Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/579 E. 2026/731 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/579
Karar No
2026/731
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/579 - 2026/731 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/579 Esas KARAR NO : 2026/731 (İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (Kararın Kaldırılarak Gönderilmesi HMK 353/1- a-6)

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/06/2025 NUMARASI : 2023/564 Esas-2025/387 Karar

DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Rücuen Alacak ( Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 08/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 14/09/2026

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Rücuen Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İSTEM; Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Rekreasyon alanı olarak 05.07.1991 tarihinde,...Şti. unvanı ile davacı şirketin kurulduğunu, ... ile müvekkili şirket arasında işletme protokolü imzalandığını, davacı şirketin halen “... Bakım ve Onarımı” ticari işletmelerin kiralanması, fuar işletmeciliği gibi faaliyet kollarında çalışmalar yaptığını, davacı şirket faaliyet alanı ile ilgili aldığı ihalelere konu işlerin bir kısmını taşeron şirketler aracılığı ile yaptırıldığını, davalı şirketlerde, davacı şirketin taşeronları olarak çalışdığını, davalı şirketin taşeron olarak çalıştığı dönemlerde, davalı şirketlerde çalışan işçilerden ...'ın Ankara 15.İş Mahkemesinin 2020/142 Esas sayılı dosyası ile ... Belediyesi'ne, işçilik alacaklarının ödenmesi talebi ile dava açtığını, yapılan yargılama sonunda, Ankara 15.İş Mahkemesinin 2020/142 E. – 2021/581K. sayılı Kararı ile dava dışı işçinin tüm işçilik alacaklarından ...'nın sorumlu tutulduğunu, Ankara 15.İş Mahkemesi kararı ile hükmedilen alacakların tahsili için ekte sunulduğu üzere ... aleyhine dava dışı işçi tarafından Ankara Batı İcra Müdürlüğü’nün 2021/28102 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, başlatılan bu icra takip dosyasına takip sonrası işlemiş faizlerle birlikte ... tarafından 22/10/2021 tarihinde toplam 91.355,32 TL ödeme yapıldığını,...'nin davacı şirket ile olan ilişkisi sebebiyle dava dışı işçiye ödemiş olduğu işçilik alacağının tamamını 27.06.2022 tarihinde davacı şirketin hakedişlerinden kesmek suretiyle kendisine yükletildiğini, dolayısıyla bahsi geçen dava dışı işçinin işçilik alacaklarını dolaylı da olsa davacı şirketin ödediğini, fazlaya ilişkin tüm hak ve tazminat istekleri saklı kalmak kaydı ile bu sebeplerle davalının işçisinin açmış olduğu dava sebebiyle dava dışı iş sahibine ödenmek zorunda kalınan şimdilik 47.220,59 TL işçilik bedeli alacağının, davacının hakedişlerinden mahsup edildiği dolayısıyla ödeme tarihi olan 27.06.2022 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten rücuen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. YANIT: Davalı vekili tarafından verilen davaya cevap dilekçesinde özetle; davacının davasını somutlaştırarak davalı şirketten talep ettiği alacak kalemlerini ve tutarlarını açıklamakla yükümlü olduğunu, davacı dışı işçi ... tarafından Ankara 15. İş Mahkemesi’nin 2020/142 E. sayılı dosyası kapsamında... aleyhine bir kısım işçilik alacakları talebi ile dava ikame edildiğini, söz konusu davanın davalı müvekkiline ihbar edilmediğini, bu durumda davalı ... kusurlu savunması sonucu ortaya çıkan yüksek meblağlardan davalının sorumluluğunun düşünülemeyeceğini, dava dışı işçinin davalı şirket nezdinde 02.06.2016-01.04.2018 tarihleri arasında çalıştığını, dava dışı işçinin davalı nezdinde çalıştığı sürelere ait ücretlerinin ödendiğini, davalı nezdinde çalıştığı süre boyunca dava dışı işçinin ücretinin aylık net 3.500,00 TL (brüt 4.117,65 TL) olduğunu, rücuya konu ilama dayanak bilirkişi