Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2025/575 E. 2025/897 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/575
Karar No
2025/897
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2025/575

KARAR NO: 2025/897

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 07/11/2024

NUMARASI: 2021/562 Esas - 2024/712 Karar

DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)

BİRLEŞEN İST. 12.ATM.NİN 2022/152 ESAS SAYILI DOSYASINDA;

DAVA: Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin)

DAVA TARİHİ: 25/02/2022

DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)|Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin)

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün asıl dava davacı vekilince ve birleşen dava davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ilk kuruluş sermayesinin 10.000,00 TL olduğunu, bir süre sonra sermayesinin 50.000,00 TL'ye çıkarıldığını, müvekkili şirketin iki ortaklı olduğunu, davalının payının %20 olduğunu, davalının şirketin kuruluşundan bu yana şirketin maddi yatırımına hiçbir katkıda bulunmadığını, şirket ile ilgili maddi hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davalının 15.02.2021 tarihinde müvekkili şirketin iştigal konusu ile aynı iş kolunda yeni bir şirket kurarak şirkete karşı rekabet yasağına aykırı davrandığını tespit ettiklerini, ayrıca müvekkili şirketin faaliyetlerine zarar verecek türden davranışlarda bulunarak müvekkili şirketin müşteri çevresini kurmuş olduğu ... Limited Şirketine aktardığını, davalının müvekkili şirketi zarara uğrattığı ve uğratmaya da devam ettiğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;müvekkilinin müşteri portföyünü aktarması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, müvekkilinin bilgi ve birikimi sayesinde davacı şirketin alanında en bilinir marka olduğunu, müvekkilinin davacı şirketin faaliyet gösterdiği meslek grubundan ayrı bir grupta yer alan şirkette hissedar olduğunu, bu hususun ticaret sicil kayıtları ile sabit olduğunu, müvekkilinin ortaklıktan çıkarılması için davacı şirketin yasal ve geçerli bir dayanağının bulunmadığını, müvekkilinin farklı bir iş kolu grubunda iştigal eden bir şirkete ortak olmasının ortaklıktan çıkarılması için haklı neden teşkil etmediğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.

