Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1114 E. 2026/720 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1114
Karar No
2026/720
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/1114

KARAR NO: 2026/720

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 13/11/2019

NUMARASI: 2019/217 E. - 2019/1227 K.

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/04/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA DİLEKÇESİ:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalılar ile müvekkilleri arasında 28/03/2018 tarihinde borç üstlenme sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeye göre 1.300.000,00 TL’nin 01/09/2018 tarihine kadar ödenmesi gerekir iken ödeme yapmadıklarını, ....İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibine itiraz ettiklerini, ödeme yapılmadığı halde ödeme iddiasında bulunduklarını ancak ödeme belgesi sunmadıklarını, sözleşmeye imza inkarında bulunmadıklarını, ...borçtan sorumlu olmadığını iddia etmiş ise de kendilerinin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının açıkça yazılı olduğunu, faiz itirazlarının da geçersiz olduğunu, alacağın likit olduğunu belirterek davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalıların davaya cevap vermediği tespit edilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk derece mahkemesi 2019/217 esas, 2019/1227 karar sayılı, 13/11/2019 tarihli kararı ile; "Somut olayda, davacı taraf, 28/03/2018 tarihli sözleşme ile üstlenilen borcun ödenmediğinden bahisle başlattığı icra takibine itirazın iptalini talep etmiştir. Davalılar tarafından mahkememize cevap dilekçesi ibraz edilmemiş ise de, İcra Müdürlüğü'ne ibraz ettikleri itiraz dilekçelerinde, ... ve ...yönünden davanın husumet nedeniyle reddinin gerektiğini, borcun bu şahıslar tarafından üstlenilmediğini, imzanın şirket adına atıldığını, şirketler yönünden de borçlarının bulunmadığını, 450.000 TL'lik ödeme yapıldığını belirtmişlerdir.

Sözleşmenin geçerli olduğu, ......Ltd.Şti'nin borcu üstlenilmek suretiyle 1300.000 TL ödeme taahhüdü altına girildiği konusunda uyuşmazlık bulunmayıp, uyuşmazlık davalı gerçek kişilerin sözleşme ile üstlenilen borçtan şahsen sorumlu olup olmadığı, davalılar tarafından sözleşmeye göre ödenen miktar bulunup bulunmadığı hususlarında toplanmaktadır. İcra takibine dayanak 28/03/2018 tarihli "borcu üstlenme sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin tetkikinde, borcu devreden firmanın ..., borcu devralan şirketlerin ......AŞ Adına ..., ...olduğu, "borcu üstlenen firmaların hakları ve borçları" başlıklı kısmın 6.maddesinde borcu üstlenen her iki firma ve sahiplerinin asıl borçlu ....Şti ile birlikte bahsedilen alacaklıların tüm alacaklarına, müteselsilen ve müştereken sorumlu olduğu, yine "alacaklıların hakları ve borçları" kısmı 3.maddesinde .....firma yöneticileri ile tüm ortakları hep birlikte alacaklılara karşı tüm alacak kalemleri bağlamında müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları düzenlenmiş ve sözleşme tüm taraflarınca imzalanmıştır.

Tarafların sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde serbest iradeleriyle imzaladıkları sözleşmede, borçtan şirketlerin ve şirket adına işlem yapan yönetici ve ortakların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının düzenlendiği, sözleşmenin tamamının yorumunda tüm davalıların borçtan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun anlaşıldığı, itiraz dilekçelerinde ödeme yapıldığı belirtilmiş ise de, mahkememizce yapılan yargılama sırasında davalılar tarafından sözleşmeye göre ifa edilmiş bir ödemenin iddia ve ispat edilmediği, bu haliyle sözleşmeye istinaden başlatılan icra takibinde davalıların asıl alacak miktarı olan 1.300.000 TL'yi ödemekle yükümlü oldukları anlaşılmıştır.İcra takibinde asıl alacak ile birlikte 1.923,29 TL işlemiş faiz talep edilmiş ise de, takip tarihinden önce davalıların temerrüde düşürüldüğüne ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte davacı dava dilekçesinde dava konusunu 1300.000 TL olarak göstermiş olmakla iptali istenen itirazlı kısmın 1300.000 TL olduğu, faiz miktarının iptale konu edilmediği değerlendirilmekle açılan davanın kabulü şeklinde hüküm kurulmuştur. Yine dava dilekçesinde itirazın iptali ile birlikte "alacağın tahsiline" ibaresi kullanılmış ise de, davacı vekilinin bu hususta beyanı alınmış, mahkememizin 13/11/2019 tarihli duruşmasında davayı itirazın iptali olarak açtığını belirtmiştir. Neticeten açılan davanın KABULÜNE,

1-.... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyasında davalıların 1.300.000 TL asıl alacak kısmına yönelik İTİRAZIN İPTALİNE, takibin 1.300.000 TL asıl alacak üzerinden DEVAMINA,

2-Davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin kabulü ile asıl alacağın % 20'si oranında 260.000 TL icra inkar tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine " karar vermiştir.

İSTİNAF:

Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin detaylı araştırma ve inceleme yapmadan hukuka ve hakkaniyete aykırı karar verdiğini, müvekkili davaya konu borç üstlenme sözleşmesinden şahsi malvarlığı ile sorumlu olmadığını, şirket adına attığı imza hariç ayrıca bir imzası bulunmadığını, bu durum müvekkilinin ilgili sözleşmeyi kendi adına imza etmediğini gösterdiğini, dava dilekçesinde ki müvekkilinin müştereken sorumlu olduğunu yönelik iddianın gerçeği yansıtmadığını, müvekkili söz konusu sözleşmeyi ...Anonim Şirketinin yetkilisi sıfatıyla şirket kaşesini vurmak ve kaşenin üzerini imzalamak suretiyle şirket adına imzaladığını, sözleşmede müvekkilinin iradesi dışında “.... A.Ş. ve kendi adına” şeklindeki ibare yer almasına rağmen müvekkilinin kendi imzasını ayrı bir yere atamamış olmasın ilgili sözleşmeyi kendi adına imza etmediğini gösterdiğini, bu durum müvekkilinin iradesinin, ilgili sözleşmeden doğan borçtan şahsi malvarlığı ile sorumlu olmak istemediğini ortaya koyar nitelikte olduğunu, Türk Borçlar Kanununun 14. maddesinde “Yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur.” şeklinde düzenlenen hüküm ile müvekkilinin sözleşme metnini imza etmediği ve sözleşmenin tarafı olmadığı açık olduğundan söz konusu borcun müvekkilini bağlamadığını, bu hususa emsal teşkil edebilecek nitelikteki yargı kararları mevcut olduğunu, müvekkilinin ilgili borç ve ferilerine itirazda bulunduğunu, davalı şirketin muaccel olan borca ilişkin 450.000-TL tutarında ödeme yaptığını, alacaklıların iddiaları doğrultusunda herhangi bir borcu olmadığı ifade ettiğini belirterek usul ve yasaya aykırı mahkeme kararının kaldırılarak haksız ve kötü niyetli davanın reddi ile, hukuka aykırı gerekçelerle icra takibine geçen davacılar aleyhine asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı istinafa cevap dilekçesi sunmamıştır.

GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava; İİK'nın 67. maddesi kapsamında itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiği, davalı ... vekili tarafından, yukarıda yazılı sebeplerle borçtan şahsen sorumlu olunmadığından bahisle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.

Dosyanın tetkikinde; davanın ....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası yönünden ilamsız icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup taraflar arasında 28/03/2018 tarihli borç üstlenme sözleşmesinin imzalandığı konusunda ihtilafın bulunmadığı, davalı gerçek kişinin imzasının yetkilisi olduğu ...... şirketini temsilen atıldığını ileri sürdüğü, böylece istinaf sebepleri kapsamında mevcut uyuşmazlığın, davalı gerçek kişinin borç üstlenme sözleşmesine konu miktardan şirketle birlikte müteselsilen sorumlu olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmıştır.

Taraflar arasında imzalanan 28/03/2018 tarihli "Borcu üstlenme sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin tetkikinde; borcu devreden firmanın ..., borcu devralan şirketlerin ......AŞ ve kendi adına ..., ...olduğu, "borcu üstlenen firmaların hakları ve borçları" başlıklı kısmın 6. maddesinde borcu üstlenen her iki firma ve sahiplerinin asıl borçlu ....Şti ile birlikte bahsedilen alacaklıların tüm alacaklarına, müteselsilen ve müştereken sorumlu olduğu, yine "alacaklıların hakları ve borçları" kısmı 3.maddesinde ''firma yöneticileri ile tüm ortakların hep birlikte alacaklılara karşı tüm alacak kalemleri bağlamında müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları'' hususlarının düzenlendiği tespit edilmiştir.

TBK'nın 201. maddesi kapsamında borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşme olup borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar. Somut olayda 28/03/2018 tarihli sözleşmede yer alan davalı şirket yetkilisinin borcu üstlenen şirket yanında borca katıldığını belirten düzenlemeleri içerir hükümleri ve kendi adına atılan imzası karşısında, davalının borçtan müştereken ve müteselsilen sorumlu kabul edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Nitekim sözleşme özgürlüğü kapsamında taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebildikleri için sözleşme hukukunda temel ilke olan ahde vefa (......) ilkesi gereğince sözleşme hükümleri ile bağlı olup yerine getirmekle yükümlüdürler.

Dolayısıyla sözleşmeye göre ifa edilmiş bir ödemenin ispat edilemediği, bu haliyle sözleşmeye istinaden başlatılan icra takibine konu borçtan davalının müteselsilen sorumlu olduğu anlaşılmakla, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Tüm bu nedenlerle istinaf edenin sıfatı ile HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, yapılan inceleme neticesinde davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1.maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin .../11/2019 tarih ve 2019/.. E., 2019/.... K. sayılı kararına karşı, davalı ... vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 88.803 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 22.200,75 TL harcın mahsubu ile bakiye 66.602,25 TL harcın davalı ...'dan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3- Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 30/04/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1114, K. 2026/720, T. 30.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1114-e-2026-720-k-d14a2761af5b