raporunda dava dışı işçinin çalıştığı tüm süre yönünden hesaplama yapılırken brüt 5.832,30 TL üzerinden hesaplama yapıldığını, davayı taraflarına ve davacıya ihbar etmeyen...’nın kendi kusuru sebebiyle yargılama sonucu ortaya çıkan rakamların yüksek olduğunu, bu rakamlara göre ödeme yapan ve yaptığı ödemeyi davacıdan tahsil eden ... ve davacının kendi kusurundan yararlanmasının düşünülemeyeceğini, rücu talebine konu ilamda 20.390,41 TL brüt kıdem tazminatının iş akdinin feshi tarihi olan 31.07.2019 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalı ... ... dan alınarak davacıya ödenmesine, hükmün 2. maddesinde yasal kesintilerin infaz aşamasında dikkate alınmasına karar verildiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının brüt tutar üzerinden ödeme yapmış olması halinde buna ilişkin kusurun davalıdan kaynaklanmadığından davalı açısından sorumluluğun net tutar üzerinden ve dava dışı işçinin davalıda çalıştığı süre ile sınırlı olacağını, işçinin kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti ve UBGT ücretine esas süresinin 02.06.2016-31.07.2019 arası olduğunu, davalı nezdinde çalıştığı sürenin ise 02.06.2016-01.04.2018 tarihleri arasında olduğunu, bu durumda 02.04.2018-31.07.2019 arası süreye ait kıdem tazminatının, fazla mesai ücreti ve UBGT ücretinden müvekkil sorumlu olmayacağından, davacının bu süre için ödediği tutarlar ve bu tutarların faizinin talep etmesi hatalı olduğunu, dava dışı işçinin çalışmış olduğu son işveren müvekkili şirket olmadığını, dava dışı işçinin iş akdini sonlandıran şirketin, ihbar tazminatından sorumlu olduğunu, aynı şekilde işçinin hak etmiş olduğu yıllık izinler, fesihle birlikte yıllık izin ücretine dönüştüğünden, bu sebeple ihbar tazminatı alacağı ve yıllık izin ücreti alacağı yönünden son işveren sorumlu olacağından, davalı ise son işveren olmadığından sorumluluğu bulunmadığını, Ankara 15. İş Mahkemesi’nin 2020/142 E., 2021/581 K. sayılı ilamının 3. sayfası incelendiğinde dava dışı işçinin en son ... Ltd. Şti. nezdinde çalışmış olduğunun görüleceğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, dava dışı işçi lehine hüküm altına alınan ihbar tazminatı ve yıllık izin alacağı tutarlarının da brüt tutarlar olup, yasal kesintilerin infaz aşamasında dikkate alınmasına ilişkin hüküm kurulduğunu, davacının brüt tutar üzerinden ödeme yapmış olması halinde buna ilişkin kusurun müvekkilinden kaynaklanmadığından davalı açısından sorumluluk net tutar üzerinden ve dava dışı işçinin müvekkilinde çalıştığı süre ile sınırlı olarak olacağını, rücuya konu işçi alacağı ilamında brüt 22.827,64 TL fazla mesai ücreti, 1.256,57 TL UBGT ücreti ve 12.508,86 TL hafta tatili ücretinin hüküm altına alındığının görüldüğünü, rücuya konu ilama dayanak bilirkişi raporu incelendiğinde bu davanın davalısı olan...’nın tanık deliline başvurmadığını, geniş anlamdaki ücret alacaklarının varlığının salt davacı tanıklarının beyanı ile ispat ve hesap edildiğinin görüldüğünü, davalının savunmasının ise Yargıtay kararları doğrultusunda hesaplama yapılması gerektiği yönündeki beyandan ibaret olduğunun anlaşıldığını, ... nezdinde sadece 3,5 yıl çalışan bir işçinin yaklaşık 37.000,00 TL’lik fazla çalışma yapması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava dışı işçi tarafından takibe konu edilen geniş anlamdaki ücret alacaklarına işlemiş en yüksek banka mevduat faizi oranına ve takip öncesi ve sonrası işlemiş faize ilişkin dava dışı... tarafından şikayet yoluna gidilip gidilmediğinin bilinmediğini, dava dışı ... bu yönde şikayetinin bulunmaması halinde ise yüksek oranlar üzerinden yapılan faiz ödemesi hususunda da yine davalının kusurunun bulunmadığını, davacı tarafından dava dışı işçiye yapılan ödemenin icra giderlerinden müvekkilinin sorumlu tutulayacağını, davacı tarafın kendi kusuru