DAVA: Birleşen davada davacı vekili; müvekkilinin davalı ile ortağı olduğu dava dışı ...Ltd.Şti. isimli şirketin %20 hissedarı olduğunu, davalının aynı zamanda şirketin müdürü olduğunu, şirketin ilk kuruluş sermayesinin 10.000,00 TL olduğunu, bir süre sonra sermayesinin 50.000,00 TL'ye çıkarıldığını, davalının tek başına müdür olduktan sonra müdürlükten doğan yetkilerini kötüye kullandığını, asli müdürlük görevlerini yerine getirmediğini ve müvekkiline zarar verme kastıyla hareket ettiğini, davalının aynı sektörde faaliyet gösteren şirketin hissedarı ve müdürü olduğunu ve açık bir şekilde rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini, davalının müvekkilinin şirket hakkında bilgi almasını ve ticari defterleri incelemesini haksız bir şekilde engellediğini ve görevinden doğan sorumlulukları yerine getirmediğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davalının müdürlükten azline ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iddiaların aksine müvekkilinin bugüne kadar özveri ve bağlılığı ile maddi ve manevi tüm görevlerini yerine getirmekte olduğunu, müvekkilinin şirketin müdürü olarak kendisine düşen sorumlulukları yerine getirdiğini, ortada müdürlükten azlini gerektirecek hiçbir gerekçenin bulunmadığını, müvekkilinin rekabet yasağına aykırı olarak Federal ile aynı faaliyet konusunda iştigal eden bir firma kurduğu iddialarının tamamen gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin şirketteki görevlerini düzenli olarak yerine getirdiğini ve düzenli olarak genel kurul toplantılarını yaptığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Asıl dava yönünden; doktrinde, iki kişilik limited ortaklıkta haklı sebeble ortağın çıkartılması için ortaklık genel kurulu aranmaması gerektiği doktrinde savunulsa da (Şener, Oruç Hami: Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, Ankara 2017, s.907) mahkememizce Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararları benimsenmiştir (Ayrıca bkz. Yargıtay 11. HD 2017/5410 Esas, 2019/4147 Karar sayılı ve 10/06/2019 tarihli ilamı). Bu nedenle ve TTK'daki anılan durumun yasal bir boşluk değil bir tercih olması karşısında, işbu davada özel dava şartı olan nitelikli çoğunluk tarafından alınan ortaklıktan çıkarmaya ilişkin genel kurul kararı bulunmadığı anlaşıldığından, asıl davanın dava şartı yokluğundan reddine, birleşen dava yönünden; isteme uygulanması gereken 6102 sayılı TTK' nın 630/2 maddesi, her ortağın haklı sebeplerinin varlığında limited şirket yöneticisinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceğini düzenlenmiş; aynı maddenin 3. fıkrasında ise, yöneticinin özen bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul edilmiştir. Somut olay bakımından davacı tarafça dilekçede ileri sürülen nedenlere bağlı olarak davalı yöneticinin TTK'nın 630. md. gereğince yönetim hakkının ve temsil yetkisinin kaldırılmasına karar verilmesi istenilmiş ise de; alınan bilirkişi raporları, dinlenen tanık anlatmaları, incelenen sicil kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre; davalı yöneticinin müdürlük görevinden azlini gerektirir derecede TTK' nın 630/3 md. kapsamında haklı sebep olarak değerlendirilebilecek gerçekleşmiş herhangi bir somut sebebin bulunmadığı; bu konuda davacı tarafça ileri sürülen iddiaların soyut nitelikte olduğu anlaşıldığından, birleşen davanın da reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı asıl dava davacı vekili ve birleşen dava davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl dava davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl davada; davalının şirketin kuruluşundan bu yana şirketin maddi yatırımına hiçbir katkıda bulunmadığını, şirket ile ilgili maddi hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davalının 15.02.2021 tarihinde davacı şirketin iştigal konusu ile aynı iş kolunda yeni bir şirket kurarak şirkete karşı rekabet yasağına aykırı davrandığını, ayrıca davacı şirketin faaliyetlerine zarar verecek türden davranışlarda bulunarak davacı şirketin müşteri çevresini kurmuş olduğu ... Limited Şirketine aktardığını, dava sırasında gerek toplanan deliller gerekse tanık anlatımlarıyla tüm bu iddiaların ispatlandığını, davalı yanın çıkma payının bilirkişi marifetiyle hesaplandığını, davalı yanın şirket yöneticisi ...'