Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/276 E. 2024/653 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/276
- Karar No
- 2024/653
- Karar Tarihi
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/2160 KARAR NO: 2024/2269 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 13/06/2024 NUMARASI: 2024/276 E. 2024/653 K. DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/11/2024 KARAR YAZIM TARİHİ: 14/11/2024 KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 13/06/2024 tarih ve 2024/276 E - 2024/653 K kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Müvekkil adına kayıtlı olan Kayseri İli ...İlçesi ... Mahallesi ... Ada ...Parsel ... kat ... numaralı bağımsız bölümün davalı ...'tan 24/12/2020 tarihinde içerisinde kiracılı olarak 400.000,00 TL bedelle satın alındığını, 01/02/2022 tarihine kadar boş olarak kiracı aranmaya devam edildiğini, 01/02/2022 tarihinde market /büfe/tütün ürünleri işi ile ilgili olarak kira görüşmesi yapıldığını, kiraya verilecek, "market/büfe/tütün ürünleri" olarak kullanacak kişinin yapı kullanım belgesi verilmesi aşamasında söz konusu satın alınan taşınmazın büyütüldüğü ve taşkın olduğu için işletmeye kullanım izni verilmediğini, müvekkile satıcının bu bilgiyi vermediğini, satıcının kusurlu eylemi söz olduğunu, malın gizli ayıplı olarak müvekkile satıldığını, müvekkilin yanıltıldığını, değer bakımından düşüş bulunduğunu beyanla davanın kabulünü, tensip zaptı ile keşif kararı verilmesini, ayıplı taşınmazın ayıbının giderilmesi ve eski hale getirilmesi gereken tutar olarak şimdilik 100,00 TL, ayıp nedeniyle taşınmazın satın alınan bedelinden düşülmesi gereken bedel olarak şimdilik 100,00 TL, ayıp nedeniyle kiraya verilememesi nedeniyle 100,00 TL mahrum kalınan kazanç/kira kaybı olmak üzere toplam 300,00 TL nin taşınmazın satın alınma tarihi olan 24/12/2020 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan alınarak müvekkile verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın davasının zamanaşımına uğradığını, ayıp ihbarında bulunulmadığını, davacı tarafın satın almadan önce inceleme yaptığını beyanla davanın reddini, yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkeme kararında; "...6102 sayılı TTK'nın 23/1-c maddesi gereğince malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa bu 2 ve 8 günlük süre içinde durumu satıcıya ihbarla yükümlüdür. Somut olayımızda dava konusu taşınmaz, davacı alıcıya 24/12/2020 tarihinde teslim edilmiştir. Davacı vekilinin ayıp ihbarının ise delil tespiti başvuru tarihi olan 08/03/2022 tarihinde yapıldığı anlaşılmış olup, ayrıca davacı cevaba cevap dilekçesinde ayıbın 04/03/2022 tarihinde inceleme sonucu tespit edildiğini beyan ettiğinden açıklanan ilkeler uyarınca ihbar yükümlülüğünün süresinde yerine getirilmediğinden davanın reddine karar verilmiştir. (Aynı yönde araç ayıp ihbarının süresinde yapılması gerektiğine dair Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/12208 E., 2017/268 K., sayılı ilamı bulunmaktadır.) Davacının davasının reddine, ..." şeklinde karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekilince yasal süresinde istinafa başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Söz konusu mahkemenin görevli olduğunu kabul etmediklerini, HMK'nun 23/2. hükmü uyarınca Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararların, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlayacağından mahkemece Ticaret hukukuna ilişkin kanuni hükümler uygulanmak suretiyle yargılama yaptığını, davaya konu taşınmazın Kayseri ili ... ilçesi ... Mahallesi ... ada... parselde zemin kat ... numaralı bağımsız bölüm olup davalı ...´tan 24.12.2020 tarihinde satın alındığını, satın alınma tarihinde söz konusu kiracının işletme ve kullanma ruhsatı alarak eczacı olarak işletildiği bilinerek satın alındığını, satın alınması sonrasında kiracı çıkmış olup 01/02/2022 tarihine kadar boş olarak kiracı aranmaya devam edildiğini, 01/02/2022 tarihinde market /büfe/tütün ürünleri işi ile ilgili olarak kira görüşmesi yapılmış olup kiraya verilecek, "market/büfe/tütün ürünleri" olarak kullanacak kişinin yapı kullanım belgesi verilmesi aşamasında söz konusu satın alınan taşınmazın büyütüldüğü ve taşkın olduğu için işletmeye kullanım izni verilmediğini, bu durumun müvekkiline 04/03/2022 tarihinde bildirilmiş olup eski kiracının kullanım ve işletme ruhsatı almasına rağmen yeni kiracının bu hususa yönelik başvurusunun reddedilmesi ile alınan taşınmazda ayıp olma ihtimali gündeme gelmiş olup , yasa gereği ayıp açıkça belli olmadığından ayıp ihtimali doğar doğmaz inceleme yapılması ve tespit için 08/03/2022 tarihinde tespit davası açıldığını, tespit taleplerinin mahkemece reddedilmesi hususunun taraflarına tebliğ edilmediğinden 16/03/2024 tarihinde red kararına vakıf olunduğunu ve 17/03/2024 tarihinde ihtar çekildiğini, dolayısıyla inceleme ve ayıp ihbarının süresinde yapıldığını, söz konusu gizli ayıbın hukuki ayıp niteliğinde olup ancak işlem yapılması halinde fark edilebilecek bir ayıp olduğunu, bu hususta ayıbın ortaya çıkması, blinebilecek duruma gelmesi kiracının ruhsat işlemlerini yapamaması ile gündeme geldiğini, dolayısıyla bu hususta ihtimali olan anda müvekkilince gerekli yükümlülüklerin yerine getirildiğini, hal böyle iken mahkemece yasal süresinde ihtar yapılmadığı iddiasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu taşınmaza ait ayıp gizli olup ekonomik olmasının yanı sıra hukuki bir ayıp da olduğu için müvekkilinin ancak bunu ruhsat başvurusunun reddi ile öğrenebildiğini ve akabinde derhal haklarını kullanmak üzere satıcıya ihtar çekerek ve devamında dava açmak suretiyle yükümlülüklerini yerine getirdiğini ileri sürerek öncelikle görevli mahkemenin Asliye hukuk mahkemesi olması nedeniyle ve mahkemeninde kendi mahkemesinin görevli olmadığını gerekçesinde belirttiğine göre görevsizlik kararı vererek görev uyuşmazlığının çözülmesi için ilgili uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesi gerekirken esasa girmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın kaldırılmasına, Dairemizce aksi kanaatte olunursa her ne kadar dava asliye ticaret mahkemesinde görülse de yerel mahkemenin uyuşmazlığa uygulanacak hükmün TBK olması gerektiği yönündeki gerekçesinin de dikkate alınarak TBK hükümleri uygulanmak suretiyle davanın kabulune karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın defaatle taşınmazın ayıplı olduğunu ve müvekkilinin ağır kusurlu olduğunu ve ayıbın gizli ayıp niteliği taşıdığını dile getirdiğini, ancak dosyaya alınan bilirkişi raporlarında var olan büyümenin çıplak gözle çok net bir biçimce görüldüğünün tespit edildiğini, taraflarınca ayıp iddiasını kabul edilmemekte olmakla beraber davacı tarafın bu durumu bilerek satın almış olup kötüniyetli olarak iş bu davayı ikame ettiğini beyan ederek davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: H.M.K 355. Maddesi gereğince inceleme Kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı davalıdan 24.12.2020 tarihinde satın aldığı dükkan vasfında taşınmazın 04/03/2022 tarihinde yapmış olduğu araştırma ve sorgulama sonrasında; 1-M2 bazında büyütüldüğü ve taşkın olduğu 2-Dış kısmının yapı kullanımına aykırı olarak büyütüldüğü ve bu şekilde satışa arz edilerek müvekkile satımının yapıldığı 3-Bu değişiklik ile yapı içerisindeki doğalgaz borusu, kombi yeri, fayanslar gibi eklentilerin bu son haline göre yapıldığını tespit ettiğini Bahse konu hususların gizli ayıp niteliğinde olduğunu beyan ederek ayıplı taşınmazın ayıbının giderilmesi ve eski hale getirilmesi gereken tutar, ayıp nedeniyle taşınmazın satın alınan bedelinden düşülmesi gereken bedel, ayıp nedeniyle kiraya verilememesi nedeniyle mahrum kalınan kazanç/kira kaybı talebinde bulunmuştur. Davalı zaman aşımı itirazında bulunmuş taşınmazda ayıp olsa bile ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğunu davacının bu durumu bilerek taşınması satın aldığını kar kaybının söz konusu olmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. Tarafalar arasında davaya konu taşınmazın 24.12.2020 tarihinde davacı adına tescil edildiği edildiği noktasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık davalı tarafından davacıya teslim edilen taşınmazın ayıplı olup olmadığı davacı tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında ticari nitelikte satım sözleşmesi olduğu sabittir. Uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya sayılı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1-c hükmü de uygulanacaktır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun. 207 ve devamı maddelerinde satım sözleşmesine dair hükümler düzenlenmiştir. 6098 Sayılı TBK'nun 246. Maddesinde taşınır satışına ilişkin kuralların, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da uygulanacağı düzenlenmiş "Sorumluluk" başlıklı 244. maddesinde: "Aksine sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle yükümlüdür. Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme dayanılarak tapu siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı, özellikle üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü değildir. Bir yapının ayıplı olmasından doğan davalar, mülkiyetin geçmesinden başlayarak beş yılın ve satıcının ağır kusuru varsa yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. "şeklinde özel düzenlemeye baş vurulmuştur. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır. Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacıbakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir. " Alıcının bildiği ayıplar" başlıklı 222. Maddesinde; Satıcının, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu olmadığı, yine satıcının, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacağı düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK 223.maddesinde ise "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse,bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." hükmü düzenlenmiştir. "Satıcının ağır kusurunun sonuçları" başlıklı 225. maddesinde; Ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hükümlerin geçerli olduğu düzenlenmiştir. Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. Maddesi incelendiğinde; Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. "Düzenlemesi mevcuttur. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti olay tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1-c. maddesinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Türk Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Açıklamalara ve yasal düzenlemelere, tarafların iddia ve savunmalara, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususların açık ayıp olmalarına, davacının davalıdan satın aldığı taşınmazı ihtirazi kayıt olmadan tapuda devir almış olmasına, davalı tarafça devir edilen taşınmazın ayıplı olduğuna ve bu hususu 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesinde düzenlenen süreler içerisinde davacıya ihbar ettiğine yönelik yazılı kesin deliller sunulmamış olunmasına, davacının dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmamış olmasına, bu yönde açık istinaf talebinin olmamasına ,HMK 355. Maddesine göre de bu hususun istinaf incelemesinde resen dikkate alınması gereken kamu düzenine ilişkin aykırılık hallerinden olmamasına göre mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmüştür. Bu nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 md uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 13/06/2024 tarih ve 2024/276 E - 2024/653 K sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli olan 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafça peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3- İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-HMK'nın 302/5.maddesi gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin; harç tahsil işlemlerinin, HMK'nın 359/4 maddesi gereğince işbu kararın taraflara tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan incelemeyle H.M.K'nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/11/2024