nedeniyle zamanında ödeme yapmamasından ötürü borcun çoğalmasına sebebiyet verdiğinden, kendi kusurundan kaynaklı kısmın müvekkilinden talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafça da dava dilekçesinde belirtildiği üzere; davacı işveren ile davalı arasında taşeron sözleşmesi akdedildiğini, davalı firmanın söz konusu sözleşmelere istinaden yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacı işverenlik tarafından davalı tarafından yapılan hakedişlere ait ödemelerin, önceki hakkedişlerden kesilen emanet kesintisi ile teminat kesintisinin, aradan 6 yılı aşkın süre geçmesine rağmen davalıya ödenmediğini, davacı kurumun Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/436 E. sayılı dosyasına göndermiş olduğu E-82268016-929-23407 Sayılı yazıda müvekkilinin idareye yapmış olduğu işlerden dolayı 2016 yılında 740.189,99 TL teminat kesintisi ile 523.926,12 TL emanet kesintisi, 2017 yılında ise 1.784.917,71 TL teminat kesintisi ve 1.487.431,43 TL emanet kesintisi yapıldığının açıkça belirtildiğini, söz konusu kesintiler nedeniyle müvekkilinin davacıdan olan alacağının halen davacı kurum tarafından müvekkiline ödenmediğini, dolayısıyla davacının alacaklı olduğunun tespiti halinde, söz konusu tutarın davalının davacıdan olan alacaklarından takas mahsubunu talep ettiklerini beyan ederek haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/06/2025 tarihli ve 2023/564 Esas ve 2025/387 Karar sayılı kararında özetle; Davanın, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemli olduğu, ihale makamının... olduğu, bundan davacı ...'nın ihale aldığı, bir kısım işlerin davalı taşeron firmaya hizmet sözleşmesi ile taşere edildiği, bu kapsamda dava dışı işçi... tarafından ABB'ye Ankara 15. İş Mahkemesi'nin 2020/142 E. Sayılı dosyası ile işçilik alacaklarından kaynaklı dava açtığı, bu dosyada verilen kararın Ankara Batı İcra Müdürlüğünün 2021/28102 E. Sayılı dosyası ile takibe konulduğu, ABB tarafından dava dışı işçiye yapılan ödemelerin davacının hak edişlerinden kesinti suretiyle tahsil edildiği, davacı tarafça yapılan bu kesintinin aradaki hizmet sözleşmesi hükümlerine göre davalı taşeron firmadan rücuen tahsilinin istendiği, davalı tarafça İş Mahkemesi dosyasında davanın ihbar edilmediği ve davada taraf olmadığı için işçilik ücretinin fazla hesaplandığı, ayrıca icra takibinde fahiş faiz talep edildiği, işçiye bu sebeple fazla ödemeler yapıldığı, bundan davalının sorumlu olmadığının ileri sürüldüğü, ayrıca Ankara 7. ATM'nin 2020/436 E. Sayılı dosyasında davacı tarafın yazılı beyanlarına göre davalının takas - mahsup talebinde bulunduğu, buna göre davacı tarafın hak ediş alacağından yapılan kesintiler dolayısıyla davalı tarafa rücu hakkının bulunup bulunmadığı noktasında olduğu anlaşılmaktadır. Mahkememiz tarafından yapılan 21/11/2023 tarihli ön inceleme duruşmasının 6 numaralı ara kararında uyuşmazlık konusunda nitelikli hesap uzmanına dosyanın tevdine karar verilmiş, bilirkişiler tarafından dosyaya sunulan 13/03/2024 tarihli raporda özetle; "... hukuki takdir ve değerlendirmesi Sayın Mahkemenize ait olmak üzere, dava dışı işçinin işçilik alacaklarına istinaden dava dışı ...... tarafından davacının hak edişinden kesilen tutarın davalı şirketlere rücu edilmesi durumunda, Yargıtay kararlarında benimsenen hesaplama prensipleri dikkate alınarak davalı şirketten rücu edilebilecek tutarların ...Ltd.