aykırı bulunduğu, veri işleyen kişinin Yönetmelikte açıkça belirtilmesinin gerektiği, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda yükümlülüklerin veri sorumlusuna yükletildiği, veri işleyen kişinin tedaviyi uygulayan diş hekiminin olacağı varsayıldığında, kanunla yönetmeliğin birbiri ile çeliştiği, dava konusu düzenlemenin sağlık sisteminin işleyişini aksatacağı, diş hekimlerine yüklenen zorunluluğun orantısız olduğu, kişisel sağlık verilerinin gizliliğinin korunmasının zorunluluk arz ettiği, Anayasa Mahkemesi kararlarında da kişisel verilerin gizliliğinin vurgulandığı, toplanacak verilerin amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak belirlenmesi gerekirken, herhangi bir ayrım yapılmaksızın merkezi sisteme aktarılmasının temel hakkın özüne zarar verdiği, amaçla uygun olmayan müdahale niteliğinde olduğu; 22. maddenin 8. fıkrasında yer alan "...çalıştığı sağlık kuruluşunda elektronik reçete düzenler. Gerekli hallerde..." ibaresi ile Yönetmeliğin eki Ek-10/a "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Muayenehane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 38. satırı, Ek-10/b "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Poliklinik Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 47. satırı, Ek-10/c "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Merkez Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70. satırı, Ek-10/d "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Hastane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70. satırı yönünden, mevzuatta reçetenin elektronik olarak düzenlenmesine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı, buna rağmen e-reçetenin yönetmelik ile zorunlu hale getirildiği, denetim ve idari yaptırım formundaki dava konusu satırlarda da elektronik reçete düzenlenmemesi halinde cezai yaptırım öngörüldüğü, Sosyal Güvenlik Kurumunun karşılamadığı tedavilerde reçetenin kayıt altına alınmasında herhangi bir menfaatin bulunmadığı, elektronik reçetenin sağlık hizmetlerini geliştiren veya hastanın sağlık hizmetine erişimini kolaylaştıran bir yanının bulunmadığı, diş hekimlerine bilgisayar bilme ve bulundurma zorunluluğunun dayatıldığı, bu durumun uygulamada pek çok sorunu beraberinde getireceği; geçici 1. maddenin 5. fıkrası yönünden, kişisel sağlık verilerinin merkezi sisteme aktarılması ve elektronik ortamda kaydedilmesinin hukuka aykırı olduğu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun dahi henüz uygulanabilirliğinin belirlenmediği, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 01/03/2023 tarihine kadar uygulanabilmesinin mümkün olmadığı, kamu sağlığı hizmeti gören diş hekimlerinin 6698 sayılı Kanun kapsamında idari para cezası, 5237 sayılı Kanun kapsamında da cezai yaptırıma maruz bırakılma ihtimalinin dahi hakkaniyete uymadığı; Yönetmeliğin eki Ek-1 "Ön İzin Başvurusu İçin Gerekli Belgeler"in 7. maddesi yönünden, belediyeden ve ilgili diğer idarelerden, gerekli altyapıları sağlanmış ve halen kullanılmakta olan bir yapının sağlık kuruluşu olarak kullanılmak istendiğinde depreme dayanıklı olup olmadığı hakkında rapor alınmasının çoğu zaman imkansız olduğu, ülkemizde faaliyet gösteren muayenehanelerin bir çoğunun, yüksek katlı ve içerisinde çok sayıda bağımsız bölümün bulunduğu binaların bir bölümünde faaliyetlerini sürdürdüğü, mevcut binanın yapısal olarak depreme dayanıklılığının ölçülebilmesi için binanın pek çok yerinden beton örneklerinin alınarak incelemeler yapılmasının gerektiği, binanın sadece bir bölümünde sağlık kuruluşu açılabilmesi için, binanın diğer alanlarında bulunan bağımsız bölüm maliklerinin deprem güvenlik raporu için mülkiyetinde olan dairelerin delik deşik edilmesine izin vermesinin gerekeceği, konu hakkında davalı idarece 81 İl Valiliğine gönderilen açıklama yazısının, ihtiyacı karşılayamadığı, Yönetmelik kapsamındaki tüm sağlık kuruluşları için ön izin başvurularında aynı belgelerin sunulmasının öngörüldüğü, ancak sağlık kuruluşu olarak tanımlanan her bir kuruluşun yangına karşı alınacak tedbirler kapsamında ayrı ayrı özel durumlarının bulunduğu, buna rağmen muğlak ve keyfi uygulamalara açık bir düzenleme yapıldığı, ülkemizde, diş hekimliği hizmetinin özel olarak sunulmasındaki en yaygın hizmet sunum biçimi olan muayenehanenin 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 24. maddesinin tanıdığı istisna uyarınca mesken nitelikli bağımsız bölümlerde de açılabildiği, burada genellikle bir ya da iki diş hekiminin apartmandaki bir dairede hizmet sunduğu, hasta yoğunluğunun fazla olmadığı, muayenehanelerin, içinde yer aldığı binaya tâbi oldukları, bu sağlık kuruluşlarının yangına karşı tedbirliliğinin, içinde yer aldığı binanın sahip olduğu özelliklerle sınırlı olduğu, bu konuda muayenehane içinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca alınabilecek önlemlerin bulunduğu, yangına karşı gerekli önlemlerin alındığına ilişkin belge temin edilmek istendiğinde yetkili mercii tarafından genellikle yangın merdiveni olup olmadığına ve merdivenin uzaklığına bakıldığı, yangın merdiveni olmayan bir binada sonradan yaptırılabilmesinin, diğer kat maliklerinin onayını gerektirdiği, ayrıca bu durumun teknik olarak da mümkün olmadığı, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin benzer kuralının iptali istemiyle açılan davada iptal kararı verildiği ileri sürülerek dava konusu düzenlemelerin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ile aynı fıkranın (ı) bendinde yer alan "...ve hastaneyi..." ibaresi yönünden, dava konusu Yönetmelikte sağlık kuruluşlarının, verilecek hizmetin niteliği, hasta ve hekim için gereksinimler, sağlık kuruluşunun kapasite ve büyüklüğü göz önünde bulundurularak hastane, merkez, poliklinik ve muayenehane olarak sınıflandırıldığı; 5. maddenin 3. fıkrasında yer alan "...ya da en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket..." ibaresi ile aynı maddenin 4. fıkrası yönünden, dava konusu hükmün yürürlükten kaldırılan 03/02/2015 tarihli Yönetmelik ile getirildiği, yeni bir düzenleme olmadığı, A tipi ADSM ve B tipi ADSM tanımlarının Danıştay incelemesinden geçerek kesinleştiği, dava konusu Yönetmelikte ise poliklinik ve merkezler açısından A ve B tipi ayrımının ortadan kaldırıldığı, polikliniklerin mesleğini serbest olarak icra etme yetkisi bulunan bir veya birden fazla diş hekimine ait şirket tarafından, merkezlerin mesleğini serbest olarak icra etme yetkisi bulunan bir veya birden fazla diş hekimine ait şirket ya da en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket tarafından ve hastanelerin şirket tarafından açılabileceği kuralına yer verildiği, ağız ve diş sağlığı merkezlerinin, poliklinik ve muayenehaneye kıyasen kurulması için daha fazla sermaye gerektiren, en az on diş üniti ile açılması planlanan, bünyesinde genel anestezi ile müdahale ünitesi bulunan, müstakil binalarda kurulan ve 24 saat kesintisiz hizmet sunulabilen kuruluşlar olması hasebiyle %51 hissesinin diş hekimi/uzman ve tabip ortaklığı olması kaydıyla şirket sahipliğinde de açılabileceği yönünde düzenleme yapıldığı, %49'luk oranın ne şekilde olacağının, esasen diğer %51 hisseye sahip diş hekimleri tarafından belirleneceği, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile bu konuda yönetmelikle düzenleme yapılabileceğine ilişkin Bakanlığa yetki verildiği, 1219 sayılı Kanun'un 12. maddesinde, tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların çalışma şekillerinin düzenlendiği ve bu maddenin uygulamasına ilişkin esasların Sağlık Bakanlığınca belirleneceğinin öngörüldüğü, Anayasa Mahkemesince de kanun koyucunun konunun genel çerçeve ve esaslarının kanunda saptanarak ayrıntılı ve uzmanlık gerektiren hususların idarece düzenlenmesi için yetki vermesinde yasal düzenleme ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırılık bulunmadığının belirtildiği; 15. maddenin 6. fıkrası yönünden, dava konusu düzenlemenin, mülga Yönetmeliğin 13. maddesinin 9. fıkrası ile getirildiği, yeni bir düzenleme olmadığı, anılan hükmün Danıştay incelemesinden geçerek hukuka uygun bulunduğu; 18. maddenin 5. fıkrasında yer alan “...tam zamanlı olarak...” ve “...bir özel sağlık kuruluşunda daha...” ibareleri yönünden, diş hekimlerinin muayenehane haricindeki diğer sağlık kuruluşlarında Sosyal Güvenlik Kurumu sözleşmesi durumuna göre sözleşmesinde çalışacağı saatler açıkça belirtilmek ve İl Sağlık Müdürlüğünce adlarına çalışma belgesi düzenlenmek suretiyle birden fazla yerde çalışmasına izin verildiği, bu kuralın tabip muayenehaneleri için de aynı şekilde uygulandığı, hekimler, diş tabipleri ve uzmanların, 1219 sayılı Kanun'a göre istedikleri sağlık kuruluşunda ve anılan Kanun'un 12. maddesinin 2. fıkrasının aynı bendi içerisinde olmak kaydıyla istedikleri kadar sağlık kuruluşunda çalışabildikleri, dolayısı ile dava konusu Yönetmelik hükmünde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı; 22. maddenin 1. