Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1088 E. 2026/631 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1088
Karar No
2026/631
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/1088

KARAR NO: 2026/631

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ: 28.09.2023

NUMARASI: 2021/280 Esas - 2023/761 Karar

DAVA: Tazminat (Tasfiye memurunun sorumluluğundan kaynaklanan)

Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının ortağı, tasfiye memuru ve yetkilisi olduğu.... Şti'nin satın aldığı emtia için cirolanarak müvekkiline teslim edilen 1.275.000,00 TL bedelli 16 adet çekin karşılıksız çıktığını, müvekkilince çek borçluları aleyhine......İcra Müdürlüğünün ... ve ... Esas sayılı dosyalarında takip başlatıldığını, davalının avalist olarak başlatılan takibe yönelik itiraz ederek takibin durduğunu, açılan menfi tespit davasının da avalist lehine sonuçlanması ile davalıdan talepte bulunulamadığını, müvekkilinin de borçlu.... Şti aleyhine olan takibi devam ettirdiğini, ancak borçlu şirketin mal varlığı bulunmadığı gibi şirketin tasfiye edilmesi ile alacağın tahsil edilemediğini, davalının tasfiye memuru olarak müvekkilini kasten sarara uğrattığını, davalının TTK'da düzenlenen tasfiye prosedürüne aykırı davrandığını, müvekkilinin alacaklarının şirketin tasfiye bilançosunda gösterilmediğini, alacağın gizlenerek borç ve alacağın kalmadığının belirtilerek şirketin terkin edildiğini, esasında borçlu şirketin iflasının istenmesi gerekirken şirketin borcu bulunmadığı belirtilerek terkin edilmesinin usulsüz olduğunu, davalının şirket borçlarını gizleyerek müvekkilinin kesinleşmiş takibini bildirmemek yoluyla şirketin pasifini sıfır göstererek borçlu şirketi tasfiyeye soktuğunu, davalının takip ve alım satım tarihinde şirketin ortağı ve yetkilisi olduğunu, takip konusu çeklerde avali bulunduğunu ve tasfiye ettiği şirketin müvekkiline borçlu olduğunu bildiğini, buna rağmen gerçeğe aykırı beyanda bulunarak müvekkilinin alacağını gizlemesi nedeniyle TTK'nnı 553.maddesi uyarınca sorumlu olduğunu, davalının sadece tasfiye aşamasında değil şirketi kurduğu aşamadan itibaren piyasadan yüksek miktarda para toplayarak geri ödememe kastı ile hareket ettiğini, şirketin davalı ve eşi tarafından 26.05.2009 tarihinde kurulduğunu, davalının bundan kısa bir süre önce oğlu, kızı ve geliniyle birlikte .... Şti'ni kurduğunu, her iki şirket aracılığıyla piyasadan mal alınarak nakde çevrildiğini, davalının İİK'nın 333 ve 333/a maddesi uyarınca da sorumlu olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin her iki takip dosyasındaki alacağından şimdilik 250.000,00 TL'sinin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, dava dilekçesinde belirtilen ihtiyaten haczine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin ilerleyen yaşı sebebiyle şirketi tasfiyeye soktuğunu, davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği çeklerdeki imzanın sahte olduğunu, önceki davalarda da müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verildiğini, tasfiye prosedürüne uygun bir şekilde alacaklılara çağrı yapıldığını, sonradan müvekkiline karşı dava açılmasının kötü niyetli ve haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya içeriği ve dosyaya gelen belgeler incelendiğinde Tasfiye edilen .... Şti 05/06/2014 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlanan ilanı ile tasfiyesinin kapatıldığı, davalının 13/02/2013 tarihli yayınlanan karara göre tasfiye memuru olduğu, davalının şirketin ortağı, yöneticisi ve tasfiye memuru olduğu, TTK644/1 maddesi uyarınca limited şirketlerin tasfiye memurları yönünden TTK'nun 553 maddesi uygulanacağı, tasfiyenin de ne şekilde yapılacağı TTK'nun 336 ve devamı maddelerinde düzenlendiği davalının tasfiye işlemlerinin yasaya uygun yapıp yapmadığının araştırılması gerektiği dosyaya gelen deliller ile yapılan incelemede; davacının 2011 yılında ticari ilişki nedeni ile ve satışından dolayı 1.260.469,00TL dava dışı şirketten alacaklı olduğu, dava dışı şirket ve davalı tasfiye memuru tarafından bilinmesine rağmen şirketin tasfiyesinin tamamlandığı , davalının hukuka aykırı olarak tasfiyeyi tamamlamasına rağmen davacının tüm alacağını bu davada isteyemeyeceği davalının eylemi nedeni ile zararın tesbiti gerektiği ve davacının her hangi bir tahsilatının olup olamayacağı ne karar tahsilat yapabileceğinin araştırılması gerektiği ve davalının