Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1722 E. 2026/930 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1722
- Karar No
- 2026/930
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 24. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1722 - 2026/930 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/1722 KARAR NO : 2026/930
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/05/2024 NUMARASI : 2023/101 E.- 2024/370 K.
DAVANIN KONUSU : Tazminat İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN : Taraf vekilleri KARAR TARİHİ : 11/06/2026 KARAR YAZMA TARİHİ : 11/06/2026
Mahkemece verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf talebinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya okunup gereği düşünüldü: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde, davacı şirketin yurt dışından ithal ettiği elektrik-elektronik ürünler ile ses ve görüntüleme sistemlerinin satışı, pazarlaması ve kurulumu faaliyetinde bulunduğunu, müşterilerinin önemli bir kısmının kamu kurum ve kuruluşlarından oluştuğunu, bu kapsamda davalı kurumun talebi üzerine, Japonya üretimi, 4,7m² yüksek çözünürlüklü ... marka piksel LED ekranın ithal edilerek 03/12/2019 tarihinde davalı kurum binası içine kurulumunun gerçekleştirildiğini, kurulum sonrası ürünün beğenilerek satın alınacağının bildirildiğini, ancak 2020 yılında başlayan pandemi nedeniyle satın alma sürecinin akamete uğradığını, buna rağmen ürünün yaklaşık 2,5 yıl boyunca davalı kurum tarafından bedelsiz şekilde kullanıldığını, bu süreçte düzenli bakım ve koruyucu işlemlerinin davacı şirket tarafından yapılmış olup, satın alma işlemi için yeniden başlayan müzakerelerin sonuçsuz kaldığını, davacı şirketin, ürünün bu denli uzunca bir süre boyunca herhangi bir bedel ödenmeksizin kullanımı sonucu, kullanım, bakım ve yıpranma bedeli bakımından üç kalem zararının oluştuğunu, toplam zararın tespiti için Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2022/121 D. İş sayılı dosyasında yapılan keşif akabinde düzenlenmiş olan 26/04/2022 tarihli bilirkişi raporunda görüntüleme sisteminin 03/12/2019 tarihinden itibaren davalı nezdinde kurulu ve çalışır halde bulunduğunun tespit edildiğini, bu tespit sonrasında davacı şirketçe davalı kuruma başvurularak ürünün satın alınmasına yönelik işlemlerin başlatılmasının, ürünün kaldırılması talep ediliyorsa, kullanım, bakım ve amortisman bedelleri yönünden davacı firmanın uğramış olduğu zararın sebepsiz zenginleşme dolayısıyla talep edileceği hususunun ihbar ve ihtaren bildirildiğini ancak davalı kurum tarafından gönderilen 06/05/2022 tarihli cevabi yazı ile davacı şirket taleplerinin reddedilmiş olması nedeniyle eldeki davanın açılması zaruretinin doğduğunu belirterek, dava konusu görüntüleme sisteminin davalı kurum tarafından bedelsiz şekilde kullanımından doğan kullanım bakım ve yıpranma bedellerinin bilirkişi marifetiyle tespiti ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir alacak kalemi yönünden şimdilik ayrı ayrı 1.000,00'er TL olmak üzere toplam 3.000,00 TL'nin kurulum tarihi olan 03/12/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında sunulan 19/12/2023 tarihli talep artırım dilekçesiyle kullanım bedeli yönünden talep 59.312,87 TL'ye yükseltilmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde, zamanaşımı def'ini ileri sürmüş, davalı kurumun 233 sayılı KHK uyarınca faaliyet gösteren iktisadi devlet teşekkülü olup ticari nitelikte faaliyet gösterdiğini, davacının da anonim şirket olması nedeniyle uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde bulunduğunu, bu nedenle görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu ve ticari davalarda dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunluluğunun yerine getirilmemiş olması nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, esasa ilişkin olarak ise; taraflar arasında, dava konusu görüntüleme sisteminin satın alınması, kiralanması yahut da bedeli mukabilinde kullanımına dair herhangi bir sözleşme bulunmadığını, davacı şirketin, dava konusu ürünün davalı kurum binasında reklam amaçlı sergilenmek istenmesi üzerine davalı kurum tarafından gerekli kolaylığın sağlandığını ve davacı şirkete bu imkanın tanındığını, yani, dava konusu görüntüleme sisteminin kurulumunun davacı şirketin ticari tanıtım amacıyla gerçekleştiğini, davalı kurumun dava konusu görüntüleme sisteminden herhangi bir menfaat elde etmediğini, dava konusu görüntüleme sisteminin davalı kurum tarafından sipariş edilmediğini ve kabulünün de