Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/2740 E. 2025/2228 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/2740
Karar No
2025/2228
Karar Tarihi

T.C. DİYARBAKIR BAM 4. HUKUK DAİRESİ T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/2740 KARAR NO : 2025/2228

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 18/09/2025 KARAR TARİHİ : 12/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 12/12/2025

Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen ve yukarıda tarih ve numarası gösterilen karara karşı süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmakla; dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A) DAVACININ İDDİASI VE İSTEMİ: Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkili firmanın, davalı kurumun ..... numaralı abonesi olduğunu, abonelik statüsü yönünden kendi imkânlarıyla elde ettiği suyu kullanarak atık su üreten abone olarak endüstriyel nitelikteki kullanılmış suların uzaklaştırılması tarifesine tabi tutulduğunu, müvekkili firmanın, sondaj ile çıkarmış olduğu doğal kaynak suyunu, ticari işletmesinin bulunduğu mevkide temiz ve atık su şebekesi olmadığından kendi açmış olduğu fosseptik çukurunda biriktirmekte olduğunu, fosseptikte biriken ve endüstriyel niteliği olmayan atık suyun, yine ücreti ödenerek davalı taraftan temin edilen vidanjör ile boşaltıldığını, davalı tarafça müvekkili firmaya tahakkuk edilen her bir faturada atık 1m³ su kullanımının ücretlendirilmesinde, şebeke katılım ve tamir ücreti ve kirlilik önleme payı (KÖP) ücreti adı altında bedeller tahsil edildiğini, bu fatura bileşeninin tahsili haksız ve mesnetsiz olduğunu, davalı tarafın sunmadığı hizmetlerin bedelini müvekkilinden tahsil etmesinin sebepsiz zenginleşme olduğunu, davacıya ait tesislerde endüstriyel bir faaliyet yürütülmediğini, akaryakıt istasyonunda motor yağ değişim istasyonunun bulunmadığını, sadece istasyondaki tuvaletler nedeniyle atık su oluştuğunu, buna göre davacı şirkete ait tesisten çıkan atıksuyun endüstriyel atıksu olmayıp evsel atık su olduğunun yargı kararlarında tespit edildiğini, davalı DİSKİ'nin kirlilik önlem payı (KÖP) talep etme hakkı bulunmadığını, davacıya ait işyerinin çevresinde kanalizasyon ve içme suyu şebekesi bulunmadığı anlaşıldığından davalı DİSKİ'nin şebeke katılım bedeli de talep edemeyeceği kanaatine varıldığını, İİK'nın 72. maddesine göre ileride açılacak icra takiplerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, dava tarihinden geriye dönük son 5 yıllık dönemde müvekkili firmadan tahsil edilen fatura bileşenlerinden şebeke katılım ve tamir bedeli ücretinin 1.000.00 TL, KÖP ücretinin 1.000.00 TL olmak üzere toplam 2.000.00 TL olarak şimdilik menfi tespitini, .... nolu abonelik abone sözleşmesi ve dosyası ile dava tarihinden geriye son 5 yılın tarife bileşenlerini ayrı ayı gösteren fatura tahakkuk listelerinin davalı taraftan istenilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B) DAVALININ SAVUNMASI: Davalı davaya karşı cevap vermemiştir. C) İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/09/2025 tarih ve E.2025/1246, K.2025/947 sayılı kararı ile; "..Dava, menfi tespit davasıdır. Davacı vekili, müvekkilinden tahsili mümkün olmayan şebeke katılım ve tamir bedeli ücreti ile KÖP ücreti yönünden davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. 6102 sayılı TTK'nın 16/1. maddesinde, "Ticaret şirketleriyle amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler, kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, İl Özel İdaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılır." hükmüne yer verilmiştir. Ticari işletme, 6102 sayılı TTK'nın 11/1. maddesinde de tanımlanmıştır. Buna göre, "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir." Somut olay hakkında yapılan değerlendirmede; davalı taraf Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine bağlı bulunan ... olup yukardaki madde uyarınca ticari işletme işletmediği ve tacir sıfatı bulunmadığı, eldeki davanın ticari davaya vücut vermediği anlaşılmakla mahkememizin görevsiz olduğu anlaşılmıştır. (benzer mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 11.04.2017 tarih ve 2016/1390 E. 2017/2029 K. sayılı ilamı). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/4-2247 Esas 2013/1667 Karar sayılı emsal içtihadı doğrultusunda dava dosyasının sürüncemede kalmaması ve HMK'nın 30. Maddesi de dikkate alınarak tensiben görevsizlik kararı vermek gerekmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki, görev ilişkisidir ve göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanması gerekir. HMK'nun 115 ve 138. maddeleri gereği görev konusu kamu düzenini ilgilendirdiğinden, mahkemeler resen araştırmakla yükümlüdür ve mahkememizce davanın her aşamasında görevsizlik kararı verilmesi mümkündür. Tüm bu hususlar dikkate alınarak mahkememizin görevsizliğine karar verilmiştir.