da o miktardan sorumlu olması gerektiğinin değerlendirilmesi gerektiği ancak dosyaya sunulan kayıtlar ve getirilen kayıtlar ile bunun mümkün olmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dosyada alınan bilirkişi raporu ile müvekkilinin tazminat talebinin haklı olduğunun belirlendiğini, müvekkilinin 2011 yılında yaptığı satışlar dolayısıyla tahsil edemediği tutarın 1.260.469 TL olduğunun belirlendiğini, davacının, dava dışı şirketten alacaklı olduğunun şirket ve davalı tarafından bilinmesine rağmen, bu alacak dikkate alınmaksızın tasfiyenin tamamlanmasının hukuka aykırı olduğu, alacağın ihtilaflı olması halinde en azından TTK'nın 541/3.maddesi uyarınca alacağın notere depo edilmeden tasfiyenin kapatılmasının hukuka aykırı olduğu, şirketin mal varlığının olup olmadığı, şirket ortaklarının şirkete borçlu olup olmadıkları, ortaklara tasfiye payı ödenip ödenmediği, başka alacaklılara herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı, şirketin borca batık olup olmadığı hususunun ise bilirkişilerce tespit edilemediği ve tasfiye işlemlerindeki hukuka aykırılıklar nedeniyle davacının ne kadar zarara uğradığını tespiti gerektiğinin belirlendiğini, alınan rapor ile müvekkilinin usulsüz tasfiye nedeniyle zarara uğradığı ve rapora göre müvekkilinin hukuka aykırı tasfiyeden ne kadar zarara uğradığının belirlenmesi gerektiğini, şirketin tasfiye edilmemesi ve icra dosyasının aktif olması halinde şirketin mal edinebileceğini ve alacağın bu mal varlığından tahsil edilebileceğini, bu nedenle tasfiye tarihine göre alacağın tahsil edilebilirliğinin belirlenmesinin doğru bir yöntem olmadığını, tasfiye icra takibini konusuz bırakarak artık alacağın tahsil edilme imkanını tamamen ortadan kaldırarak müvekkilinin tasfiye nedeniyle zarar uğratıldığını, müvekkilinin kusurlu tasfiye nedeniyle uğradığı zararın belirli olduğunu, şirket ortaklarının sermaye borcunun tamamını ödemediklerini ve her bir ortağın taahhüt ettikleri sermaye tutarınca şahsi sorumluluğu bulunduğunu, şirketin il olarak .... Şti. olarak 30.08.2008 tarihinde tescil edildiğini, ortaklarının ... ve ... olduğunu, sermayesinin 290.000 TL olarak belirlendiğini, ...'in 11.484 ...'in 116 pay sahibi olduğunu, davalının çok sayıda taşınmazı bulunduğunu, şirketin daha sonra unvan değiştirdiğini, tasfiyeden önce ...'in vefat etmesi ile payının mirasçıları ..., ... ve ...'e devrolunduğunu, şirketin irsaliye ile müvekkilinden teslim aldığı mallar henüz deposundayken tasfiye sürecine girdiğini, bu durumda bu miktarda malın veya paranın bulunduğunu, aksinin ise davalı tarafından ispatlanması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, davalının tasfiye memuru olduğu şirketin davacı şirkete olan borcunun, tasfiyenin usulsüz şekilde yapılarak şirketin terkini nedeniyle tahsil edilmemesinden kaynaklanan zararın TTK'nın 553. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. İlk derece mahkemesince davanın reddine ilişkin verilen karar istinaf başvurusu üzerine Dairemizce tasfiye memurunun bir kusuru bulunup bulunmadığı ve oluşan zararla tasfiye memurunun eylemi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilerek belirlenecek zararın ne miktarda tasfiye memurunun sorumlu olacağının tespiti için ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmıştır. Davacı ile sicil kaydı terkin edilen .... Şti. arasındaki satım sözleşmesi nedeniyle, davacı tarafından verilen mallara karşılık alınan kambiyo senetleri .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takibe konu edilmiştir. Takip dosyasında terkin edilen şirket ile davalı aval veren sıfatıyla sorumlu tutulmuştur. Ayrıca .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında da kambiyo takibi başlatılmıştır. Davalı borçlu bu takiplere karşı dosya içerisinde bulunan .... İcra Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında açtığı dava ile takibe yönelik itirazın süresinde olduğunun ve tebligatın usulsüz olduğunun tespitine karar verilmiştir. Aynı mahkemenin 2013/916 Esas sayılı dosyasında da diğer dosyadaki tebligat yönünden usulsüzlük tespiti yapılmıştır. Dava dilekçesindeki açıklamalara göre, kıymetli evraklardaki aval veren imzalarının davalıya ait olmaması nedeniyle davalının borçlu olmadığının tespitine karar verildiği, bu nedenle takip konusu senetlerin sadece keşideci ile ciranta olan Terkin edilen .... Şti. yönünden takip edildiği belirlenmiştir.