ın azli istemli birleşen İstanbul 12 ATM 2022/152E sayılı davasının ise iddiaların soyut nitelikte olması nedeniyle red edildiğini, yerel mahkemece davalının şirketteki ortaklıktan haklı sebeple çıkarılması talebinin "şirket genel kurulunda nitelikli çoğunlukla alınması gereken kararın sağlanmadığı" gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddedildiğini, ancak bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, hukuki dayanaklardan yoksun bir karar olduğunu, bu nedenle asıl davada verilen kararın kaldırılmasını gerektiğini, mahkeme, haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelemesini yaparken, kişilik haklarının ve dürüstlük kuralının ihlal edilip edilmediğini de değerlendirmelidir. Bu bağlamda davada ileri sürdüğümüz ve kanıtlanan haklı sebepler hem belirtilen ilkelere zarar vermekte hem de şirketin faaliyetlerine devam etmesini imkânsız kılmakla asıl davada verilen yerel mahkeme kararının bu yönüyle de kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini, 6102 sayılı TTK'nın limited şirket ortaklığının tek kişi ile devam etmesine izin verdiğini, iki ortaklı limited şirkette ortağın çıkarılması için aranan haklı sebebin gerçekleştiğini, davalı ortağın şirketten çıkarılmasının şirketin faaliyetlerine devam edilmesi için kaçınılmaz olduğunu, davalı ...'ün haklı sebeplerle şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi için dava açıldığını, ancak yerel mahkemenin asıl davada davayı reddettiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Birleşen dava davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece birleşen davada davalı yöneticinin müdürlük görevinden azlini gerektirir derecede gerçekleşmiş herhangi bir somut sebebin bulunmadığı yönündeki fahiş hatalı kararın kaldırılması gerektiğini, fahiş hatalı kararın aksine şirket müdürü olan davalının, TTK m. 626'da belirtilen özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı olarak aynı sektörde faaliyet gösteren şirketin hissedarı ve müdürü olduğundan açık bir şekilde rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini, şirket müdürünün davalı, hissedar olan davalının şirket hakkında bilgi almasına ve ticari defterleri incelemesini haksız bir şekilde engellenmiş ve görevinden doğan sorumlulukları yerine getirmediğini, davalı müdür, TTK m. 627 eşit işlem ilkesine aykırı davranarak müvekkile zarar verme ve hisselerini ele geçirme kastıyla müdürlükten doğan görevlerini kendi lehine olacak şekilde kullandığını, tüm bu hususlar açık bir şekilde kayıtlar ile sabitken davalı müdür ..., müdürlük yetkilerini de kullanarak çoğunluk hisse sahibi olması sebebiyle küçük hissedar konumundaki davalının zarara uğramasına ve hisselerinden doğan haklarını kullanmasına engel olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE:Asıl Dava; davalının TTK 640/3 hükmünce ortaklıktan çıkarılmasına, birleşen dava ise TTK 630/2 hükmünce şirket müdürü olan davalının müdürlük görevinden azli istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince asıl dava yönünden ortağın çıkarılması hakkında TTK 621/1-h maddesindeki nitelikli çoğunluğu sağlayan genel kurul kararı bulunmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın reddine, birleşen dava yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Asıl dava yönünden davacı ... vekili, birleşen dava yönünden ise davacı ... vekillerince istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinaf incelemesine konu uyuşmazlık, asıl dava yönünden dava şartı niteliğindeki genel kurul kararının nitelikli çoğunluk ile alınıp alınmadığı, birleşen dava yönünden yönteicinin azli şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır. Davacı şirketin tadil edilen 6. Maddesine göre 50.000 TL sermayesinin bulunduğu, sermayenin her biri 25 TL olmak üzere 2.000 paya bölündüğü, ortak ...'ın 1600 pay karşılığı 40.000 TL, davalı ...'ün ise 400 paya karşılık 10.000 TL sermaye payının bulunduğu, şirketin iki ortaklı limited şirket olduğu görülmektedir. Davacının davalıyı ortaklıktan çıkarılmasına gösterdiği haklı sebep özetle; davalının şirketin kuruluşundan bu yana şirketin maddi yatırımına hiçbir katkıda bulunmadığı, şirket ile ilgili maddi hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediği, davalının 15.02.2021 tarihinde müvekkili şirketin iştigal konusu ile aynı iş kolunda yeni bir şirket kurarak şirkete karşı rekabet yasağına aykırı davrandığı, ayrıca müvekkili şirketin faaliyetlerine zarar verecek türden davranışlarda bulunarak müvekkili şirketin müşteri çevresini kurmuş olduğu ... İşletmeciliği Limited Şirketine aktardığı, davalının müvekkili şirketi zarara uğrattığı ve uğratmaya da devam ettiğ gerekçelerine dayanmaktadır. Ortağın şirketten çıkarılmasını düzenleyene 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 640/ (1) Şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebepler öngörülebilir. (2) Çıkarma kararına karşı ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir. (3) Şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması hâli saklıdır." düzenlemesini içermektedir. TTK'nın 616/1-h maddesinde ise, bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında sayılmıştır. TTK'nın 621/1-h maddesinde de bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması, önemli kararlar arasında sayılmış olup, bu genel kurul kararlarının, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabileceği düzenlenmiştir. TTK'nın 621/1-h maddesi emredici şekilde düzenlenmiş olup bir istisnası da öngörülmemiştir. Buna göre haklı sebeplerle çıkarma davası açılması için şirket genel kurulunda geçerli bir karar alınabilmesi, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunmasına bağlıdır. Bu yeter sayı koşulu sağlanmayan genel kurul kararları yok hükmünde olup böyle bir karara dayalı olarak açılan çıkarma davasının da dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilir. Zira bu vasıftaki şirket genel kurul kararı, 6100 sayılı Kanun'un 114/2 nci maddesi anlamında çıkarma davası için aranan özel dava şartı niteliğindedir. Bu husus mahkemece yargılanmanın her aşamasında resen gözetilecek hususlardan biridir. Limited şirket ortağının çıkarılmasına ilişkin nitelikli nisapla alınmış bir genel kurul kararının bulunmaması halinde davanın 6100 sayılı Kanun'un 115/2 nci maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmelidir. Davacı şirketin 08/06/2021 tarihli genel kurulunun 8. Numaralı gündem maddesi ile "şirket ortağı ...'ün Türk Ticaret kanunu 613. Maddesinde belirtilen, 'bağlılık yükümlüğü ve rekabet yasağını' ihlal etmesi ile yine TTK 245/1(a) maddesi kapsamına 'ortaklık aleyhine faaliyet ve davranışlarda bulunması, ortaklık faaliyetlerini önlemesi ve ortaklığı zarara uğratması nedenleri ile TTK 640/3 maddesi kapsamında adına haklı nedenle ortalıktan çıkarılması için 'ortaklıktan çıkarılma davası açılmasına' şirketin diğer ortağı ...'ın 1600 olumlu oyu ile karar verilmiştir. TTK da alınan kararlarda ortak sayısının önemli oluğu düzenlemeler bulunmaktadır. Örnek olarak; birleşme karalarına ilişkin 151/1- c maddesinde "tüm ortakların dörtte üçünün oyuyla" ve 151/4 fıkrası "tüm ortakların oy birliği ile alınacağına ilişkin düzenleme, bölünmeye ilişkin 173/2 maddesinde "Onama kararı 151 inci maddenin birinci, üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkralarında öngörülen nisaplara uyularak alınır.", TTK 621/3 " Bir ortağın şirketten çıkarılma sebeplerinin sonradan şirket sözleşmesine konulabilmesine dair sözleşme değişikliği, şirket sermayesini temsil eden tüm ortakların genel kurul toplantısında oy birliği ile karar almasıyla mümkündür." gösterilebilir 6102 sayılı TTK nun TTK'nın 621 maddesinde sayılan "önemli karların" alınması için ise "ortak sayısı" değil temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunmas şeklinde nitelikli bir çoğunluk öngörülmüştür. Yasal düzenleme pay ve paydaş çoğunluğu aramamaktadır. Bu durumda madde metninde yer alan kavramlardan ne anlaşılması gerektiğinin belirlenmesi gerekir.