yapılmadığını, davalı kurumun ihtiyaç duyması halinde kendi tedarik yöntemleriyle temin yoluna başvuracağını, sonuç itibariyle, davacı şirketin iddia ettiği gibi haksız veya sebepsiz bir kullanım bulunmadığını, davalının malvarlığında herhangi bir artış meydana gelmediğini, davacının kendi talep ve iradesiyle kurup sergilediği dava konusu görüntüleme sisteminin 15/06/2022 tarihinde davacı şirketçe sökülerek götürüldüğünü belirterek, davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEME KARARI:Mahkemece; davacının davasının dava ve ıslah dilekçeleri kapsamında kısmen kabulü ile; 59.312,87 TL kullanım bedelinin, 06/05/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının yerinde görülmeyen diğer istemlerinin reddine karar verilmiş, hükme karşı süresinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf talebinde, mahkemece, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin zamanaşımı süresinin dikkate alınmadığını, dava konusu görüntüleme sisteminin davacı şirketin talebi üzerine yalnızca teşhir amacıyla davalı kurum binasına kurulmuş olup taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını ve bu sebeple davacı şirket yönünden kullanım bedeli alacağının doğmadığını, sistemin teşhir amacıyla kurulmasına rağmen mahkemece bunun satın alma iradesi veya kabul anlamında değerlendirilmesinin yanlış olduğunu, kaldı ki, davacının anonim şirket olması hasebiyle Türk Ticaret Kanunu uyarınca tacir olduğunu ve tacirlerin yaptığı işin “ticari iş” olması esasından yola çıkılarak davacının “basiretli bir iş adamı” gibi davranmak yükümlülüğü altında bulunduğunu, davalı kurum tarafından dava konusu görüntüleme sistemi için Kamu İhale Kanunu uyarınca ihaleye çıkılmamış veya sözleşme talebinde bulunulmamış olması nedeniyle taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin kurulmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, dava konusu görüntüleme sisteminin taraflar arasında sözleşme kurulmadan, kurulumunun yapılarak teşhirinin sağlanmasından kaynaklanan sorumluluğun basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olan davacı şirketin kendisine ait olduğunu, dava konusu görüntüleme sisteminin, davacı şirketin talebi üzerine davalı kurum binasında teşhir edildiğini, bu sebeple davalı kurumun davacı şirket aleyhine sebepsiz zenginleştiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, dava konusu görüntüleme sisteminin davacı tarafça sökülerek geri alınmış olmasının taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığının açık kanıtı olduğunu, ayrıca sistemin kamuya açık olmayan bir alanda bulunması, hedef müşteri kitlesine hitap etmemesi, TCDD'nin benzer sistemlere zaten sahip olması ve sistemin esasen davacı ürününün reklamına hizmet ediyor olup, ürünün kurulumundan dolayı davalı kurumun herhangi bir menfaat elde etmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı şirket vekili ise katılma yoluyla yaptığı istinaf başvurusunda, davacı şirket alacağı yönünden herhangi bir zamanaşımı süresinin dolmadığını, dava konusu görüntüleme sistemini herhangi bir bedel ödenmeden 2,5 yıl davalı kurumun kendi menfaatleri için kullanmış olup, bu bağlamda dava dilekçesinin hiç bir bölümünde, taraflar arasında tazmin borcu doğuran olayın "sözleşme" olarak nitelendirilmediğini, bunun yerine özellikle TBK md. 77 ve devamında düzenlenen sebepsiz zenginleşmeye atıfta bulunulduğunu, ancak diğer yandan, taraflar arasında, bu kullanıma uzun süre ses çıkarılmayarak rıza gösterilmesi nedeniyle örtülü olarak sözleşme ilişkisinin kurulduğunun açık olduğunu, mahkemece bu görüşün benimsenmemesi halinde tazmin borcunu doğuran olayın TBK m. 77 ve devamında düzenlenen "sebepsiz zenginleşme" niteliğinde kabul edilmesi gerektiğini, bu nedenle tarafların aralarında yazılı bir sözleşme olmasa bile oluşan ve devam eden fiili durum nedeniyle, dava konusu ürünün davalı kurum tarafından herhangi bir ücret veya bedel ödenmeden kullanımı nedeniyle mahkeme tarafından verilen kararın hukuka uygun olduğunu, davalı kurumun 2.5 yıl süre ile istifade etmesine rağmen ödemediği kullanım, bakım ve amortisman bedelleri yönünden kendi lehine ve davacı şirket aleyhine zenginleştiğini ve bu bedelleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre avans faizi ile birlikte iade etmekle yükümlü olduğunu, görüntüleme sisteminin herhangi bir yerinde ya da çevresinde, ürünün ya da davacı şirketin tanıtıcı hiç bir ünvan, marka ya da alametinin bulunmadığını, dolayısıyla, dava konusu görüntüleme sisteminin, tanıtım, reklam ve teşhir amacıyla kurulmuş