Şti. Toplam asıl alacağının 37.889,04 TL toplam ferilerin 17.725,24 TL, toplam rücu edilebilecek tutarın ise 55.614,28 TL alacak tutarına davacının hak edişinden kesilme (27/06/2022) tarihinden itibaren avans faiz işletilebileceği; şeklinde rapor düzenlediği görülmektedir. Davacı vekili bilirkişi raporunun ardından 18/03/2024 tarihli ıslah dilekçesinde ; başlangıçta talep edilen 1.000,00 TL dava değerinin 54.614,28 TL arttırarak toplamda 55.614,28 TL'nin 27/06/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Ardından davalı tarafın ticari defter ve belgelerinin incelenmesi amacıyla davalının adresi olan Antalya Nöbetçi ATM'ye talimat yazılmış, bilirkişi tarafından dosyaya sunulan 29/06/2024 tarihli raporda özetle; ... Davalı şirketin ticari defter kayıtlarına göre, dava tarihi itibariyle, davacı şirketin davalı şirkete 4.649.865,25 TL borcu olduğunun davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, " şeklinde rapor düzenlendiği görülmektedir. Daha sonra dosya önceden rapor alan nitelikli hesap uzmanı bilirkişinin yanına bir de mali müşavir bilirkişi eklenerek ek rapora gönderilmiş, Bilirkişiler ...ve ... tarafından dosyaya sunulan 02/10/2024 tarihli ek raporda özetle; "... davalının toplam asıl alacağının 37.889,04 TL, alacak ferilerinin 17.725,24 TL, toplam rücu edilebilecek tutarın 55.614,28 TL olduğu, dava dışı işçi tarafından açılan iş mahkemesi davası davalıya ihbar edilmediğinden, asıl alacağın ferileri yönünden davalının sorumlu olup olmadığı hususunda hukuki takdir ve değerlendirmenin sayın mahkemeye ait olacağı, davalı ticari defterlerine göre, davalının davacıdan 31/12/2023 tarihi itibariyle 4.649.865,25 TL tutarında alacaklı olduğu, bu bağlamda davacının davalıdan rücu alacağı yönünden sözleşmelerin 6.maddesi hükmü çerçevesindeki tespitler yönünden; takas mahsup yapılacağı / yapılamayacağı hukuki değerlendirmenin sayın mahkemeye ait olacağı " şeklinde ek rapor sunulduğu anlaşılmaktadır. Yargılamanın devamında davacı tarafın defter ve kayıtlarının incelenmesi ve tarafların beyan ve itirazlarının değerlendirilmesi için rapor alınan bilirkişilere ek rapor alınmak üzere yeniden ek rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişiler tarafından dosyaya sunulan 22/04/2025 tarihli 2.ek raporda özetle; " ... yapılan tespit ve değerlendirmeler neticesinde, hukuki takdir ve değerlendirmesi Sayın Mahkemenize ait olmak üzere, Sayın Mahkemenizce yapılan görevlendirme kapsamında davacının ticari defterleri incelendiğinde ve tarafların itirazları değerlendirildiğinde kök ve önceki ek raporda yapılan tespit ve değerlendirmeleri değiştiren bir husus bulunmadığı," şeklinde kanaatlerinin 2. ek rapor olarak sunulduğu görülmektedir. İddia, toplanan kanıtlar, dava dışı işçinin ... ... karşı açtığı Ankara 15. İş Mahkemesi dava dosyası, icra takip dosyası, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesi, ödeme belgesi, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere, davalı tacirin, davacının iş yerlerinde işçileri vasıtasıyla hizmet verdiği, bu hizmetin sözleşmeye dayalı olduğu, tarafların hak, yetki ve sorumluluklarının belirlendiği, dava dışı işçinin, asıl işveren sıfatıyla ... ... aleyhine işçilik haklarına dayalı dava açtığı, bu davanın kabulüne karar verildiği, ... icra yoluyla ödeme yaptığı, yaptığı ödemeyi davacının hak edişlerinden 27.06.2022 tarihinde kestiği, davalının, sözleşme ile dava dışı işçinin işçilik haklarından dolayı sorumluluğu nihai olarak davacıya karşı üstlendiği, bu durumun taraflar arasındaki imzalanan sözleşme ve eklerinde açıkça belirlendiği anlaşılmıştır. Davacı, iş mevzuatına göre işçilere karşı sorumludur. İş bu dava, taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklanmaktadır. O halde, davacının ödediği tutardan davalının sorumlu olduğunun kabulü gerekmiştir. Taraflar tacir olup, sözleşme hükümleri ile bağlıdır. Davacı, ödeme yapmakla ödediği tarihten itibaren rucü hakkı elde etmiştir. Bilirkişi raporları ile de davalı şirketten rücu edilebilecek tutar 55.614,28 TL olarak hesaplanmıştır. Bu tutar üzerinden davacının ödeme yaptığı tarih itibariyle temerrüt faizi istemesinde ve avans oranında temerrüt faizi talep etmesinde de bir yanlışlık yoktur. Davalı vekili, tarafından