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "...elektronik ortamda..." ibaresi ile aynı fıkranın 2. cümlesi ile aynı maddenin 3. fıkrası yönünden, 3359 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 1 sayıı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 378. maddesi gereği tüm kamu ve (muayenehaneler de dâhil olmak üzere) özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmetinin bütün aşamalarını kayıt altına almaları yükümlüğünün bulunduğu, bu hükümlere uygun olarak Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin Altıncı Bölümünde tıbbi kayıt ve arşiv, faturalandırma ve hastaya verilecek belgelere ilişkin usul ve esasların belirlendiği ve 48. maddesinde muayene, teşhis ve tedavi amacıyla başvuran hasta, yaralı, acil ve adli vakalar ile ilgili olarak yapılan tıbbi ve idari işlemlere ilişkin kayıt tutulmasının zorunlu olduğunun düzenlendiği, dava konusu Yönetmelikte de aynı minvalde hükümlere yer verildiği, sağlık kuruluşlarında hastalara sunulan sağlık hizmetinin tüm süreçlerinin kayıt altına alınmasının tanı ve tedavi sürecinde hastaya daha önce yapılan teşhis ve tedavinin takibi ile ileriki süreçte hastalığının seyrinin kontrolü, takibi ve ek tedavilerin uygulanması bakımından tıbbi kayıtlara erişilmesi elzem olduğundan, fakat kayıtların tutulmaması halinde önceki tetkik ve tedaviye ilişkin verilere ulaşılamaması sağlık hizmetinin layıkıyla verilememesine yol açabileceğinden, yürürlükte ve uygulanabilir durumdaki üst hukuk normlarının gereği olarak kayıt ve bildirim zorunluluğunun getirildiği, bu durumun, ayrıca hasta haklarının ve güvenliğinin sağlanması bakımından da önem taşıdığı, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda belirlenen şartlar dâhilinde sağlık kuruluşlarınca tutulan tıbbi kayıtlardan elde edilen verilerin sağlık hizmetinin düzenli olarak verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması maksadıyla işlenebileceği, böylece kamu ve kişi yararının sağlanabileceği, benzer düzenlemelerin yer aldığı birçok ikincil düzenlemenin Danıştay'ın da yargısal denetiminden geçtiği, hukuka uygun bulunduğu; 22. maddenin 8. fıkrasında yer alan "...çalıştığı sağlık kuruluşunda elektronik reçete düzenler. Gerekli hallerde..." ibaresi ile Yönetmeliğin eki Ek-10/a "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Muayenehane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 38. satırı, Ek-10/b "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Poliklinik Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 47. satırı, Ek-10/c "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Merkez Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70. satırı, Ek-10/d "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Hastane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70. satırı yönünden, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun tüm reçetelerin elektronik ortamda yazılabilmesine olanak sağlayan Elektronik Reçete Sisteminin, sahte reçete ve sahte rapor gibi yasadışı faaliyetlerin engellenmesi, hastaların ellerindeki ilaç bitmeden, farklı hekimlere mükerrer reçete yazdırılamaması, ilaçların hekimlerce doğru dozda reçete edilmesi, hastalarca eczanelerden doğru dozda temin edilmesi, hekimin matbu reçete temini, teslimi ve takibi için harcadığı iş gücü ve zaman kaybını engellemesi gibi birçok avantaj sağladığı; Yönetmeliğin eki Ek-1 "Ön İzin Başvurusu İçin Gerekli Belgeler"in 7. maddesi yönünden, Bakanlıklarının 03/11/2022 tarihli ve E.781 sayılı Genel Yazısında, “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmeliğin yayım tarihi olan 06/03/2007'den sonra yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi alınan binalar için deprem dayanıklılık raporu istenmeyeceği, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi 06/03/2007 tarihinden sonra alınmış olup esaslı tadilat yapılan binalar ile yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi 06/03/2007 tarihinden önce alınmış binalar için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yetkilendirilmiş kuruluşlar tarafından verilen deprem dayanıklılık raporu isteneceği” belirtilerek ilgili hükme açıklık getirildiği, mevcut binalarda deprem güvenlik raporuna, sağlık kuruluşlarının ruhsatlandırılacağı binaların statik açıdan gerekli şartları sağlayıp sağlamadığının tespiti için ihtiyaç duyulduğu, deprem kuşağında yer alan ülkemizde sağlık kuruluşundan binanın statiği açısından deprem raporu istenilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, dava konusu düzenlemelerin, başta yaşam hakkının korunması olmak üzere kaliteli ve güvenli sağlık hizmeti sunumunun maddi menfaatlere öncelenmesinin gerektiği ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemelerin kısmen iptali, davanın kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava; 06/10/2022 tarih ve 31975 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 4'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının d bendi ile aynı fıkranın ı bendinde yer verilen "...ve hastaneyi..." ibaresinin, 5'inci maddesinin 3'üncü fıkrasında yer alan “ya da en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket” ibaresi ile aynı maddenin 4'üncü fıkrasının, 15'inci maddesinin 6'ncı fıkrasının, 18'inci maddesinin 5'inci fıkrasında yer alan “...tam zamanlı olarak...” ve "...bir özel sağlık kuruluşunda daha..." ibarelerinin, 22'nci maddesinin 1'inci fıkrasının 1'inci cümlesinde yer alan “...elektronik ortamda...” ibaresi ile aynı fıkranın 2'nci cümlesi ile aynı maddenin 3'üncü fıkrası ile 8'nci fıkrasında yer alan “...çalıştığı sağlık kuruluşunda elektronik reçete düzenler. Gerekli hallerde ..." ibaresinin, geçici 1'inci maddesinin 5'inci fıkrasının ve anılan Yönetmeliğin eki Ek-1 "Ön İzin Başvurusu İçin Gerekli Belgeler"in 7'nci maddesinin, Ek-10/a "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Muayenehane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 38'inci satırının, Ek-10/b "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Poliklinik Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 47'nci satırının, Ek-10/c "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Merkez Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70'inci satırının ve Ek-10/d "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Hastane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70'inci satırının iptali istemiyle açılmıştır. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun ikinci faslında "Diş Tabipleri" ile ilgili kurallara yer verilmiş olup, anılan Kanunun 29 ilâ 46'ncı maddelerinde diş tabiplerinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Söz konusu Kanunun 29'uncu maddesinde "Diş tabibi, insan sağlığına ilişkin olarak, dişlerin, diş etlerinin ve bunlarla doğrudan bağlantılı olan ağız ve çene dokularının sağlığının korunması, hastalıklarının ve düzensizliklerinin teşhisi ve tedavisi ve rehabilite edilmesi ile ilgili her türlü mesleki faaliyeti icra etmeye yetkilidir. Diş tabipliğinin herhangi bir dalında münhasıran uzman olmak ve o unvanı ilan edebilmek için diş hekimliği fakültelerinden veya Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarından alınmış bir uzmanlık belgesine sahip olmak şarttır." hükmü ile 34'üncü maddesinde, "Tabipler diş çekmeğe ve dişler üzerine iptidai tedavi tatbikına ve diş etlerine ait her nevi hastalıkları tedaviye mezun iseler de doğrudan doğruya dişçilik etmek istiyen ve o suretle icrayı sanat ettiğini ilan eden bir tabip behemehal Dişçi Mektebince verilmiş bir ruhsatnameyi hamil olmalıdır. Ruhsatname bir sene müddetle Dişçi Mektebine devam ile tatbikat gördükten sonra bilimtihan ita olunur." hükmü yer almaktadır. Öte yandan, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 9'uncu maddesinin (c) bendinde, "Bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir." hükmü yer almakta olup; aynı Kanunun ek 11'inci maddesinde de, sağlık hizmet sunumu ile ilgili iş ve işlemlerin Sağlık Bakanlığınca denetleneceği, denetleme sonucunda tespit edilen eksikliklere bazı yaptırım kararları uygulanacağı, belirtilmiştir. 