Terkin edilen .... Şti. sicil dosyasının incelenmesinde, şirketin 2008 yılında kurulduğu, esas sözleşmesinin 2009 yılında tadil edilerek şimdiki unvanını aldığı, şirket ortaklarının ....ve... olduğu görülmüştür. Şirket ortaklarınca alınan 30.01.2013 tarihli karar ile şirketin tasfiyesine karar verilmiş ve davalı, tasfiye memuru olarak atanmıştır. Tasfiye ilanından sonra alacaklıların yapılan ilanlarla çağrıldığı, şirketin tasfiye bilançosunun düzenlendiği ve oy birliği ile tasfiyenin kapanmasına karar verilerek 05.06.2014 tarihli sicil gazetesinde yayınlanan ilanla şirketin tasfiyesi kapatılmıştır. 13.02.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan karara göre, davalının münferit imzayla yetkilendirilmiş tasfiye memuru olarak atandığı görülmüştür. Davalının şirketin ortağı, yöneticisi ve tasfiye memuru olduğu dosyadaki delillerden anlaşılmaktadır. TTK'nın 644/1.a maddesi uyarınca limited şirketlerin tasfiye memurları yönünden TTK'nın 553.maddesi uygulanır. TTK'nın 553.maddesinde; "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz." düzenlemesi bulunmaktadır. Diğer yandan tasfiye işlemlerinin ne şekilde yapılacağı TTK'nın 336 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nın 542. maddesi gereğince tasfiye memurlarının ne şekilde işlem yapacağı düzenlenmiş olup, genel olarak şirketin süre gelen işlemlerini tamamlamak ödenmemiş pay bedellerini tahsil etmek, şirketin aktiflerini paraya çevirerek şirket borçlarını ödemek, ilk tasfiye bilançosunda ve alacaklılara yapılan çağrı sonucunda anlaşılan duruma göre şirket varlığından fazla olmadığı saptanmışsa, bu borçları ödemek olarak belirlenmiştir. Anılan maddenin (c) fıkrasında şirket borçlarının varlığından fazla olması halinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde iflas bildiriminde bulunması memurların görevi arasında sayılmıştır. Bu madde de tasfiye bilançosunun düzenlenmesi ve borçların ödenmesi ile ilgili ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır.Tasfiye işleri TTK'nın 643. maddesinin atfı ile TTK'nın 540 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nın 540 maddesi "Tasfiye memurları görevlerine başlar başlamaz, şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelerler; gerekirse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurarak, şirketin malvarlığına ilişkin durumu ile finansal durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenler ve genel kurulun onayına sunarlar.(2) Envanter ve bilançonun onaylanmasından sonra, tasfiye memurları şirketin envanterde yazılı bütün malları ile belgelerine ve defterlerine el koyarlar." hükmünü, TTK'nın 541 maddesi "(1)Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar. (2) Alacaklı oldukları bilinenler, bildirimde bulunmazlarsa alacaklarının tutarı Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir.(3) Şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para notere depo edilir; meğerki, bu gibi borçlar yeterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olsun. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553 üncü madde uyarınca sorumludur." hükmünü içermektedir. Ticaret şirketleri kendini oluşturan gerçek ve tüzel kişilerden bağımsız tüzel kişiliğe sahip olup, ortaklarından bağımsız olarak hak ve borçlara sahip olabilirler. Bu nedenle şirket ortaklarının, kural olarak şirket borçlarından bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak şirket ortakları taahhüt ettikleri sermayeyi eksik ödemeleri halinde şirkete karşı sorumlu olurlar. Davalı şirketin ortağı ve aynı zamanda tasfiye memurudur. İstinaf başvurusunda davalının şirket ortağı olarak sermaye borcunu eksik ödediği ileri sürülmüş ise de buna ilişkin bir kanıt bulunmamaktadır. Davalının kusurlu hareketleri ile tasfiye sonucu davacının alacağını alamamasına sebep olması halinde oluşan zarardan sorumlu tutulması gerekmektedir. Zira sorumluluğun dayanağı olan TTK'nın 553. maddesinde tasfiye memurunun kusuru ile verdiği zararlardan dolayı sorumlu olacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle davacı şirketin, dava dışı şirketten olan alacağının tamamının tasfiye memurundan talep edilmesi mümkün değildir. Tasfiye memuru ancak kendi zararı ile neden olduğu zararları ödemekle yükümlüdür. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemelerinde, davacının dava dışı şirkete sattığı mallar nedeniyle alacaklı olduğu belirlenmiştir. Ancak 2011 yılında yapılan satışlar nedeniyle oluşan alacağın, davalının kusuru ile tahsil edilmediğine ilişkin herhangi bir somut tespit yapılmamıştır. Tasfiye memuru, şirketin mal varlığı bulunması halinde tasfiyedeki borçları ödemekle yükümlüdür. Şirketin mal varlığı bulunmaması halinde tasfiye memurunun bu borcu ödeme yükümlülüğü veya sorumluluğu bulunmamaktadır. İstinaf başvurusunda belirtildiği şekli ile şirket ortaklarının sermaye borcunun bulunduğu, tasfiye sonucu şirket ortaklarının pay aldığı veya şirketin tasfiye sonucu aktif bir mal varlığının kaldığına ilişkin dosyada herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Davacının, dava dışı Terkin edilen .... Şti'nden kıymetli evraktan kaynaklanan alacağı bulunmasına rağmen, davalının, şirketin tüzel kişiliğini kötüye kullandığı, davacının alacağının kusurlu hareketi ile ödemediğini ve bu nedenle davalının zarara uğratıldığına ilişkin somut bir kanıt bulunmadığı, davacının dava dışı şirketten alacağını tahsil etmemesi halinde davalı tasfiye memurunun mutlaka bu zarardan sorumlu olduğuna ilişkin bir kabulü yasaya uygun olmayacağı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi yerinde görüldüğünden, davacı vekilinin tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,

5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;

HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1088, K. 2026/631, T. 02.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1088-e-2026-631-k-9fb66d6900da