Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/4 E. 2026/717 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/4
- Karar No
- 2026/717
- Karar Tarihi
T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
1. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/4
KARAR NO : 2026/717
KARAR TARİHİ : 26/03/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/10/2025
NUMARASI : 2024/28 Esas - 2025/577 Karar
DAVA : Erzurum... İcra Müdürlüğü 2019... Esas Sayılı Takip Dosyasına Sunulan Teminat Mektubu Bedelinin Davalılardan Tahsili İstemi
KARAR YAZIM TARİHİ : 27/03/2026
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili şirket ile davadışı ... arasında şifahi olarak asansör yapım işine ilişkin sözleşme akdedildiği, davalılar tarafından, müvekkili şirketin ediminin bir kısmı yüklenildiğini, ne varki davalıların alt yüklenici sıfatı ile edimlerini gereği gibi yerine getirememesi nedeniyle dava dışı ... tarafından müvekkili şirket aleyhine açılan alacak davası Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/...E. sayılı dosyasında karara bağlandığını ve müvekkilinin ciddi bir miktarda tazminata mahkum edildiğini, dava dışı ... tarafından Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/...E. sayılı dosyasında verilen kararın, Erzurum...İcra Müdürlüğü'nün 2019... E. Sayılı dosyasındaki ilamlı icra takibine konu edildiğini, müvekkili şirketin bu dosyaya 255.217,97 TL'lik bir teminat mektubu sunmak zorunda kaldığını, müvekkili şirket tarafından dava dışı ... tarafından açılan dava uyarınca ödenmek zorunda kalınan / teminat mektubu sunulmak zorunda kalınan tutarın, davalıların kusurlu olarak edimlerini yerine getirmemesinden kaynaklandığını, müvekkilinin rücu hakkı bulunduğunu, bu hakkın kullanılması kapsamında, müvekkili şirket adına İzmir .... İcra Müdürlüğü’nün 2019/...E. sayılı dosyası üzerinden davalılar aleyhine icra takibine başlandığını, fakat davalıların söz konusu takibe haksız itirazları üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiğini, beyan ederek davalıların İzmir ... İcra Müdürlüğü’nün 2019/...E. sayılı dosyasına yapmış oldukları itirazların ayrı ayrı iptali ile takibin yasal fer’ileriyle birlikte her iki davalı yönünden ayrı ayrı devamına, davalıların asıl alacağın % 20’sinden az olmamak üzere ayrı ayrı icra inkar tazminatına tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı ... yönünden husumet itirazlarının olduğunu, esasa ilişkin olarak da müvekkilleri ile olan ticari ilişkinin mal alım satımı şeklinde olduğunu, alt yüklenicilik ilişkisinin bulunduğu tespitinin gerçeği yansıtmadığını, bu hususun taraflarınca kabul edilmediğinı ve nasıl bu sonuca varıldığının anlaşılamadığı, beyan ederek davanın öncelikle husumetten reddini, aksi halde ise dayanaktan yoksun davanın esastan reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI;
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde," Her ne kadar davacı vekilince aşamalarda yemin delilinden önce başkaca delillerin toplanması gerektiği ifade edilmiş ise de, kaldırma ilamında da belirtildiği üzere somut olayda yemin delili husumet ehliyeti olup olmadığını belirleme noktasında öne çıkmış ve bu nedenle öncelikle dava şartı olan husumet ehliyeti meselesinin çözüme kavuşturulması adına yemin deliline dayanılıp dayanılmadığı hatırlatılarak husumet ehliyeti konusu çözüme kavuşturulmaya çalışılmıştır. Netice olarak davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine" şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiğini, ancak pasif husumet itirazının yalnızca davalı ... tarafından ileri sürüdüğünü, pasif husumet yokluğunun ayrı ayrı kişiliği bulunan iki davalıya yöneltilmiş olmasının hatalı olduğunu, mahkeme kararının eksik inceleme yapıldığından bahisle Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi... Hukuk Dairesi’nin 2023/.... E., 2023/.... K. Sayılı kararı ile kaldırıldığını, ancak mahkemece maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için yeterli araştırma yapılmadığını, taraflar sunmuş olduğu ticari defterlerin bilirkişi incelemesinin yapılmadığını, bu hali ile karar verilmesinin hatalı olduğunu, yemin delilinin Türk Hukuk Sisteminde son çare olarak başvurulan bir delil olduğunu, niteliği itibariyle son derece ciddi öneme sahip yeminin, dosyada tarafların dayandığı delillere başvurulmadan; bu delillerin hükme esas alınabilecek nitelikte olup olmadığı tartışılmadan ikame edilmesinin hatalı olduğunu, bu hususa ilişkin Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2018/9009 E., 2018/12015 K. Sayılı kararının bulunduğunu, ayrıca yemin metninin usulüne uygun olmadığını, yine aleyhlerine hükmedilen vekalet ücretininde hatalı olarak tespit edildiğini, bu hususa ilişkin olarak da itirazlarının bulunduğunu, ileri sürerek kararın kaldırılması talebi ile istinaf isteminde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda;
Dava, yüklenici davacının kendi alt yüklenicisi olduğunu iddia ettiği davalılara karşı başlatılan Erzurum .... İcra Müdürlüğü 2019... Esas sayılı takip dosyasına sunulan teminat mektubu bedelinin davalılardan tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, verilen karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Mahkemece daha önce davanın reddine dair verilen karar dairemizin 2023/.... Esas, 2023/... Karar sayılı kararıyla ve '' davalılar, taraflar arasında mal alım satımı şeklinde ticari ilişki bulunduğunu beyan etmekle birlikte davacının yüklenmiş olduğu eser sözleşmesi ile ilgili davalıların alt yüklenici olduğuna yönelik iddiayı reddettiklerinden, davalıların husumet ehliyetlerinin olup olmadığının usulünce araştırılması, bu yönde davalıya gerekirse dava dilekçesinde dayanmış olduğu yemin delilinin hatırlatılması, husumet sorunu çözüldükten sonra davanın esasının çözümlenmesi ve hasıl olacak netice dahilinde HMK 297, 298. Madde hükümlerine uygun nitelikte hüküm tesisi yoluna gidilmelidir.'' gerekçesiyle kaldırılmıştır.