1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK.'nun 114/1-c maddesi ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,..." karar verilmiştir. D) İSTİNAF NEDENLERİ: Hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinafında; Ekte sunulan önceki emsal davalara ait Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/15098 E ve 2018/6872 K nolu 20.06.2018 tarihli ilamı, yine aynı dosyaya ait Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2020/3104 E ve 2020/6613 K sayılı 16/11/2020 tarihli karar düzeltme ilamında davaların Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile bakıldığını, Dairemizin 2024/4453 E ve 2025/776K sayılı ve 15/05/2025 tarihli kararında belirtildiği üzere, "Davalı vekili davaya bakmakla görevli olan mahkemenin Ticaret mahkemeleri olduğu gerekçesi ile görev yönünden kararın kaldırılması gerektiğini beyanla istinaf talebinde bulunmuş olup; Taraflar arasında işyeri aboneliği sözleşmesi bulunduğu, davalı şirketin (satıcı), davacı (abone)nın atıksu abonesi olduğu, bu davaların ticari dava niteliğinde olduğu, dava tarihi itibariyle Diyarbakır ilinde ayrı bir Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmamakta ise de mahkemece yargılamaya Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekir iken Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatı ile bakıldığı anlaşılmakla bu husus kaldırma sebebi yapılmayarak değinmekle yetinilmiştir." şeklindeki tespiti ile davanın ticari dava olduğu ve görevli mahkemenin ise Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun kabul edildiğini, yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını, dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesini talep etmiştir. E) DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, menfi tespit talebine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinden tahsili mümkün olmayan şebeke katılım ve tamir bedeli ücreti ile KÖP (Kirlilik Önleme Payı) ücreti yönünden davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmektedir. Davayı görmekte olan Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi, görevsizlik kararı vererek Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna karar vermiş, işbu kararı davacı vekili istinaf etmiştir. **Davacı vekili istinafında özetle; davada Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu, bu nedenle görevsizlik kararının kaldırılması gerektiğini belirtmektedir. **Değerlendirme ve Gerekçe: Bilindiği gibi İSKİ’nin kuruluşu hakkındaki 2560 sayılı kanunun ek 5. maddesinde bu Kanunun diğer Büyükşehir Belediyelerinde de uygulanacağı açıklanmıştır. Buna göre, eldeki davanın taraflarından olan (DİSKİ) Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi de İSKİ Kanunu'na tabidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/11-1376 E. 2014/576 K. sayılı ve 30.04.2014 tarihli ilamında; "...İSKİ, 2560 Sayılı Kanun ile kurulmuş, TTK'nın 18/1. maddesi anlamında özel hukuk hükümlerine göre idare edilen bir kamu kuruluşu olması yanında, ticari şekilde veya iktisadi esaslara göre işletilmekte; yaptığı işler itibariyle de ticarethane sayılmakta ve sonuç itibariyle de çok açık biçimde tacir sıfatını taşımaktadır..." şeklindeki karar ile İSKİ'nin tacir olduğu kabul edilmiştir. İSKİ’nin kuruluşu hakkındaki 2560 sayılı Kanunun ek 5. maddesinde bu kanunun diğer Büyükşehir Belediyelerinde de uygulanacağı belirtildiğinden somut olayda, davalı konumundaki DİSKİ de tacir sayılmaktadır. Davacı... Ltd. Şirketi de TTK'da düzenlenen ticari şirketlerdendir. Aynı yönde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. HD'nin 2025/1276 E. 2025/2142 K. sayılı ve 19/11/2025 tarihli ilamında; ".....Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Genel Müdürlüğü, bir kamu kurumudur ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlıdır. Davalı kamu kurumu olup kamu hizmeti niteliğindeki çalışmalarını özel hukuk kuralları kapsamında yapmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 16. maddesine göre; kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlarının dahi tacir sayılacakları belirtilmiştir. 2560 sayılı Kanunda, ASKİ Genel Müdürlüğü'nün genel kurul, yönetim kurulu ve genel müdürlük ile yönetileceği, denetçileri vasıtasıyla denetleneceği, yıllık çalışma ve yatırımlarının bilançolarda belirlenerek genel kurulun onayına sunulacağı ve bütçesinin kamu iktisadi teşebbüslerinde uygulanan bütçe formülünde düzenleneceği belirtilmiştir. Yukarıda gösterilen kanuni düzenlemenin ek 5. maddesinde "Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır." hükmü yer almaktadır. Bu kapsamda Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü'nün de 2560 sayılı Kanun kapsamında bir kamu kurumu olduğu ve kamu hizmeti yaptığı ancak çalışmalarının özel hukuk hükümlerine bağlı bulunduğu ve tacir sıfatını taşıdığı kabul edilmelidir. Şu durumda, davalının haksız eylem teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetinden kaynaklanan uyuşmazlığın da, yerleşik yargısal uygulamalar gereğince adli yargı yerinde ve ticaret mahkemesinde çözümlenmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. ..." Dolayısıyla her iki tarafı tacir olan bu davada Asliye Hukuk Mahkemesi değil, Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin görevsizlik kararı yerinde değildir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Buna göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a.3. maddesi uyarınca kaldırılmasına, yukarıda belirtilen esaslar dahilinde dosyanın esasına ilişkin yeniden yargılama yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 353/1-a-3. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dava dosyasının mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-Davacı tarafından yatırılan peşin istinaf karar ve ilam harcının istek halinde İADESİNE, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Davacı / Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Dairemiz kararının taraflara tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Kanunun 362/1-c maddesi uyarınca 12/12/2025 tarihinde KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/2740, K. 2025/2228, T. 12.12.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-2740-e-2025-2228-k-2c099be73e1d