Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/970 E. 2026/1184 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/970
- Karar No
- 2026/1184
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/970 KARAR NO : 2026/1184
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/1083 KARAR NO : 2024/121 DAVA TARİHİ : 10.07.2020 KARAR TARİHİ : 13.02.2024 DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 10.09.2026 KARARIN YAZ. TARİH: 10.09.2026
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13.02.2024 tarih ve 2023/1083 Esas, 2024/121 Karar sayılı kararının istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dosyanın gönderildiği İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 14.05.2024 tarih ve 2024/1224 Esas, 2024/1153 Karar sayılı görevsizlik kararı ile dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesi ile özetle; davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; müvekkili firma ile davalı şirket arasında 06.08.2015 tarihinde toplam bedeli 67.500 USD + KDV olan zayıf akım sistemi kurulması sözleşmesi imzalandığını, işin bitimi ve tesliminden sonra davalı tarafa 25.09.2019 tarihli 211.513,31-TL.’lik ve 51.977,99-TL.’lik e-faturaların düzenlenip gönderildiğini, davalı tarafın 51.977,99-TL.’lik e-fatura bedelini ödemediğini, davalı aleyhine İzmir 25. İcra Müdürlüğü’nün 2020/973 Esas sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, davalı tarafından takibe itiraz edildiğini, müvekkili firmanın davalı firmadan olan alacağının ticari defter ve kayıtlarında sabit olduğunu ileri sürerek, davalının haksız ve kötü niyetli itirazının iptaline, takibin devamına, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesi isteğinde bulunmuştur. CEVAP : Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesi ile özetle; davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili şirket arasında 06.08.2015 tarihinde zayıf akım sistemi kurulması sözleşmesi imzalandığını, sözleşme ile 11.08.2015 tarihinden itibaren 45 takvim günü içerisinde işin müvekkili şirkete teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, davacının sözleşmeye aykırı olarak 25.09.2019 tarihinde teslim ettiğini, sözleşme gereği davacıya 07.08.2015 tarihinde banka havalesi ile 25.000 USD, 13.11.2015 tarihinde 49.650 USD bedelli ... Bankası çeki ile ödeme yapıldığını, davacıya döviz karşılığında yapılan ödemelerin TL. karşılığı KDV dahil 423.586,50-TL. olduğunu, davacının 2015 yılında aldığı ödemeler için 2019 yılında kestiği fatura bedelinin ise 263.493,30-TL. olduğunu, davacıya borçlarının bulunmadığı gibi, davacıdan 160.093,20-TL. alacakları bulunduğunu, sözleşme gereği işini süresi içinde yerine getirmeyen ve müvekkilini zarara uğratan davacı olmasına ve faturalardan alacaklı olmamasına rağmen kötü niyetle iş bu davayı ikame eden davacının taleplerinin kabul görmesinin hukuken mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 15.04.2021 tarih ve 2020/347 Esas, 2021/395 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...belirli olmayan faturaya konu alacağın varlığının ispatlanamadığı, davacının kötü niyetli olarak hareket ettiği hususunda yeterli ispatın bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine, haksız icra tazminatı talebinin reddine'' dair karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 01.12.2023 tarih ve 2021/1029 Esas, 2023/2302 Karar sayılı kaldırma kararı ile özetle; ''...davacı yüklenici ile davalı iş sahibi arasında zayıf akım sistemi kurulmasına ilişkin 06.08.2015 tarihli sözleşme düzenlendiği, sözleşme bedelinin 67.500 USD + KDV olduğu, sözleşmenin 8.2.2 maddesine göre 25.000 USD peşin, 49.650 USD çekle ödeneceği ve bakiye 5.000 USD'nin iş bitiminde ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Davanın ve takibin dayanağının 25.09.2019 tarihli fatura ve taraflar arasındaki cari hesaba ve sözleşme konusu iş bedeline ilişkin olduğu, sözleşmede iş bedelinin götürü olarak belirlendiği, davalı tarafça işin teslim edildiğinin kabul edildiği, eksik veya ayıplı iş savunmasında bulunulmadığı anlaşılmakla, sözleşmede kararlaştırılan bedelden davalı tarafça ödendiği ispatlanan bedelin araştırılarak, mahsup edilmek suretiyle davacı yüklenicinin davalı iş sahibinden alacağının bulunup bulunmadığının değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması nedeniyle, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına'' dair karar verilmiştir. İzmir BAM 22. Hukuk Dairesi kaldırma kararından sonra ilk derece mahkemesinin 13.02.2024 tarih ve 2023/1083 Esas, 2024/121 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Mahkememizin 2023/1083 Esas sayılı dosyasına kaydı yapılan dosyanın yapılan yargılaması sonucunda; 1-Dava, İİK 67. Maddesi uyarınca eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasıdır. 2-Taraflar arasında işin görülmesine ilişkin ihtilaf bulunmayıp, uyuşmazlık sözleşmenin bedelinin ödenip ödenmediği noktasında toplanmaktadır. 3-Davacı tarafça sözleşme bedelinin ödeme tarihindeki kur üzerinden hesaplanması gerektiği ileri sürülmekte, davalı tarafça sözleşmenin 5. Maddesinde yazılı olduğu şekliyle 67.500 Amerikan Doları+KDV şeklinde bedel belirlendiği ve ödeme tarihindeki kurun önemli olmadığı ileri sürülerek davanın reddi talep edilmektedir. 4-Sözleşmenin incelenmesinde 5. Maddede açıkça bedel olarak 67.500,00USD+KDV belirlendiği, ayrıca sözleşmenin "Ödeme koşulları ve zamanı" başlıklı 8.2. Maddesinin 8.2.1. Nolu alt maddesinde ödemeye esas para birimi olarak Türk Lirası'nın belirlendiği, 8.2.2. Nolu alt maddesinde yapılan ödemelerde işlemin yapıldığı tarih itibariyle merkez bankası Dolar efektif satış kurunun esas alınacağının belirtildiği görülmüştür. 5-Davacı ve davalının ticari defterlerinin incelenmesi neticesinde, davacı tarafça 25/09/2019 tarihli 51.977,99-TL bedelli ve 25/09/2019 tarihli 211.513,31-TL bedelli 2 adet fatura düzenlendiği, her iki faturanın da davalı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafça davalıya 10/08/2015 tarihinde 25.000,00-USD ve 20/08/2015 tarihinde 49.650,00-USD tutarında olmak üzere toplam 74.650,00USD ödeme yapıldığı görülmüştür. 6-Davalı tarafça davacıya USD cinsinden yapılan ödemelerin, ödeme tarihindeki kur karşılığının 423.586,50-TL olduğu, davacının düzenlediği faturalar toplamından daha yüksek bir miktarda ödeme yapıldığı savunulmuş ise de, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin yabancı para cinsinden olduğu ve kural olarak aksine sözleşme hükmü bulunmadığı sürece sözleşmede kararlaştırılan para cinsinden yapılan ödemelerin doğrudan ödeme miktarınca borcu sona erdireceği, Türk Lirası cinsinden yapılan ödemelerin ise ödeme tarihindeki döviz kuru karşılığı kadar borcu sona erdireceği, buna göre davalı tarafça yapılan 25.000,00-USD ve 49.650,00-USD bedelli olmak üzere toplam 74.650,00-USD ödemenin borcu yine bu miktarda sona erdireceği, davalı tarafın yaptığı döviz ödemelerinin sonraki bir tarihteki kur üzerinden yeniden değerlendirilmesine olanak bulunmadığı gözetilerek davalının bu yöndeki savunmaları yerinde görülmemiştir. 