takas/mahsup talebinde bulunulmuş olup, alacağın varlığı yargılama sonucunda belli olacağından davacının doğrudan teminatlardan alacağı alması halinde mahkeme kararı olmaksızın tahsil yoluna gitmiş olacağı, takas definin ancak davacının alacağının bulunduğunun tespit edilmesi halinde değerlendirilebileceği, mahkememiz kararı kesinleşmeden teminattan kesinti yapılmasının ve yargılama sırasında alacağın varlığının da yargılamayı gerektirdiği değerlendirilmekle davalı vekilinin takas/mahsup talebi yerinde görülmemiştir. Bu durum karşısında, davacının davasının kabulüne, 55.614,28 TL'nin ödeme tarihi olan 27/06/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine dair karar verildiği görülmüştür. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili tarafından verilen 06/01/2026 tarihli istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle; dava dışı işçi... tarafından Ankara 15. İş Mahkemesi’nin 2020/142 E. sayılı dosyası kapsamında... aleyhine bir kısım işçilik alacakları talebi ile dava ikame edildiğini, dava dışı işçi ile... arasındaki Ankara 15. İş Mahkemesi’nin 2020/142 E. sayılı dosyası kapsamında görülen dava taraflarınca ihbar edilmediğini, davanın taraflarına ihbar edilmediği için, söz konusu yargılamada işçiye ait herhangi bir belge (bordro, ödeme kaydı vs.) sunma şansları olmadığını, taraflarına ihbar edilmeyen ve yokluklarında devam ederek sonuçlanan davada ... ... ...nın kusurlu ve eksik savunması sonucu ortaya çıkan yüksek meblağlardan müvekkilinin sorumluluğunun düşünülemeyeceğini, davacı tarafın huzurdaki davayı, taraflar arasında akdedilen 31.05.2016-02.04.2018 tarihleri arasını kapsayan Hizmet Alım Sözleşmelerine dayanarak açtığını, sözleşme hükmüne göre teminat kesilmesinin bir nedeni de işçilere yapılacak ödemelerin bu teminattan karşılanması gerektiğini, dosya kapsamında yapılan bilirkişi incelemesi sonucu müvekkilinin davacıdan 4.649.865,25 TL teminat alacağının mevcut olduğu sonucuna varıldığını, dolayısıyla davacı tarafın, dava dışı işçiye ödediği tutarı bu teminattan kesmek suretiyle alacağına kavuşması gerekirken huzurdaki davayı açmasında hukuki yarar bulunmadığını, HMK m.69 hükmü “Fer'i müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak, müdahil, zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkanlarını kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkanlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıldığı tarafın yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürebilir.” düzenlemesi getirildiğini, söz konusu madde metni dikkate alındığında, ihbar edilemeyen davada rücu alacaklısının davayı düzgün yürütmediği iddiasının rücu davasında dinlenmesi gerektiğini, sonuç olarak dava dışı işçi ile... arasındaki Ankara 15. İş Mahkemesi’nin 2020/142 E. sayılı dosyası taraflarına ihbar edilmiş olsaydı hesaplamaların brüt 4.117,65 TL üzerinden yapılacak olup bu durumda ödenecek tutarların da düşeceğini, davayı taraflarına ihbar etmeyen ... ...nın aradaki farkı müvekkiline rücu edemeyeceğinden, davacının da böyle bir hakkının olmaması gerektiğini, dava dışı işçi için yapılan ödemede işçilik alacaklarının faizi, icra ferilerinin de ödendiğini, söz konusu faiz ve feriler için hesap denetimi yapılmasını, çünkü faiz ve ferilerin yanlış hesaplandığını ileri sürdüklerini ama bu konuda herhangi bir hesaplama yapılmadığını, dosya kapsamında işçilik alacaklarının işlemiş faizi ve icra ferileri ile ilgili hesaplama yapılmayacak ise müvekkiline ihbar edilmeyen dava ve icra takibinden dolayı ödenen faiz ve ferilerden müvekkilinin sorumlu tutulmaması gerektiğini, sonuç olarak davacı tarafın davayı taraflarına ihbar etmeyişi nedeniyle ödenen faiz ve icra ferilerinden müvekkilinin sorumlu tutulmaması gerektiğini belirterek istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, taraflar