Salt Çoğunluk; salt çoğunluk oy verenlerin yarısından bir fazlasını gerektiren oy çokluğudur. çoğunluk kavramı çift sayılarda yarıdan bir fazlayı, tek sayılarda ise yarıdan sonra gelen tam sayıyı ifade etmektedir. Temsil Edilen Oy Kavramı: Limited şirketlere ilişkin olarak şirket sözleşmesinin değiştirilmesinin düzenlendiği TTK 589’da “esas sermayeyi temsil eden ortakların kararı”ndan; olağan kararlara ilişkin yetersayının düzenlendiği TTK 620’de “toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğun”dan ve son olarak önemli kararların ele alındığı TTK 621’de ise “temsil edilen oyların üçte ikisi”nden söz edilmiştir. Böylece limited şirketlerde “temsil edilme” kavramının esas alındığı görülmektedir.TTK 620’de hükmün açık ifadesi karşısında tüm oyların değil, toplantıda temsil edilen oyların karar yetersayısında dikkate alınacağına şüphe bulunmamaktadır. Bu farklılık karşısında, TTK 621’de temsil edilen oylar kavramının, toplantıda temsil edilen oyları mı yoksa şirketteki tüm oyları mı kastettiği önem arz etmektedir. Zira burada varılacak sonuç karar yetersayısının değişmesine neden olacaktır. Öğretide, hükümdeki ifadenin toplantıda temsil edilen oylar olarak anlaşılması gerektiği ifade edilmektedir. Temsil edilen oy kavramından, genel kurul toplantısında pay sahibi, temsilcisi ya da intifa hakkı sahibi tarafından temsil edilen, her esas sermaye payından doğan oyun anlaşılması gerekmektedir. Karar yetersayısı açısından temsil olunan oy sayısı son derece önemli olup, salt çoğunluk temsil olunan oy sayısına göre belirlenmektedir (TTK 620). Hükümde geçen “temsil edilen oy” kavramı (payın temsili) ile “temsilci aracılığıyla kullanılan oy” kavramı da (pay sahibinin temsili) birbiri ile karıştırılmamalıdır. Burada genel kurul toplantısında hazır bulunan pay sahiplerinin oyları kastedilmektedir ( Yrd. Doç. Dr. Levent BİÇER - Yrd. Doç. Dr. Esra Hamamcıoğlu İKÜHFD, 16 (2) 2017: 343-381 Biçer - HamamcıoğlU ) Temsil edilen oyların üçte ikisinden amaç, oyda imtiyazın bulunması halinde, imtiyazlı oylar ile adi oyların toplamının üçe iksi ve ve aynı zamanda söz konusu üçte iki oyların içinde oy hakkı bulunan esas sermeyenin saltı çoğunluğunun da bulunması gerekir. Genel kurulda temsil edilen oyların üçte ikisini sağlayacak oranda oy hakkında imtiyazlı paylara ilişkin oyların da mevcut olması gerekir. (Prf.Dr. Hasan Pulaşlı Şirketler Hukuku Şerhi 3. cilt sayfa 2840) Bir kısım akademik görüşlerde "temsil edilen oy" dan kastın "TTK 620 den farklı olarak toplantıda temsil edilen oylar değil, temsil edilen oylar dikkate alınmalıdır." şeklinde değerlendirme yapıldığı da görülmektedir. ( Yrd.Doç.Dr. Abdullah Erdoğan - 6102 sayılı TTK'nun limited şirket genel kuruluna ilişkin hükümlerinin değerlendirilmesi- Gazi üniversitesi hukuk fakültesi dergisi C XVII Y.2013 S.3) Bir kısım yargıtay karalarında da temsil edilen oyun "toplantıda temsil edilen oy" olarak kabullenildiği görülmektedir. Yargıtay 11 HD. 2015/2528 E. 2015/8038 k. Sayılı ilamında "buna göre; m 626 'da ki yasağın kaldırılabilmesi için (m. 621 f. F g), toplantı da temsil edilen oyların en az 2/3 ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması gerektiği," şeklinde ifadesini bulduğu görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/11-63 ESAS 2023/722 K . Sayılı ilamında ise bu hususta "6102 sayılı Kanun'un 620 nci maddesinde olağan genel kurul kararlarının toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağı düzenlenmiş iken 621 inci maddesinde ise önemli kararların ise temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınacağı düzenlenmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 621 inci maddesinde önemli kararların alınması sırasında "temsil edilen" ibaresi kullanılmış olup 620 nci maddeden farklı olarak "toplantıda temsil edilen" ibaresi bilinçli olarak kullanılmamıştır." tespitinde bulunulmuştur. Kararın devamında ise limited şirketin "Bu çerçevede limited şirketi, ortak sayısının 20'den az olduğu durumda şahıs şirketi özelliklerine yaklaşacak olması nazara alındığında iki ortaklı limited şirkette her iki ortağın da aynı yönde oy kullanmaması