Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/413 E. 2026/620 K. – Şirketin Feshi

Konu: Şirketin Feshi

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/413
Karar No
2026/620
Karar Tarihi
Konu
Şirketin Feshi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/413

KARAR NO: 2026/620

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 18/12/2025

NUMARASI: 2025/998 Esas - 2025/1156 Karar

DAVANIN KONUSU: Şirketin fesih ve tasfiyesi

Taraflar arasındaki şirketin feshi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin avukat olması nedeniyle davalı ...Limited Şirketi'nin yürüttüğü faaliyetler nedeniyle doğrudan hukuki yararı bulunduğunu, avukatlık hizmetinin kimler tarafından yerine getirileceğinin 1136 sayılı Kanun'da düzenlendiğini, davalı şirketin yasaya aykırı şekilde avukatlık hizmeti sunduğunu, şirketin bu hali ile esas sözlemesine aykırı faaliyette bulunduğunu, şirkette çalışan bir çok kişinin hukukçu olduğunu bu durumun 1136 sayılı Kanun'un 11 ve 12.maddesi kapsamında avukatlıkla birleşmeyecek işlerden olduğunu, şirket şeklindeki yapılanma ile vergi avantajı sağlandığını, bu ticari yapının 1136 sayılı Kanun'un temel yapısı ile kamu düzenine aykırı olduğunu, davanın niteliği gereği ... Müdürlüğün yasal hasım olduğunu, Bakanlık ve ... de bu davada asli müdahil olarak yer alması gerektiğini, esas sözleşmede avukatlık hizmeti verilmesine olanak sağlayacak bir düzenleme bulunmadığını, buna rağmen hukuki danışmanlık adı altında yıllardır avukatlık yapıldığını, müvekkilinin iş mahkemelerinde açtığı çeşitli davalarda şirketin müvekkiline karşı işveren olarak sorumlu olduğunun tespit edildiğini, Ticaret Bakanlığının esas sözleşmesine aykırı davranan bu gibi şirketlerin feshini istemesi gerektiğini, böyle bir tedbirin alınmaması nedeniyle Bakanlığa karşı da dava açıldığını, şirketin esas sözleşmesinde tanımlanan işletme konusunun sınırlı alanlarda faaliyet yürütmesini zorunlu kılmasına rağmen fiilen avukatlık hizmetleri dahil olmak üzere ruhsatsız ve esas sözleşmeye açıkça aykırı ticari faaliyetlerde bulunduğunu, şirketin avukatlık yetkisi olmadan 30 yıl hukuki hizmet sunduğunu, feshi ve tasfiye koşullarının hukuki şartların gerçekleştiğini ileri sürerek, davalı ...Limited Şirketi'nin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Dava, davalı ...Limited Şirketi, ...karşı açılmıştır. Mahkemece, her bir davalıya yönelik dava tefrik edilerek ayrı esaslara kaydedilmiştir. Davalı olarak gösterilen ... yönelik dava da mahkemenin inceleme konusu 2025/998 Esasına kaydedilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Bir hakkın kendisinden istenebilecek durumda olan yani hakka uymakla yükümlü kişi borçlu kişi olup, buna pasif husumet denilir. Bir davada pasif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı mahkemece öncelikle ve resen gözetilecek hususlardandır ve şayet husumet ehliyeti yok ise dava bu sebep ile reddedilir. Somut olayda davanın feshi istenilen şirkete yöneltilmesi gerekmekte olup mahkememizin 2025/981 esas sayılı dosyasında ...'nın da davalı olarak gösterildiği..." gerekçesiyle, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Gerekçede, davanın TTK'nın 636 vd. maddeleri gereğince limited şirketin haklı sebeplerle feshi davası olduğunun belirtildiğini, oysa dava dilekçesinde anılan maddeye atıf yapılmadığını, haklı sebep, ortaklık ilişkisi, şirket içi ihtilaf kavramlarının ileri sürülmediğini, sadece TTK'nın TTK 210. maddesi ile kamu düzeni ve esas sözleşmeye aykırılık temelinde iddialar ileri sürüldüğünü, taraflarca ileri sürülmeyen kanun hükmünün dava sebebi olarak kabul edilmesinin, hukuki nitelendirme yetkisi kapsamında açıklanamayacak ölçüde bir yeniden inşa niteliğinde olduğunu, HMK'nın 26. maddesi uyarınca mahkemenin taleple bağlı olduğunu, HMK'nın 33. maddesinin ise mahkemeye davanın yerine yeni bir dava kurma yetkisi tanımadığını, bu karar ile tarafların açmadığı bir davanın görüldüğünü ve açılan davanın ise hiç değerlendirilmediğini, Diğer yandan gerekçenin aksine davacının ...'nin feshine ilişkin bir talebi bulunmadığını, sonuç kısmında sadece ...Ltd. Şti.’nin feshinin istendiğini, kamu kurumlarının feshi gibi bir durumun zaten mümkün olamayacağını, mahkemenin olmayan bir talebi varsayarak karar verdiğini, bu davanın TTK'nın 636 ve devamı maddelerinde düzenlenen, şirket içi ilişkilere ve “haklı sebep” kavramına dayanan klasik bir limited şirket feshi davası olmadığını, davanın TTK'nın 210/3. maddesindeki doğrudan kamu düzenini ilgilendiren, şirketin esas sözleşmesine ve kanuna aykırı fiili faaliyetlerinin varlığına dayalı bir hukuki denetim talebine dayandığını, anılan maddedeki işlemlerin ve kamusal denetimin Bakanlıkça yapılmadığını,