arasındaki taşeronluk sözleşmesi uyarınca davalı taşeronun çalıştırdığı işçinin açmış olduğu işçilik alacaklarına ilişkin dava nedeniyle dava dışı iş sahimi idarenin icra takibi marifetiyle dava dışı işçiye ödemek zorunda kaldığı alacağın davacı yüklenicinin hakedişlerinden kesilmiş olduğu ancak taraflar arasındaki taşeronluk sözleşmesi kapsamında bu alacaklardan davalı taşeronun sorumlu olduğu belirtilerek talep edilen rücuen alacağa ilişkin olup, davacı vekili tarafından verilen ıslah dilekçesi ile dava 55.614,28 TL'ye ıslah edilmiş ve bu tutar alacağın davacı yüklenicinin hakedişlerinden kesilme tarihi olan 27/06/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili talebinde bulunulmuştur. Mahkemece yukarıda belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekili bu karara karşı yine yukarıda belirtilen gerekçelerle istinaf yoluna başvurmuştur. 1-İnşaat sözleşmelerinde yüklenici, iş sahibinin işçisi olmayıp, tam aksine işçi çalıştıran, işçiye göre işveren durumunda olan ve iş sahibine karşı bağımsızlığını koruyan uzman kişidir. İş sahibi (somut olayda davacı yüklenici), hile ve ağır kusuru dışında yükleniciye ve onun çalıştırdığı işçilere karşı eser sözleşmesinden dolayı sorumlu tutulamaz. Zira iş sahibi (somut olayda davacı yüklenici) iş veren değildir. İş sahibi ile yüklenici arasında (somut olayda davacı ve davalı arasında) yapılmış olan sözleşmede, iş sahibinin yükleniciyi denetleme ve kontrol etme yetkisi bulunduğunu gösteren kurallar varsa, yüklenicinin üçüncü kişilere verdiği zararlardan iş sahibi de zincirleme sorumluluk ilkesine göre sorumlu olacaktır. İnşaat (eser) sözleşmesinde, eserin meydana getirileceği yerin, çalışanların ve kendi güvenliği ile ilgili tüm tedbirleri yüklenici almak zorundadır. Dolayısıyla eserin meydana gelmesinde yüklenicinin bizzat veya çalıştırdığı işçilerin hem işçilik ücret ve alacaklarından ve hem de kazaya maruz kalması halinde tazminattan iş sahibi değil, yüklenici sorumlu olacaktır. Hukuk hakimi iş sahibinin kusurunun olup olmadığı hakkında karar verirken de ceza hukukunun sorumluluklarla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi ceza hakimi tarafından verilen beraat kararı ile de bağlı değildir. (İnşaat Hukukundan Kaynaklanan Davalar-...) Yine uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Eser sözleşmeleri, ihale şartları ile belirlenen işin, sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapımının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, eserin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş, yüklenici işçisi (somut olayda davalı taşeron işçisi) tarafından yerine getirilecektir. İş akdinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu da ihtilaflı olmadığı gibi SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Eser sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından (somut olayda taşeron) çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanununa göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmalarına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin, yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin (somut olayda davacı yüklenicinin) işçiyi çalıştıran yüklenicilerden (somut olayda davalı taşerondan) ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. Eser sözleşmelerine ilişkin ihaleler aynı yüklenici tarafından alınabildiği gibi değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde iş yeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup, bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar. Yıllık izinler kullanılmadığı takdirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerin de bu fesih ile ücrete dönüştüğü göz önüne alındığında yıllık izin ücretinden işçiyi son olarak çalıştıran yüklenici sorumlu olacaktır. İhbar tazminatından da