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (e) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının mevzuat ile belirlenen politika ve düzenlemelere uyumunu denetlemek, gerekli yaptırımları uygulamak Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine dayanılarak, etkin, verimli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak üzere, ağız ve diş sağlığı hizmeti verilen özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet ve personel standartlarının tespit edilmesine, bu amaca uygun olarak teşkilatlandırılmasına, açılmalarına, faaliyetlerine, kapanmalarına, denetlenmelerine ve diğer hususlara ilişkin usûl ve esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik 06/10/2022 tarih ve 31975 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. İdareler, normlar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde, hizmette etkinliğinin sağlanması için gerekli önlemleri alma, bu kapsamda düzenleyici işlemler yapma yetkisine sahip oldukları gibi kamu hizmetlerinin hangi koşullar altında ve nasıl yürütüleceğini önceden saptamak her zaman mümkün olmadığı için, gelişen durumlara ayak uydurmak ve ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla düzenleyici işlemler üzerinde gerekli değişiklikleri yapma hususunda da takdir yetkisine sahip olup; yasa koyucu tarafından idareye tanınan bu yetkinin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması gerekmektedir. Günümüzde insanların yaşam kalitesinin arttırılması ve ihtiyaç olması halinde ulaşılmak istenilen ağız ve diş sağlığı hizmetinin kişilere özel sağlık kuruluşları aracılığı ile sunulması, böylelikle, kamu kurumlarında sağlık hizmeti randevusu alamayan, yeterli zamanı olmayan, kalabalık ortama girmek istemeyen kişilerin sağlık hizmetlerine ulaşmasına olanak tanınması gerektiği kuşkusuzdur. Sosyal Devlet ilkesi gereğince, herkesin hayatını ruh ve beden sağlığı içinde sürdürebilmesini sağlamakla görevli olan Devletin, bu görevini ağız ve diş konusunda özel sağlık hizmeti sunacak sağlık kurumlarından yararlanarak, yerine getireceği açıktır. Bununla birlikte, yukarıda yer verilen 3359 sayılı Kanunun 9 ve ek 11'inci maddeleri, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355'inci maddesine ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun hükümlerine dayanılarak çıkarılan Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik hükümleri gereği Sağlık Bakanlığının, mevcut sağlıklı insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamaya ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini sağlamaya ve bunu denetlemeye yetkili olduğu hususu yerleşik Danıştay içtihatları ile sabittir. Davalı idareye tanınan planlama ve denetleme yetkisi çerçevesinde, planlamanın işlevsiz kalmasının önlenmesi, istihdamda belirliliğin sağlanması, özel sağlık hizmeti sunulması yoluyla etkin, verimli ve kaliteli teşhis ve tedavisi yapılan hastaların ve bu hizmeti sunan hekimlerin takibinin ve denetiminin yapılabilmesi ve bu faaliyetlerin disipline edilmesi, böylece hasta sağlığının korunması ile suistimallerin önüne geçilmesini teminen, ağız ve diş sağlığı hizmeti verilen özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel ve fiziki standartlarının tespit edilmesine, teşkilatlandırılmasına, açılmasına, faaliyetlerine, ruhsat başvurularına, kapanmalarına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek, böylelikle, hizmetin sunumunda kolaylık ve kalitenin sağlanması amacıyla davalı idareye tanınan takdir yetkisi uyarınca hazırlanarak uygulamaya konulan düzenlemelerde kamu yararı, üst hukuk normu ve hizmet gereğine aykırılık görülmemiştir. Yönetmeliğin 22'nci maddesinin 1'inci fıkrasının 1'inci cümlesinde yer alan “...elektronik ortamda...” ibaresinin, aynı fıkranın 2'nci cümlesi ile aynı maddenin 3'üncü fıkrasının ve geçici 1'inci maddesinin 5'inci fıkrasının iptali istemine gelince; Dava konusu Yönetmeliğin "Hasta kayıtları" başlıklı 22'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, "Sağlık kuruluşlarına başvuran hastalara ait veriler elektronik ortamda kaydedilir. Verilerin kaydedilmesi ve arşivlenmesi hususlarında Bakanlığın kayıt tescil sisteminde kayıtlı bir sağlık bilgi yönetim sistemi kullanılması zorunludur." kuralına; aynı maddenin 3'üncü fıkrasında ise, "Sağlık kuruluşları tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile ikincil düzenlemelere ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 378 inci maddesine uygun bir şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre işlenerek merkezi sağlık veri sistemine aktarılır. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin gönderilmesi zorunludur.” kuralına yer verilmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2'nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu, 125'inci maddesinde ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, hükümlerine yer verilmiş olup, bu hükümlerle "sosyal devlet" gereğinin yerine getirilmesi yönünde idarelere Anayasal bir sorumluluk yüklenmiştir. Bu durumda, Anayasanın 2'nci maddesine göre, bir Hukuk Devleti olarak nitelendirilen Türkiye Cumhuriyeti bireylerinin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyecek keyfi uygulamalara neden olunmaması için kişilere getirilecek yükümlülüklerin yasalarla belirlenmesi şarttır. Öte yandan, Anayasanın 20'nci maddesinde, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayat ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı, ....herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği, belirtilmekle, özel ve aile hayatı ile ilgili Anayasal çerçeve çizilmiştir. Bu kapsamda, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 21'inci maddesi hükümlerine göre Kişisel Verileri Koruma Kurulu oluşturulmuş, aynı Kanunun 22'inci maddesinde Kurulun görev ve yetkileri sayılmıştır. Aynı Kanunun 22'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (h) bendinde, "Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek" kuralına yer verilmiş olup; Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görüşü alınmaksızın, sağlık verileri gibi özel nitelikli şahsi verilerin işlenmesi sırasında alınması gereken önlemlerin belirlenmesine ilişkin uygulamaya konulan düzenlemelerde hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenle, 06/10/2022 tarih ve 31975 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 22'nci maddesinin 1'inci fıkrasının 1'inci cümlesinde yer alan “...elektronik ortamda...” ibaresinin, aynı fıkranın 2'nci cümlesi ile aynı maddenin 3'üncü fıkrasının ve geçici 1'inci maddesinin 5'inci fıkrasının iptaline; diğer iptal istemleri hakkında ise, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 25/11/2025 tarihinde, davacı asilin veya davacıyı temsilen vekilinin gelmediği, davalı Sağlık Bakanlığını temsilen Av. ...'in geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görüldü, açık duruşmaya başlandı. Hazır olan tarafa usûlüne uygun olarak söz verilip dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra hazır olan tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 06/10/2022 tarih ve 31975 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine davacı tarafından bakılmakta olan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un ikinci faslında "Diş Tabipleri" ile ilgili kurallara yer verilmiş olup, anılan Kanun'un 29 ilâ 46. maddelerinde diş tabiplerinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Anılan Kanun'un 29. maddesinde, "Diş tabibi, insan sağlığına ilişkin olarak, dişlerin, diş etlerinin ve bunlarla doğrudan bağlantılı olan ağız ve çene dokularının sağlığının korunması, hastalıklarının ve düzensizliklerinin teşhisi ve tedavisi ve rehabilite edilmesi ile ilgili her türlü mesleki faaliyeti icra etmeye yetkilidir. Diş tabipliğinin herhangi bir dalında münhasıran uzman olmak ve o unvanı ilan edebilmek için diş hekimliği fakültelerinden veya Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarından alınmış bir uzmanlık belgesine sahip olmak şarttır." hükmü ile 34. maddesinde, "Tabipler diş çekmeğe ve dişler üzerine iptidai tedavi tatbikına ve diş etlerine ait her nevi hastalıkları tedaviye mezun iseler de doğrudan doğruya dişçilik etmek istiyen ve o suretle icrayı sanat ettiğini ilan eden bir tabip behemehal Dişçi Mektebince verilmiş bir ruhsatnameyi hamil olmalıdır. Ruhsatname bir sene müddetle Dişçi Mektebine devam ile tatbikat gördükten sonra bilimtihan ita olunur." hükmü yer almaktadır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir." hükmü yer almaktadır. 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (e) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının mevzuat ile belirlenen politika ve düzenlemelere uyumunu denetlemek, gerekli yaptırımları uygulamak Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine dayanılarak, etkin, verimli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak üzere, ağız ve diş sağlığı hizmeti verilen özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet ve personel standartlarının tespit edilmesine, bu amaca uygun olarak teşkilatlandırılmasına, açılmalarına, faaliyetlerine, kapanmalarına, denetlenmelerine ve diğer hususlara ilişkin usûl ve esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik 06/10/2022 tarih ve 31975 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ile aynı fıkranın (ı) bendinde yer alan "...ve hastaneyi..." ibaresi yönünden yapılan inceleme: Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, hastane, "ağız ve diş sağlığı hastanesi" şeklinde; aynı fıkranın (ı) bendinde ise, sağlık kuruluşu, "ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel muayenehane, poliklinik, merkez ve hastane" şeklinde tanımlanmıştır. Davacı tarafından, dava konusu düzenlemeler ile yatırılarak hasta tedavisi yapılmayan ve yataklı tedavi altyapısı bulunmayan bir yapıya “hastane” tanımı yapıldığı, bunun da başta 2219 sayılı Kanun ve Özel Hastaneler Yönetmeliği olmak üzere ilgili mevzuata açıkça aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idarenin, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca, çıkaracağı yönetmeliklerle, sağlık kurum ve kuruluşlarının sınıflandırılmasını değiştirme ve öngörülen amaçlara uygun olarak teşkilatlanmalarını sağlayabilme konusunda görevli ve yetkili olduğu, bu çerçevede özel hastaneler ile ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşlarının tâbi olacakları usul ve esaslar ile bu kuruluşların niteliklerini belirleme konusunda yetkisinin bulunduğu tartışmasızdır. 