Davalı şirketin esas sözleşmesinde öngörülmeyen, dahası kanunen yalnızca gerçek kişiler eliyle ve ruhsata bağlı olarak yürütülmesi mümkün olan avukatlık faaliyetini fiilen icra ettiği, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla da sabit olduğunu, bunun esas sözleşmeye aykırılık dışında, doğrudan kamu düzenine aykırılık da teşkil ettiğini, bu aykırılığın da TTK'nın 210/3.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, faaliyetlerin süresi, kapsamı, ekonomik ağırlığı ve yarattığı hukuki etki dikkate alındığında, bu aykırılığın tali veya geçici değil, şirketin varlık sebebini ortadan kaldıracak ölçüde ağır olduğunu, davanın hukuki çerçevesi içerisinde, Ticaret Bakanlığı, ... ve İstanbul Ticaret Odası’nın davada yer almasının, bu kurumların “feshi talep edilen taraflar” olduğu anlamına gelmediğini, bu kurumların, kamu düzenini ilgilendiren bir uyuşmazlıkta, verilecek kararın hukuki sonuçlarından etkilenecek olmaları nedeniyle, yasal hasım ve ilgili kurum sıfatıyla davaya dahil edildiklerini, davalıların yasal hasım olması nedeniyle pasif husumet ehliyetlerinin bulunduğunu, esasen davada Türkiye Barolar Birliğinden herhangi bir edim talep edilmediğini, ...'nin fesih talebinin muhatabı olarak değil, kamu düzeniyle doğrudan bağlantılı bir uyuşmazlıkta yasal hasım veya ilgili kurum sıfatıyla davada yer aldığını, kısaca Türkiye ... ve ilgili kurumların davada yer almasının, kendilerinden bir edim talep edilmesinden değil, kamu düzenine ilişkin bu nitelikte bir uyuşmazlıkta, verilecek kararın hukuki sonuçlarından doğrudan etkilenecek olmaları sebebiyle, yasal hasım ve ilgili kurum sıfatlarıyla davaya dahil edilmelerinden ibaret olduğunu,

Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, davalı ...Limited Şirketi'nin esas sözleşmesine ve kamu düzenine aykırı şekilde avukatlık hizmeti yapması nedeniyle fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda fesih ve tasfiyesi istenen ...Limited Şirketi'nin yanı sıra şirketin esas sözleşmesi dışında faaliyet göstermesi ile ilgili kurumlar olan ...,......... ve ......... yönelik açılan davaların şirkete yönelik davadan ayrılarak başka esas numaralarına kaydına karar verilmiştir. Bu kapsamda dosyası ayrılan ... aleyhindeki dava incelenen esasa kaydedilmiş ve mahkemece bu davalı yönünden, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava dilekçesinde, davalı ...Limited Şirketi'nin esas sözleşmesine ve 1163 sayılı Kanun'da düzenlenen emredici düzenlemelere aykırı şekilde uzun süre ve sistematik şekilde avukatlık hizmeti verdiği, hizmetin niteliği ve yoğunluğu dikkate alındığında, kamu hizmeti olarak avukatlar eliyle verilmesi gereken ve ruhsata tabi olan avukatlık hizmetinin usulsüz şekilde, yasaya aykırı ve avukatlar ile haksız rekabet oluşturacak şekilde yerine getirilmesi nedeniyle anılan şirketin fesih ve tasfiyesi istenmiştir.