Mahkemece kaldırma kararı sonrasında yargılamaya devam edilmiş, davacı vekili 11.05.2024 tarihli beyan dilekçesinde; taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığını, davalılara verilen iki adet çekin iddialarını ispatlar nitelikte olduğunu beyan etmiş, mahkemece davacı tarafa yemin delili hatırlatılmış, davacı taraf davalılara yemin teklif etmiş, davalı şirket yetkilisi ''taraflar arasında eser sözleşmesi bulunmadığına, satış ilişkileri bulunduğuna'' dair yemin etmiş, mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmü yer almakta olup, maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK'nın 6. maddesinde de; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir.
Bilindiği üzere, içeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkar da denilmektedir. Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz. Vasıflı ikrarda ise, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukukî niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilmektedir. Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. Ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Vasıflı ikrar karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığının kabul edildiği ancak hukukî niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu ikrar türüdür. Vasıflı ikrarda işlemin hukukî sebebini ispat yükü yer değiştirmez. Öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere vasıflı ikrar bölünemeyen ikrarlardan olup ispat yükü halen davacının üzerindedir. ( Yargıtay 6.Hukuk Dairesi, E.2022/580, K.2023/154, T.19.01.2023 )
Somut olay değerlendirildiğinde; davacı taraf asıl işverenle yaptığı eser sözleşmesi kapsamında davalılarla, sözleşmeye konu olan işlerin bir kısmının davalılar tarafından yapılması için anlaştıklarını, davalıların edimini yerine getirmemeleri nedeniyle kendisinin de asıl işverene olan borcunu ifa edemediğini, bu nedenle kendisine karşı açılan davada verilen kararın icraya konulması nedeniyle zarara uğradığını, icra dosyasına teminat olarak depo edilen teminat miktarı kadar davalıların sorumluluğunun bulunduğunu iddia ederek talepte bulunmuştur. Taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığı, davalıların eser sözleşmesini inkar ettikleri, aralarında sadece satış ilişkisi bulunduğunu beyan ettikleri, davacının davasına konu olan eser sözleşmesi nedeniyle işin yapılmadığı iddiasının ve taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu iddiasının ispat külfetinin davacı tarafta olduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf her ne kadar iki adet ''Çek'' in aralarındaki eser sözleşmesini ispat ettiğini ileri sürmüş ise de çeklerin veriliş amacının çek metninden anlaşılmadığı, davalıların satış ilişkisini kabul ettikleri düşünüldüğünde çeklerin bu ilişki kapsamında da verilmiş olmasının mümkün olduğu, aynı şekilde ticari defterlerin incelenmesinin eser sözleşmesini ispat edecek içeriğe sahip olmaması nedeniyle mahkemece inceleme konusu yapılmamasının da esası etkiler nitelikte olmadığı, davalıların elinden çıkmış sözleşmeyi kabul ettiklerine dair yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunmadığından iddianın tanıkla da ispatının mümkün olmadığı, kaldı ki davacı tarafın tanık deliline de dayanmadığı, mahkemece usule uygun olarak yemin delilinin davacı tarafa hatırlatılığı ve davalı şirket yetkilisinin de usule uygun olarak yemini eda ettiği, cevap dilekçesinde yalnızca davalı ... yönünden husumet itirazında bulunulmuş ise de diğer davalı şirket yönünden de sözleşmenin inkar edildiği, bu şekilde her iki davalı yönünden de husumet ehliyetinin araştırılması gerektiği, davacının usulüne uygun delillerle dava konusu sözleşme ilişkisini ispat edemediği anlaşıldığından mahkemece pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Mahkemece davanın usulden reddine karar verilmiş olması nedeniyle davalılar yararına karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 30.000,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur.
Açıklanan nedenlerle; HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, ancak bu durum yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/... Esas - 2025/...Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA;
Kaldırılan hükmün yerine geçmek üzere;
"1-Davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine,
2-Karar tarihi itibarıyla alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 3.082,39 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.466,99 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap ve takdir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
4-Dava şartı olan arabuluculuk son tutanağı gereğince arabulucuya ödenen 1.360,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,
5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra davacıya iadesine, '' , ŞEKLİNDE YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,
B-İstinaf başvurusu sırasında davacı taraftan alınan 615,40-TL istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,
C-İstinaf aşamasında davacı gider avansından karşılandığı anlaşılan 525,00-TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
Ç-İstinaf incelemesi sırasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
D-Karar tebliğinin Dairemizce, kesinleştirme, harç ve gider avansın ikmal ve iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK 'nun 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.26.03.2026