olduğu iddiasının dayanaksız olduğunu, kurulduğu günden bugüne kadar 4 aylık periyotlarla davacı şirket tarafından periyodik ve koruyucu bakımları yapılmış olan ürünün yaklaşık 2,5 yıla yakın bir süre davacı kurum tarafından ücretsiz olarak kullandıktan sonra taraflar arasında yapılan müzakerelerin sonuçsuz kaldığını, dosyada mübrez raporların davacı şirket aleyhine eksik hesaplamalar içermekle birlikte, davacı tarafın iddia ve beyanlarıyla uyumlu olup, davanın haklılığının bilirkişi raporlarıyla tespit edildiğini, hem kök rapor hem de ek raporda davacı şirket mülkiyetinde olan görüntüleme sisteminin davalı kurum tarafından kullanıldığı, ancak bu kullanıma ilişkin herhangi bir ödeme yapılmadığı ve davacı şirketin kullanım bedeline hak kazandığının açık ve net bir şekilde tespit edildiğini, her ne kadar dosyada mübrez raporların davacı şirket iddia ve beyanlarını doğrular nitelikte olsa da yukarıda yer alan hususlar haricinde kullanım bedeli miktarının tespiti ile bakım ve yıpranma bedeline yönelik inceleme, değerlendirme, tespit ve hesaplamalar yönünden hatalı ve eksik olduğunu, bilirkişi raporunda, kullanım bedeli adı altında amortisman hesabı yapıldığı halde, dava konusu görüntüleme sisteminin yıpranmaya uğramadığı belirtilmekle raporun kendi içinde çeliştiğini, dava konusu görüntüleme sisteminin yurt dışında üretilip, Euro üzerinden ithal edilerek Türkiye'de de Euro üzerinden fiyatlandırıldığını, bu sebeple hesaplamaların Euro üzerinden yapılması gerektiğini, bu durumda, re'sen seçilecek yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak davacı şirketin kullanım, bakım ve yıpranma bedellerinden oluşan toplam gerçek zararının tespit edilmesi için katılma yoluyla yaptıkları istinaf başvurularının kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE :Dava, davacı şirket tarafından ithal edilerek davalı kurum binasına kurulan LED ekran görüntüleme sisteminin uzun süre bedelsiz kullanıldığı iddiasına dayalı olarak; kullanım, bakım ve onarım bedelinden kaynaklanan tazminat/alacak istemine ilişkindir. Dava, ilk olarak Ankara 35. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, anılan mahkemenin verdiği görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine yargılama Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmiştir. Uyuşmazlık, davacı şirketin, dava konusu görüntüleme sistemi nedeniyle davalı kurumdan sözleşme ilişkisi kapsamında yahut da sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olarak bir alacağının olup olmadığı ve varsa alacağın miktarına ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, Birinci Kısım, Birinci Bölümde borç ilişkisinin kaynakları "Sözleşme, Haksız Fiil ve Sebepsiz Zenginleşme" olarak üç ana başlık altında düzenlenmiştir. Anılan Kanunun 1. maddesinde; "Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir." hükmü, 2. maddesinde; "Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır. İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar. Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklıdır." hükmü, 6. maddesinde, "Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır. " hükmü ve 7. maddesinde ise; "Ismarlanmamış bir şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz. Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü değildir" hükmü yer almaktadır. Diğer yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 18/2. fıkrasında; "Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir." hükmüne yer verilmiştir. Sözleşme, belirli bir hukukî sonucu meydana getirmek için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarından oluşan hukukî işlemdir (Tekinay, Selahâttin Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Hâluk/Altop, Atillâ: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 43 vd.). Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı kararlaştırılan alacağa sahip olur, borçlu ise alacaklıya karşı belirlenen edimi yerine getirmek zorunda kalır. Sözleşme ilişkisi geçerli olarak kurulduktan sonra, borçlu yararı bulunmadığı gerekçesiyle borcunu ifadan kaçınamaz. Zira, sözleşmelerin temel prensibi tarafların taahhüt ettikleri edimi ifa etmekle yükümlü olmasıdır. Buna “sözleşmeye bağlılık” (ahde vefa, pacta sunt servanda) ilkesi denir. Eldeki davada, davalı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları İşletmesi (TCDD), tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülü (İDT) olup, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının ilgili kuruluşu olarak faaliyet göstermektedir. İktisadi Devlet Teşekkülü