7-Sözleşme bedeli 67.500,00USD+KDV olmak üzere toplam 79.650,00-USD olup, davacı tarafından yapılan yapılan ödemeler toplamı sözleşme bedelinin 5.000,00USD dışındaki tutarını karşılamaktadır. Sözleşme ile sözleşme bedelinin 5.000,00USD'lik kısmının iş bitiminde yüklenici davacıya ödeneceği düzenlenmiştir. Mahkememizce istinaf kaldırma kararı öncesi yapılan yargılamada takip ve dava konusu 25/09/2019 tarihli 51.977,99-TL bedelli fatura içeriğinin 5.000,00-USD karşılığı olmadığı, davacının 5.000,00-USD karşılığı bakiye alacağının bulunduğu ancak bununla ilgili takip başlatıldığına dair kayıt bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, istinaf kaldırma kararı sonrası davayı aydınlatma ödevi (HMK m.31.) kapsamında davacı vekilinden fatura içeriği ayrıntılarının açıklanması talep edilmiş, davacı vekilinin sunduğu12/01/2024 tarihli beyan dilekçesinde fatura içeriğinin 5.000,00-USD bakiye alacağın yanında ayrıca 19.925,88-TL+KDV tutarında sözleşme dışı ek iş yapıldığı ve bu miktar ile 5.000,00-USD karşılığının 24.123,26-TL+KDV olduğu, bakiye alacak toplamının KDV dahil 51.977,99-TL olduğu yönünde açıklamada bulunulmuştur. 7-Davacı tarafından düzenlenen 51.977,99-TL bedelli takip konusu faturanın davalı ticari defterlerinde kayıt altına alındığı, buna göre fatura içeriğinde yer alan sözleşme dışı ek imalatların davalıya teslim edilmiş olduğunun davalı ticari defterleri ile ispat edildiği değerlendirilmiştir. Davacının sözleşmeden bakiye kalan 5.000,00-USD alacağının yanında ilave imalatlardan kaynaklanan 19.925,88-TL+KDV=23.512,5384-TL, 5.000,00-USD alacağın ise KDV dahil (5,6931 USD/TL) 28.465,50-TL olduğu, her iki bedel toplamı 51.978,0384-TL olduğu, davacı tarafça yuvarlama farkları sonucu KDV dahil 51.977,99-TL tutarda fatura düzenlendiği ve faturanın da davalı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, buna göre davacının fatura bedeli miktarınca alacaklı olduğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmiştir. 8-Davalı tarafça sözleşmenin geç ifa edilmiş olmasından dolayı davalı zararının oluştuğu, gecikmeden dolayı davalı zararı oluştuğundan davacının alacaklı olamayacağı ileri sürülmüş ise de zararın mevcut delillerle kanıtlanamadığı, ayıp ihbarı veya gecikmeye dair somut bir delil sunulmadığı, bunun yanında davacının düzenlediği her iki faturanın da davalı ticari defterlerinde kayıtlı olması nedeniyle davalı aleyhinde borç bakiyesi tespit edildiği gözetilerek bu yöndeki savunmaların ispat edilemediği değerlendirilmiştir. 9-Davacı tarafça inkar tazminatı talebinde bulunulmuştur. Davacı tarafça düzenlenen faturaların davalı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, yapılan ödemelerin de yine her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafça kur değerlenmesi açıklaması ile kendi ticari defterlerinde alacak kaydı oluşturulduğu ve ihtilafın bu husustan kaynaklandığı, davalının sözleşme kapsamında döviz cinsinden gerçekleştirdiği ödemelerin ilerleyen süreçteki kur artışı miktarınca değer artışı uygulanmasına dair taraflar arasında bir sözleşme ve ticari teamül bulunmadığı, buna göre alacağın miktarı ve varlığı hususlarının davalı tarafça bilinebileceği gözetilerek alacağın %20'si oranında inkar tazminatına hükmedilmesine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili tarafından verilen 26.03.2024 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; Usul yönünden istinaf nedenlerinde; Öncelikle yerel mahkeme gerekçeli kararının dava, cevap ve deliller başlıklı bölümlerinde dava ile ilgili olmayan başka bir somut olaya ilişkin açıklamalarda bulunulduğunu, buna bağlı olarak da gerekçeli kararda maddi ve hukuki unsurların gösterilmediğini, işbu gerekçe noksanlığının gerekçeli kararı geçersiz hale getirdiğini, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, bilindiği üzere HMK’nın 297. maddesinin 1. fıkrasının c bendi hükmüne göre somut olayda gerekçenin yetersiz ve yasaya dayanmayan şekilde olması, tarafların iddialarına gerekçede yer verilmemesi ve gerekçeli karar ile hüküm arasındaki çelişki olması nedeni ile usul yönünden yerel mahkeme kararının kaldırılmasının