Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/223 E. 2026/883 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/223
- Karar No
- 2026/883
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ
T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 22. H U K U K D A İ R E S İ
ESAS NO : 2024/223 (ESASTAN RET ) KARAR NO : 2026/883 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA BATI 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 29/11/2023 ESAS-KARAR NO : 2021/256 E - 2023/1253 K
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 16/06/2026 YAZILDIĞI TARİH : 16/07/2026
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ İDDİANIN ÖZETİ Davacı vekili; müvekkili aleyhine davalı tarafça Ankara 5. İcra Müdürlüğü'nün 2020/6802 Esas sayılı dosyası ile Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz yoluyla takip başlatıldığını, davalının, müvekkilinin oğlunun eski ortağı olduğunu, aralarında herhangi bir hukuki ilişki olmadığını takibe konu 2.150.000,000 TL tutarında 18.01.2019 tanzim 20.07.2020 vade tarihli bononun sahte olduğunu, bonoda bulunan imzanın müvekkiline ait olmadığını, Ankara 1.İcra Hukuk Mahkemesinde 2020/527 Esas sayılı dosyasında imzaya itiraz ettiklerini mahkemenin davanın reddine karar verdiğini müvekkilin hukuki haklarını korumak için menfi tespit talebinde bulunduğunu, huzurdaki davanın sahtecilik hukuksal nedenine dayalı olduğunu, bono üzerindeki yazı ve rakamların müvekkilin el ürünü olmadığını, bono üzerindeki imzanın müvekkile ait olmadığını, müvekkilin 74 yaşında olduğunu ticaretle uğraşmadığını hayatın olağan akışına göre davalı taraf ile aralarında bir hukuki ilişki olamayacağını, imzanın sahte olduğunun inceleme yapılması gerektiğini, sahtecilik talebinin kabul edilmemesi halinde hile hukuksal olgusunun değerlendirilerek müvekkilin borçlanma iradesi bulunmadığını, ispat yükünün davalıda olduğunu belirterek müvekkilinin takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, maddi ve manevi kayıpların olması sebebiyle %100 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMANIN ÖZETİ Davalı vekili; davacı yanın icra takibini uzatmak ve sürüncemede bırakmak amacıyla menfi tespit davasını açtığını, öncelikle sahtecilik sebebine bu iddia ispatlanamazsa hile ile imza attırıldığı iddiasında bulunulduğunu bu sebepten davacının çelişki içinde olduğu çelişen iddialardan birinin ileri sürülmesi gerektiğini, davacının iddiasını ispatlayacak yazılı delil sunmadığını, ispat yükünün davacıda olduğunu hukuki dayanaktan yoksun olduğunu bildirerek davanın reddine ve %20 tazminata karar verilmesini istemiştir. İLK DRECE MAHKEME KARAR ÖZETİ Mahkemece; yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; takibe konu bononun bulunan imzanın davacının el ürünü olmadığı anlaşılmış olup ceza yargılaması sonucunda verilen mahkumiyet kararı ile 20/07/2023 tarihli Adli Tıp Kurumu Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu raporunda imzanın sahte olduğuna kanaat getirilmesi sonucu bononun sahte olduğu, Ankara 5. İcra Müdürlüğü'nün 2020/6802 Esas sayılı takip dosyası nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, kambiyo taahhüdü karşılıklı olduğu için davalı alacaklı imzanın sahte olduğunu bilecek durumda olması sebebiyle kötü niyetli olarak bonoyu takibe koyduğu anlaşıldığından tazminat talebinin kabulü ile 2004 sayılı İİK 72/5 maddesi gereğince bono miktarının %20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili; dosyada bulunan raporlar arasında çelişki bulunduğunu mahkemece çelişkinin giderilmesi için Emniyet, Jandarma, Güzel Sanatlardan alınacak rapor ile karar verilmesi gerekirken dar yetkili İcra Hukuk Mahkemesinin kararı doğrultusunda karar verilmeyeceğini bildirerek ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR Uyuşmazlık; kambiyo senedine dayalı takip yönünden borçlu olunmadığının tespiti talepli somut olayda, imza inkârını inceleyen İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde alınan Adli Tıp Kurumu Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu Raporunun ve eldeki yargılamada dosya içerisinde bulunan raporlar birlikte değerlendirildiğinde mahkemece yeni bir bilirkişi heyetinin görüşüne başvurulması gerekip gerekmediği hususuna ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır. Hâkimin bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyduğu hâllerde, imza ve yazı incelemelerinin bu konuda gerekli bilgi, tecrübe ve donanıma sahip uzmanlar tarafından yapılması gerekir. Adli bilimler, bilimsel yöntemlerle çalışan bir bilirkişilik disiplinidir ve imza/yazı incelemeleri de özel ve teknik bilgi ve prensiplere tâbi olup hukuk sistemimizde imza ve yazı incelemeleri Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi, Kriminal Polis Laboratuarları, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı, bu konuda ihtisaslaşmış üniversiteler yahut bilirkişilik sisteminde yer alan grafoloji uzmanları gibi kişi ve kuruluşlar tarafından yapılmaktadır. Bu kapsamda, 2659 sayılı Kanunla Adalet Bakanlığına bağlı resmî bilirkişilik teşkilatı hâline gelen Adli Tıp Kurumunda imza ve yazı incelemeleri Fizik İhtisas Dairesi (2659 s. K., m.8/1-e, 21) tarafından yapılır. Bu Kurulun verdiği raporlarla ilgili tereddüt veya itiraz hasıl olursa kanun koyucu 2659 sayılı Kanun'un 15/3. maddesinde yer alan "Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları Adlî Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınamaz. Bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenir ve kesin olarak karara bağlanır" şeklindeki açık düzenlemeyle incelemenin Adlî Tıp Üst Kurullarında değil Fizik İhtisas Dairesinin genişletilmiş uzmanlar heyetince karara bağlanacağını hükme kavuşturmuştur. Somut olayda olduğu gibi icra mahkemesinde alınan imza incelemesine ilişkin bilirkişi raporun genel mahkemede arz ettiği değerin ne olacağı önem taşır. Bilindiği üzere icra mahkemeleri "dar yetkili" (sadece imza itirazına odaklanan) ve hızlı inceleme yapan yerler iken, genel mahkemeler (asliye hukuk, asliye ticaret vb.) borç ilişkisinin temelini de inceleyen "tam yetkili" mahkemelerdir (Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli, 2010/12-493 Esas, 2010/491 Karar sayılı kararı). Bu bağlamda icra mahkemeleri mümkün olan en hızlı şekilde ve sıklıkla daha yüzeysel bir inceleme yaparak yalnızca takibin devam edip etmeyeceğine karar verirken, genel mahkemeler borcun var olup olmadığını nihai olarak hükme bağlar. Bu sebepledir ki icra mahkemesinin imza incelemesi sonucu verdiği karar, borçluyu takipten kurtarsa bile, alacaklı genel mahkemede itirazın iptali ya da alacak davası açarak imzayı yeniden inceletebilir. Dolayısıyla imza itirazı üzerine icra mahkemesinin verdiği karar kesin hüküm oluşturmayacağı gibi, genel mahkemedeki imza inkârı incelemesinde kesin delil de sayılmaz. Her iki mahkeme de imza incelemesini aynı usul hükümleri dairesinde yapmaktaysa da, bazı durumlarda icra mahkemesindeki incelemenin alacağın gerçekten var olup olmadığını tespit edebilmek bakımından yetersiz bulunabileceği açıktır. Bu nedenledir ki içtihatlarda sıklıkla icra mahkemesinin incelemesi (bilhassa toplanan delillerin ve imza örneklerinin yeterli olmaması, raporda belirtilen hukuki mütalaanın muğlaklık taşıması, itiraz üzerine yeni bir rapor alınmamış olması gibi sebeplerle) bilirkişi raporundaki inceleme yeterli görülmeyerek burada alınan raporla yetinilmemesinin ve yeniden bir inceleme yapılması gerekliliğinin altı çizilmiştir. Bununla birlikte elbette yargılamada amacın maddi gerçeğe ulaşmak olduğu ve hâkimin