olması hasebiyle 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa tabi olup, her türlü mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde diğer kamu idarelerinde olduğu gibi 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabidir. Kamu idarelerinin mal ve mülk edinmesi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gibi belirlenmiş kanunlar çerçevesinde ve hukuki prosedürlere uygun olarak gerçekleşmek zorundadır. İdarelerin mal alımlarında kamu yararı, açıklık ve saydamlık ilkeleri esas olup, teklif verilmeksizin veya şartnameye/sözleşmeye bağlanmaksızın idareye kendiliğinden teslim edilen bir mal idare için hukuki bir satın alma veya borçlanma doğurmaz. Kamu idareleri, özel hukuk sözleşmelerinde olduğu gibi zımni/örtülü kabul ile mal ve hizmet satın alamaz. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu uyarınca yapacağı alımlar ancak yazılı sözleşme ve önceden onaylanmış usuller ile (açık ihale, doğrudan temin vb.) geçerlilik kazanır. Türk Borçlar Kanununda yer alan örtülü kabul hükümleri kural olarak tacirler ve özel hukuk kişileri arasındaki ilişkilerde geçerli olup, kamu idareleri kamu gücü kullandığı ve kamu kaynaklarını harcadığı için özel hukuktaki örtülü kabul kuralları kamu alımlarında doğrudan uygulanmaz. Yukarıda yapılan açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda davalı TCDD Genel Müdürlüğü ile davacı şirket arasında dava konusu görüntüleme sisteminin satın alınmasına dair herhangi bir sözleşmesel ilişkinin bulunmadığı hususunda tereddüt yoktur. Bu durum davacı tarafın da kısmen kabulünde olup, davacı taraf sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olarak alacak talebinde bulunmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda borcun bir diğer kaynağı olarak öngörülmüş olan sebepsiz zenginleşme ise, anılan Kanununun 77 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 77. maddede; "Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur." düzenlemesi ile 78. maddede ise; "Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere göre borcun kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir tarafın malvarlığının diğer tarafın malvarlığı aleyhine çoğalması gerekir. Buna göre sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken haklı ve geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Zenginleşen, başkasının malvarlığından veya emeğinden haklı bir sebep olmaksızın elde ettiği zenginleşmeyi geri vermek zorundadır (TBK m.77/1). Eldeki davada, davacı tarafça, davalı kurumun, davacı şirket aleyhine sebepsiz zenginleştiği iddia edilmiş ise de, dava konusu görüntüleme sisteminin, davalı kurumun talebi üzerine davalı kurum binasına kurulumunun sağlandığı ispatlanamadığı gibi sonrasında da cihazın davacı tarafça sökülerek geri alındığı göz önünde bulundurulduğunda, davalı kurumun ne şekilde zenginleştiği somut bir şekilde ispatlanamamış olup, sebepsiz zenginleşmenin temel unsuru olan bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesisi cihetine gidilmiştir. Belirtilen nedenlerle, davalının istinaf talebinde haklı olduğu anlaşıldığından HMK 353/1-b.3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin "DAVANIN KISMEN KABULÜNE" ilişkin kararının kaldırılarak "DAVANIN REDDİNE" ilişkin YENİDEN ESAS HAKKINDA karar vermek gerekmiştir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. md. hükmüne göre istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; A-1)Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, B-2)Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.3 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin, 21/05/2024 tarih, 2023/101 E.-2024/370 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, Bu itibarla HMK'nın 353/1-b-3 maddesi uyarınca yeniden hüküm kurmak gerektiğinden, 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile geriye kalan 651,30 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 45.000,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 6-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, C-3)İstinaf başvurusu nedeniyle yapılan harç ve masraflar yönünden; 1-)İstinaf karar ve ilam harcının istek halinde istinaf kanun yoluna başvuran davalıya iadesine, 2-)İstinaf kanun yolu aşamasında davalı tarafça yapılan 622,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 3-)Eksik alınan 304,40 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-)İstinaf kanun yolu aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere 11/06/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır