Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/390 E. 2026/619 K. – İhya
Konu: İhya
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/390
- Karar No
- 2026/619
- Karar Tarihi
- Konu
- İhya
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/390
KARAR NO: 2026/619
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 20/11/2025
NUMARASI: 2025/173 Esas - 2025/792 Karar
DAVA: Şirketin sicil kaydının ihyası
Taraflar arasındaki ihya davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tasfiye memuru tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; ihyası talep edilen ...Limited Şirketi'nin, davacı tarafından açılan iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat talebine ilişkin Elmalı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/377 Esas sayılı dosyasında, Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 2024/1313 Esas ve 2024/1892 Karar sayılı ilamı ile şirketin ticaret sicilinden silindiğinin belirlenmesi üzerine mahkemece taraf teşkilinin sağlanması amacıyla ihya davası açmak üzere süre verildiğini ileri sürerek, ...Limited Şirketinin ihyasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... sicil müdürlüğü vekili, savunmasında özetle; müvekkilince yapılan işlemlerin TTK'nın 32 ve Ticaret Sicil Yönetmeliğinin 34. maddelerine uygun olduğunu, tasfiye sürecinde yetki ve sorumluluğun şirketin tasfiye memurunda olduğunu, olağan tasfiye sürecinden kaynaklanan, şirkete karşı dava bulunmasına rağmen şirketi terkinini talep eden tasfiye memurunun kusurundan dolayı müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını, müvekkil davanın açılmasına sebep olmadığını ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacaağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Şirketin ticaret sicilinden silinmesi işlemi kurucu değil, açıklayıcı nitelik taşır. İncelenen dosyalar kapsamına göre; sicilden tasfiye sonucu terkin edilen Tasfiye Halinde ...Limited Şirketi aleyhine açılmış derdest dava bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının ihya davası açmakta hukuki menfaati olup, tüzel kişiliğin ihyasının talep edilmesi olanaklı bulunduğundan; davanın kabulüne, ...Limited Şirketi (...)'nin sicil kaydının Elmalı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/377 Esas sayılı dosyasının yürütülmesi, sonuçlandırılması ve bu uyuşmazlık kapsamında ortaya çıkacak hukuki ihtilafların görülmesi ve infazı işlemleri ile sınırlı olmak üzere yeniden ihyasına..." gerekçesiyle, davanın kabulüne, ...Limited Şirketinin sicil kaydının Elmalı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/377 Esas sayılı dosyasının yürütülmesi, sonuçlandırılması ve bu uyuşmazlık kapsamında ortaya çıkacak hukuki ihtilafların görülmesi ve infazı işlemleri ile sınırlı olmak üzere ihyasına, ...'in tasfiye memuru olarak atanmasına ve ücret takdirine yer olmadığına, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı tasfiye memuru ...vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı tasfiye memuru vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;İhya için terkin edilmiş şirket aleyhine bir dava açılasının tek başına yeterli olmadığını, terkin sırasında davacının, şirkete karşı kesinleşmiş bir alacak veya hukuki menfaati bulunması gerektiğini, iddia edilen tazminat davasının henüz kesinleşmediğini, derdest bir dava bulunduğundan kesinleşmiş bir alacaktan söz edilemeyeceğini, davacının sigortalı çalışan olduğu iddiasının delilsiz şekilde kabul edildiğini, iş kazası tazminatında işveren sorumluluğunun kişisel olması nedeniyle şirketin tüzel kişiliği terkin edilmiş olsa dahi, işveren sıfatını haiz gerçek kişilere karşı dava açılabileceğini, bun nedenle şirketin ihyasının zorunlu olmadığını ve davacının bu konuda hukuki menfaatinin tartışmalı olduğunu, tasfiye sürecinin 20.12.2018 tarihinde tamamlandığını, tasfiye memurunun görevini yaparak tasfiye bilançosunu hazırladığını ve alacaklılara çağrı yapıldığını, ilanlara itiraz edilmediğini, davacının bunca süre alacağını ileri sürmeyerek hakkını kötüye kullandığını, müvekkilinin tasfiye sürecinin yasaya uygun şekilde, adil ve tarafsız şekilde yürüttüğünü, ihya üzerine şirketin ortağı ve eski temsilcisi olan müvekkilinin tasfiye memuru olarak atanmasının usulsüz olduğunu, tarafların üzerinde mutabakata varacakları bir kişinin tasfiye memuru olarak atanması gerektiğini, tasfiye memuru aleyhine yargılama giderine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacının uzun süre sonra derdest bir davanın varlığını ileri sürmesinin müvekkilinin kusuru olmadığını, hükmedilen vekalet ücretinin fazla olduğunu, mahkemece ilanların usulüne uygun yapılıp yapılmadığını, davacının bu ilanlardan haberdar olup olmadığının araştırılmadığını, iş kazası iddiasının ve sigortalılık durumunun somut delillerle, ispat edilip edilmediğinin incelenmediğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, hukuki niteliği itibariyle, TTK'nın 547. maddesi uyarınca, ek tasfiye işlemleri için şirket sicil kaydının ihyası istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davalı tasfiye memuru vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Ticaret sicilinden terkin edilen şirketlerin yeniden ihyasının sağlanması amacıyla 6102 sayılı TTK kapsamında iki farklı yol öngörülmüştür. Buna göre, tasfiye sürecine giren şirketlerin tasfiye işlemlerinde eksiklik olması halinde TTK'nın 547. maddesi kapsamında sicilden terkin edilen şirketin tekrar sicile kaydedilmesi mümkündür. Örneğin şirkete ait bir malvarlığının bulunması veya devam eden bir dava bulunması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bir diğer yol ise TTK'nın geçici 7. maddesi uyarınca sicilden terkin edilen şirketlerin yeniden tescilidir. Buna göre asgari sermaye miktarına ulaşmayan, adres değişikliğini bildirmeyen şirketlerin re'sen kayıtlardan terkini halinde şirketin faal olması ve gerekli bazı koşulların da gerçekleşmesi halinde tekrar sicile kaydı mümkündür.İhya davasının TTK'nın 547. maddesi uyarınca talep edilmesi halinde şirketin tasfiye işlemlerini yapmış olan tasfiye memur ya da memurları ile birlikte bağlı bulunulan ticaret sicil müdürlüğünün davalı olarak gösterilmesi gerekmektedir. Diğer durumda ise esasen şirket tasfiye sürecine girmediğinden ve tasfiye memuru da bulunmadığından davalı olarak bağlı bulunulan ticaret sicil müdürlüğünün gösterilmesi yeterlidir. Başka bir ifadeyle TTK'nın 547. maddesine dayalı ihya davalarında davalı taraf, şirket veya kooperatifin en son tasfiye memuru veya tasfiye kurulu ile yasal hasım konumunda bulunan ticaret sicili müdürlükleridir. Eldeki davada, şirketin tasfiye sonucu terkin edilmesi nedeniyle TTK'nın 547.maddesine göre ihya talep edildiği görülmüştür. İhyası talep olunan şirketin tasfiyesinin sona erip 20.12.2018 tarihinde tescil edilerek ticaret sicil kaydının terkin edildiği anlaşılmıştır. TTK'nın 547. maddesi, ek tasfiye başlığı altında; "Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilirler. Mahkeme istemin yerinde olduğuna kanaat getirirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verir ve bu işlemlerini yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirir" düzenlemesini getirmiştir. Davacının, ...Limited Şirketine karşı açtığı iş kazası nedeniyle tazminat davasının Elmalı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/377 Esas sayılı dosyasında yapılan 26.11.2014 tarihli yargılamasında, Antalya BAM 10.Hukuk Dairesinin 2024/1313-1992 E.K. sayılı kaldırma kararı uyarınca, şirketin ihyası için davacıya süre verilmiştir. Terkin edilen bir şirket aleyhine açılan bir davada taraf teşkilinin sağlanarak davanın hükme bağlanması ve kararın infazı için şirket tüzel kişiliğinin ihyası zorunlu olduğundan bu durumdaki bir şirketin yeniden tescilini talep etmekte davacının hukuki yararı bulunmaktadır. Şirketin ihyası için kesinleşmiş bir alacak veya bir takip bulunması şart olmayıp, şirkete karşı açılmış bir davada taraf teşkilinin sağlanması ile bu davada şirketin temsil edilmesi zorunlu olduğundan hukuki yararın bulunduğu kabul edilmelidir. Davanın TTK'nın 547. maddesine göre açılması nedeniyle herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Davacının gerçekte bu şirkete çalışıp çalışmadığı, iş kazası bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa kazada kimin ne oranda kusurlu olduğu iş mahkemesindeki yargılamada ileri sürülebilecektir. İhya davasında, görülecek davanın esası ile ilgili bir değerlendirme yapılması mümkün değildir. Mahkemece TTK'nın 547. maddesi uyarınca tasfiye sonucu terkin olan şirketin ihyasına karar verilmiş olmakla, anılan madde hükmü uyarınca, son tasfiye memuru olduğu anlaşılan davalı tasfiye memurunun ek tasfiye işlemleri için de tasfiye memuru olarak atanmasında yasa ve usule aykırılık bulunmamaktadır. Son tasfiye memurunun yasa gereği atanması yerinde olup, ayrıca tasfiye memurunun tarafsızlığı ile ilgili bir araştırma yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Terkin sürecinde yapılan ilanlara rağmen şirkete başvurulmaması ihya talep edilmesine engel değildir. UYAP ortamında yapılan incelemede, iş kazası nedeniyle şirkete karşı 2013 yılında dava açıldığı ve derdest davaya rağmen şirketin terkin edildiği ve tasfiye memurunun istinaf nedenlerine göre bu durumun dürüstlük kuralına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Tasfiye işleminin usule uygun yapıldığının belirtilerek davalının yargılama giderlerinden sorumlu olmadığı savunulmuştur. HMK'nın 326. maddesi gereğince yargılama giderlerinden aleyhine hüküm verilen taraf sorumludur. Davalı tasfiye memuru dava dilekçesinin tebliğinden sonra süresinde davayı kabul etmemiştir. Bu nedenle HMK'nın 312. maddesinin uygulama imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece bu nedenle şirketin ihyasına karar verilmesi, birleşen davada davalı olan son tasfiye memurunun ek tasfiye için görevlendirilmesi ve tasfiye memuru aleyhine hükmedilen yargılama giderlerinin ihya sonrası yapılacak tasfiye bilançosunda dikkate alınabileceği, vekalet ücretinin tarifedeki asgari tutara göre belirlendiği, tasfiye memuru ile sicil memurluğunun hukuki durumlarının farklı olması, sicil memurluğunun yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderinden sorumlu tutulmamasının çelişki olmadığı anlaşılmakla davalı tasfiye memuru vekilinin tüm istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir.Davalı tasfiye memuru vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı tasfiye memurunun başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 02.04.2026