Dava dilekçesinde, feshi istenen şirketin yanı sıra ......, ..... ve ... de davalı olarak gösterilmiştir. Ancak bu davalıların fasih ve tasfiyesi talep edilmemiştir. Dava dilekçesinin 3. sayfasında bu kurumlara karşı hangi nedenle dava açıldığı belirtilmiş ve istinaf başvurusunda da bu kurumların yasal hasım olduğu belirtilmiştir. Davacı, feshi istenen ...Limited Şirketi'nin ortağı değildir. Davacı fesih talebini TTK'nın 210. maddesine dayandırmaktadır. Anılan hükmün kenar başlığı Gümrük Ticaret Bakanlığının düzenleme ve denetleme yetkisi olup, maddede, " Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu Kanunun ticaret şirketlerine ilişkin hükümlerinin uygulamasıyla ilgili tebliğler yayımlamaya yetkilidir. Ticaret sicili müdürlükleri ve şirketler bu tebliğlere uyarlar. Ticaret şirketlerinin, bu Kanun kapsamındaki işlemleri, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı denetim elemanları tarafından denetlenir. Bu denetimin ilkeleri ve usulü ile denetime tabi işlemler Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle düzenlenir. Diğer bakanlık, kurum, kurul ve kuruluşlar, ancak kendilerine kanunla tanınan yetkinin sınırları içinde kalmak şartıyla ve öngörülen amaç, konu ve şekle tabi olarak şirketlere ilişkin düzenlemeler yapabilir. Kamu düzenine veya işletme konusuna aykırı işlemlerde veya bu yönde hazırlıklarda ya da muvazaalı iş ve faaliyetlerde bulunduğu belirlenen ticaret şirketleri hakkında, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, bu tür işlem, hazırlık veya faaliyetlerin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde fesih davası açılabilir." düzenlemesi bulunmaktadır. Davacı anılan hükmün üçüncü fıkrası uyarınca talepte bulunduğunu ileri sürmektedir. Ancak bu hükümde, ....karşı dava açılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, aksine maddenin 3. fıkrasında belirlenen hâllerin varlığı tespit edildiğinde şirketin feshinin ilgili Bakanlıkça isteneceği düzenlenmiştir. Bir şirketin feshi hangi nedenle talep edilirse edilsin, bakanlık veya sicil müdürlüğü ile bu davadaki gibi ....'nin davalı sıfatı bulunmamaktadır. Bir kişinin davalı olarak gösterilmesinin sonuçları bulunmaktadır. Yasal hasım olan taraf, çoğunlukla, o davadaki işlemi yapan ve verilecek hükmü infaz edecek olan kişi veya kurumdur. Davalı olarak gösterilen ...'nin, adı geçen şirketin kuruluşu, tasfiyesi ve terkini ile ilgili bir görevi bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan kurumdan bir talepte bulunulmamakla birlikte, ...'nin davalı olarak gösterilmesi usul hukukuna açıkça aykırıdır. Usul hukukunda dava ile ilgisi olduğu düşünülen kişilerin davadan haberdar edilmesine ilişkin ihbar kurumu bulunmaktadır. Davanın ihbarı sonrası, davadan haberdar olan kişi, bir taraf yanında feri müdahil olabileceği gibi, koşullarının oluşması hâlinde asli müdahale davası da açabilir. Ancak her iki müahale kurumu ilgili tarafın iradesine bağlı olup, bir kişinin zorunlu olarak asli veya feri müdahalesinin istenmesi veya davaya bu sıfatla eklenmesi usul hukukuna aykırıdır. Davacını talebi, sadece davalı şirkete yöneltilmesi yeterli olup, mahkemece dava dilekçesindeki taleplerin hukuki nitelendirilmesinin yapılarak, davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı, varsa şirketin feshi şartlarının oluşup oluşmayacağı değerlendirilecektir. Bir davada maddi vakıaların ileri sürülmesi taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir. Hâkim, HMK'nın 33. maddesine göre Türk Hukukunu re'sen uygular. Dava dilekçesinde davalı şirket dışındaki kurumların feshi talep edilmemiştir. Mahkeme gerekçesindeki, kurumların feshinin de istendiği tespiti hatalıdır. Ancak bu hatalı tespit varılan sonucu hiç bir şekilde değiştirmeyecektir. Davacının, sadece davalı ...Limited Şirketine yönelteceği bir dava ile fesih ve tasfiye talebinde bulunması mümkün ve yeterli iken, fesih davası ile hiç bir ilgisi bulunmayan Türkiye ... de davalı olarak gösterilmesi, başta taraf ehliyeti ve usul ekonomisi olmak üzere usul hukukunun tüm ilkelerine aykırı olduğundan, mahkemece davalı ... aleyhindeki davanın ayrılarak bu davalıya yönelik davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.

Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine

5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;

HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/413, K. 2026/620, T. 02.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-413-e-2026-620-k-5188f3612ec4