durumunda önemli kararlardan sayılan ortağın haklı sebeple ortaklıktan çıkarılması için genel kurul kararı bakımından öngörülen ağırlaştırılmış nisabın oluşması mümkün değildir." yargısına varılmıştır. Tüm bu akademik ve yargısal kararlar ışığında bahsi geçen düzenleme değerlendirildiğinde "temsil edilen" ibaresi ister "toplantıda temsil edilen oy" isterse "şirketteki temsil edilen tüm oyları" kasdetsin sonuç itibarıyla hesaplamada paydaş sayısı değil "temsil edilen oy" sayısından hareket edileceği anlaşılmaktadır. Aksinin kabul halinde iki ortağı bulunup bir milyonda bir oy hakkına sahip 25 TL sermayeli ortağın karşı çıkması halinde limited şirkette TTK 621 maddesinde sayılan hiçbir önemli kararın alınamayacağı gibi limited şirketin bir yönünün sermaye şirketi olması özelliği ile bağdaşmayan bir sonuca götürmektedir. Bu kabul aynı zamanda azınlığın çoğunluğa tahakkümünü doğurmakta, hakkın kötüye kullanılmasına hukuki zemin oluşturmaktadır. Yine aksinin kabulü halinde önemli kararlar almak isteyen çoğunluk pay sahibinin paylarının binde birini 3. bir kişiye devrederek yasayı dolanmak zorunda bırakılması zaruretinin doğurmaktadır. Somut uyuşmazlıkta davalının 400, dava dışındaki karara olumlu oy veren ortağın ise 1600 oy hakkı bulunmaktadır. Temsil edilen oy sayısı şirketin tümü yönünden kabul edilmesi halinde 2000 olup bunun 2/3 sinin 1.333,33 oy olduğu, "toplantıda temsil edilen oy" olarak kabul edilmesi halinde ise toplantıya sadece olumlu oy veren ... katılmış olmakla 1600 oyun 2/3'ünün 1.066,6 oy olduğu anlaşılmakla alınan karar bu nisabı karşılamaktadır. Oy Hakkı Bulunan Sermaye: TTK 621/1’de kullanılan “oy hakkı bulunan sermaye” ifadesinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. ..., kanunun kullanmış olduğu bu ifadeler ile kastedilenin oy hakkından yoksun bulunan paylar olmadığını, payın miras, mal rejimi ve icra yoluyla intikali halinde genel kurulun onayına kadar paya bağlı hakların kullanılamaması olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte ... haklı olarak, oy hakkı bulunan esas sermaye tespit edilirken, şirketin iktisap etmiş olması nedeniyle oy hakkı donmuş bulunan payları, somut durumdaki oydan yoksunluk hallerinin, şirket sözleşmesinde yer alan oy hakkına ilişkin sınırlamaların dikkate alınması gerektiğini ifade etmektedir. BİLGİLİ/DEMİRKAPI da, oy hakkı bulunan esas sermaye hesaplanırken, şirketin elinde bulunduğu için oy hakkı donan esas sermaye paylarının dikkate alınmayacağını belirtmektedir. Yazarlar, oydan yoksunluğun bulunduğu haller bakımından, belirtilen oyların dikkate alınıp alınamayacağı açık olmasa da, çoğunluğun oy hakkı bulunan sermaye payları arasından belirlenmesi gerekçesiyle, bunların hesaba katılmaması görüşündedir. ..., oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğu hükme bağlandığı için oy hakkından yoksun olanların esas sermaye paylarıyla ortaklığın kendisine ait esas sermaye paylarının hesaba dahil edilemeyeceğini belirtmektedir. Bu açıklamalar ışığında şirketin elinde bulunduğu için oy hakkı donan esas sermeye payları, 6211-g ve 619/3 gereği ortağın bağlılık yükümlülüğüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyetlerde bulunmasına izin veren kararlarda oydan yoksunluk, miras, mal rejimi, icra yoluyla satış hallerinde genel kurul onayına kadar paya bağlı hakların kullanılamaması halalleri gibi durumlar dışlandıktan sonra geriye kalan oy hakkı bulunan sermaye olduğu kabul edilebilir. Somut olayda, esas sermayenin tamamının salt çoğunluğu 25.025 TL karşılığı 1.001 oydur. Dava dışı karara oy veren ortağın 1.600 oyu bulunduğundan esas sermayenin tamamın salt çoğunluğu için öngörülen nisabı da sağlamaktadır. Bu durumda alınan karar TTK 621 maddesinde sayılan çifte nisaplı önemli kararları alma şartını tamamen sağlamaktadır. (Prf.Dr. Hasan Pulaşlı Şirketler Hukuku Şerhi 3. cilt sayfa 2838 ve devamı) Bu durumda ilk derece mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan verilen red kararı isabetli bulunmamıştır. Davacının talebinin TTK 640/3 maddesi yönünden haklı sebebin bulunup bulunlmamdığı yönünden yapılan değerlendirmede; Kanun'da çıkarma