gerektiğini, Esas yönünden istinaf nedenlerinde; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 06.08.2015 tarihinde toplam bedeli 67.500-USD+KDV olan zayıf akım sistemi kurulması anlaşması yapıldığı konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını, davacının cari hesap alacağı olduğu iddiası ile itirazın iptali talebi ile açmış olduğu dava dilekçesinde müvekkilinin borçlarına karşılık hiçbir ödeme yapmadığını iddia etse de müvekkili şirketin iş bu sözleşme gereği davacıya 07.08.2015 tarihinde banka havalesi ile 25.000-USD, 13.11.2015 tarihinde de 49.650-USD bedelli.... Bankası çeki ile ödeme yaptığını, davacıya döviz karşılığında yapılan ödemelerin fatura tarihlerindeki TL karşılığının KDV dahil 423.586,50-TL. olduğunu, davacı şirket ise 2015 yılında aldığı ödemeler için 2015 yılında fatura kesmediğini, ilgili ödemeler için 2019 yılında 263.493,30-TL. bedelli fatura kestiğini, davacının defterleri incelendiğinde 2015 yılında müvekkil tarafından yapılan ödemelerin defterlerinde yer almadığının tespit edildiğini, davacının 2015 yılında döviz olarak yapılan havale ödemelerini 2015 yılı Ticari Defter kayıtlarına kanuni süresinde almadığından, davacının ticari defterleri hem VUK hem de TTK’nın kayıt nizamı hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, davacının eksik ve hatalı muhasebesel kayıtları nedeni ile davacının ticari defter kayıtlarında bulunan dövizli borçların değerlemeye tabi tutulmadığını, bu durumda da davacının ticari defter kayıtlarının lehine delil teşkil etmesi mümkün olmadığı gibi, davacı şirketin muhasebe kayıtlarının düzgün tutulduğunu da kabul etmediklerini, dosyada hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu bulunmadığını, dosyada mübrez raporu tanzim eden bilirkişi raporunun neredeyse her sayfasında somut olayın "uzmanlık alanında olmadığını" belirttiğini, mahkemece de bilindiği üzere bilirkişilerin uzmanlık alanları dışında rapor tanzim edemeyeceklerini, hal böyle iken somut olayda bilirkişinin uzmanlık alanı dışında olduğunu belirterek hazırladığı rapora itibar edilebilmesinin mümkün olmadığını, yerel mahkeme gerekçeli kararının 6. maddesindeki hukuka ve ticari teamülleri aykırı tespiti kabul etmediklerini, herkes tarafından bilinen bir gerçektir ki, enflasyonun ve devalüasyonun çok inişli ve yüksek çıkışlı olduğu ülkemiz gibi ekonomilerde alacak ve borçların değerlemesinin kanunlarda yer aldığını, yerel mahkemenin bu hatalı tespiti ile muhasebenin temel ilkeleri ile Vergi Usul Kanunu'nu yok saydığını, ayrıca huzurdaki davanın alacak davası değil cari hesaba dayalı itirazın iptali davası olduğundan incelenmesi gereken hususun taraflar arasındaki cari hesap ilişkisi ve ticari defterler olduğunu, BAM kararında da belirtildiği şekilde sözleşme bedelinden müvekkilince yapılan ödemelerin mahsubu şeklinde bir hesaplama ile yargılamanın çözüme kavuşmasının mümkün olmadığını, T.C. Gelir İdaresi Başkanlığı, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü’nün 64597866-105[280-2014]-122 sayılı, 24/07/2014 tarihli ve Döviz cinsinden verilen avanslara değerleme yapılıp yapılmayacağı ve kur farkı uygulaması konulu ve B.07.1.GİB.4.41.15.02-190-3/8-18 sayılı, 24/02/2011 tarihli Kur Farkı konulu özelgelerinde de belirtildiği üzere "dövizli avansların her yıl sonu mutlaka kur değerlemesine tabi tutulması ve oluşan kur farklarının vergilendirmeye tabi olması gerekmektedir." dediğini, buna göre de, 2015 yılı ticari işlemlerinin 2019 yılında ticari defter kayıtlarına alınması ve dövizli borçların her yıl sonu değerlemeye tabi tutulmaması hususları dikkate alındığında davacının defterlerinin doğruluğundan ve usule uygunluğundan bahsedilemeyeceği için, davacının defterlerinin lehine delil teşkil edebilmesinin de mümkün olmadığını, davacıya döviz karşılığı yaptıkları ödemeler toplamının fatura tarihlerinde 423.586,50-TL. olup, davacının 2015 yılında aldığı ödemeler için 2019 yılında kestiği fatura bedelinin ise 263.463,30-TL. olup, bu duruma göre de müvekkili davacıdan 160.093,20-TL. alacaklı konumda olduğunu, bu farkın sebebinin de yukarıda da açıkladıkları üzere davacı tarafın eksik ve hatalı muhasebe kayıtları, ödemeleri zamanında kayıtlara işlememesi buna bağlı olarak dönem sonlarında dövizli borçları değerlemeye tabi tutmaması olduğunu, almış olduğu ödemelere kur değerlemesi yapılmayan davacı cari hesap kayıtlarının yerinde olduğunun kabul edilebilmesinin mümkün olmadığını, yukarıda ayrıntıları ile açıkladıkları nedenlerle; usul, yasa ve AİHS hükümlerine aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf yoluna başvurma zorunluluğu doğduğunu, Açıkladıkları ve re’sen belirlenecek nedenlerle; öncelikle müvekkilin icra tehdidi altında olduğu nazara alınarak, tehir-i icra taleplerinin kabulü ile icranın geri bırakılmasına, usul, yasa ve hukuka aykırı olan İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/1083 E., 2024/121 K. sayılı dosyasının 13.02.2024 tarihli kararının istinaf incelemesi ile kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, eser sözleşmesinden kaynaklı itirazın iptali istemine ilişkindir. Dosya kapsamında çözülmesi gerekli öncelikli husus, davalı tarafın gerekçeli karara yönelik itirazlarıdır. Zira gerekçeli kararda yapılan incelemede, dava ve cevap dilekçesi ile deliller kısmında belirtilen hususların dosya ile alakalı olmadığı, dosyadan farklı olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesinin 1. fıkrasının c bendi uyarınca hükmün, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kapsaması, gerekçe ve sonuç ile iddia ve savunmanın özeti, çekişmeli hususların özeti, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi ile bunlardan çıkan sonuç ve hukuki sebepler arasında uyum olması gerekmekteyse de, Yargıtay 11. HD.’nin 30.04.2026 tarih ve 2025/5105 E., 2026/2518 K. sayılı kararında da ifade edildiği üzere, dava dilekçesi ve cevap dilekçesi özetinin ilk derece mahkemesi kararında farklı yer almasına rağmen, delillerin tartışılırken dosya içeriğine uygun tartışılmış olması sebebiyle, iş bu hatanın dosya sonucunu etkilemeyeceğinden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 30. maddesinde yer alan usul ekonomisi ilkesi de göz önünde bulundurularak söz konusu husustaki istinaf başvurusunun yerinde olmadığı anlaşılmakla, reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davalı tarafın sair itirazlarına ilişkin olaraksa, taraflar arasında 06.08.2015 tarihinde toplam bedeli 67.500-USD+KDV olan zayıf akım sistemi kurulması anlaşması yapıldığı konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı taraf, davacıya döviz karşılığı yaptıkları ödemeler toplamının fatura tarihlerinde 423.586,50-TL. olup, davacının 2015 yılında aldığı ödemeler için 2019 yılında kestiği fatura bedelinin ise 263.463,30-TL. olduğunu, bu duruma göre de davalının davacıdan 160.093,20-TL. alacaklı konumda olduğunu, bu farkın sebebinin de davacı tarafın eksik ve hatalı muhasebe kayıtları, ödemeleri zamanında kayıtlara işlememesi, buna bağlı olarak dönem sonlarında dövizli borçları değerlemeye tabi tutmaması olduğunu, almış olduğu ödemelere kur değerlemesi yapmayan davacının cari hesap kayıtlarının yerinde olduğunun kabul edilebilmesinin mümkün olmadığını ileri sürmektedir. Dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgeler ile tarafların beyanlarından, taraflar arasında bir cari hesap ilişkisi olduğu, davalı tarafın davacıya 10.08.2015 tarihinde sözleşmede kararlaştırılan 25.000,00 USD ile 