HMK'nın 30. maddesinde kendisine yüklenen ödevin gereği olarak yargılamayı usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde makul süre içerisinde tamamlaması ve tarafların gereksiz masraf ve emek sarf etmelerine sebep olacak usuli işlemlerden kaçınılması gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Konuyla ilgili bu açıklamalardan sonra somut olayda taraflar arasındaki anlaşmazlığın ve hukuki sürecin ne şekilde gerçekleştiği ortaya konulmalıdır. Davacı, davalının kendisi hakkında başlattığı kambiyo senetlerine mahsus icra takipleri bakımından takibe dayanak bono altında keşideci sıfatıyla yer alan imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüş, bu kapsamda önce icra hukuk mahkemesine başvurmuştur. İmzaya itiraz üzerine ... Fizik İhtisas Dairesi üyelerinden oluşan genişletilmiş uzmanlar heyeti nezdinde imzaları incelettirmiş ve 20/07/2023 tarihli raporla imzanın davacıya ait olmadığı sonucuna varılmıştır. Konuyla ilgili tüm bu açıklamalar ışığında ; yalnızca takibin devam etmesinin gerekip gerekmediği konusunda icra hukuk mahkemesinde yapılan inceleme ve sonucunda verilecek karar genel mahkemeler önünde alacağın varlığı konusunda açılacak dava bakımından kesin delil ve kesin hüküm niteliği taşımasa da her iki yargılamada da imza itirazları aynı usul çerçevesinde ve HMK hükümlerine göre yapıldığı gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla imza incelemeleri bakımından değer taşıyan şey, söz konusu incelemenin hangi mahkemede yapıldığı değil, buna ilişkin olarak alınan bilirkişi raporunun imzanın borçluya ait olup olmadığı konusunda genel görevli mahkemece yeterli görülüp görülmeyeceğidir. Hâkim bu değerlendirmeyi her somut olayın özelliğine göre ve yukarıda yapılan açıklamalarda belirtilen esaslar dairesinde yapmalı ve hangi rapora neden itibar edilemeyeceğini denetime elverişli şekilde ortaya koymalıdır. Somut olayda menfi tespit istemine konu senet bakımından imzaya itiraz üzerine icra hukuk mahkemesince alınan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan raporlarla uyuşmazlık konusunun detaylı şekilde irdelenerek sahtecilik iddiasının çözüme kavuşturulduğu, bu raporlarda imzanın davacı borçluya ait olmadığı konusunda bir muğlâklık ya da tereddüt bulunmadığı görülmektedir. İstinaf sebebi olarak gösterilen icra mahkemelerinin dar yetkili mahkemeler olması ve bu sebeple de imzaya itiraz üzerine alınan raporun tek başına hükme esas alınamayacağı yönündeki itirazının reddi ile mahkemece yeniden bir rapor alınmasına gerek olmaksızın karar verilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır. Mahkemece, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına ve özellikle mahkemece davacının borçlu olduğu miktarın tespitinde bir isabetsizlik bulunmamasına, İcra Hukuk Mahkemesi ve ceza yargılaması sonucu verilen kararlar gözetildiğinde mahkeme hükmünde bir isabetsizlik bulunmamasına göre ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 146.866,50TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 36.716,62TL harcın mahsubu ile bakiye 110.149,88TL harcın istinaf eden davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf eden tarafından yapılan istinaf posta giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-HMK'nin 333.maddesi gereğince gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 6-Kararın tebliğinin Dairemizce yapılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 361/1. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi ya da buraya gönderilmek üzere temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere, 16/06/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan... e-imzalıdır
Üye... e-imzalıdır
Üye... e-imzalıdır
Katip... e-imzalıdır
NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."