davası açılabilmesi için mevcut olması gereken haklı sebeplerin ne olduğu örnekseme yoluyla dahi olsa sayılmamıştır. Haklı sebepler somut olayın niteliğine göre belirlenecek olup bu sebepler şahsi yahut maddi nitelikte olabilir. Önemli arz eden husus, haklı sebeplerden dolayı ortaklık ilişkisinin çıkarma isteyen şirket yönünden çekilmez hâle gelmiş olmasıdır. Dosyada toplanan deliller, tanık beyanları sicil kayıtları ile davalının davacı şirketle aynı alanda faaliyet gösteren ... adlı şirkette ortak olarak çalıştığı, rekabet yasağını ihlal ettiği, ortaklar arasındaki güven ilişkisini sarstığı, yine bir kısım tanık beyanları ile davacı şirketin portföy çevresinden yararlanmaya çalıştığı, dava aşamasında faaliyetine son verdiği, davalının güven sarsıcı davranışıları bulunduğu, ortaklar arasında anlaşmazlık bulunduğu, ortaklık ve yönetim ilişkisinde güven ortamının kalmadığı, birlikte şirket faaliyeti yürütmelerinin beklenemeyeceği anlaşılmakla davalının TTK 640/3 maddesinde düzenlenen haklı sebeple çıkarma şartının gerçekleştiği görülmektedir. TTK'nın 641/1. maddesine göre ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkını haizdir. Çıkma payı bir nevi tasfiye payıdır. Yani çıkan ortak için tasfiye payının yerine geçmektedir. Bu nedenle bu hak, farazi tasfiye payı olarak ifade edilmektedir. Çıkma ile ortaklık, sadece çıkan ortak için sona erdiğinden, ona düşen payın verilmesi amaçlanmaktadır, zira diğer ortaklar için ortaklık ilişkisi devam etmektedir. Bu bağlamda ayrılma payını, ortaklıktan ayrılan ortağa esas sermaye payını ve bu payın ona sağladığı ortak sıfatını kaybetmesine karşılık kendisine ödenmesi gereken değer olarak kabul etmek gerekir (Bkz. Yrd. Doç. Dr. Nihat Taşdelen, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Limited Ortaklıklarda Çıkma Çıkarılma ve Fesih, Ankara 2012, sf. 179 vd.) Hukukun genel ilkeleri ayrılma akçesinin ayrılma ile muaccel olmasını gerekli kılar; bu kural burada da geçerlidir. Ancak bu kural şirketin "kullanabilir öz sermayesi" varsa uygulanır. Çünkü ayrılan ortağa ödenecek ayrılma akçesi, esas sermaye payının gerçek değerine göre belirlenecek olup, payın gerçek değeri belirlenirken şirketin en azından bilanço değerinin bulunması gerekir. Haklı sebeple ayrılan ortağın payının gerçek değerinin ortaklığının sona erdiği tarihe en yakın tarih olan karar tarihi itibariyle hesaplanması gereklidir.Birleşen dava yönünden yapılan istinaf incelemesinde; TTK'nın 630/2. maddesine göre de her ortak haklı sebeplerin varlığında yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Maddenin 3. fıkrasına göre de yöneticinin özen ve bağlılık yüküm ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur. Alınan bilirkişi raporları, dinlenen tanık anlatmaları, incelenen sicil kayıtları ve tüm dosya kapsamı ile davalı yöneticinin müdürlük görevinden azlini gerektirir derecede TTK' nın 630/3 md. kapsamında haklı sebep olarak değerlendirilebilecek gerçekleşmiş herhangi bir somut sebebin ispatlanmadığı, soyut iddialardan ibaret kaldığı anlaşılmakla bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; birleşen dava yönünden ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, asıl dava yönünden ise isabetli olmadığı anlaşıldığından birleşen dava davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine, asıl dava yönünden eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verildğinden asıl dava davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.

KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Birleşen dava davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Asıl dava davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,3- a -Asıl dava:1-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,2-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine b-Birleşen Dava:1-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 2-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.26/06/2025

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2025/575, K. 2025/897, T. 26.06.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-43-hukuk-dairesi-2025-575-e-2025-897-k-85a8bf283194