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nda hususi hastaneler, yatırılarak hasta tedavi etmek amacıyla açılan sağlık kuruluşları olarak tanımlanmış; Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde ise özel hastanelerin en az yüz yataklı olarak açılacağı düzenlenmiştir. Ancak, bu düzenlemelerin, özel hastanelerin kuruluş ve işleyişine ilişkin mevzuat hükümleri olduğu, her bir düzenlemenin ise kendi uygulama alanı ve düzenleme konusu çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Dava konusu Yönetmelik ise, ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarını konu almakta olup, bu kuruluşların hangi tür sağlık kuruluşları kapsamında değerlendirileceğine ilişkin sınıflandırma ve tanımlamaları içermektedir. Nitekim dava konusu düzenlemeler ile "hastane" tanımı yapılmış, Yönetmeliğin 11. maddesinde de hastane standartları ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Bu yönüyle, dava konusu Yönetmelikte yer alan “hastane” kavramının, 2219 sayılı Kanun veya Özel Hastaneler Yönetmeliği kapsamında düzenlenen yataklı tedavi kurumlarıyla birebir örtüşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Davalı idare tarafından, sağlık hizmetleri; sunum biçimi, verilen hizmetin niteliği, kapsamı, sürekliliği ve organizasyon yapısı dikkate alınarak farklı türlerde sağlık kuruluşları aracılığıyla sunulmakta olup, dava konusu Yönetmelikte de, sağlık kuruluşlarının, verilecek hizmetin niteliği, hasta ve hekim açısından gereksinimler, sağlık kuruluşunun kapasitesi ve büyüklüğü dikkate alınarak hastane, merkez, poliklinik ve muayenehane şeklinde sınıflandırıldığı görülmektedir. Bu sınıflandırmanın, sağlık hizmetlerinin etkin, düzenli ve standartlara uygun biçimde sunulmasını sağlamaya yönelik olduğu ve kanun hükümleri ile idareye verilen yetkiyi aşan bir niteliği bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu edilen düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. B) Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “...ya da en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket...” ibaresi ile aynı maddenin 4. fıkrası yönünden yapılan inceleme: Yönetmeliğin dava konusu “Sağlık kuruşlarını açabilecek kişiler” başlıklı 5. maddesinde "(1) Muayenehane, mesleğini serbest olarak icra etme yetkisi bulunan bir diş hekimi tarafından açılabilir. Şirket tarafından muayenehane açılamaz. (2) Poliklinik, mesleğini serbest olarak icra etme yetkisi bulunan bir veya birden fazla diş hekimine ait şirket tarafından açılabilir. (3) Merkez, mesleğini serbest olarak icra etme yetkisi bulunan bir veya birden fazla diş hekimine ait şirket ya da en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket tarafından açılabilir. (4) Hastane, şirket tarafından açılabilir." düzenlemesi yer almaktadır. Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri çerçevesinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine Sağlık Bakanlığı yetkili bulunmaktadır. Öte yandan, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 30. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti dahilinde dişçilik sanatını icra ve diş tabibi unvanını taşıyabilmek için Türk olmak ve Türkiye Darülfünunu Dişçi Mektebinden diploma almak lazımdır." hükmü; 43. maddesinde, "Bir diş tabibi veya dişçinin mütaaddit yerlerde muayenehane açarak icrayı sanat etmesi memnudur." hükmü yer almaktadır. 1219 sayılı Kanun'da diş hekimliğinin icrası ve hasta tedavi edebilmek için diş hekimliği fakültelerinden diploma sahibi olmak zorunluluğu getirilmişse de, özel hastane ve tıp merkezlerinin kimler tarafından açılıp işletilebileceğine ilişkin herhangi bir sınırlamaya yer verilmediği görülmektedir. Buna göre dava konusu Yönetmelikte, diş hekimliği mesleğinin serbest olarak icra edildiği ağız ve diş sağlığı merkezlerinin en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan bir şirket tarafından, hastanelerin ise şirket tarafından açılabileceği açılması ve işletilmesi öngörülmüştür. Sağlık hizmeti sunumunun tamamen ticari bir faaliyet alanı olarak görülmesinin, sunulacak hizmetin niteliğiyle bağdaşmayacağı açık olmakla birlikte, verilecek hizmetin mahiyeti itibarıyla gerekli olan teknik donanım, bina şartları, zorunlu hizmet birimleri ve personel şartlarının sağlanabilmesi için belli bir sermaye gücü gerektiren hastanelerin ve ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan merkezlerin açılabilmesi için ihtiyaç duyulacak maddi imkânın sağlanabilmesi amacıyla, merkezlerin en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket tarafından, hastanelerin ise şirketlerce açılabileceğine ilişkin düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “ya da en az %51 hissesi diş hekimi ortaklığı bulunan şirket” ibaresi ile aynı maddenin 4. fıkrasının üst normlara aykırılık taşımadığı, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu sonucuna varılmıştır. C) Dava konusu Yönetmeliğin 15. maddesinin 6. fıkrası yönünden yapılan inceleme: Yönetmeliğin "Ruhsat bilgilerinde değişiklik yapılması" başlıklı 15. maddesinin 6. fıkrasında "Bu Yönetmelik kapsamındaki mevcut poliklinik, merkez ve hastane sahibi şirket tarafından ikinci bir sağlık kuruluşunun veya şubesinin açılmak istenmesi durumunda ön izin, ruhsat ve faaliyet izin belgesi başvuruları aynen tekrarlanır." düzenlemesine yer verilmiştir. Dava konusu maddede bu Yönetmelik kapsamındaki sağlık kuruluşlarından mevcut poliklinik, merkez ve hastane sahibi şirketlerce ikinci bir sağlık kuruluşunun veya şubesinin açılmak istenmesi durumunda yapılacak başvuru düzenlenmiş, muayenehaneler ise kapsam dışında bırakılmıştır. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 43. maddesinde, "Bir diş tabibi veya dişçinin mütaaddit yerlerde muayenehane açarak icrayı sanat etmesi memnudur." hükmü yer almakta olup, açıkça görüldüğü üzere, bir diş hekimi/uzman tarafından mesleğini serbest olarak icra etmek üzere birden fazla yerde muayenehane açılması yasaklanmıştır. Bununla birlikte gerek 1219 sayılı Kanun'un ve gerek diğer mevzuat hükümlerinin incelenmesinden, poliklinik, ağız ve diş sağlığı merkezleri ve hastanelerin şube açmalarını engelleyen bir düzenleme bulunmadığı görülmekte olup, hastane, ağız ve diş sağlığı merkezleri ile polikliniklerin kimler tarafından kurulacağının belirlenmesinin ve faaliyetlerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesinin davalı idarenin görev ve yetkisi dahilinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Öte yandan, 03/02/2015 tarih ve 29256 sayılı Resmî Gazete'de yayımlananan Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinin 9. fıkrasında yer alan "Bu Yönetmelik kapsamındaki mevcut bir özel sağlık kuruluşunu işletenlerce şube niteliğinde ikinci bir sağlık kuruluşunun açılmak istenmesi durumunda ve faaliyet gösterdiği adresin değişmesi durumunda Ek-1’de belirtilen evrak ile başvuru aynen tekrarlanır." şeklindeki düzenlemeye karşı davacı Birlik tarafından açılan davada, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 31/05/2018 tarih ve E:2015/1803, K:2018/5514 sayılı kararıyla "1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 43. maddesinde, bir diş hekimi/uzman tarafından mesleğini serbest olarak icra etmek üzere birden fazla yerde muayenehane açılmasının yasaklandığı, dava konusu maddede bu yönetmelik kapsamındaki sağlık kuruluşlarını işletenlerce şube niteliğinde ikinci bir sağlık kuruluşunun açılmak istenmesi durumunda yapılacak başvurunun düzenlendiği, söz konusu Yönetmelikte, sağlık kuruluşunun, ağız ve diş sağlığı hizmeti verilen muayenehaneleri, poliklinikleri ve özel ağız ve diş sağlığı merkezlerini ifade ettiği, sağlık kuruluşları arasında muayenehanelerin de olduğu ve 1219 sayılı Kanun'un anılan maddesi uyarında bir diş hekiminin birden fazla yerde muayenehane açamayacağı hususu dikkate alındığında dava konusu maddenin, muayenehaneler yönünden mevzuata aykırı olduğu sonucuna varıldığı, 1219 sayılı Kanun ile diğer mevzuat hükümlerinde poliklinik ve ağız ve diş sağlığı merkezlerinin şube açmalarını engelleyen bir düzenleme bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 13/11/2019 tarih ve E:2018/3599, K:2019/5553 sayılı kararı ile onandığı, dava konusu düzenlemenin de söz konusu Karar gerekçesine uygun olduğu anlaşılmaktadır. D) Dava konusu Yönetmeliğin 18. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “tam zamanlı olarak” ve "bir özel sağlık kuruluşunda daha" ibareleri yönünden yapılan inceleme: Yönetmeliğin "Personel işlemleri" başlıklı 18. maddesinin 5. fıkrasında, sağlık kuruluşunda tam zamanlı olarak çalışan diş hekimlerinin, 1219 sayılı Kanun'un 12. maddesine uygun olmak kaydıyla bulunduğu ilde, bir özel sağlık kuruluşunda daha kısmi zamanlı çalışabileceği kuralına yer verilmiştir. 1219 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesinde, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların, aynı maddenin 2. fıkrasının her bir bendi kapsamında olmak kaydıyla ve başka bir sınırlamaya tabi olmaksızın, birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışabilme hakkına sahip oldukları düzenlenmiştir. Buna göre, 1219 sayılı Kanun uyarınca tabiplik mesleğini icra etme hakkına sahip bir tabibin, anılan Kanun'un 12. maddesindeki sınırlamalara bağlı kalmak suretiyle, bir veya daha fazla özel sağlık kuruluşunda sadece kısmi zamanlı olarak çalışabilmesi de mümkündür. Yönetmeliğin 18. maddesinin 5. fıkrasında ise, diş hekimlerinin özel sağlık kuruluşlarında çalışma şekilleri yönünden, "tam zamanlı" ve "kısmi zamanlı" çalışma olarak iki tür çalışma şekline yer verilmiş ve bir özel sağlık kuruluşunda "kısmi zamanlı" çalışma hakkı, 1219 sayılı Kanun'da yer alan sınırlamaları aşar nitelikte, yalnızca başka bir özel sağlık kuruluşunda "tam zamanlı" çalışan diş hekimlerine tanınmıştır. Bu durumda, normlar hiyerarşisine aykırı biçimde, 1219 sayılı Kanun'daki sınırlamaları aşan ve üst normlarda yer almayan yeni bir kural getirerek, diş hekimlerinin özel sağlık kuruluşunda kısmi zamanlı çalışma hakkını başka bir özel sağlık kuruluşunda tam zamanlı çalışma koşuluna bağlayan ve bu suretle mesleki faaliyet icrasını engellediği anlaşılan dava konusu "tam zamanlı olarak" ve "bir özel sağlık kuruluşunda daha" ibarelerinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. E) Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "...elektronik ortamda..." ibaresi ile 2. cümlesi ile aynı maddenin 3. fıkrası ve geçici 1. maddesinin 5. fıkrası yönünden yapılan inceleme: Dava konusu Yönetmeliğin "Hasta kayıtları" başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasında, "Sağlık kuruluşlarına başvuran hastalara ait veriler elektronik ortamda kaydedilir. Verilerin kaydedilmesi ve arşivlenmesi hususlarında Bakanlığın kayıt tescil sisteminde kayıtlı bir sağlık bilgi yönetim sistemi kullanılması zorunludur." kuralına; aynı maddenin 3. fıkrasında ise, "Sağlık kuruluşları tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile ikincil düzenlemelere ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 378 inci maddesine uygun bir şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre işlenerek merkezi sağlık veri sistemine aktarılır. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin gönderilmesi zorunludur.” kuralına; geçici 1. maddesinin 5. fıkrasında da, "Mevcut sağlık kuruluşları, 1/3/2023 tarihine kadar 22 nci maddenin birinci fıkrasına uygun şekilde kayıtların elektronik ortamda tutulabilmesi için gerekli hazırlıkları tamamlar.” kuralına yer verilmiştir. Dava konusu düzenlemelerde, ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarında hasta kayıtlarının elektronik ortamda tutulması ve bu kayıtların Bakanlık tarafından kurulan merkezi sağlık veri sistemine aktarılması yükümlülüğü getirilmektedir. Davacı tarafından, hasta kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasına ilişkin zorunluluğu öngören dava konusu düzenlemelere dayanak teşkil eden bir üst norm bulunmadığı ileri sürülmektedir. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; aynı maddenin 3. fıkrasında, herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu; bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmü yer almaktadır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinin -dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan halinde- "(1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir. (2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. (3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. (4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır." hükmüne yer verilmiş; 8. maddesinde ise, yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6. maddenin 3. fıkrasında belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerin aktarılabileceği belirtilmiştir. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde ise, herkesin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarınca gerekli kayıt ve bildirim sisteminin kurulacağı; bu sistemin, e-Devlet uygulamalarına uygun olarak elektronik ortamda da oluşturulabileceği; bu amaçla, Sağlık Bakanlığınca, bağlı kuruluşları da kapsayacak şekilde ülke çapında bilişim sistemi kurulabileceği hüküm altına alındıktan sonra; ek 11. maddesinin 3. fıkrasının -dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan halinde- de, Bakanlıkça belirlenen kayıtları uygun şekilde tutmayan veya bildirim zorunluluğunu yerine getirmeyen sağlık kurum ve kuruluşlarının iki defa uyarılacağı, uyarıya uymayanlara bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yüzde biri kadar idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi" başlıklı 378. maddesinde, (Bu madde, Anayasa Mahkemesinin 27/02/2024 tarih ve 32473 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 26/10/2023 tarih ve E:2018/118, K:2023/180 sayılı kararıyla iptal edilmiş, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra -27/11/2024- yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.) "1) Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir. 2) Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Bakanlık, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz. (3) Bakanlık, ikinci fıkra gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurar. (4) Üçüncü fıkraya göre kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartlar Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirlenir. Bakanlık, ilgili mevzuat uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alır. Bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurar. (5) Sağlık personeli istihdam eden kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler, istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür. (6) Kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve bu maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususlar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir." kuralına yer verilmiştir. Diğer yandan 3359 sayılı Kanun ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinde, kişisel verilerin işlenme süreci ve devamında sağlık hizmeti sunumunda görevli kişilerin ve Bakanlık birimlerinin verilere erişimine ilişkin kurallar düzenlenmiş; 21. maddesinin 3. fıkrasında ise, merkezi sağlık veri sistemine Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde veri gönderimi yapmayan sağlık hizmeti sunucularına, 3359 sayılı Kanun'un ek 11. maddesinin 3. fıkrasına göre işlem tesis edileceği kuralına yer verilmiştir. Yukarıda aktarılan mevzuat incelendiğinde; 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, herkesin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarınca gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurulacağının ifade edildiği, bu sistemin, e-Devlet uygulamalarına uygun olarak elektronik ortamda da oluşturulabileceği gibi bu amaçla, Sağlık Bakanlığınca, bağlı kuruluşları da kapsayacak şekilde ülke çapında bilişim sistemi kurulabileceğinin kurala bağlandığı; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesinde de, sağlık verilerinin özel nitelikli kişisel veri olarak sayıldığı ve işlenmesinin özel kurallara bağlandığı ve ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla ilgilinin rızası aranmaksızın bu verilerin işlenebileceğinin düzenlendiği, maddenin taslak gerekçesinde ise Sağlık Bakanlığı ile her türlü sağlık kuruluşunun ve Sosyal Güvenlik Kurumunun bu amaçlarla tuttukları veriler ve kayıtların bu kapsamda değerlendirileceğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı Sağlık Bakanlığının, sağlık verilerinin toplanması ve işlenmesi ile kayıt altına alınması konusunda 3359 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca yetkisinin bulunduğu açık olup, dava konusu ibare ile kişisel verilerin kayıt altına alınması ve işlenmesi konusunda üst hukuk normlarına uygun şekilde düzenleme yapıldığı ve bu normları aşan veya normlara aykırı yeni bir kural getirilmediği anlaşıldığından dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Nitekim, benzer konuda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20/04/2022 