son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır. İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de aynı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir. Bu bilgiler ışığında somut olay yönünden yapılan değerlendirmede davalı vekili mahkemece hükme esas alınan rapora, yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda davalı taşeronun dava dışı işçiyi çalıştırdığı süreler ile yine dava dışı işçinin kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer alacaklarına esas alınan işçilik ücreti yönünden itiraz ettiğinden mahkemece, dava dışı işçinin davalı taşeron şirkette belirli dönem çalıştığı anlaşılmakla, işçinin, ihbar tazminatı alacağı yönünden son yüklenicinin sorumlu olduğu, kıdem tazminatı yönünden ise davalı şirketin işçiyi çalıştırdığı dönem ile sınırlı olarak sorumlu olacağı gözetilerek; dava dışı işçinin davalı şirket nezdinde çalıştığı dönem ve süreye göre sorumlu olduğu tazminatın belirlenmesine ilişkin konusunda uzman bir bilirkişiden açıklamalı gerekçeli denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar gözetilmeksizin davalı yanın itirazları hükümden düşürülmeden eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamıştır. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/292 Esas-2024/4529 Karar sayılı ilamı) 2-Davalı vekilinin istinaf başvuru dilekçesindeki davada hukuki yararın yokluğuna ilişkin olarak yapmış olduğu istinaf gerekçelerinde isabet görülmemiş ise de, mahsup itirazı konusunda istinaf dilekçesinde yapmış olduğu istinaf gerekçeleri yönünden dairemizce yapılan değerlendirme sonucunda ise; davalı yan, gerek cevap dilekçesinde gerekse aşamalardaki beyanlarında, müvekkili taşeronun davacı yüklenici nezdinde ödenmeyen teminat alacağı bulunduğunu, bu sebeple davaya konu alacağın varlığının tespiti halinde bu alacağın, davacı nezdindeki teminat alacağından mahsubunu talep etmiş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda ise alacağın varlığının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle davalının mahsup ve takas talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle bu talep değerlendirilmeden karar verildiği görülmüştür. Takas, bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir. Takas, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olup, sözleşme niteliğinde bulunmadığından, takas iradesinin muhatabına ulaşması ile birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı kabul edilir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere takas, borcu sona erdiren nedenlerden biridir. 6098 sayılı TBK'nın 139.maddesinde de takasın borcu sona erdiren nedenlerden biri olduğu açıkça kabul edilmiştir. Mahsup ise, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle defi olmayıp, itiraz niteliğinde olduğundan savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilemez. Mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakati olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür. Yargıtay kapatılan 15. Hukuk Dairesi'nin ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamalarında da, aynı sözleşme ilişkisi nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle takas değil, "mahsuplaşma" olarak nitelendirilmektedir. (Yargıtay kapatılan 15. Hukuk Dairesi'nin 2015/2802 Esas-2015/5758 Karar, 2014/857 Esas-6878 Karar sayılı ilamları) Somut olayda ileri sürüldüğü gibi, davalı taşeronun, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davacı yükleniciye vermiş olduğu teminat mektuplarından dolayı davalının davacıdan 4.649.865,25 TL tutarında alacaklı durumda olduğu bilirkişi raporu ile de sabit olup, davalının bu itirazının, maddi vaka olarak davacı yüklenicinin katlanmış olduğu mali yükümlülüğün (dava dışı işçiye yapılan ödemelerin) davalı taşeron alacağından tenzil edilmesi talebi niteliğinde olduğu, bu bakımdan davalı savunmasının mahsuplaşma itirazı niteliğinde bulunduğu görülmektedir. Bu sebeple de mahkemece yapılacak iş; aldırılacak olan ek rapor veya yeni bilirkişi raporunda davalının mahsuba konu alacağının varlığı ve miktarının tespiti halinde davalının mahsup itirazı da değerlendirilerek bu alacağın davacı alacağından mahsubundan sonra davanın esası hakkında karar verilmesinden ibaret olmalıdır. Bu sebeple de davalı yanın istinaf başvurusu dairemizce haklı görülmüştür. 