20.08.2015 tarihinde 49.650,00 USD ödeme yaptığı, davacının defterlerine iş bu ödemelerin 2015 yılında kaydedilmeyip 01.04.2019 tarihinde toplam 74.650,00 USD (211.694,77-TL.) olarak davalının cari hesabına alacak olarak kaydedildiği, davalının 2015 yılı ticari defterlerinde ise iş bu ödemelerin 10.08.2015 ve 20.08.2015 tarihlerinde toplam 74.650,00 USD (210.998,06-TL.) olarak davacının cari hesabına borç olarak kaydedildiği, davacının daha sonra 25.09.2019 tarihinde ticari defterlerinde davalının cari hesabına borç olarak 51.977,99-TL. ve 211.512,31-TL. olmak üzere toplam 263.491,30-TL. kaydedildiği anlaşılmaktadır. Yine davalının ticari defterlerinde, davacının cari hesabına kur değerlemesi açıklaması ile 221.977,96-TL. tutarında borç kaydı yapıldığı ve 20.01.2020 takip tarihi itibariyle davacının cari hesabına 74.650 USD karşılığı 160.095,19-TL. borç bakiyesi verdiği, tarafların defterleri arasındaki söz konusu farkın davalı tarafın davacıya yapmış olduğu USD ödemelerine kur değerleme işlemi yapmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Davalının sözleşmeye uygun olarak davacıya 10.08.2015 tarihinde 25.000,00 USD, 20.08.2015 tarihinde ise 49.650,00 USD olmak üzere toplam 74.650,00 USD ödeme yaptığı, ancak iş bitiminde ödenmesi gerekli 5.000,00 USD’nin ödenmediği dosya kapsamında sabittir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 8.2.1. maddesine göre; ödemeye esas para birimi Türk Lirasıdır. Sözleşmenin 8.2.2. maddesinin son cümlesine göre ise, yapılan ödemelerde işlemin yapıldığı tarih itibari ile merkez bankası dolar efektif satış kuru esas alınacaktır. İş bu maddeden davalı tarafın kur değerlemesi itirazı yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. Zira davalı, sözleşmede belirtilen bedeli süresi içerisinde USD olarak ödemiştir. Bilirkişi raporunda, ödeme yapıldığı tarihte gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kurları üzerinde yapılan incelemelerde davacının defterlerindeki kayıtlı bulunan kurlarının doğru olduğu tespit edilmiştir. Davacı taraf 12.01.2024 tarihinde sunmuş olduğu dilekçesinde takibe konu 51.977,99-TL.’den 24.123,26-TL. + KDV’nin bakiye 5.000,00 USD’ye ilişkin olduğunu, geri kalan 19.925,88-TL. + KDV’nin ise ek iş parça ve kurulumlara ilişkin olduğunu ifade etmiştir. Söz konusu alacaklara ilişkin faturanın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu bu suretle TTK'nın 21/2 maddesi uyarınca fatura içeriğinin kesinleştiğinin kabulü gerekmektedir. Bu durumda davacının davalıdan alacaklı olduğu sabit olup, ilk derece mahkemesince davanın kabulü yerindedir. Sonuç olarak ilk derece mahkemesince hukuki nitelendirmenin davadaki ileri sürülüş ve dosya kapsamına uygun olarak belirlenmesine, taraflarca ileri sürülen delillerin toplanarak usulüne uygun olarak değerlendirilmesine, delillerin değerlendirilmesinin dosya kapsamına uygun bulunmasına, taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmaların tartışılarak gerekçeli kararın oluşturulmasına, ihtilafa uygulanması gereken yasal mevzuatın doğru olarak tespit edilmesine, mahkemenin karar gerekçesiyle hüküm fıkrasının birbiriyle uyumlu olmasına, mahkeme hükmünün yasal unsurları taşımasına göre ilk derece mahkemesi kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13.02.2024 tarih ve 2023/1083 Esas, 2024/121 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı vekilinin bu karara karşı yapmış olduğu istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli 3.550,61 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 887,65 TL'nin mahsubu ile bakiye 2.662,96 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca dava değeri itibarıyla kesin olmak üzere 10.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.