tarih ve YD İtiraz No:2022/183 sayılı kararı da aynı yöndedir. Bununla birlikte, dava konusu düzenlemenin dayanakları arasında zikredilen 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesi, görülen dava devam etmekte iken, 27/02/2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 26/10/2023 tarih ve E:2018/118, K:2023/180 sayılı kararıyla sağlık hizmetleriyle ilgili olarak kişisel verilerin toplanmasına, işlenmesine, aktarılmasına, bu kişisel verilere erişim sisteminin kurulmasına, sistemin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin düzenlemeler içeren kuralın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde kaldığı gerekçesiyle konu bakımından yetki yönünden Anayasa'ya aykırı bulunmuş ve maddenin iptaline karar verilmiş; iptal hükmünün ise Anayasanın 153. maddesinin 3. fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin 3. fıkrası gereğince, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (27/11/2024) yürürlüğe girmesine karar verilmiş ise de, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesinin yürürlükte olduğu dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının dava konusu düzenlemeyi dayanaksız hale getirdiğinden, bir başka anlatımla dava konusu düzenlemenin hukuki dayanağının kalmadığından söz edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 15/01/2025 tarih ve 32783 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7538 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 3359 sayılı Kanun'a eklenen ek 19. maddesinde, "Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir. Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Sağlık Bakanlığı, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz. Bakanlık, ikinci fıkra gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurar. Üçüncü fıkraya göre kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartlar Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirlenir. Bakanlık, ilgili mevzuat uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alır; bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurar. Sağlık personeli istihdam eden kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler, istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür. Kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve bu maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususlar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir.” hükmüne yer verilmiş olup, böylece davalı idarenin bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisine ilişkin hakkında iptal kararı verilen CBK hükmünün kanunlaştığı görülmektedir. Öte yandan, davacı tarafça, hasta kayıtlarının elektronik ortamda veya kağıt ortamında tutulmasına ilişkin tercih ve takdirin diş hekimine ait olması gerektiği, elektronik kayıt zorunluluğunun bilgisayar ve teknik altyapı teminini gerektirdiği, bunun da diş hekimlerine ilave külfet yüklediği ileri sürülmektedir. Ancak, sağlık hizmetinin kamusal niteliği, hizmetin sürekliliği, hastaların önceki tanı ve tedavi bilgilerinin izlenebilirliği, sağlık hizmetlerinde standardizasyonun sağlanması ve kamu sağlığının korunması amaçları birlikte değerlendirildiğinde, kayıtların elektronik ortamda tutulmasının, bireysel tercih alanı kapsamında değil, idarenin sağlık hizmetini düzenleme ve denetleme yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle, kayıtların tutulma yönteminin meslek mensubunun bireysel takdirine bırakılmasının, sağlık hizmetinin bütüncül ve etkin biçimde yürütülmesini zedeleyebileceği dikkate alındığında, dava konusu düzenlemede bu yönüyle de hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu durumda, sağlık hizmetlerinin güncel teknolojik gelişmeler ışığında yürütülmesinin, sağlık hizmetinin niteliğinin artırılması ve hasta güvenliğinin sağlanması bakımından kaçınılmaz olduğu, elektronik kayıt sistemlerinin günümüz sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği, bu kapsamda, getirilen yükümlülüğün, meşru bir amaca dayandığı, sağlık hizmetinin etkinliği ve sürekliliğini sağlamaya elverişli olduğu, sağlık kuruluşlarının faaliyetlerinin doğası gereği katlanılması gereken makul bir külfet oluşturduğu anlaşıldığından davacının iddialarına itibar edilmemiştir.
F) Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "...çalıştığı sağlık kuruluşunda elektronik reçete düzenler. Gerekli hallerde..." ibaresi ile Yönetmeliğin eki Ek-10/a "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Muayenehane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 38. satırı, Ek-10/b "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Poliklinik Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 47. satırı, Ek-10/c "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Merkez Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70. satırı, Ek-10/d "Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Hastane Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formu"nun 70. satırı yönünden yapılan inceleme: Dava konusu Yönetmeliğin "Hasta kayıtları" başlıklı 22. maddesinin 8. fıkrasında, "Diş hekimi, çalıştığı sağlık kuruluşunda elektronik reçete düzenler. Gerekli hallerde, çalıştığı sağlık kuruluşunun ismini taşıyan fiziki reçeteyi imzalar ve kaşesini basar." kuralı yer almaktadır. Yönetmeliğin eki Ek-10/a, Ek-10/b, Ek-10/c ve Ek-10/d’de yer alan denetim ve idari yaptırım uygulama formlarında ise e-reçete kullanılmaması hâli yaptırıma bağlanmıştır. 1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu'nun 1. maddesinin 2. fıkrasında, "Tabip reçetesiyle verilmesi meşrut olanlar ancak reçete mukabilinde ve diğerleri reçetesiz olarak münhasıran eczanelerle ecza ticarethanelerinde kanunu mahsusuna tevfikan satılır." hükmüne yer verilerek tıbbi müstahzarların münhasıran satılabileceği yerler hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 12. maddesinde de, “Müstahzarların dış ambalaj kısımları üzerinde ve ambalaj içindeki tarifnamelerde açık ve Türkçe olarak ruhsat sahibinin ve yapıldığı laboratuvarın adı ve adresi, ruhsat numarası ve ilacın nasıl kullanılacağı ve fiyatı yazılı olacak ve terkibinde müessir ve zehirli maddeler varsa cins ve miktarları ve vekaletçe lüzum gösterilen hallerde yapıldığı tarih göze çarpacak surette kayıt ve işaret edilecektir. Yalnız tabip reçetesiyle satılmasına müsaade edildiği takdirde bu husus dahi açık olarak yazılacaktır.” hükmüne yer verilmiştir. Bununla birlikte, 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'un 26. maddesinde, eczanelerde günlük reçetelerin kaydının, Sağlık Bakanlığınca belirlenen usullere göre tutulacağı hükme bağlanmış; anılan Kanun'a dayanılarak çıkarılan 12/04/2014 tarih ve 28970 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Eczaneler ve Eczacılar Hakkında Yönetmeliğin "Kabul edilebilecek reçeteler" başlıklı 28. maddesinde ise, "Reçetelerde hastanın adı, soyadı, hastalığın tanısı ile hekimin adı soyadı, unvanı, diploma tescil numarası ile görev yerinin yer alması ve reçetelerin hekim tarafından imzalanmış olması gerekir. Eczanelerde kabul edilecek reçeteler aşağıda belirtilmiştir: a) Normal reçete, b) Takip edilmesi gereken ilaçların yazıldığı özel reçeteler, c) Elektronik reçete, ç) Güvenlik önlemlerini belirtir formlarla beraber verilmesi gereken ilaçların yazıldığı kısıtlanmış reçeteler. Eczanelerde yalnızca hekim, diş hekimi, veteriner hekim ve ziraat mühendisi tarafından yazılan reçeteler kabul edilir. İnternet, faks, telefon, kurye, komisyoncu ve benzeri yollarla eczanelere gelen reçeteler kabul edilmez. Eczanelere bu yolla gelen ilaç talepleri karşılanmaz. Hekimlerin elektronik ortamda yazarak bunu güvenli elektronik imza ile imzalamalarıyla gerçekleşen elektronik reçeteler ile eczacı odalarınca dağıtımı yapılan reçete grupları bu hükmün dışındadır. Eczacılar, kendilerine reçete gönderilmesine yönelik olarak her ne şekilde olursa olsun, kurumlar, hekimler, diğer sağlık kurum ve kuruluşları veya üçüncü şahıslar ile açık veya gizli iş birliği yapamaz; simsar, kurye elemanı ve benzeri yönlendirici personel bulunduramaz, reçete toplama veya yönlendirme yapamaz, bu yollarla gelen reçeteleri kabul edemez. Bu madde hükmü gereği il sağlık müdürlüğü tarafından, şikâyet veya eczacı odasının bildirimi üzerine şikâyete konu taraflar ile Sosyal Güvenlik Kurumu veya diğer kurum veya kuruluşlar nezdinde tespit işlemi yapılarak Kanunun 24 üncü maddesine göre işlem yapılır." kuralına yer verilmiştir. Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, ilaç üretiminin ve kalitesinin teşvik ve teminini, her türlü ilacın, birkaç şeyin karıştırılması ile meydana getirilmiş maddelerin ve bunların üretiminde kullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım ve tüketiminin kontrol ve denetlenmesi ile ruhsatlandırma izni ve fiyat verme işlerini yürütmeye; ispençiyari ve tıbbi müstahzarların halkın sağlığına zarar vermemesini, kaliteli, bilimsel verilerle orantılı, uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamaya; ayrıca herkesin sağlık durumunu takip edebilmek ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi amacıyla elektronik ortam dahil olmak üzere gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurmaya Sağlık Bakanlığının görevli ve yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Herkesin hayatının beden ve ruh sağlığı içinde devamını sağlamak, ülkenin sağlık şartlarını düzeltmek, halka sağlık hizmetlerini ulaştırmakla görevli olan Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerinin en gerekli ve vazgeçilmez unsurlarından biri olan ilaçların, güvenilir şekilde halka ulaşmasını sağlamakla sorumludur. Sağlık Bakanlığının, bu sorumluluğunu ve dolayısıyla görevlerini yerine getirirken, mevzuat hükümleri çerçevesinde gerekli tedbirleri almak, kurallar koymak yetkisine sahip bulunduğu da kuşkusuzdur. 1262 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun ve bu Kanun'un uygulama yönetmeliğine göre, ülkemizde satışı yapılan ilaçların reçeteli olarak satışa sunulması esas olmakla birlikte, reçeteli ilaçlar bakımından söz konusu reçetelerin barındırması gereken özellikler belirlenirken, reçetelerin normal (yazılı ve basılı) ya da elektronik olarak düzenlenmesi konusunda özel bir kurala yer verilmediği görülmektedir. Reçete, hekim tarafından muayene edilen kişiye verilen ve kişinin tedavisini sağlayacak ilaç ve diğer tıbbi malzemelerin yer aldığı belge niteliğinde olup, elektronik reçete ise elektronik ortamda düzenlenen ve e-imza ile imzalanan reçeteler olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte, e-reçete uygulamasında, ilgiliye sadece reçete kodu verilerek elektronik ortamda teşhis ve tedavi bilgileri eczanelere aktarılmakta olup, esasen normal reçete ile elektronik reçete muhteviyatının birbirinden farklı olmadığı açıktır. Bu bağlamda, yukarıda aktarılan görev ve yetkileri kapsamında davalı idarece sağlık hizmetlerinin elektronik ortamda güvenilir altyapılar üzerinden sağlanması, hasta güvenliğinin artırılması, reçetelerin kaybolmasının önlenmesi, hastanın farklı sağlık kuruluşlarında tedavisinin sürekliliğinin sağlanması, ilaç etkileşimlerinin ve tekrar reçetelendirmelerin izlenebilmesi amacıyla getirildiği anlaşılan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Kaldı ki elektronik reçete uygulamasını zorunlu kılan dava konusu hükmün devamında gerekli hallerde fiziki reçetenin düzenlenmesine de imkan tanındığı görüldüğünden, herhangi bir mağduriyetin oluştuğundan da söz edilemeyecektir. Dava konusu düzenlemede yer verilen e-reçete düzenleme zorunluluğunun yerine getirilmemesi halinde ise, Yönetmeliğin eki Ek-10/a, Ek-10/b, Ek-10/c ve Ek-10/d’de yer alan düzenlemeler ile, anılan kuralın denetimini sağlamak, istisnaların keyfî biçimde genişletilmesini önlemek, e-reçete uygulamasının sürekliliğini temin etmek amacıyla öngörülmüş yaptırımlara yer verilmiştir. E-reçete kullanılmamasına bağlanan yaptırımların, doğrudan ve derhal faaliyetin durdurulması şeklinde değil, kademeli olarak uyarıdan başlayıp ihlalin devamı hâlinde ağırlaşan bir sistem içerisinde düzenlendiği görülmektedir. Bu durumun, ölçülülük ilkesine uygun bir yaptırım sistemi öngördüğü ve ihlalin ağırlığı ile sürekliliği dikkate alınarak yaptırım uygulanmasının, sağlık hizmetlerinde denetimin etkinliğini sağlamak bakımından zorunlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, sağlık hizmetlerinin dijital altyapısına ilişkin standartların belirlenmesi ve bu standartlara uyulmaması hâlinde uygulanacak yaptırımların düzenlenmesi, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile Sağlık Bakanlığına tanınan görev ve yetkiler kapsamında olduğundan, bu yetki sınırları içinde kaldığı anlaşılan dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "...çalıştığı sağlık kuruluşunda elektronik reçete düzenler. Gerekli hallerde..." ibaresi ile Ek-10/a, Ek-10/b, Ek-10/c ve Ek-10/d’de yer alan e-reçeteye ilişkin düzenlemelerin, üst hukuk normlarına aykırı olmadığı, Yönetmelikte benimsenen temel kural ile uyumlu olduğu, kamu yararı ve hizmet gereklerine dayandığı sonucuna varılmıştır. G) Dava konusu Yönetmeliğin eki Ek-1 "Ön İzin Başvurusu İçin Gerekli Belgeler"in 7. maddesi yönünden yapılan inceleme: Ön izin başvurusu için gerekli belgeler arasında mevcut binalarda, deprem güvenlik raporu ve binanın ilgili kısmı içi yangına karşı gereken tedbirlerin alındığına ilişkin olarak ilgili mevzuata göre yetkili mercilerden alınmış olan belge sayılmıştır. Buna göre, dava konusu düzenleme ile, ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulacak özel sağlık kuruluşlarının açılacağı mevcut binalar bakımından, ön izin başvurusu aşamasında deprem güvenlik raporu ve yangına karşı gereken tedbirlerin alındığına ilişkin olarak ilgili mevzuata göre yetkili mercilerden alınmış olan belge sunulması şartı öngörülmüştür. Dava konusu "deprem güvenlik raporu" ile "yangına karşı gereken tedbirlerin alındığına ilişkin belge" ibaresinin, sağlık kuruluşlarının açılacağı binaların deprem ve yangın güvenliği bakımından asgari şartları taşıyıp taşımadığının tespiti amacına yönelik olup, sağlık alanında otorite olan davalı Bakanlığın, ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarının açılmaları sırasında istenecek belgeler arasında sağlık kuruluşunun faaliyet göstereceği binanın depreme karşı dayanıklılığını gösteren raporu ve yangına karşı gereken tedbirlerin alındığına ilişkin belgeyi isteme ve anılan belgelere ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkisi bulunduğu açıktır. Nitekim sağlık kuruluşları, niteliği gereği, toplumun her kesimine açık, hasta, refakatçi ve çalışan yoğunluğu bulunan, acil müdahale gerektirebilecek durumların ortaya çıkabildiği mekânlar olup, bu tür yapılarda can güvenliğinin sağlanması, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının korunması kapsamında değerlendirilmelidir. Bu itibarla, deprem güvenlik raporu ile yangına karşı gereken tedbirlerin alındığına ilişkin belgenin istenmesi, binanın mülkiyet rejiminden veya sağlık kuruluşunun binanın tamamını mı yoksa bir bölümünü mü kullandığından bağımsız olarak, kamu sağlığı ve güvenliği amacıyla öngörülmüş önleyici bir tedbirdir. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca Sağlık Bakanlığının sağlık hizmetlerinin güvenli, nitelikli ve sürdürülebilir biçimde sunulmasını sağlamakla görevli ve yetkili olduğu, bu kapsamda, sağlık kuruluşlarının açılacağı binaların fiziki ve yapısal güvenliğine ilişkin şartların belirlenmesinin, idarenin düzenleme yetkisi içinde olduğu, dolayısıyla bu yetkinin kullanılmasının kanuni dayanağı bulunduğu açıktır. Deprem kuşağında yer alan ülkemizde, sağlık kuruluşlarının faaliyet göstereceği binaların statik açıdan güvenli olup olmadığının denetlenmesi ve binalarda yangına karşı gereken tedbirlerin alındığına ilişkin belgenin istenilmesi, takdir yetkisinin kullanımı dışında davalı idarenin görev ve sorumluluğu kapsamındadır. Davacı tarafından ileri sürülen, kat maliklerinin rızasının alınmasının güçlüğü veya binanın tamamına ilişkin inceleme yapılamayacağı yönündeki iddiaların, düzenlemenin hukuka uygunluğunu ortadan kaldıracak nitelikte olmadığı, zira, sağlık kuruluşu açılmasının, zorunlu değil, ihtiyari bir faaliyet olduğu ve bu faaliyetin icrasının, toplum sağlığı ve güvenliği bakımından belirlenen koşullara uyulmasını zorunlu kıldığı sabittir. Bina güvenliğine ilişkin risklerin, yalnızca sağlık kuruluşunun bulunduğu bağımsız bölümle sınırlı olmadığı, binanın taşıyıcı sistemiyle doğrudan bağlantılı olduğu da açıktır. Bu nedenle, binanın yalnızca bir bölümünde sağlık hizmeti sunulacak olması, binanın deprem güvenliğinin ve yangına karşı gereken tedbirlerin alınıp alınmadığının araştırılmasını gereksiz kılmayacaktır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 06/10/2022 tarih ve 31975 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 18. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “tam zamanlı olarak” ve "bir özel sağlık kuruluşunda daha" ibarelerinin oy birliğiyle İPTALİNE, 2. Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "...elektronik ortamda..." ibaresi ile 2. cümlesi, aynı maddenin 3. fıkrası ve geçici 1. maddesinin 5. fıkrası yönünden oy çokluğuyla, Yönetmeliğin dava konusu edilen diğer kısımları yönünden oy birliğiyle DAVANIN REDDİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin, haklılık oranına göre ... TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, ... TL'sinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, davacı vekilinin duruşmaya katılmadığı dikkate alınarak duruşmasız işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/11/2025 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY : Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "...elektronik ortamda..." ibaresi ile 2. cümlesi, aynı maddenin 3. fıkrası ve geçici 1. maddesinin 5. fıkrası yönünden yapılan inceleme: 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi" başlıklı 378. maddesinde, "(1) Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir. (2) Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Bakanlık, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz. (3) Bakanlık, ikinci fıkra gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurar. (4) Üçüncü fıkraya göre kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartlar Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirlenir. Bakanlık, ilgili mevzuat uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alır. Bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurar. (5) Sağlık personeli istihdam eden kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler, istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür. (6) Kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve bu maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususlar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir." hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin "Hasta kayıtları" başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasında, "Sağlık kuruluşlarına başvuran hastalara ait veriler elektronik ortamda kaydedilir. Verilerin kaydedilmesi ve arşivlenmesi hususlarında Bakanlığın kayıt tescil sisteminde kayıtlı bir sağlık bilgi yönetim sistemi kullanılması zorunludur." kuralına; aynı maddenin 3. fıkrasında ise, "Sağlık kuruluşları tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile ikincil düzenlemelere ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 378 inci maddesine uygun bir şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre işlenerek merkezi sağlık veri sistemine aktarılır. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, istenilen bilgi ve belgelerin gönderilmesi zorunludur.” kuralına; geçici 1. maddenin 5. fıkrasında ise, "Mevcut sağlık kuruluşları, 1/3/2023 tarihine kadar 22 nci maddenin birinci fıkrasına uygun şekilde kayıtların elektronik ortamda tutulabilmesi için gerekli hazırlıkları tamamlar.” kuralına yer verilmiştir. Bakılmakta olan davada, Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin dava konusu maddelerinin kişisel verilerin işlenmesine yönelik olduğu, davalı idarenin savunmasında da belirtildiği üzere, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesinin, dava konusu düzenlemelerin dayanağını oluşturduğu ortadadır. Anayasa'nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesi düzenlenmektedir. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da vurgulandığı üzere, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, kanunların üstünde kanun koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Anayasa'nın İkinci Kısmının İkinci Bölümünde yer alan 'Kişi Hakları ve Ödevleri' arasında yer alan 'Özel Hayata Saygı Hakkı'nı düzenleyen 'A- Özel hayatın gizliliği' başlıklı 20. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (...) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” 21/01/2017 tarih ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikliklerle yeni bir hükûmet sistemine geçilmiş ve buna bağlı olarak Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Anayasa’nın 8. maddesinde yapılan değişiklikle Bakanlar Kurulu kaldırılarak yürütme yetkisi ve görevi tek başına Cumhurbaşkanına verilmiştir. Anayasa’da Bakanlar Kuruluna verilen görev ve yetkilere ilişkin maddelerde de aynı doğrultuda değişiklik yapılarak daha önce Bakanlar Kuruluna ait olan görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanı tarafından yerine getirilmesi öngörülmüş, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin düzenlendiği 104. maddesinin onyedinci fıkrasında, Cumhurbaşkanına, yürütme yetkisine ilişkin konularda “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi" (CBK) adı altında düzenleme yapma yetkisi tanınmıştır. İdare hukukunda yetki, idari işlemin sadece kanunla/anayasayla belirlenmiş ve sınırlanmış makamlar tarafından yapılabilmesi yeteneğini ifade eder. Bu anlamda yetki, bir kişiye değil bir makama verilmiş olup, bir hak değil, bir yükümlülüktür. Yetki unsurunun içinde kişi, konu, yer ve zaman bakımından yetki kavramları yer almaktadır. Kişi bakımından yetki ile idari faaliyet için irade açıklamaya yetkili makam, yer bakımından yetki ile yetkinin kullanılabileceği coğrafi alan, zaman bakımından yetki ile de görevlinin yetkisini belli bir süre dahilinde kullanması gerekliliği belirtilmektedir. Konu yönünden yetki ise belli konulara ilişkin kararların hangi idari makamlarca alınacağını ifade eder. Cumhurbaşkanına CBK çıkarma yetkisi veren düzenleme Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasında yer almaktadır. 104. maddenin onyedinci fıkrasında, "Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir." hükümleri yer almaktadır. 12/09/2019 tarih ve 46 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin bazı maddelerinin iptali istemiyle yapılan başvuru hakkında, Anayasa Mahkemesinin 12/06/2020 tarih ve E:2019/105, K:2020/30 sayılı kararıyla, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin konu bakımından yetki unsuruna ilişkin şu tespitlerde bulunulmuştur: "(...) 8. Anayasa’da Cumhurbaşkanı’na CBK çıkarma yetkisi verilmekle birlikte bu yetki sınırsız değildir. Kanunlardan farklı olarak Anayasa’da CBK’yla düzenlenecek konular sınırlandırılmıştır. Konu bakımından yetki yönünden getirilen bu sınırlamalar Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasının ilk dört cümlesinde düzenlenmiştir. 9. Anılan fıkranın birinci cümlesinde Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarabileceği ifade edilmiştir. Buna göre yürütme yetkisine ilişkin konular dışında CBK ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 10. Fıkranın ikinci cümlesinde 'Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin' CBK’yla düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu hüküm uyarınca belirtilen alanlarda CBK ile düzenleme yapılamaz. 11. Fıkranın üçüncü cümlesinde de Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi konuların münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi gerektiği kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57; E.2016/180, K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163, 29/11/2017, § 13; E.2016/139, K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72, 6/6/2013). Buna göre Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır. 12. Fıkranın dördüncü cümlesinde ise kanunda açıkça düzenlenen konularda CBK çıkarılamayacağı ifade edilmiştir. Anılan hükme göre Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarabilmesi için CBK’yla düzenlenecek konunun kanunlarda açıkça düzenlenmemiş olması gerekir. 13. CBK’ların yukarıda belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygun olarak çıkarılması gerekmektedir. Aksi takdirde içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bu düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez. Dolayısıyla CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (...)" (AYM 12/06/2020, E:2019/105, K:2020/30). Dava konusu uyuşmazlık bağlamında, yukarıda özetine yer verilen Anayasa Mahkemesi kararından çıkarılabilecek sonuçlar şunlardır; 1. CBK’ların Anayasa'nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasında sayılan konu bakımından yetki kurallarına uygun olarak çıkarılması gerektiği açık olup, bu kurallara uyulmaması halinde içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemeyecektir. 2. Anayasa’nın İkinci Kısmının Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin CBK’yla düzenlenemeyeceği yolundaki sınırlama uyarınca kişisel verilere ilişkin konuların Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyeceği görülmektedir. Öte yandan, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi üzerine, bu maddede yer verilen hukuksal düzenlemeler aynen olmak üzere ve fakat davanın açıldığı tarihten yaklaşık üç yıl sonra 7538 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 3359 sayılı Kanun'a ek 19. madde olarak eklendiği görülmekte ise de, iptaline karar verilmesi istenilen Yönetmelik kuralının dava konusu edildiği tarihteki koşullar bağlamında değerlendirilmesi gerektiği, 3359 sayılı Kanun'a eklenen ek 19. madde hükmünün geçmişe yürütüleceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, sonradan yapılan yasal düzenlemenin dava konusu Yönetmelik kuralının hukuki dayanağını oluşturamayacağı da açıktır. Açılanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin, 22. maddenin 1. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "elektronik ortamda" ibaresi, 2. cümlesi ve aynı maddenin 3. fıkrası ile geçici 1. maddenin 5. fıkrası hukuka uygun bulunmadığından bu düzenlemelerin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararın aksi yöndeki bu kısmına katılmıyorum.