3- Yine, davalı vekili, istinaf gerekçelerinde, dava dışı işçinin dava dışı idare ...'ye karşı açtığı davanın kendisine ihbar edilmediğini, bu sebeple yargılamaya katılarak kendisini savunamadığı gibi lehine olan sebepleri de ileri süremediğini belirterek bu sebeple de açılan davaya karşı koymuş ve dava dışı idarenin ödemiş olduğu icra takip ve giderlerinden sorumlu tutulamayacağını belirtmiş, mahkemece verilen kararda bu konuda da bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır. Rücu davalarında, gerek davacı yüklenicinin gerekse dava dışı iş sahibinin, davalı taşeron işçileri için ödediği ve rücu hakkına sahip olduğu alacakları için dava dışı işçilere ödeme yaptığı tarihten rücu davasını açtığı tarihe kadar işlemiş faiz istemekte haklıdır. Ancak, HMK'nın, "feri müdahalenin etkisi" başlıklı 69/2.maddesinde, "feri müdahilin tarafla rücu ilişkisinde asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak müdahil, zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkanlarını kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkanlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek yanında katıldığı tarafın yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürebilir. " yönünde düzenleme mevcuttur. Bu yasal düzenleme doğrultusunda davalı, dava dışı işçinin açmış olduğu davanın kendisine ihbar edilmediğini bu sebeple davanın tarafları yanında davaya katılamadığını ileri sürmüş, bu savunmaya karşı tarafça itiraz edilmemiştir. Bu sebeple mahkemece davalının bu savunması üzerinde durularak, dava dışı işçinin açmış olduğu davanın davalıya ihbarı halinde davalının yargılamaya davalı yanında feri müdahil olarak katılması halinde davanın seyrine olumlu katkıda bulunup bulunamayacağı, davalı yanın bu müdahalesinin davanın sonucuna etkisinin olup olamayacağı, yine davanın, davalıya zamanında ihbar edilmiş olsa davalı taşeronun ödenmesi gereken icra takip giderleri ile faiz giderleri yönünden daha elverişli bir durumda bulunup bulunmayacağı da değerlendirilerek gerekirse bu konuda bilirkişi kurulundan denetime elverişli şekilde rapor alınarak davalının bu savunmasının da değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken hukuki dinlenilme hakkı kapsamında bu savunma değerlendirilmeden karar verilmiş olması da kabul şekli itibariyle doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde sonuçlandırılması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin KABULÜNE, 2-Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/06/2025 tarihli ve 2023/564 Esas 2025/387 Karar sayılı kararının, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde yeniden inceleme ve araştırma yapılarak esasa ilişkin yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Kararın mahiyeti gereği istinaf karar harcı alınmasına yer olmadığına, davalı tarafından yatırılan 950,00 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 5-Davalı tarafça yatırılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa İADESİNE, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1.a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 08/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Katip e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/579, K. 2026/731, T. 08.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-579-e-2026-731-k-435f5083d354